Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Avrasya Birleşik Devletleri ya da Eurossia
18 Ocak 2011 Salı Saat 13:02

Türkiye ve Rusya Benzerliği Üzerine; 

Rusya ve Türkiye veya Ruslar ile Türkler lise ders kitaplarında anlatıldığı  üzere, ilk bakışta birbirinin amansız düşmanı olan iki ülke veya iki halk olmayıp, aslında pek çok toplumsal ortak özelliği olan hatta büyük oranda da etnik akrabalıkları bulunan halklardır. Toplamda beş yüzyılı aşan ikili ilişkilerin ancak yirmi beş senesi savaşma ile geçmiştir.

Bu etnik akrabalığın kaynağı büyük oranda Rusya coğrafyasından, Moğol-Tatar işgalleri, iç isyanlar ve bunların sonuçları ile Osmanlının yüzyıllar süren köle ticareti sebebiyle Türkiye coğrafyasına akan ve şimdi sayıları milyonları bulması muhtemel bizatihi Rus-Slav kökenli insan akını sebebiyledir. Halkların etnik oluşumunu bir kenara bırakacak olursak eğer, Türk ve Rus devlet aygıtının gelişim süreçleri ile yönetim sisteminde oluşturduğu kurumsal yapılanmalarda hem içerik hem de aksam olarak birbirine uygundur.  

Rusya da çarlığın 1917 Ekim devrimi ile, Türkiye de ise padişahlığın 1923 de cumhuriyetin ilanı ile ilga edilmesinin ardından, Rusya siyaseti Lenin’in her ülkede sosyalizm ilkesinin aksine sosyalizmin Stalin versiyonu olan tek bir ülkede sosyalizm söylemi ile, Türkiye siyaseti ise kapitalizm ile sosyalizmin arasına sıkıştırılmış melez yönetim şekli ile bugünlere taşınmıştır. Türkiye deki yönetim şeklinin adına son zamanlarda sıkça Kemalizm denmeye çalışılsa dahi, bu yönetim stilinin dünya ölçeğinde kurgulanan –izm’leri andırır bir şekilde kendine özgü bir muhtevasının ve toplumsal tasavvurlarının bulunmaması nedeniyle ayrı bir sistem veya özgün bir model önermesi olarak değerlendirilmesinde bulunmak zorlama kaçacaktır.  

Stalinist Sovyetler Birliği, tek ülkede sosyalizm ideolojisi gereği ülkede Komünist Parti yöneticileri yönetici ve üyeleri kanalıyla seçkinci bir bürokratik sınıf yaratırken, bir benzerini Türkiye Cumhuriyeti de kendi bünyesinde yaratmıştı. İlerleyen tarihi süreç takip edildiğinde, doksanlı yıllarına başında Stalinist Sovyet İmparatorluğunun çöküşünün yaşandığı, bununla aynı zaman dilimine tesadüf eden yıllarda ise Türkiye de demokratikleşme isteklerinin artığının, tespit edildiği görülecektir. Yüzyıla yakın bir zaman diliminde ayrı kutuplarda yer alarak birbirinden izole kalan iki ülke ve halkları benzer taleplerle değişim süreçlerini yaşamaya başlamıştır.  Rusya’nın ve Türkiye’nin içinde bulundukları değişim dönüşüm süreçleri, ülkelerin yine benzer faktörlere bağlı iç meseleleri yüzünden ağır aksak sürmektedir.  

Bu faktörler zaman içinde hem dönüşümün tetikleyicisi olmakta, kısmi olarak da değişimin önündeki statükocu engel koyucuların, değişimi durdurmada sığındıkları birincil veya ikincil sebepler haline gelmektedir. Türkiye geçirdiği hızlı değişim süreci sonrasındaki bu günkü pozisyonu, Rusya’nın SSCB’nin yıkılışından on yıl sonraki iki binli yılların başındaki durumunu andırmaktadır. Bir yanda eğitimden savunmaya bürokrasinin yeniden yapılanmasının gerekliliği apaçık ortaya çıkmışken, diğer yanda bunu kotarmak adına kısıtlı anayasa değişiklikleri ve devlet yapısındaki bir dizi ıslah çalışmaları ile oyalanmayı tercih etmekte, üstelik bu kısıtlı değişimlerde sürekli engellemelere ve şiddetli yapısal karşı koymalara uğramaktadır.  

Öte yandan Rusya da SSCB’nin yıkılışının ardından hızla yol aldığı demokratikleşme vizyonunda kendine net bir yol belirleyememiş olup, dağılma korkusunun tetiklediği savunma reflekslerinden sıyrılamamış ve on yıldır durağan hale geçmiştir. İki ülkede yönetimsel olarak tercih ve reform yapmakta aşırı bir şekilde zorlanmakta, devlet aygıtı demokratik sivilleşme ve doktriner bürokrasi arasında zaman zaman alevlenen kavgalara sahne olmaktadır. Her ihtimal düşünüldüğünde bu iki ülkede de kökten bir devrimci durumdan bahsedilemez. Süre giden ıslah programları olgusunda orta vadenin sonuna gelinmiştir ki, her iki ülkede mevcut sivil siyasal kotalar önümüzdeki yıllarda değişimci siyasal programlarını hızlandırmak ve uzun vadeli geleceğe uzanmak eğilimindedir. Çünkü mevcut durum sürdürülebilir olmaktan çıkmak üzeredir.

Bu durağanlık sınırından kurulmak için devlet aygıtının yapı  sökümü ile toplumsal kurgunun yeniden inşa edilmesi süreçleri Rusya da Avrasyacılık adıyla ikame edilmek istenirken bunun karşılığı olarak Türkiye de yeni Osmanlıcılık akım olarak bünyeye yer etmek üzeredir. İlerleme adına Avrasyacılık Rusya siyaseti için ne demek ise yeni Osmanlıcılıkta Türkiye için o dur. Mesele bu koşullanmaların uygulanmasında izlenecek metodun ekonomik-sosyal-siyasal bileşik türünü oluşturan jeostrateji ile ülkelerin öncelikle kendi iç ve gerekse dış ilişkilerini düzenlemede demokrasinin ne kadar etkinlik kazanacağını belirlemede yaşanan iradi krizlerin aşılması sorunudur. Rusya’nın ve Türkiye’nin bugünü ile geleceğinin önündeki engeller liberalleşmenin önündeki engeller bütününden ibarettir.

Türkiye de bürokratik unvan sahipleri tarafından Avrasyacı Rus tezlerine iştirak zaman zaman dillendirilmiş ise de, hem ABD kaynakları  ile yetiştirilip sonrasında ABD muhalifi olma gibi şark kurnazlığına kimse izin vermemektedir.  
 

Avrasya da Rusya; 

SSCB’nin yıkıldığı 1991 yılına kadar geri gittiğimizde, Rusya’nın Avrupa topraklarının geçmişi Napolyon savaşlarının sonunda Rus Çarlığının Avrupa topraklarına eşit olduğunu görürüz. Bu sınırlarda sadece Kırım savaşı, Ekim devrimi süreçleri ile ikinci dünya savaşındaki Alman işgalinin geçici zaman diliminde değişikliklere yol açmıştır. Eğer 1492 ye kadar geriye gidersek bu topraklarda Rusya diye bir şeye rastlayamayız. Onun yerine yine aynı topraklarda Psokov Cumhuriyeti, Moskova Prensliği, Tötön Şövalyeleri, Ryazan Prensliği, Altın Ordu Hanlığı, Kırım Hanlığı, Kazan Hanlığı, Polonya Krallığının toprakları ile sınırları daha az kesin olmakla birlikte Çerkeslerin inatla ellerinde tutukları topraklar çıkar karşımıza.  

Rusya’nın kuramsal temeli kuzey batı topraklarına odaklı ama Asya’nın merkezine dek uzanan eş merkezli dev bir kent hiyerarşisine dayanır. Rusya genişleme sürecinde işgal ettiği toprakları kentsel yönetim alanlarına bölerek gerek askeri gerekse sivil nüfusu yeni fethedilen yerlere kaydırarak bir yönetsel kentler zinciri kurmuştur.  Ortaya çıkan bu dolaylı yönetim zincirinin devlet yöneticileri büyük yetkilerle donanmıştı, bu yetkiler zamanla ucuz maliyetli ve olabildiğince büyük ölçekli kısmen de merkezileşmiş bir hükümet aygıtının yaratılmasını sağladı. Devam eden süreçte bu mirası devralan SSCB gücünü çarların asla ulaşamadığı kadar Batıya taşıdı. Rusya’nın muazzam genişlikteki topraklarında yönetimin olabildiğince merkezileşmesi hesapları Çarlardan ve Sovyetlerden kalan bir mirastır. Merkezi yönetim hamlesi Çar 1nci Pavel (1796-1801) zamanında başlatılan aristokrasinin himayesinde kurulmuş özerk bir bürokrasi ve askeri örgütlenme şematiği zamanla soylu sınıflara dayanmayan, ama devletin yönetimini üstlenen dev bir yönetici sınıfın ortaya çıkmasını sağladı.  

Aristokrasiyi kendi topraklarının yönetimi ve geliri ile baş başa bırakırken bölgesel yönetime olan bağlılığını ve gücünü de zayıflattı. Çar 2nci Aleksandr (1855-1881) köylülere özgürlük vermekten, işgal altındaki Polonya ya çeşitli hürriyetler tanımaya kadar bir dizi reform ve liberal girişimlerde bulundu. Asıl hedeflerine ulaşamasa da bu reformlar Rus devlet siyasetinde derin etkileri oldu. Soyluların devlet yönetimindeki etkilerin tamamen kaldırıp, yüksek devlet görevlilerinin denetiminde olan kurumlar yaratarak Rusya’yı dolaysız yönetim yolunda ilerletti. Rusya Bolşevik devriminde bu ölçülerle girmişti. Zaten var olan ve zemstvo denen hiyerarşik bölge meclisleri, komünler ve yerelden ulusala doğru uzanan mahkemeler devrim sonrasındaki idari yapılanmanın sağlam temeli oldu. Ayrıca yerel meselelere yukarıdan aşağıya doğru, doğrudan müdahale için elverişli koşulları kendiliğinden sağladı. Bolşevikler devrim sayesinde özgürleşen ulusların kendi başlarına varlık kazanabilecekleri SSCB ye ancak zorlanarak katılacaklarını tahayyül etmemişlerdir.  

Lenin büyük Rusya şovenizmini tartışmaya açarak; bu politikanın iflasının sorumluları olarak otoriter ve merkeziyetçi yeni jakobenleri gösterdi. SSCB bunlara ilaveten başka hiçbir devlette görülmeyecek bir azınlıklar politikası belirledi. Bir yanda azınlıkları devletin çıkarı için kullanıma örgütlerken diğer yandan hemen hiçbir etnik azınlık atlanmayarak, kendi kendini yönetimin çerçeve ilkesi kısıtlı veya yetersiz de olsa hayata geçirilerek Rus olmayan etnik unsurlara ulusal idari yönetim sınırları tanındı. Rus çarlığının son dönem merkezileştirme stratejisi bu yolla başka bir boyuta taşınmış oluyordu. Bu anlamda çelişkili bir sürece de girişilmiş oluyordu. Rusya’nın damgasını taşımasa bile bütün SSCB de geçerli kanunların fazlalaşması, Rus olmayanların yasalar yolu ile Sovyetleştirilmesi, statülerinin eşitlenmesi, Rus olmayanların Rus olmayan etnik yörelerde yönetim kademelerine getirilmesi Ruslaştırma siyaseti olarak halkların belleğinde yerleşti.  

Sonuçta ekonomik çöküntünün eşlik ettiği buhranda SSCB dağıtıldı. SSCB ertesinde RF, birinci dünya savaşı sonunda dağılan İngiltere İmparatorluğunun yaptığı gibi bir Common Wealth, kurmaya çalıştı. RF’nin milletler topluluğunun adı Bağımsız Devletler Topluluğuydu. İşlerliği ve kapsamı tartışılsa da dünya ölçeğindeki en büyük organizasyonlardandır.

Bugün için Rusya Federasyonu 21 federal cumhuriyet, 6 kray (büyük bölge), 49 oblast (il), 2 federal şehir, 1 özerk bölge ve 10 özerk yönetim birimi (okrug) bulunmaktadır. Bu subyektler ise 8 federal çerçeve bölge ile ilintilenmiş durumdadır. 2003 yılından itibaren yapılan referandumlar ve 2005 yılından itibaren getirilen idari düzenlemeler ile bu bölgelerin bazılarının birleştirilerek idari birim sayısında azaltma yapılmaya çalışılmaktadır. Rusya federasyonu yatay enlemde uzanan dünyanın en geniş ülkesi olma hüviyetindedir. İdari açıdan bu yatay uzanım kaçınılmaz olarak dikey bölünmelere uğratılan yönetim bölgelerine ayrılmıştır. Bir yapı ne kadar karmaşıksa tepeden kontrol sağlamak o kadar güçleşeceğinden, iki binli yılardan itibaren Rusya hükümetlerinin çözüm önerisi kontrol etmek için basitleştirmek ilkesi üzerinde durmak olmuştur. Oysa bu karmaşık bileşim, günümüzün daha farklı kültürler ve kimlikler anlamına gelen yeni zamanların merkezinde yer almaktadır. Eskinin çarlık rejiminin eyalet veya sosyalist dönüşüm programlarının Sovyetleştirme taktikleri ile çözülemeyecek kadar girifttir. Daha karmaşık ve karşılıklı bağımlılık ilkesine dayanan bir sistemde, toplumu radikal bir biçimde basitleştirme ve sistem içerisinde mevzilenmiş güçlerin dolambaçlı yapıları yerine jeostratejik içerikten hareket eden birleşik bir programı geçirmeye kaynaklık eden faaliyetler kompozisyonu Rus Avrasyacı ana akımı düşüncesinden beslenmektedir.  

Avrasyacı  Rusya Teorisi ve Çıkarımlar; 

Avrasyacı  Rusya ana modelinin açıklaması temel teoride Rusya’nın uzanmış olduğu idari sınırları korumayı amaçlayan, eskinin Rus merkezli siyasal hegemonyasından çok fazla kopamayan, fakat Rus olmayan halkları bu jeostatejik programa katılmaya iknada bir nebze olsun açık fikirli davranan, sanki geçmişte Rus Çarlığının imparatorluk aygıtında pek çok öğeyi aldığı Moğol-Tatar stili dolaylı yönetim anlayışını benimseyen bir yapılaşmayı öngörmektedir.

Bu yaklaşımın jeostratejik olmaktan çok manevi mesajına göre Rus olmayan halklar siyasal sistemde tanımlanmış ve tanınmış ulusal varlıklar olarak sabitlense de, halkların kendi politik ve askeri örgütlenmeleri yine kısıtlı olacaktır. Ve bir nevi ileride 3ncü Roma imparatorluğu olması tahayyül edilen Avrasya Rusya’sında, Rus olmayan halklar; Çarlığın Kazakları ile Romanın Lejyonlarının bir karışımı olan görev ifa edeceklerdir. Ülke içerisindeki tüm bürokratik yönetim karşıtlıkların ideolojik bütünlemeler ve dikey eksende konumlandırılmış idari yapılaşmalarla aşılacağı varsayılmıştır. Yapılaşma biçemi, restore edilmiş Çarlık bürokrasisinin, yine elden geçirilmiş SSCB nin cihan şümul jeopolitik derinlik politikası doğrultusunda hazırlanan ideokrasi menşeli olacaktır.  

Bu amaçla Avrasyacı akım;

- Rus milliyetçisi veya slavyanofil jeopolitik politikalar ile bu siyaseti savunan grupların karşısındadır.

Rus milliyetçiliğini Avrasya karasal imparatorluğunun karşıtı, batılı güçlerin kurguladığını söylemektedir. Son yıllarda Rus devlet eli tarafından dolaylıda olsa desteklenen Rus Milliyetçiliği, demokrat-liberal eksendeki her türlü gelişmenin ve muhalefetin tıkayıcısı bir anlamda V.Putin’in ve bu günkü Rus iktidar sahiplerinin,  gölge gücü, yarı militarist sivil uzantısı olmuştur. Putin kendisine karşı olan herkesi Rus Milliyetçiliği ile imtihan etmektedir. Fakat bu her şeyden sonra Rusya’nın kendisine zarar vermektedir.  

     — Ancak şu anki Rus yönetiminin ana kanadı Rusya federasyonunun emsallerine kıyasla bölgesel güç kategorisindeki açık ara büyüklüğü ile yetinip 19yy da ki pekişme stratejisini tedavüle sokarak yönetimin daha fazla merkezileştirilmesini savunmaktadır. Bu ekole Rus derin devleti ZemsySaborun atadığı Rusya başbakanı V.Putin öncülük etmektedir. Otokrat bir çar-başkan ve siyasal rejim kabulü üzerine kurulu olan Rusya bürokrasisi, ne zaman bir yönetim krizi ortaya çıksa, yönetimin içerisinden gelen örgütlü darbelere karşı korunmasız kalmaktadır. Gorbaçov’a yapılan darbe girişiminde su yüzüne çıkan Rus derin devleti ZemskySabor, beceriksiz Yetsin döneminde başarılı olmuş ve Putin’i iktidara getirmiştir. Zemsky Sabor’un benzer taklitleri için Türkiye de değişik isimler kullanılır. Mesela Encümeni Daniş gibi. 

- Avrasyacı akımın önündeki en büyük engelde Putin ve onun ulusalcı kadrolarıdır. 2003 den beri zaman zaman RF de yapılan idari değişikliklere Avrasyacı akımın kaynaklık yapılmış gibi gözükse de, Avrasyacı akım arada bir RF’nin Çarlık Rusya’sına geri dönüşünün mevzuatı gibi nitelendirilse de Avrasyacı akım bu görüşlerle tam olarak bağdaşmaz. Olsa olsa SSCB’nin politik ve ekonomik revizyonu isteği ile karşılaştırılabilir, o da ancak SSCB’de var olan sistematiğin büyük kısmının atılması ile görünür hale gelebilir.

- Rusya Federasyonun, Rus ulus devleti şekline dönüştürülmesinin karşısındadır. Avrasyacı ana akım düşünce sistematiği,  olayın merkezine maddi unsur olarak Rusya’yı koysa da, manevi ve hukuksal açıdan Rus olmayanları da hoşnut etme eğiliminde gözükmektedir. Rusya’nın kesinlikle üniter bir ulus devlet şekline büründürülmesine karşı olduğu gibi, şimdiki haliyle kalmasına da karşıdır. Araf’ta bekleyen Rus olmayan halklar için gidişatın Avrasyacı eğilime kayması şu anki durumlarında iyileşmenin habercisi olabilir.  

- Rusya federasyonun bölgesel güç limitinde kalmasının/bırakılmasının karşısındadır. Avrasyacı akım Rusya Federasyonun Avrasya kıta imparatorluğuna dönüşmesinin ifadesidir. Bu manada Rusya’nın bölge gücü olarak ikame edilmesinin gereksizliği üzerinde durmakta, Rusya’nın dünyanın eksinindeki büyük boşluğun doldurulması için süper güç olarak yeninden canlandırılmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. 

- Rus olmayan halkların sınırlarının yeniden belirlenmesini, kalan bölgelerin ise yeninden örgütlenmesini öngörmektedir. Rusya federasyonunda bilimsel alt yapıya dayanan bir milliyetler politikası ve halklar hukuku teorisi taraftarıdır. Bu RF deki idari reformların devamının destekleneceği anlamında geldiği gibi Çerkes halkının geleceği için önemli olacak bir taleptir. Ayrıca Çarlık, SSCB ve devamında RF’nin belirli bir ilkeler bütününe bağlı halklar hukuku olmamıştır. 

- Avrasyacı akım, Rus halkının içinde yaşattığı varsayılan değerlerin, kutsal kurtarıcı ülkünün (idea) beseleyicisi olduğundan hareketle, doğuda Japonya, batıda Almanya ve Fransa ile ittifaka dayalı bir Avrasya kıtasal imparatorluğunun kurulmasını önermektedir. Avrasyacı akım her ne kadar Rus halkının benliğinde büyük olmak dürtüsü ve kurtarıcı halk itibarını taşıdığını iddia etse de, bu değerlerin özellikle Alman ekonomik gücü, örgütsel ağları ve bilimi, Fransız hukuk literatürü ve kültürü Japon yüksek teknolojisi ile desteklenmeden-beslenmeden Rusya’yı tekrar süper güç kategorisine yükseltmeye yetmeyeceğini bilmektedir. Rusya’da ki Alman ve Fransız etkisi Rusya’nın temellerini atan Çar Deli Petro (1672–1725) tarihine kadar geriye gider. O zamanlardan beridir Alman veya Fransız kökenli pek çok kişi Rus devlet hizmetinde bulunmuş ve bunlardan aristokrat soylar türemiştir. Dünyanın küresel ekseninin taşıyıcı olan batı meşeli küresel değerlerin içselleştirilmesi açısından Avrasyacı akım RF için önemlidir. Fakat batı bloğunun stratejisi olarak Almanya ile Rusya arasında kuvvetli bir Polonya’nın vücuda getirilmesi vardır. Ayrıca Baltık ülkeleri, Ukrayna ve Polonya üzerindeki nüfuz çatışmalarında Rusya ile Almanya tarihsel rakiplerdir. Japonya ile aralarında Kuril adaları sorunu vardır ve halledilmesi epey vakit alacaktır. 

- Avrasyacı akımın ana müttefikler listesinde güney komşusu İran’da vardır. İki ülkenin yakınlaşması son yılların dikkat çekici bir olayı gibi görülse de, Rus-İran ilişkileri 1828 deki savaştan beridir kötü bir duruma düşmemiştir. Hatta Rıza Şah Pehlevi bile Çarlık Rusya’sında yetişmiş bir süvari tümgenerali. Fakat ilişkiler Rusya da ki Bolşevik devrimi sonrasında eskisi kadar iyi gitmemiş, ikinci dünya savaşında ise müttefiklerin İran üzerinden Rusya’ya silah ve lojistik yardımı yapmasına karşı çıktığı için İran işgal edilmiş ve Şah İngilizler tarafından devrilerek yerine daha batı yanlısı politikalar benimseyen oğul Pehlevi getirilmiş. Son yirmi yılda ise İran-Rus ilişkileri giderek artan bir potansiyeli üretmiş. İran Rus Avrasyacı akım için Orta Asya’nın kendisi demek. Orta Asya da ve Ortadoğu da ki İslami muhalefetin anahtarı, aynı zamanda bu bölgede batı karşısında tutunmada stratejik partner hüviyetinde.  

Ortadoğu da ki deniz aşırı jeopolitiğe etki etme anlamında İran Rusya için bir sıçrama tahtası özelliği arz etmektedir. Rusya’nın değişerek farklı alanlara çekilmesinden ürken mevcut Rus hükümeti, iç işlerinde rahat bırakılmak kaydıyla İran’ la olan özel ilişkilerini bir anda bitirebilir. Bunun yolu ise İran’a askeri müdahale seçeneğini elinde tutan batı bloğunun Dağlık Karabağ ihtilafında yeni bir savaş çıkartmasıdır. Bu yol özellikle İsrail tarafından desteklenmekte olduğu söylenmektedir. Dağlık Karabağ üzerinden çıkartılacak bir Ermeni-Azeri savaşı tüm dünyayı etki derecesine matuf olmadan ilgilendirecektir. Medya tarafından abartılarak sürdürülen kampanya neticesinde bölgesel aktörlerin işe karışmasıyla İran’ın dikkati dağılacaktır. Devamında Rusya sınırlarında küçük ölçekli yeni bir çatışma alanın vücuda getirilmesi (Karaçay-Çerkesya vb.) İran’a askeri müdahaleyi daha da kolaylaştıracaktır. Bu anlamda Karabağ çözümsüzlüğü büyük güçlerin elindeki ne zaman kullanacakları bilinmeyen bir kozdan ibarettir. Rusya’nın da bu sorunu çözmede yeteneksizlik göstermeye devam etmesinin kendisi için iyi sonuçları olmayacaktır.   

- Pek açığa çıkartılmak istenmese de Avrasyacı Rusya akımının esas meselesi kıta Avrasya’sında, karşıtı olan Amerika Birleşik Devletlerinin detayları biraz daha farklı olsa da onun bir benzerini yaratmaktır. Fakat RF’nin geçirdiği evrimler ve değişime konan direnç nedeniyle bunun fırsatı kaçmıştır. Geleceğin yeni süper gücü Avrasya da Çin olacaktır ve bu payeyi ABD ile uzun süre paylaşacaktır. Yeni bir güç olarak ortaya çıkmak isteyen her kim olursa olsun, bunu başarabilmek için tedavüldeki güç kaynağı ile olabilecek en yakın şekilde -savaş ortamları dâhil- ilişkide bulunması zorunludur. Bu olgu tarihsel olarak böyledir. Rusya SSCB sonrasında, kendi korkuları nedeniyle dünya küresel gücünün temsilcileri olan Atlantik bloğu ile (ABD-İngiltere) ilişkilerini geliştirememiş, ekonomik ve sosyal taşıyıcı değerleri geliştirip benimseyememiştir. Çin ise ekonomik değerlerini geliştirerek ABD’yi finanse eder konuma gelmiştir.

- Avrasyacı akım bütün reflekslerine rağmen RF de totaliter rejime muhalefetin belkemiğidir. Avrasya Rus İmparatorluğunun ya da Avrasya Birleşik Devletlerinin, Zemsky Sabor’un hatalı seçimi olan Putin ile asla olamayacağını bilen Avrasyacı akım teorisyenleri RF deki muhalif damarın terminolojik ve ideolojik alt yapısının besleyicisi olmuştur.

      —Avrasyacı Rusya tezleri hiçbir zaman gerçeğe dönüşemeyecek olsa bile, mevcut halinin geliştirilmesi ve yaygınlaşması ile demokrasi ve liberalizm taleplerine kaynaklık ederek, Rus devlet hafızasının değişime uğramasını sağlayabilir. Aynı örneği Türkiye’nin son yirmi yılında izlemek mümkündür. Aynı şekilde Türkiye’de küresel ve demokratik değerlerin yerleşmesi devlet hafızasını geriletmiş, gerek bireysel özgürlükler ve gerekse halkların hukukunu yükseltmiştir.  

Savaş  devleti kategorisinden sıyrılamamış bir Rusya’nın küresel dünya dengelerinde yeri yoktur. Rusya’nın yeni bir süper güç olma umudu da yoktur. Rusya’nın kıta gücü hüviyeti ile gerçekliğini muhafaza etmekten başka seçeneği yoktur. Radikalizmin yükseltildiği Rusya Federasyonu için bu yol, pekişmeyle değil ancak çöküşle sonlanır. Çünkü radikalizmin gelişmesine her şeyden çok fırsat sunan rejimin yapısının getirdiği manevi baskı, düşünsel yoksunluk ve maddi mahrumiyetler olmuştur. Avrasyacı akım Rusya halklarına bu olumsuzlukları yıkma fikrini aşılamaktadır.

Rusya kıta gücü olarak benliğini muhafazasında, savaş devleti seçeneğinden, refah devleti statüsüne kendisini yükseltmek zorundadır. Bu yol üretimden geçmektedir. Rusya hammadde ihracatçısı ülke konumundan kurtulmak için kendi ileri teknolojisini üreteceği silikon vadisini kurmaya çalışmaktadır.

Soğuk denizler ile çevirili Rusya için Kafkasya ve Karadeniz kıyıları ile onun Çerkesya bölgesi her dönem yaşamsal öneme haizdir. Be nedenle RF’nin geleceğini şekillendirmede etki edebilecek her türlü fikir sistemini öğrenmek durumundayız.


Bu yazı toplam 3616 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net