Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Zawurkan Zolan
Bir Ubıhın Vedası
09 Ekim 2010 Cumartesi Saat 18:31
İşte bak kardeşim, sonunda öğrendik konuşmayı.
Tatlı tatlı ve yalın konuşmayı.
Anlaşabiliyoruz şimdi-fazlası da gereksiz.
Ve yarın diyorum, daha da yalın olacağız.
Tüm yüreklerde, tüm dudaklarda aynı ağırlığı edinen
Sözleri bulacağız.

Adıyla anılacak her şey,
Ve ötekiler gülümseyip “böyle şiirleri biz de yüzlerce
Yazabiliriz” diyecekler.
Bizimde istediğimiz bu işte.

Çünkü şarkımız insanlardan ayrı sivrilmek için değil,
Kardeşim,
İnsanları birleştirmek içindir şarkımız.

Yannis Ritsos


Ajuk Sefer Tok’ un anısına


Omzuna kadar derin mezardan tek bir hamle ile çıkarak: “İşte bu kadar” dedi Melgoş Mustafa Koç. Gerçekten de “Bu kadar” dı 98 yıllık ömrün ebediyete intikali. 98 yıllık bir ömürde nokta kadar yer teşkil etmeyen 30 dakikaydı Eylül solgunluğunda bir bedeni toprağa verip üzerini örtmek. Babamı da böyle kendi ellerimle toprağa vermiştim. Ama bu defa sadece bir can değil, aynı zamanda canlı tarihimizin son kalesiydi üzeri kara toprakla örtülen. Göç ve sürgün yorgunu dedelerimizin son şahidiydi yitip giden.

Oysa hala dün gibi aklımda ve notlarımda 20 yıl sonraki karşılaşmamız:

- Hoş geldin Hampaz’ ın torunu şeref verdin evime.

- Hoş bulduk thamatem, önceki yıllarda da geldim ama bulamadım sizi.

- (Gülerek) Thamate’ mi kaldı sanki oğlum. Söyledi çocuklar kısmet bugüneymiş. Her zaman gel burası senin evin, köyün senin yurdun. Siz bu köyde Ubıhçayı son konuşan Thamez ve Hampaz kardeşlerin torunlarısınız, çocukluğumda yetiştim onlara. Rahmetli Deden de hem okul hem çocukluk arkadaşımdı, çocukluğum ve gençliğim sizin ailenizin içinde geçti. Hiç ayrılmazdık.

- Biliyorum Sefer amca, maceralarınız dillere destan olmuş. (Oda içindeki kalabalıkta gülüşmeler) Şartlar hepimizi başka yerlere sürdü. Hem kendi kültürümüzden hem de birbirimizden ayrı kaldık. Bizde artık ne Çerkeslik kaldı, nede dil.

- (Elini omzuma atıp sertçe sıkıp gülerek) Hampazi Yiko-Hampaz Yiko! (………………..) bizim olmasaydın köklerine bu kadar merak sarar mıydın? Bizde bir söz vardır. Biber tohumunu yeryüzünde hangi tarlaya ekersen ek, biber çıkar domates çıkmaz. Onun için sen bize aitsin.

Gülüşmeler içinde geçen bu bölümün son cümleleri, renkten renge girerek bukalemunluk mertebemin doruklarında hissettiğim gizli bir gururla karışık aldığım ilk dersti. Birde aması vardı bu işin, artık ne çocukluğumuzdaki tahta arabalarda fren yapmaktan altı delinmiş kara lastik ayakkabılar, ne de Adıgece konuşan gençler… Düğünlerde davul zurna ile misafir karşılarken Kafe çalan cep telefonlarının oluşturduğu tezatlık. Adıge ve Ubıh adlarının manası ise artık arka araba camlarına yapıştırılmış süslerden ibaret. GDO’lu düşünce yapısı ile ortaya çıkmış, yeni bir kültürün bilinçaltındaki gizli ezikliği.

- Artık dil konuşulmuyor Sefer Amca?

- Bir zamanlar ayrı bir millettik biz. Toprağımız, dilimiz kendi kültürümüz vardı. Savaştan sonra çok dağılmışız. Rus Şeytanına aman vermemişiz. Sonra Kimi Abazaların içine kimi Adıgelerin içine saklanmış, onlarla kader birliği yapmış, beraber savaşmış dedelerimiz. Sayımız az olunca onlardan kız alıp vermişiz. Sonra dedemiz babamız da Adıgece konuşmuş. Şimdi evlerde dil konuşulmazsa çocuklar nasıl öğrensin?

- Peki, köyde dedem, siz ve çağınız neden Ubıhça konuşmadı?

- Biz çocuktuk köyde tahta bir cami vardı, orada oynardık, büyüklerimiz bizden gizli bir şey konuştuklarında Ubıhça konuşurlardı. Hatta Türkçe konuşana (………………..) derlerdi. Çerkesce konuş derlerdi. Bizden sonra köye Adıge aileler yerleşmiş, onlarla iç içe geçince onlardan kız alıp vermişiz. Eskiden bizler babamızın karşısında konuşamazdık. Çocuk dili anasından alır, anası ne konuşursa onu öğrenirdi. Zaten ilkokul çağına gelmiş bir çocuğunda Ubıhça’ yı öğrenmesi çok zordu. Mesela dedenin anası Abzah Haydar’ lardandı, deden çok güzel Adıgece konuşurdu, Arapçası da çok iyiydi.

- Biliyor musun Sefer amca Abhaz lar Ubıhları da çağırıyor, pasaport veriyorlar.

- Sağ olsunlar var olsunlar, çok teşekkür ederim onlara, gidersen beni de götür Kafkasya’ ya.

(Birden eşi ve çocuklarından : “Olmaz, yüksek tansiyonu var, o yolu kaldırmaz” itirazları ve muhtarın müdahalesi sonucu sağlanan kısa bir sessizlik.)

- “Bak oğlum sana bir büyük nasihati: Adıgelerde bizim Abazalarda bizim. Gittiğin her yer de onların içine karış, onlarla dostluk kur, sıkıştığında onlara daya sırtını. Çerkes kültürünün olduğu yerden zarar gelmez kötülük olmaz……”

Bir daha hiç çıkmadı aklımdan “Beni de götür” sözü. Çünkü Sürgünde yanlarına sadece, Vatan aşkını ve “Yurtseverlik” duygusunu da sırtlanıp gelmiş bir kuşaktan kalmış ve genlerine işlemiş bir mirasın son kalıntılarıydı bu umutsuz istek. Sonra bir akşam yemeğinde yığılmış kalmış bedeni, yine de kolay can vermedi Ajuk’ ların o koca çınarı, aslanlar gibi direndi 2 gün, ama yine de tabiatın kanunu hükmünü sürdü ve usulca veda edip ayrıldı aramızdan. “Götüremedin Sefer Amcanı Kafkasya’ya” dedi eşi. Benimle beraber, biraz daha suskunluğuna gömüldü köy.

Ama biz biliyoruz ki yurtseverliğimiz macera için değildir, ya da biz istediğimiz için değil, tabiatımızın ve genlerimizin gereğidir. Belki de mağlup olmak içindir tüm seferlerimiz. Yeni kalelerimizi inşa edebilmek içindir birbirimizle mücadelemiz. Ve biz biliyoruz ki hiçbir şey için geç değil, biliyoruz ki pasif direnişte çözüm değil. Adıge Ulusu için yenilenmiş ve daha dirençli geleceğiz. Çünkü direnmek var olma savaşıdır, biz buradayız demektir. Direnmek özgürlüğe açılan ilk kapıdır…

Notlar:

1- Noktalı yerler Adıgece konuşulan yerlerdir.

2- Bu yazıya ailesi ve köy muhtarının da bulunduğu konuşmalardaki metinleri aktarılmıştır.

Bu yazı toplam 3853 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net