

Yanlış hatırlamıyorsam eğer J.BELL’in ‘’ÇERKESYADAN SAVAŞ MEKTUPLARI’’ adlı değerli eserinde o zamanın Çerkes özdenlerinin (Pşi-Work) avlanmak ya da zek’o amaçlı çıktıkları seyahatleri esnasında pek çok geceler açık arazide konaklamak zorunda kaldıklarını söyledikten sonra; bu maceracı grupların yamçılarının üzerine serilip yatmadan önce kendi etraflarına bir daire çizdiklerini ve birtakım ritüellerle bu daireyi kutsadıklarını anlatmaktadır.
Eski pagan ya da animist geleneklerin bir kalıntısı olarak sürdürdükleri bu uygulama ile gecenin şerrinden korunacaklarını düşünüyor olmalılardı. Ayrıca bu gruplar kendi aralarında, basit halkın ya da kendilerinden olmayan başka grupların kesinlikle anlayamayacakları özel bir dil ile haberleşiyorlardı. Bu dile (jargon) Şak’o bze (avcı dili) deniyordu. Uzun zaman süresince bu gelenek kendi içerisinde farklılaşarak devam etti. Çerkes halkının yönetim sınıfı olarak ortaya çıkan ve değişik gayelerin bir araya getirdiği gruplar gerek kendi özerk dairelerini kurmada gerekse kendi ararlarında halkın anlamayacağı bir dil ile konuşmaya devam ettiler.
Türkiye Çerkeslerinin entegrasyonda ivme kazanan üst sınıfları da özellikle 1990’lardan sonra hızla bu tür bir girift yapılaşmaya yöneldiler. Oluşturulan temsiliyet mekanizmalarında kendilerine müseccel bir daire çizdiler, bu alanı kutsadılar, dışarıda duranları yok saydılar, tek hâkim ve hegemonik güç olarak Çerkes halkının üzerinde modern süzeren menşeli mekanizmayı kurudular. Yapının imlasından kaynaklanan doğası gereği bu ilişkiler bütünü süzeren-vassal retoriğini hiçbir zaman aşamadı. Aykırı duranlar ya da dışarıda durmaya çabalayanlar ya yok sayıldı ya da bir şekilde toplum nezdinde egale edilmeye çalışıldı. Yok sayma veya yok etme girişimi toplumsal uzlaşı arayışının daha başlamadan tükenmesi anlamına geliyordu.
Temsiliyet mekanizmasının sosyo-kültürel yönelimleri veya halkın reel ihtiyacına yönelik faaliyetler alanına hiç değinilmeksizin, ana mekanizmayı toplum önünde meşrulaştırma çabası olarak Türkiye Çerkeslerinin içerisinden çıkmış kimi askeri veya sivil bürokrat kesiminin varlığı elitist yönetim sınıfı tarafından oldukça sık kullanıldı. Bu aynı zamanda müseccel dairenin sınırlarının daha da kalınlaştırılması, kendi alanlarının daha da kutsanması ve rakipsizlik anlamına da geliyordu. Son zamanlara gelinceye dek Türkiye Çerkesleri toplum içerisinde çıkmış devlet ve siyaset kişiliklerinin sözde varlığı ile uyutuldu. Fakat ana kitleye nazire edercesine temsil mekanizmaları devlet-siyaset-ekonomi alanlarında kendi aralarında ve ülkesel boyutta başka güçlerle Çerkes halkının anlayamayacağı jargonla (şak’o bze) konuşmaya, pazarlık yapmaya devam ettiler.
Doksanlı yıllardan itibaren sosyal-ekonomik ve siyasal anlamda hareketlenen Türkiye coğrafyasında Çerkes temsiliyetine soyunan fakat birbirinden ancak soğan zarı kadar farkları ihtiva eden grupların iç yüzü bu şekildedir. Bu organizasyonların temel güdüleri Türkiye’nin üçünü büyük etnik grubu olan Çerkesleri kendi sorunlarına yoğunlaştırmak yerine tamamen kısır veya güdük Çerkesleri doğrudan alakadar etmeyen bir takım olayların çevresinde dolaştırarak pasifize edilmesine yönelik olmuştur.
Bu elbette sistem içindeki karşılıklı bağımlılığın sonucudur. Çerkesler gerçek anlamda bu bağıntının farkına vardılar mı bilinmez. Fakat özünde insani eğilimlerin gereği olarak kendi sorunlarını gündeme getirmek isteyip de, temsil mekanizmalarının kapısını çalanlar olmuşsa da, entegrasyonun ve rasyonel girdinin çarkları arasında ezilerek yok edilmiştir. Çünkü kurumların kuruluş gayesi bir kaç insani eylem örgütü dışında tamamen kontrol üzerine kuruludur.
Kontrol edilen alan veya ahali kadar senedi-itibariniz vardır. Ve bu itibar üzerinden daha üst sistematiğin sofrasına oturabilir, pastada hak talep edebilirsiniz. Bu anlamda hiçbir yönetimsel üst sınıf oluşumu halka kendilerini eşit seviyeye getirecek bir alış verişe girmezler. Çerkes sorunlarının onlarca yıl Çerkes temsil mekanizmalarını gündemine gerçek anlamıyla girememesinin ve Çerkeslerin hızlı asimilasyonunun gerçek sebebi kanımca budur.
Fakat iki binli yıllar batı ülkelerine kıyasla geçte olsa Türkiye insanları için iletişimin ve enformasyonun hayatın akışına yerleştiği zaman dilimi olmuştur. Bu gelişmeye birde Türkiye’nin kendi içinde siyasal olarak demokratik, ekonomik olarak kendinden beklenilmeyecek kadar hızlı gelişmesinin dayattığı olumlu değişimler ve ayrıca nüfus arzında Çerkeslerin Türkiye siyasal-bürokratik kadrolardaki etkinliklerinin yitirilmesinin getirdiği boşlukta eklendiğinde uzun zamanlardır toplum süzerenlerinin itinayla korudukları ‘’çemberin’’ kırıldığını 12 Mart Ankara Mitinginde hep birlikte gördük. Bu çemberi ilk defa yıkan ise Cherkessia.net olmuştur. Cherkessia.net’ in Savunduğu değerlere karşı fikri argümanlarla karşı duramayanlar, onun mücadele yeteneğini kıskanan veya toplumsal temsil gücüne aldırmayanlar, Cherkessia.net ve Çerkesya Yurtseverlerini sürekli sanallık ithamıyla töhmet altında bırakmaya uğraşmışlar, fakat zaman her hastalığın ilacı olarak onlara gerçeği göstermiştir.
Bu mitingin en verimli sonucu aslında ne Türkiye devlet-siyaset yöneticilerine, ne politik versiyonda on yıllardır uygulanan katı ulusalcı disipline ne de bir başkasına karşı alınacaktır. Kendi temsil mekanizmalarının, yönetim elitlerinin hemen hepsinin tüm istiğna veya ret taleplerine, hatta engelleme teşebbüslerine karşın 12 Mart ta Ana Diller için Ankara da toplanan ve binleri aşan sayıyla yürüyen Çerkesler kuşatıldıkları hareketsizlik çemberini, fasit daireyi kırabilmişlerdir. Çerkes halkı için en büyük kazanım, temsiliyet ve meşruiyetlerin sorgulanacağı ve behemehâl daha büyük atılımlara gebe yeni dönemin habercisi olan bu durumsaldır.
Miting öncesinde olduğu gibi sonrasındaki suskunlukta dikkate değerdir. BBC Ortadoğu kanalının bile verdiği miting haberini, İslamcısı, Demokratı, Milliyetçisi, Sağcısı, Solcusu hemen hiçbir Kafkas örgütü internet sitelerinde bile yer vermemişlerdir. Bu sessizlik suikastı demektir. Gizlenen her gerçek zehirlidir. Gerçek onu gizleyeni zehirleyerek ağrılı ve yavaş bir ölüme sürükler. Büyükler ölmeden büyük olunamayacağı içindir ki, şimdiye kadar büyük geçinen mekanizmaların, günümüzü okuyamayan ne denli küçük beyinler tarafından yönetildiğini ve aslında güneşin batmasına paralel sadece cücelerin gölgelerinin uzadığına şahit olduk.
Çerkesler kendilerine uygun temsil mekanizmalarını kurarak eskileri tarihe gömmelidirler. Dünyanın genel seyrinde yaşanan hızlanma nedeniyledir ki bu işi kotaracak yetişmiş kadroların, bir an önce eski büyüklerin tüm pazarlık teşebbüslerini bir tarafa iterek, bu deneyimi sıcağı sıcağına, korkunun psikolojik kilit eşiğini kırmış olan halkımızın önüne getirmeleri gereklidir.Nıbjeğu Vural ,Çerkesler kendilerine uygun temsil mekanizmalarını kuracaklardır tabi ki. Çerkes derneklerinde artık ulusal bilinç ve örgütlenmeye dayalı işler çıkacaktır. Dans kursları ve haluj geceleri dışında insanımıza hemen hiç bir şey vermeyen kurumlar tarih olacaktır önümüzdeki zamanlarda.
Çerkesyaya selamlar
Bundan sonra cücelerin gölgeleri de gerçeklerin üzerini örtmeye yetmeyecek.
Kalemine, yüreğine sağlık sevgili Vural.
