

Duyduk, her birimizin ömrü hayatında en çok duyduğu kelimelerin içerisinde “birlik ve beraberlik” kelimesi başköşede yer alır. Ömrü hayatımız vefa ederse eğer sıklıkla işitmeye devam edeceğiniz kelimelerin başında yine “birlik ve beraberlik” tümcesi veya onun türevleri ilk sıralarda gelecektir.
Okulda öğretmenler, camide hocalar, askerde komutanlar, evde ana-babalar, televizyonda sağdan sola al birini vur ötekine siyasetçiler, birlik ve beraberliğin önemi üzerine bilindik aynı nakaratı tekrar eder dururlardı. Fakat bu kadar propagandaya rağmen istenen sonuç bir türlü alınamazdı. Bunun en basit nedeni elbette gören gözler için gizlenmiş değildir. Ülke insanları kendi kimlikleri ile incitilmeden yaşamak istiyorlardı. Örnek vermek gerekirse, son dönemlerde yaşanan köklü değişimler ile Türkiye de Yeni Osmanlıcılık şekline evirilen ve toplumsal mevcudiyetin dayanak noktası olarak ortak gelecek kurgusuna özel vurgu yapan yeni siyaset vizyonu ayrılıkçı Kürt hareketini geriletmeyi başarmıştır.
Eskiden bir Kürt olarak bu sınırlar içerisinde yaşanmasının mümkün olmadığını savunan ve yayan ayrılıkçılar, artık bu görüşü kendi halkına kabul ettirememektedir. On yılladır bağımsızlık peşinde olduğunu söyleyenler, şimdi demokratik özerklik ile sınırlı bir talep karlıkla yetineceklerini birkaç yıldır söylemektedirler. Bu Türkiye’nin izlediği ekonomik ve sosyo-politik yeniden yapılanma stratejisinin başarısıdır. Eski Anadolu halklarının birlikte yeni bir geleceğe yönelebileceğinin kabulünün yapıldığının göstergesidir.
Çerkesler özelinde de kendisine sihirli bir önem atfedilen “birlik ve beraberlik” kelimesi, saygı kelimesi ile aynı sıklıkta kullanılır. İkisi de içerik olarak bir diğerinden daha fazla muğlâk ve statiktir. Asaletin ve nezaketin timsali olarak kurgulanan biz Çerkesler, saygın bir yurttaş olarak daima karşımızdakine saygılı ve aynı zamanda birlik ve beraberlik nosyonunu içeren tavırlarla hareket etmeliydik. İyi ama neden böyle davranmalıyız? Bu basit sorunun cevabını veren henüz çıkmadı!
Allah afiyet versin, bir gün öylesine bir sebepten iş yerinde ziyaret ettiğimiz bir Çerkes büyüğü sohbet esnasında insanların birlik ve beraberlik içinde bulunma nedenlerini kısaca şöyle özetlemişti; insanlar ya ibadet için, ya ticaret için ya da siyaset için bir araya gelirler… Bu uyartıcı cümlenin sonrası için bende film kopmuştu… Bu basit tanıma göre biz Çerkesleri bir araya getirmek isteyenlerin veya sürekli birlik ve beraberliğin öneminden dem vuranların, biz Çerkesleri bir araya getirmek için öne sürdükleri hiçbir geçerli neden yoktu. Ya da kendiliğinden bir araya gelmiş Çerkesleri bir arada tutmaya yarayacak geçerli bir argümanları yoktu. Ne ticaret, ne ibadet, ne de siyaset… Öylesine saman balyaları gibi üst üste istif edilmiş koca bir yığın haline getirilmiştik, fakat yinede bu içeriksiz duruma son derece sessiz ve saygılı davranışlar sergilememiz bekleniyordu.
Millet olmanın idraki ve ortaklaşa yaşanması gerekli olan geleceğin sevdasına sahip olan yürekler için “birlik ve beraberlik” içinde bulunmak elbette özel bir öneme vurgu gerektirir. Bu anlamı ile kültür milletlerin idealleri demektir. Kültür bir yanı ile ortak geçmişe yaslanan diğer ucu ise ortak geleceğe uzanan varlığın ve halk olma iddiasının bütünlenmiş konvansiyonudur. Geçmiş olmadan nasıl anlam üretemezseniz, ortak gelecek uzamınız olmadan da halk olma iddiasını dillendiremez, koruyup güncel tutmazsınız.
Bizim Ortak geçmişimizin mirası Çerkes(Adıge) etnik kimliğini layıkıyla savunmaya, ortak gelecek tasavvurumuzun ürünü bütünlenmiş Çerkesya ülkesinin kurulmasını benimseyen ve bu uğurda çaba sarf eden Çerkesya Yurtseverleri dışında, Türkiye Çerkes diasporasında, Çerkes Milleti üzerine geçmiş ve gelecek kaygısını üzerinde taşıyan örgütlü bir grup yok maalesef. Sadece kuru gürültü kabilinden aşina olduğumuz “birlik ve beraberlik” kavramının saman tadını seven fantastik kurgusal öbekleşmeler var. Türkiye’nin politik yüzü değiştikçe, renklendikçe Çerkesleri ilgilendiren bu öbekleşmeler de gittikçe artan bir sayısallaşma ile çoğalsalar da niteleyici olarak halen oldukça geri bir politik duruş sergilemektedirler.
Çerkesya Yurtseverleri olarak 12 Mart Ankara Mitingi Organizasyonuna katıldığımız ÇHİ (Çerkes Hakları İnisiyatifi) de bu kulvarda hızla yerinde saymaktadır. Cherkessia.net veya Çerkesya Yurtseverleri olarak bu mitinge katılmamızın ana nedeni doğru ve haklı bir gerekçe ile dillendirilen “Çerkesce Ana Dil İle Eğitim” talebini desteklemek içindi. Bir diğer neden Çerkesya Yurtseverleri olarak davet edildiğimiz saha çalışmalarına inerek kendimizi görünür kılmak, Çerkesya Yurtseverlerinin sosyal paylaşım ağını ve yeni yeni şekillenmeye başlayan siyaset gücünü herkese göstermek içindi. Özel neden olarak ise içimizden biri olan Habracu Murat Özden’i kendi inisiyatifi ile organizatör olarak katıldığı bu programda yalnız bırakmamak olarak sayılabilir.
12 Mart Ankara Mitingi öncesinde, ÇHİ ile girilen diyalog sürecinde ÇHİ’nin söylem eksenindeki paradigma yanlışları kendilerine aktarıldı. Çerkes (Adıge) halkının politik talep karlığında netleşmeye izin vermeyen bir diskurda yol alan ÇHİ, Çerkes kelimesi ile tanımlananın dünya genelinde yalnızca Adıgeler olduğu, Çerkes Dilinin Adıgebze olarak tek bir dil olduğu teknik ve bilimsel içeriklerle, aynı zamanda Çerkes Halkının bütünselliğinin korunması ve gelecek kurgusunun ideal ölçülerle devamında bu refleks noktalarının vazgeçilmez politik uzamlar olduğu konusu detayına varıncaya kadar karşı tarafa aktarıldı.
Algıda kabul görse de, bir ilki yaşamanın verdiği ürkeklikten olsa gerek ÇHİ sözcüleri miting alanında Çerkes Dilleri, Çerkes Halkları vb. türünden talihsiz bir söylem dizisinde ısrarcı oldular. Oysa başından itibaren belirtildiği üzere Çerkes Dilleri diye bir şey yoktur Çerkes Dili vardır, Çerkes Halkları diye bir şey yoktur Çerkes Halkı vardır. Toplumsalın parçalanışını tedricen üzerimize salan üst düzey toplum mühendisi oto kontrol mekanizmalarının uydurduğu Çerkes Dilleri, Çerkes Kültürleri, Çerkes Halkları gibi temelsiz söylem dizilerine bu halkın ihtiyacı yoktur. Belirsizlik, muğlâklık yerine hızla netleşmeye ihtiyacı vardır. Çerkes dilleri söylemi ile sizin kalbiniz neyi arzularsa arzulasın teknik anlamda hiçbir iş kotarılamaz. Çünkü siyasal talepler, duygusal yollarla değil, diplomatik kanallarla formüle edilir.
Yine bir kriz noktası olarak ÇHİ genelde tüm katılımcı gruplardan ve özellikle ise Çerkesya Yurtseverlerinden grubun sembollerini, sloganlarını, Çerkesya Yurtseverlerini işaret edecek pankartları kullanmamalarını istemesi olmuştur. Daha sonra yumuşatılan bu istek, Çerkesya Yurtseverlerini mitingi boykot etmekten kurtarmıştır. Oysa ÇHİ organizatörleri Ankara mitingine, gördüğüm kadarıyla İstanbul’dan otobüse yükledikleri Abhazya ve Osetya bayrakları ve Abhazca ve Osetçe pankartları ile gelmişlerdi.
Şimdi geriye 12 Mart sabahına dönüp baktığımda görüyorum ki bizler Çerkesya Yurtseverleri olarak iyi ki orada olmuşuz, iyi ki yüzlerce Çerkes bayrağını Cherkessia.net ve Çerkesya Yurtseverleri olarak mitinge gelenlere dağıtmışız. Aksi halde miting alanının görüntüsü bir başka olurdu. Bundan kendi hesaplarına nema çıkartacak olanlarda, olmayan politik güçlerini organize olamayan Çerkeslerin omuzlarından yükselerek yapacaklardı. Zaten bu zamana kadar işler hep bu minvalde yürümemiş miydi? Ama bunun suçlusu Çerkes Halkını ve onun sosyal siyasal gücünü başkalarının nam hesabına kullandırtan sözde Çerkes aydınları olmuştu. Çerkesya Yurtseverleri olarak mitinge katıldığımız için pişman olmadığımız gibi, sahada Çerkes halkının menfaatlerini azami ölçülerde koruduğumuz içinde mutluyuz.
Çerkes Yurtseverleri olarak bizim direndiğimiz şu noktalara bizimle iş birliği yapmak isteyen, ileri tarihlerde olası ortak miting vb organizasyonlarını hayata geçirmek isteyen tüm sosyal öbeklerin azami şu üç noktaya özellikle dikkat etmesi gereklidir.
- Çerkesler; Ortadoğu stiline evirilen düşünce tarzının rehberliğinde Türkiye yerelliğine montaj edilerek geliştirilen Çerkes=Herkes tanımının bir bileşeni olarak, değeri bir kabile veya bir aşiret statüsüne düşürülmüş Adıge kompartımanı demek değildir. Çerkes=Adıgelerdir. Çerkes kelimesi tekbir milleti işaret eden tanımlamadır. Çerkes tanımı oriental değil occiental dir. Alt kültür değil, yaratıcı özne olan Çerkesler köksüzlüğe kök salmak değil, kökleri ile birlikte var olma mücadelesi içerisinde olmak istemektedir.
- Çerkesler; Türkiye yerelliğinin, otantik etno-coğrafyasının ezeli ve ebedi katılımcısı değildir. Çerkesler 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırım ve Sürgünü ile bu coğrafyalara dağıtılmış bir halktır. Bu bağlamda Çerkesler Sürgün bir halk olarak Anavatanlarının Diasporaları olarak kendisini görmektedirler. Türkiye toplumsalının konfigürasyonunda bir alt figür değildir. Tarihi sosyal kültürel bir öznelliğe sahiptir. Çerkesler; Çerkes halkının varlığının devamında en önemli şartlardan olarak anavatana dönüş sürecinin RF-Çerkes Federal Cumhuriyetleri-Diaspora arasında işbirliği ile geliştirilmesi ve hızlandırılmasından yanadır.
- Kimlik tanımı konusunda Çerkesler anavatanları ile aynı paralelde düşünmekte tavır almaktadırlar. ÇHİ gibi ve bazı diğer öbekleşmelerde izleri ve ifadeleri görüldüğü üzere; anavatanda Çerkes tanımı nasıl kabul edilirse edilsin, diasporada yaşayanlar Çerkes kimliğini istediği gibi yorumlayabilmelidir şeklinde geliştirilen asimilasyoncu kimlik yaklaşımlarının karşısındadır. İrade sahibi ve özgür Çerkesler kimlik tanımlamasında anavatandan farklılaştırılmaya kesinlikle rıza göstermeyeceklerdir.
Bütün bu başlıkları değerlendirdiğimizde Çerkesya Yurtseverlerinin bir Yanlışı Yeniden Üretmek üzere bilindik sahte içeriklere yaslananlara, ÇHİ benzeri yeni gibi görünen eskilere destek vermeyecektir. Bizler Çerkesya Yurtseverleri tarihimizi, dilimizi, kimliğimizi bir varış noktası olmaktan çıkartıp bir kalkış noktasına dönüştürmeye çalışırken, aynı zamanda toplumsal dalgalanmalardan fayda uman çevrelerin güçsüzlüğün dillendirdiği heterotopik geleceklerin potansiyel aksi sedasıyla uğraşmak istemiyoruz. ÇHİ’nin çıkışından umutluyduk. Fakat umudumuz çok çabuk kırıldı.
Çerkesler, Çerkeslik, Çerkesya, Çerkesçe ve halkı doğrudan ilgilendiren diğer durumlardaki siyaseten netleşmeyen duruşu, risksiz yönetim anlayışı, köksüzlüğe kök salmak ister şekilde ifade sürecinde yaşadığı kavram karmaşası, diğer toplumsal temsil iddiasındaki mekanizmaların başına geldiği üzere ÇHİ’nin de çarçabuk zemin kaymasına uğramasına neden olmuştur. ÇHİ eğer yola sağlam adımlarla devam etmek istiyorsa, üzerine almaya niyetlendiği toplumsal temsil siyasetini, hali hazırda kendilerinde mevcut bulunan psikolojik çekimserlikten ve eziklikten arındırmalıdır. Bunun en gerçekçi yolu ve yöntemi ise asıl olan, ana unsur olan Çerkes(Adıge) halkına sırtını yaslayarak gerçek bir halk örgütlenmesi peşinde olduğunu göstermelidir. Ortak gelecek vurgusunu anavatanı ve diasporası ile birlikte Çerkes bütünlüğü içerisinde ele almalıdır.
Bu durumsal sadece Çerkes halkı için geçerli değildir. Kimlik inşasında sonlara gelmiş olan Abhaz, Oset veya Çeçen veya Karaçay diasporası da artık tren kompartımanına benzeyen eklemlemeli kimlik tanımlarına, soyut kimlik siyasetine ister Kafkas veya isterse Çerkes adı altında kurgulanmaya çalışılır olsun prim vermeyecektir. Her şeyden önce anavatanları onların bu türden bir nihai karaktere hitap etmeyecek gruplara ve eylemselliğe katılmalarına salık vermeyecek, kendi anavatanları için çalışmalarını özenle teşvik edecektir. Zaten uzunca bir zaman evvelinden bu süreç işlemeye başlamış, gelişmeler bu halklar adına ne durdurulabilir ne de geriye alınabilir kendi olgunluğunu yaratmıştır. Bütün bunların farkında olmayan veya olsa dahi görmezden gelmeye çalışan, sosyolojik okumadan bir habet bir avuç toplum mühendisinin gayretleri boşunadır. Veya Türkiye arenasında tek başına politik güç olabilecek tek halk olan Çerkesleri (Adıgeler) kontrol altında tutmak, oyalamak amaçlıdır.
Geçilen bunca aşamadan sonra eğer hala ihtiyaç duyuluyorsa yönetime talip olanlar Türkiye Kafkasya Halklarına geçmişi ve geleceği belirsiz bir uluslaşma retoriği ile değil, uluslar arası ya da uluslar üstü bir örgütlenme talebi ile gelmelidir. Çerkesler hariç olmak üzere, Türkiye’de yaşayan Kafkasya kökenli halkların hemen hepsinin kendi ulusal örgütlenmeleri ve uluslar arası kontak kurulabilecek temas noktaları mevcuttur. Burada bir parantez açarak; “… Sürgündeki kişi bilir ki, seküler ve olumsal bir dünyada evler daima geçicidir. Bizleri bildik toprakların güvenliğine kapatan sınır ve bariyerler aynı zamanda birer hapishane olabilirler. Ve zaten bunlar genellikle akla ya da zorunluluğa dayanmayan zeminlerde savunulurlar. Sürgündekiler sınırları aşar ve düşünce ile deneyimin önündeki engelleri parçalarlar…” Edward Said
Bu zamana kadar nerdeydiniz diye soracak olan varsa eğer cevabını peşinen verelim; biz Çerkesya Yurtseverleri olarak bu miting kararını konuşmak için toplandığımızda, kendi haberleşme kanallarımızda bu konuyu gündeme alıp tartışmamız neticesinde destekleme kararı aldık. Ve miting bitene kadar da organizasyonu kamuoyu önünde yıpratıcı eleştirilerden kaçınma prensibini uyguladık. Dürüst ve ahlaklı davrandık. Destek vereceğiz dedik, sözümüzde sonuna kadar durduk. Ama artık eleştirel bakış serbestliği bizimde hakkımızdır.
ÇHİ şunu iyi bilmelidir ki adının başındaki “Çerkes” kelimesi tek başına ona 12 Marttaki bu desteği sağlamıştır. ÇHİ ve benzerlerinin, konuşanlar ile adına konuşulanlar arasındaki kısır döngüyü aşabilmeleri ve çıkış noktasını kaybetmiş gemi imajını yenmeyi ancak Çerkes halkını ana referans kaynağı olarak kabul etmesiyle mümkün olabilecektir. Aksi halde Türkiyeli şark kurnazı eski yenilerimiz bu açmazlar içindeki tutumlarında ısrar ederlerse alacakları cevap aşıdaki şarkıda söylendiği gibi olacaktır;
Can you feel the
rhythm in my heart
The beats going Düm Tek Tek
Always out it like there no minute
Feels like there’s no way back
Can you feel the
rhythm in my heart
The beats going Düm Tek Tek
Always out it like there’s no minute
Feels like there’s no way back
Artık mantık sınırlarını çoktan aşan bu anlaşılmaz saçma sapan tartışmaya son vermek lazım ama insanlar ard niyet olmadan böyle inana gelmiş olduklarını görünce tutamıyor insan kendini.
Sayın Canberk Apış yok öyle bir zorunluluk!!!
Yok olması bir yana bana diasporadan veya anavatandan bir Oset veya Abhaz ismi verin kendine Çerkes diyen???
Bu gün Facebookdan bir arkadaşada yazdım,ben Maykopataki Oset ve Abhaz arkadaşlarıma bu konuyu açtığımda mübalasız yarım saat güldüler!!!Neden başkalarının adına konuşursunuz anlamam.Ha bunca zamandır bir Adığe hariç Oset veya Abhaz çıksada birşey dese ya,yok illa bizimkiler birileri yerine konuşacak....
Sayın C. Apiş,
Ben kendi düşüncelerime göre Çerkeslerin ''NE OLMAMASI'' gerektiğini söylüyorum. Özeti şu kadar; Çerkesler kesinlikle ''orta malı'' olmamalı.
Anlayışınızın kısıtlı olduğundan hareketle şunuda ilave edeyim bir millet tümden faşist, komünist, liberal hatta demokrat bile olamaz.
Bu analitiği üstlenenler milletler değil milletleri yöneten devlet-bürokratik sistemleridir.
Ama siz kendinize özel olan düşüncelerinizi genele mal etmeye çalışmakla politika yapmaya başlamışsınız demektir. Çerkesleri ve Çerkesliği orta malı yapmaya çalışmayın. Bunun dışında ne isterseniz olunuz bence hiç bir mahsuru yoktur.
Tanımadığınız insanlara da peşinen faşistlik ve benzeri etiketleri yapıştırarak öküz altında buzağı arama işine girişmeyin.
Yorumlarınıza dönersek eğer, Türkiye Devleti herkese (kafkasyalılara) Çerkes demiş diyorsunuz da hiç haber bülteni dinlemiyormusunuz? Türkiye devletinin başbakanı konuşmalarında Türk,Kürt,Çerkes,Abaza,Laz vs. kelimelerini yüzlerce kez kullandı. Haberiniz yokmu? Yani sizin ayrıt edemediğinizi devlet bile ayırt ediyor.
Ya da siz gidin bakalım Çeçenistana siz de Çerkessiniz arkadaş deyin bakalım ne cevap alacaksınız. Gümrük tasfiyede Apişler yazan tırları görüyoruz bu sizin için zor olmasa gerek. Bir deneyin. Yok o kadar uzağa gitmenize de gerek yok hadi gidin Göksunun Çeçen köylerine sorun bakalım. Ne cevap alacaksınız.
İnsanda erdemliliğin başlagıç vasfı malayaniyi terk etmektir. Size tavsiyem sadece bu kadardır. Kendinize iyi davranın.
Bir Adige olarak kendimi tarif ederken hep Adige'yim derim. Bir oset kendini anlatırken-de eminim ki Oset'im diyordur. Ama siz kabul etseniz-de, etmeseniz-de; Her ikisi-de yabancı birine Çerkes'im der. Hatta ki demek zorundadır. Çünkü Çerkes sıfatı, sadece Adige'lere değil, Türkçe konuşmayan tüm Kafkasyalı halklara verilmiştir ve bize ait değildir. Böyle ırkçı bir yazı yazıp, diğer Kafkasya'lıları kendinizden ayıracaksanız-da, kendinize Çerkes demeyin; bizim dilimizi kullanarak Adige'yiz deyiz. Çerkesya ismi gibi Türkçe isimlerde garip devletler yaratacağınıza olan devletimizin adını Adigey'i kullanın.. Sonradan üreme, başkalarının bize koyduğu tariflerle yola çıkmak çok sağlıklı değildir derken;
Size bir kaç yere konu ile alakalı yaptığım yorumları direkt aktarıyorum ve anlamanızı umarım. Hoş ya; başka dilin tarifiyle söyleyeyim. "Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az" :)
Buyrun konu ile alakalı yazdıklarım.
...Çerkes olmalıyız ve bunu acilen başarmamız gerekiyor. Bugünler-de Kuzey Kafkasyalı bizlerin kafasını iyice irdeleyen meselelerden biriside budur. Çerkeslik, Adigelik olarak algılanıyor ve diğer Kuzeykafkasya toplumu bunu haklı ve doğal olarak kabul edemiyor. Edemiyor çünkü Çerkes demek Adige demekse; onlar Çerkes değil! Haklılar. Fakat meselenin aslını oluşturan şey, böyle tartışmaların tam bazı hareketlenmelere denk gelmesi ve meşguliyetinin güçlü olması. Bakınız arkadaşlarım; Çerkes olmak anlayışımızın değişmesi ya da yeni bir birliktelik adının doğması gerekiyor çünkü birlikte hareket edebilmemiz için bizi birbirimize bağlayan şeylerin azalmaması ve hatta ki çoğalması gerekiyor. Bizim burada bahsini ettiğimiz Çerkeslik, kesinlikle ama kesinlikle sadece Adige’liği temsil etmiyor. Türkçe konuşmayan tüm Kafkasyalıları tarif ediyor.. Bu ismi kullanıyoruz çünkü parçalanmış bir mücadeleye girişmenin bir faydası olmayacağı konusundayız. Başlık: Acilen Çerkes olmalıyız! Fakat bu Adige olmak değil, bu birlikte olmak için yazılmış bir yazı, isteyen bunu başkalaştırsın ama lütfen birlikte olmak için yapsın bunu, ayrılaşmak ve parçalanmak için değil.
Çerkes olmalıyız! Çünkü;
değişen Türkiye’nin içinde eriyen milletler olmamak için buna ihtiyacımız var. Böyle bir ihtiyacımız var çünkü birlikten güç doğar.
Çerkes olmalıyız! Çünkü
bu ülkede çok fazla faşist var ve onlara karşı mücadele edecek bir yapıyı oluşturmak için tek yumruk olmamız daha faydalıdır
Çerkes olmalıyız! Çünkü
bizi, bizden daha iyi anlayacak pek çok kişi yok. Bize bizden daha yakın ve samimi olacak hiç kimse yok.
Çerkes olmalıyız! Çünkü
bugün, kaybolan dillerimizin barizleştiği ve canımızı acıttığı bir gündür. Bugün kaybolup eriyen kültürümüzün ayaklarımıza kadar aktığı bir gündür
Çerkes olmalıyız! Çünkü
Kürtler, Araplar, Ermeniler, Türkler ve diğer milletler hiçbir zaman Çerkes olmayacaklar. Çerkes olacak bir siz bir biz varız!
Çerkes olmalıyız! Çünkü
Bizimle ortak acıları paylaşamaz kimse, kimse ait olduğundan farklı bir yerde olduğuna inanmayabilir bizden başka!
Çerkes olmalıyız, olmalıyız çünkü; Kafkasya bizim için değerli ve önemli. Yarın, bu ülkenin menfaatleri uğruna, bizim büyüklerimize ve değerlerimize saygısızca davranıldığında. Düşmanlarımızın eli sıkıldığında ve onlardan bizim yüzümüzden özür dilendiğinde, yine bizi bizden başka kimse anlamayacaktır!
Şimdi; Adigelik, Osetlik, Abhazlık, İnguşluk, Çeçenlik veya Ubıhlık zamanı değil! Zaten kim olduğumuzu biliyoruz. Şimdi Çerkeslik zamanı! Şimdi Kafkasyacılık zamanı! Şimdi, eriyen kültürümüze ve kaybolan dilimize yeniden kavuşmak için elimizden geleni yapmak zamanı!...
...arihçimiz çok muş.. Fakat Çerkes isminin kökenini iyi araştırmak, doğru bilgiler paylaşarak yararlı olmaya gayret etmek gerekmektedir. Adigeler, Dünyanın her yerinde Adige olarak bilinirler ve kendilerine sorduğunuzda Adige derler. Çerkes ...ismi, Adigelerin söylemleriyle değil, Osmanlıya göç eden ve Türkçe konuşmayan tüm etnik gruplara verilmiş isimdir. Kısacası kabul etseniz-de etmeseniz-de; Abhazlar başta olmak üzere, diğer kuzey kafkasya kökenli etnik gruplara üstkimlik olarak en azından Türkiye ve Ortadoğu-da ÇERKES denir. Google'da araştırabilirsiniz, yetmezse, Osmanlı Arşivlerine de şu adresten ulaşıp bilgi edinme hakkınızı kullanırsınız http://www.devletarsivleri.gov.tr/ Şunu-da açık olarak beyan etmiş bulunayım; kendine Çerkes demek istemeyen bir Abhaz'a sonuna kadar saygı duyarım ancak Çerkes ismini Adige'liğe eş tutanların tüm gücümle karşılarında dururum. Ben bir Adige'yim. Benim etnik ismim ADİGE'dir. Abzeh'likte boyumdur. Çerkes ismi sadece beni temsil ediyorsa, etmesin; başka milletlerin bana yakıştırdığı isimlere ihtiyacım yok şükürler olsun Adige olduğumu da biliyorum; kendime Çerkes demem, dedirtmem o zaman. Benim bildiğim, inandığım ve savunduğum Çerkes ismi, hepimizin ismidir ve bir milleti temsil etmez. Bir ortak kültürü, ortak tarihi ve kardeşliği temsil eder, siz bana ne derseniz deyin; Abhazlar, Osetler, Çeçenler, İnguşlar benim kardeşimdir ve ilelebet kardeşim olacaktır. Bana Türklerden, Ermenilerden, Ruslardan, Avrupalılardan veya Amerikalılardan daha yakındır. Bu ülkede üstkimlik olarak Türk'lük nasıl birşeyse, benim için kardeşlerimle aramdaki Çerkes'likte aynıdır. Bu ülkede herkes Türk genetiğini taşımaz ama herkes Türk sayılırsa, oradan buraya sürgün edilmiş tüm kardeşlerimde benim gözümde Çerkes'tir ve bende Çerkesimdir. Ve ben ADİGE iken, o OSET, o ABHAZ, o ÇEÇEN olabilir ve hiçbir sakınca yoktur. Birlikteliğin gücünü anlayamayan insanlar ayrışmanın yolunu tutarlar. AYRICA IRKÇILIK (GENETİK IRKÇILIK) bir insanlık suçudur, bu vasıflarınızdan arının...
