

Çerkesler Türkiye tarihlerinde ilk defa geçen 12 Mart’ta sokaklara çıktılar. Çerkes şarkıları söyleyerek anadil eğitimi, radyo ve TV yayını istediler. Dilimize ve kültürümüze yaşam alanı açmak amacıyla düzenlenen bu sokak gösterisine kadın - erkek, çoluk- çocuk, genç- yaşlı katıldılar. Toplumsal yaşam düzenli bir akış içinde yürümekte olduğu, sürdürdükleri yaşam olağandışı bir olayla sekteye uğramadığı sürece sıradan insanlar bu gibi konulara pek ilgi göstermezler. Sıyasetten uzak bir hayat sürerler. Yine de mitinge yüzlerce kişi katıldı. “Ben gitmesem, bir kişi eksik olsa bir şey olmaz, Bana mı kaldı Çerkesleri kurtarmak ” demediler.
Çerkes analar, babalar çocuklar sokağa çıkmışsa yola düşmüşse eğer bu gelinen güzel bir noktadır. Gündelik yaşamın ebedi düzeni yetmiyor, toplumda yaşanan sorunların sonucu kendilerine etki ediyor demektir. Bir eylemde kadın yürüyorsa yaşlı yürüyorsa ve Çerkes bayrağını o tutuyorsa fikir meşruiyet kazanmıştır. Kadın, fikri yaşama geçirecek onu sonraki nesillere taşıyacak olan semboldür aynı zamanda. Zira değişim ancak 'analar' tarafından kabul edildiğinde süreklilik kazanabilir.
Mitinge katılan ağabeyim , dostlarım “Her yaştan her cinsten her bölgeden her eğitim seviyesinden yüzlerce farklı insan vardı ve eminim ki bu insanların arasında dindarlar, hiçbir dine inanmayanlar, farklı siyasi görüşleri savunanlar, hepsi evet hepsi vardı. “ diyorlar.
“Anadilim onurum savaşırım korurum “ sloganlarını duyan vatana dönüş yapmış çoğu kişinin yürekleri diaspora sözkonusu olduğunda ilk kez bu kadar gururla doldu.
Hayatında daha önce belki de hiçbir mitinge gitmemiş, tek slogan atmamış ve hatta belki de mitinglere gidenleri sevmeyen insanları oraya toplayan saatlerce ayakta tutan, Çerkes bayrağı sallatan neydi? Hangi güçtü? Bunun tek bir cevabı var. Biraraya gelenlerin belki de tek ortak noktası ben Çerkesim demekten çekinmeyen Çerkesya’yı ülkesi kabul eden bir ulus olmanın, gücünü ve atalarından miras aldıkları direniş gururunu hisseden insanlar olmasıydı ve o insanlar dahil olmakla gurur duydukları o değerlerin tehlikede olduğunu görmüştü.
İnsanların yaşam tarzlarını tehdit altında gördükleri zaman sokağa dökülmesi, demokrasinin en önemli sigortasıdır. Sokaklara dökülmek artık sorunların çözümünün dayattığını, halkın kaderine el koyduğunu , bıçağın kemiğe dayandığını anlatır bize. Sokaklar artık bir şey anlatmaya başladığı zaman Çerkes memuruyla, Çerkes işçisiyle, Çerkes öğretmeniyle, Çerkes doktoruyla Çerkes kadını, kızı, genci yaşlısıyla halk sokaklara çıktığı zaman belki de demokrasi için umut doğuyor demektir.
Sokak eylemleri, varlığını ve değerlerini unutmaya başlayan etliye sütlüye karışmayan kendine yabancılaşan Çerkes toplumunun çözülme başlangıcıdır. Toplumumuzda siyasal duyarlılığın artması , Ölü Canlar`ın ayağa kalkması, demokrat Türk kamuoyunun desteğini kazanmak aciliyet sıralamamızda başta gelir.
Demokrat bilinci gelişmiş bir Çerkes karakterini yaratabilecek bu faaliyetlere katılmazsak Türkiye’nin kaygan siyasal zemininde zamanın ruhuna uygun günlük politikalar üretemeyen, dikkate alınmayan bir halk oluruz. Çerkeslerin yeniden Çerkesleşmeleri için gereken ivme bu mitingler aracılığıyla hızlandırılabilir. Bu eylemlerin içinde yer alarak hem kendi halkımızın hem Türkiye demokrasisinin gelişmesine katkı sunmak, herhalde teorik mahkûmiyetlerimizle başbaşa evde oturmaktan bin kat daha iyi olsa gerek.Nadir abla tam oradaymışsın gibi anlatmışsın. Tam yazdığın gibi her kesimden insan demekki Çerkes olmakla ilgiliymiş. Çerkesya bayrakları adeta kapışıldı. Çerkeslerin olduğu sokaklar artık bayraklarımızla renklenecek. 25 Nisan Adıge bayrağı günü önemli bir gün bunun için.
Ben kendi adıma her gittiğim eylemde bir tane bayrak ediniyorum. 4 tane bayrağım oldu şimdiden.
Sizin bu yazınız ve önceki yazınızı okurken, daha çok gençken kaşenime yazdığım bir şiiri, nostaljik duygularla anımsayıverdim.
Paylaşıvereyim istedim.
Selamlar!
Konuşmak İstiyorum
Semih Akgün
Mimiklerde
Jestlerde
Bakışlarda konuşur
Biliyorum
Ama ben seninle
BAĞIRA
ÇAĞIRA
KONUŞMAK İSTİYORUM!
