

Bir seçim daha geride kaldı. Seçimi yüzde 49,9 ile Ak Parti aldı ve 326 milletvekili çıkardı. Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP ise, yüzde 25,9’da kaldı ve 135 milletvekili kazandı, kısmi bir başarı. CHP’nin siyasal vaadleri muğlak idi ve yeterli de değildi. Kılıçdaroğlu partiyi yenileyemedi ve inandırıcı olamadı. Balyozcu aday gösteren MHP gibi darbeci/Ergenekon tutuklusu ya da davalısı adayları listeye koydu ve seçtirdi. Güven erozyonuna uğradı.
MHP, seçim arifesinde beklenmedik bir kaset darbesi ile karşılaştı ve 10 parti kurmayını yitirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP'yi yüzde 10 seçim barajının altına itme çabalarına karşın, MHP, yine de yüzde 12,9 oyla 53 milletvekili çıkarmayı başardı.
Erdoğan seçim süresince milliyetçiliğe oynamayıp doğru düzgün bir siyasal propaganda yürütseydi daha başarılı olurdu. Analistler bu noktada birleşiyorlar.
Erdoğan’dan sonra seçimin asıl galibi yüzde 6’yı bulan oyu ve 36 milletvekiliyle BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) oldu. BDP topu topu 43 aday göstermişti, bunun 36’sını bağımsız adaylar yoluyla seçtirmeyi ve iyi bir organizasyon düzenlemeyi başardı. Çok az yerden aday göstermesi, herhalde, her bir bağımsız aday için 7,000 TL yatırma zorunluluğu getirilmiş olmasından kaynaklanmış olmalı. BDP, aday listesinde, bu kez farklı çizgiden, farklı diller konuşan ve farklı etnisitelerden adaylara yer verdi, sözgelişi Sırrı Süreyya Önder, Şerafettin Elçi, Altan Tan ve Ertuğrul Kürkçü gibi değişik tandanslı aydınları, bir de Av.Erol Dora gibi bir Süryani (Hıristiyan) adayı da Mardin'den seçtirdi. BDP akılcı bir strateji izlemiştir diyebiliriz.
BDP tüm Türkiye’de seçime katılsa, Doğu’daki üstün konumunun desteğiyle yüzde 10 seçim barajını aşabilir miydi?..BDP, bu riski göze alamamış olmalı.
Yüzde 10 seçim barajı, aslında bir demokrasi ayıbı. BDP örneğiyle toplum bunu kırmış gibi.
Kürtler gibi, Çerkeslerin seçimde bağımsız aday çıkarma yoluyla bir başarı sergilemeleri olanaklı mıydı? Çok zor, sıfır gibi birşey. Bağımsız seçime giren eski bakan Abdüllatif Şener, memleketi Sivas’ta 17 bin gibi bir sayıda kaldı. Oysa Kürt ve aydın destekli Sırrı Süreyya Önder İstanbul’da bir başına 120 bin oy aldı. Bu iki örnekten çıkarılacak dersler olmalı. Halk ekonomik ve sosyal gelişmeye, demokrasi hedefine odaklanmış bulunuyor.
Böylesine bir ortamda Çerkeslerin bir başarı şansları
olabilir miydi? Gerçi Samsun, Tokat, Kayseri, K.Maraş, Çorum, Sivas,Yozgat,
Böyle bir tablo ile Çerkesler arasında etnik bir adaya hatırı sayılır bir destek çıkar mı?..Özellikle Abhazlar ile Adıgeler arasındaki ayrışmalar gözle görülür bir düzeye ulaşmaya başladı. Abhazlar arasında Türkçü ve militarist CHP’ye destek daha yaygın. Militarist çevrelerdeki Abhaz sayısı da çok olmalı (özellikle jandarma subayı ve emniyet kadrolarında olarak). Ayrıca Abhazya Cumhuriyeti, Çerkes Soykırımı’nı tanımıyor, Adıge'ye değil, suçlu olan Rus’a destek veriliyor, ayıptır. Üstelik Abazinler de Rus’un ve Abhazya’nın peşine takılmış durumdalar: Örneğin Karaçay-Çerkes’teki Abazinler, Adıgelerin tersine Soçi Olimpiyadına destek veriyor ve Abhazya yönlendirmesinde Rus politikalarının peşinden gidiyorlar, Olimpiyada destek vermeyen Soçi’deki Şapsığlara, Adıgelere ters düşüyorlar. Bunlar pek yazılmıyor, ama gerçekler böyle. Bazıları da Gürcistan’ın Çerkes Soykırımı’nı tanımış olmasını sindiremiyor. Böyle şeyler kardeşliğe sığar mı, bu olumsuz tablo kabul edilebilir mi?..
Adıgelerin politikaları onu bunu hoşnut etmeye dayalı olamaz. Öncelik demokrasi, haklılık ve bu çerçevede ulusumuzun çıkarı olmalı.
Kafkasya’daki Abazin nüfusu 30-40 bin, Abhaz nüfusu da, küsuratıyla birlikte, olsa olsa 100 bin. Bu kadar az bir nüfus ile nereye varılabilir? Ulusal/kültürel kadrolar bile tam oluşturulamaz...
Abhazya olanaklarını niçin diasporadaki Abhazların yararı ve dönüşü için kullanmıyor? Niçin toprağı dışarıdaki kardeşlerine tahsis etmiyor? Engelleyen mi var?..
Günümüzde bir ulusal varlığın, bir dilin yaşaması için gerekli olan asgari nüfus, bir biliminsanı olan Prof.Bırsır Batırbıy’a göre 700 bin.
O halde, ayakta kalmak için çoğalmak, bunun için de anayurda dönüş ve orada toplanmak gerekiyor.
Dönüş ve toplanma olmadığında sadece Abazin ve Abhazların değil, Adıgelerin de geleceği yoktur…
***
Erdoğan’ın başarısı üzerine
Erdoğan üçüncü kez ve yükselen bir trendle seçimi almış bulunuyor. Her iki kişiden biri Erdoğan’a oy vermiş bulunuyor. Bu müthiş bir oran. Bunu, kuşkusuz ekonomik başarısına, reformlara, cesur uygulama ve demokratik açılım politikasına borçlu. Erdoğan’ın sağlık reformu bile başlıbaşına adeta bir mucize. 2002’de fert başına ortalama milli gelir 2,500 dolar idi, şimdilerde 10 bin doları aşmış durumda. Kapısında arabası olmayan kalmamış gibi. 8 yılda umulmadık bir başarı. Halk bunu değerlendirdi. Yönetim artık devşirme ellerde değil, Anadolu kökenli yeni girişimci sınıfın elinde. Artık demokratikleşme sonucu askeri vesayet sistemi de etkisizleştirildi, generaller hizaya sokuldu, Ergenekon ve Balyoz sanığı generaller yargı önüne çıkarıldı ve darbe tezgahlayıcılar hapse kondu, bunların çoğu, şimdi tutuklu olarak yargılanıyorlar. “Ergenekon nerede?Söyleyin de üye olayım” diyen ve darbe destekçiliğini marifet sayan CHP, halktan okkalı bir şamar yedi. Halkı ve demokrasiyi hiçe sayma girişimleri bundan böyle yüz bulamıyor, kurtuluşu parlamentoya kapak atmakta buluyorlar. 12 Eylül darbesinin kara zorbaları, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ve diğer işkenceciler şimdi yargıya hesap veriyorlar. Bu gelişim, 12 Eylül 2010 referandumunu “sol” adına alaya alanların ve "Hayır" sesini yükseltenlerin kulaklarına küpe olmalı. Halk, ilk kez, karşısında açılmış olan bir temiz sayfayı görmüş ve ödüllendirmiş bulunuyor.
Türkiye, şimdi her zamankinden daha güçlü, Erdoğan’ın da eli kuvvetlenmiş durumda.
Türkiye, Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkaslarda da daha saygın bir konuma ulaşmış bulunuyor. Birçok ülke kapılarını Türkiye'ye vizesiz açtı, Gürcistan ile, neredeyse sınır bile kaldırıldı.
Şu durumda vakit geçirmeden yeni bir anayasa hazırlanmalı. Meclis kompozisyonu sivil ve demokratik bir anayasa için her zamankinden daha uygun bir durumda. Uzlaşmakta yarar var. Erdoğan bir anayasa referandumunu her koşulda aşar. Bu bir tarihsel fırsattır. Değerlendirilmeli.
Erdoğan yeni anayasada üst kimliğin ‘Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı’ olacağı sözünü verdi. BDP’nin bunu destekleyeceği, son tahlilde bu desteğin yeteceği kuşkusuzdur. Ancak daha geniş bir destek aramada yarar vardır.
Ortak kimliğin gerisine düşüş, bir alt kimliği, örneğin Türk kimliğini üst kimlik olarak kabul etmek ise, geriye dönüş olur ve çözüm olamaz. Alt kimlik olarak herhangi bir etnik ad belirtmeye de gerek yoktur, aksine zarar verir bu. Her etnik ad bir alt kimliktir, kimliklerin hepsi eşit ve saygın kabul edilmelidir, aksine bir tutum sorun oluşturur, Türkiye hepimizindir. Aksine bir tutum boşuna kan dökülmesine ve bölünmeye yol açabilir.
Yeni anayasa Avrupa Birliği normlarında olmalı. Oradaki haklar kabul edilmeli, birikmiş faşist takıntılar aşılmalıdır. Anayasada bir değişiklikle yetinilmesi ve 12 Eylül anayasasının bir biçimde korunması ise, asla kabul edilemez, böyle bir şey kitleleri Ak Parti’den ve demokrasiden soğutur, ülke ve demokrasi güç kaybına uğrar.
Erdoğan, herhalde, 2007’de
Kürtler, yerel yönetimde demokratik özerklik
istiyorlar. Çerkesler de bunu istemeliler. Yerel yönetimler (il
genel meclisi,belediye ve köy yönetimleri) zaten özerktirler. Şimdi
onlara demokratik bir içerik ve yeni bir işlev kazandırmak gerekiyor. Yerel
yönetimlere, bucaklar da (nahiyeler) dahil edilseler ya da köylere
daha fazla özerklik yetkileri verilse, demokrasi daha köklü
olacaktır. Köylerde olduğu gibi il, ilçe ve bucak meclisleri ve
yöneticileri, yani vali, kaymakam ve bucak başkanları seçim
yoluyla, halk tarafından belirlenmelidir.
Bunlar başarıldığında anadili eğitimi de rayına oturtulabilecek, bir insanlık suçu olan asimilasyon politikaları da durdurulmuş olacaktır.
Yeni Parlamentomuzun hayırlı olmasını, demokrasimizin geliştirilmesini ve siyasal anlamda da bir genel af çıkarılmasını dilerim.
Sayın Kaya Şenvar,
Bana sponsor olmayı önerdiğiniz için teşekkürler.En iyisi siz oraya gidin de izlenimlerinizi yazarsınız,biz de okuruz.Madem sponsor olacak olağınız var,varın bu olanağı kendiniz için kullanın.
Yalnız uslübunuz yakışmadı.Kem söz sahibine aittir.Polemik yapmak istiyor olmalısınız.Ayrıca Düzceliyim ama Düzce'de oturmuyorum.Bunu da belirtirim.
Kalın sağlıcakla.
Sayın Cevdet Hapi,
Çok acıdım vallahi, Öyle magdur politikası yaptınızki içim yandı.
Siz oraları görmeyi yada daha önce belittigim gibi ilişki kurmayı düşünürseniz ben size sponsor olacagım. Öyle İbrahim Tatlıses'ten örnekler vererek cevap verme tekniği size yakışmadı.
Düzce'de herkes sizin mali durumunuzuda , imkanlarınızıda biliyor.
Böyle topu taca atmaya gerek yok..
Çok talihsiz bir cevap olmuş, adınıza üzüldüm.:(
Sayın Ş’hafit,
Nerede ikamet ediyorsunuz,bilemiyorum.Oy verme konusunda inandırıcı bir parti bulamadığınızı söylüyor ve “Çerkes ağırlığı olmayan, bizden bahsetmeyen kimseye de oy vermeyeceğim” diyorsunuz.Sizin gibi düşünen çok kişi bulunduğu kuşkusuz.
Ancak,durum sizin sandığınız bir çerçeveyle sınırlı değil.Başka tablolar da vardı.Farkında mısınız,bilmiyorum.BDP’nin destek verdiği (Emek,Demokrasi ve Özgürlük Bloku;17 parti ve politik çizginin yer aldığı) bağımsız adaylar örneği de vardı,bunların listesi geniş bir siyasal yelpazeyi temsil ediyordu.Ancak içlerinde Çerkes adaylar yoktu.Blok seçime katıldı ve büyük bir başarı elde etti,36 milletvekili çıkardı:Giresun doğumlu Abdullah Levent Tüzel sosyalist bir Türk (EMEP başkanı),Şerafettin Elçi sağcı bir Kürt siyasetçi (Katılımcı Demokrasi Partisi başkanı),Altan Tan şeriatçı bir Kürt şair ve yazarı,Sırrı Süreyya Önder Türkmen asıllı Türk sinemacı ve yazarı,Süryani asıllı Av.Erol Dora bir Hıristiyan,Türk asıllı bir sosyalist yazar olan Ertuğrul Kürkçü 1970’lerde Dev-Genç başkanı idi ve idam cezasına çarptırılmış,af sonucu serbest bırakılmıştı ve Sabahat Tuncel Kürt kökenli bir Alevidir.36 bağımsız milletvekili arasında bu kişiler de seçilmişlerdir.acaba bu Blok bir Çerkes adayı istememiş olabilir miydi?
Bu kişilerin,Sırrı Süeyya Önder,Levent Tüzel ve Sabahat Tuncel’in İstanbul Bağlarbaşı Kafkas Derneği’mizi ziyaret talebi ise,Dernek başkanı Yaşar Nogay tarafından “yönetim kurulu kararı” gerekir,yönetim kurulu kararı yok diye,Çerkes konukseverliğine uygun düşmeyecek bir biçimde geri çevrildiğini biliyor muydunuz (bkz.Murat Özden, “12 Haziran Seçimleri ve Politikasızlık Üzerine”,Kafkasevi).
Maalesef bizler hala hayal denizinde kulaç atan kişiler olmaktan kurtulamamış durumdayız.
Aynı talep Ak Parti,CHP ve MHP’den gelseydi,yönetim kurulu kararı gerekir demeye gerek duyulacak mıydı?CHP temsilcileriyle birlikte çektirilmiş fotoğraflar ortada duruyor…
Dolayısıyla Ş’hafit kardeşim,sanırım biz halen ‘Stockholm Sendromu’nu yaşıyor,bunu aşamıyor,çözümü farklı kulvarlarda arıyoruz.
***
Sayın Kaya Şenvar,
İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford vardı da ben mi gitmedim?” diyor.O hesap Soçi,Maykop,Çerkessk ve Nalçik’te beni bekleyen yerlerim vardı da ben mi tembellik etmişim?Siz beni milyoner,Adıgeleri de egemen bir ulus olarak mı görüyorsunuz?..
Biz mütevazi olanaklarımızla bu kadarını yerine getirebiliyor,elimizden geldiğince ve gönüllü olarak çalışıyoruz.Bayrağı devralmak isteyenler varsa seve seve vermeye hazırız.
Cherkessia.net ve bir dizi daha başka internet sitesi var.Siteler yazı yazmak isteyenlere açık.
Bu bir hizmet yarışıdır.
Saygılarımla.
