Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Huşt Semih Akgün
Ses Çıkarmayarak...
14 Temmuz 2011 Perşembe Saat 00:48

Bir ulusun ayakta, canlı, dinamik ve işlevsel olabilmesinin en temel göstergesi, kendi toprağına, soyuna ve ruh köküne bağlı kalmasıdır.

Eğer bir ulus, gerek maddi, gerekse manevi öz ikliminden uzak düşmüşse, dağınık, sistemsiz, kaptansız, rehbersiz ve yöntemsizdir artık.

Ne yakın, ne uzak hedefleri vardır.

Ne öncelikleri, ne de sonralıkları!

Onun adı bir ulus olarak diğer uluslar arasında anılmaz.

Bir erk, bir güç, bir otorite değildir.

O artık başka erk, güç ya da otorite(leri)n oyuncağıdır.

***

Ses Çıkarmayarak

“Zulüm de iki ortak vardır.
Biri zulmeden zalim,
Diğeri zulme boyun eğen mazlum.”

Hz.Ali

 

Sen sazlık
Sen bataklık gibisin Rıza
Ses çıkarmayarak
Karşı koymayarak
Adaletsizliklere
Gittikçe gittikçe
Bulanıyorsun
Çamurlara

Sen sazlık
Sen bataklık gibisin Rıza
Doğal bir sütre vazifesi
Görüyor varlığın
Zulümlere

Sanki de boyunca
Büyüttüğün sazlar ardında
Gizlenen yılanlar
Kendini sen gibi
Korumaktan aciz

Sonsuz güvenir gafiller
Rahatça avlanırlar

Sen saz
Sen pus
Sen bet
Sen betersin Rıza

Sesini yükseltmeyerek
İnsanlığın içine içine
Yozluğu
Sıkıştırıyor
Sokuşturuyorsun

Boyun eğerek
Zorbalığa sömürüye
Haksızlığa talana
Ortak oluyorsun
Günah işliyorsun Rıza

Göğsünü gere gere
Doğruyu cesaretle
Savunma gücünü
Bulamazsan kendinde
Ruhun bir köle
Ellerin zulme katip
Adın Hak'ka değil
Zulme Rıza
Ruhun bir köle…

«Уи Макъэ Къимыгъэк1эу/Зыуут1ы1оу»

“Жъалымагъэм лъэныкъуит1у и1.
Зыр жъалымагъэр зызэрихьэрэ жъалымэр,
Адрэр жъалымагъэм фэ1орыш1эрэр”

Хьазрэти Алый

О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
Ц1ыт къып1умык1эу
Уяпэмыуцужьэу
Зэфэнчагъэхэм
К1омэ к1омэ къэс
Зыщыофэ
Псынджы ш1ойхэр

О 1убзырылъым
О псыут1эм уфэд Рыза
О уипкък1э хъумак1оу
Уфэуцу
Жъалымагъэм

О уи к1ыхьагъэ щизэу
Бгъэк1ыгъэ 1убзырхэм,1ут1анхэм
Ахэм ахэлъ блэхэм
Оп пфэдэу о уаухъумэн
К1уач1э я1эп.

Зимыш1эжъэу зыгорэу зилъытэжьрэхэр
Нахь рэхьатэу аущэк1у.

О 1убзыр
О пщагъо
О дэй
О убзэджэдэд Рыза.

Уипшъэ ууфэу
Ц1ыфыгъэм ик1оц1
Огъэшъу,ащ ар
иолъэхьэ.

Уипшъэдыкъ фэоуфы
Жъалымагъэм лъыишъум
Фитынчагъэм зэпхъок1оныгъэм
1оф дэош1э
Псэк1од зэохьэ Рыза.

Убгъэ къибгъэпщэу
Уфитэу шъыпкъэр
Кэп1онэу л1ыгъэ къызхэмыгъафэмэ
Уипсэ зы пщыл1эу
Уи1эхэр жъалымагъэм фатхэхэу
Уиц1э Тхьэм арэп
Жъалымагъэм фэ1орыш1э зэпытыщт Рыза
Уипсэ пщыл1ыпсэу къэнэщт...

2010 илъэс Тыгъэгъазэм и 28

 

Değerli Hapi Cevdet Yıldız’a yukarıda yaptığı Çerkesçe çeviri için çok çok teşekkürler.

Şiir; kendini anlatıyor.

Buna eklenecek tek bir sözcük yok.

Bu şiire; Çerkes ulusu için bir dipnot düşmek adına, “ancak” demek düşüyor!

 Neden “ancak”?

***

Yaklaşık 150 yıl yıldır % 90’ından fazlası anayurttan uzakta yaşamak zorunda bırakılmış Çerkes halkı, kendi ulusal yaşam bağlarından kopartılmış olduğu için yaşamla, ölüm arasında değil, ölüm uykusunda gidip gelmektedir.

Kim ne derse desin, açık ve soğuk gerçek budur!

Bir ulusun ayakta, canlı, dinamik ve işlevsel olabilmesinin en temel göstergesi, kendi toprağına, soyuna ve ruh köküne bağlı kalmasıdır.

Eğer bir ulus, gerek maddi, gerekse manevi öz ikliminden uzak düşmüşse, dağınık, sistemsiz, kaptansız, rehbersiz ve yöntemsizdir artık.

Ne yakın, ne uzak hedefleri vardır.

Ne öncelikleri, ne de sonralıkları!

Onun adı bir ulus olarak diğer uluslar arasında anılmaz.

Bir erk, bir güç, bir otorite değildir.

O artık başka erk, güç ya da otorite(leri)n oyuncağıdır.

Akkoyunların arasında farklılığı seçilen Karakoyunların kaderi bir zaman sonra başka sürülerin arasına katılmaktır…

Yani sürü gibi güdülüyor olmak!

Ve birey!!!

Bir ulusun salt parçası değildir ki!

Onu “Ben” yapan unsurlardan sadece bir tanesi ulusal aidiyettir.

Yoksa kader onu “Ben” değil, “O” yapacaktır… Yani diğeri… Yani başkalarına eklemli…

***

Birey, yine de ulus gibi değildir.

Kendi başına buyrukluğun ve gerekirse kimseye danışmadan hareket kabiliyetine sahip olmanın onurunu, tek başına da olsa yaşayabilir.

Çerkesler, bir ulus olarak varlıklarını ortaya koymaktan acz içinde olsalar da… Tek tek birey olarak çıkış yapabiliyorlar. Ya da yaptılar…

Fakat burada da bir başka tuzak mevcuttu!

Artık kendisini unutmuş olduğu, kendi gibi düşünme doğal yetisini yitirdiği için, başkası gibi düşünme ve davranma noktasına gelmişti.

Yabancılaşma; bir başka yazımızın konusuydu aslında… Fakat değinemeden geçemedik işte.

Her değişim gelişme olmuyor bazen.

Bir bakıyor ki insan, birkaç adım geriye sıçramış, ileri gideceğim derken.

Gerek ulus, gerek birey için en büyük onursuzluk, kendini kendi yapan özelliklerden uzaklaşmaktır.

Bu travesti tavır, o toplumu da, bireyi de kendi özünden uzaklaştırdıkça, çürütür ve tarihin tozlu sayfalarına fırlatır atar.

Ne ki dünyamız, acımasız, soğuk ve katı gerçeklerle vardır.

Ve insan yaşamını sürdürebilmek için, kendine yabancılaşsa da, bir başkasının taklitçisi olmuş olsa da, kökleriyle üyesi olduğu toplumdan kopmuş olsa da, fiziki olarak varlığını ve nesillerini devam ettirir.

***

Toplumsal özünün içinde aktığı yaşam damarları kesilmiş olsa bile insanın… Yabancılaşma ve onursuzluklara rağmen, insanın içinde bir asi damar kalabilir.

Ve bazı bireyler, kendi öz davalarına ister istemez duyarsız kalmış olmalarına rağmen, başkalarının sorunlarına, davalarına duyarlı olmayı her ne hikmetse becerebilmişlerdir.

Çerkesya’nın 150 yıllık mahkumiyeti, parçalanmışlığı, çiğnenmişliği adeta görmezden gelinir.

Onun yerine Filistin ya da Filipinler gibi başka duyarlık merkezleri yaratılır.

Evet! Hz. Ali’nin dediği gibi “Zulme rıza göstermek zalimliktir!” ama…

Her birey, önce kendinden ve ulusundan sorumlu değil midir?

Geldiğimiz bu noktada bizi biz yapan özelliklere sarılıp, kendi sorumluluklarımızı anımsadığımız şu günlerde, neden yok oluşa mahkum edilmek istenir gibi başkalarının yönlendirmesiyle tavır belirleyelim.

Israrla ve inatla, giderek yükselen tonlarda haykırmaya devam; “Birleşik, Demokratik, Özgür Çerkesya!”

Ve “Çerkesler; dünyanın hangi köşesinde yaşıyor olsalar bile, Hukuk ve İnsan hakları temelinde kendi Kültürel-Dilsel-Özsel değerlerine daha da sarılmak zorundadırlar!


Bu yazı toplam 5400 defa okundu.





Fatih Sönmez ATEş

Abi bize diyecek hiç bir söz bırakmamışsın, kusursuz, mükemmeI bir yazı, yüreğine sağIık

16 Temmuz 2011 Cumartesi Saat 22:32
Blenawo Erkan

''Ve bazı bireyler, kendi öz davalarına ister istemez duyarsız kalmış olmalarına rağmen, başkalarının sorunlarına, davalarına duyarlı olmayı her ne hikmetse becerebilmişlerdir.

Çerkesya’nın 150 yıllık mahkumiyeti, parçalanmışlığı, çiğnenmişliği adeta görmezden gelinir.

Onun yerine Filistin ya da Filipinler gibi başka duyarlık merkezleri yaratılır.

Evet! Hz. Ali’nin dediği gibi “Zulme rıza göstermek zalimliktir!” ama…

Her birey, önce kendinden ve ulusundan sorumlu değil midir? ''

Semih abi işte nirengi noktasıda bu yazdıklarınız ya.!
Bunu dediğimiz zaman mikro milliyetçilik ezberleri sıralanıyor hala.

Kendini kandırmaktan başka şey değil ama. Başkalarını kandırmak da bu kadar ucuz olmasa gerek.

15 Temmuz 2011 Cuma Saat 23:01
Şevcen Burhan

Sayın Semih kardeşim. Bu yazının altına imzamı atarım.
Biz ''O'' değil ''biz'' olmalıyız. Bütün mesele bu.
Allaha emanet olun.

14 Temmuz 2011 Perşembe Saat 16:17
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net