

Uzun süredir Çerkes kimliği tartışılıyor ancak bu tartışmalar bataklığa saplanmış durumda. Kuzey Kafkasya’da yaşamakta olan halkların uluslaşma çabaları diaspora tarafından doğru bir şekilde analiz edilememekte, kavram karmaşasına ve iletişimde kopukluğa neden olmaktadır. Bunun temel sebepleri irdelenmediği sürece yaşanan tartışmalar daha da uzayacak ve bir sonuca bağlanamayacaktır.
Etnik çatışmalar gölgesinde Çerkes kimliği ve sorunları
Etnisite ya da etnik grup kavramı kaidelerle belirlenmemiş ve birçok sosyolog tarafından farklı şekilde yorumlanmıştır. Bazı aydınlar Etniste’nin Irk temelli yansımaları üzerinden tanımlamalar yapsa da Etnisite=Irk demek yanlış olur. Etnisite daha geniş bir kavramdır nitekim birçok sosyolog dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan toplulukları inceleyerek bu sonuca varmışlardır.
Etnik grup kavramı ile ilgili farklı görüşleri iki ana grupta toplamak mümkündür;
1- “Topluluk ya da birlik duygusu, ortak tarihi mirasın ve soyun paylaşıldığı gruplardır.’’
2-“Fiziksel özelliklerde ve örf ve adetlerde benzerliklerin var olduğu, ya da her ikisinin benzerliğine dair subjektif inancın yaşatıldığı gruplardır.”
Kimliğin toplumsallaşma süreciyle ilk önce birincil grup olan ailede oluşmaya başladığı düşünülürse dilin bu süreçteki rolünün büyüklüğü ortaya çıkmaktadır. Ernest Gellner, kültürü, fikirler, işaretler, ilişkiler sistemi ve davranışta ve iletişimde bulunmanın yolları olarak tanımlayıp dildeki farklılığın kültürde farklılığa yol açacağını söylerken, Bourhis Sachdeu dilin etnikliği ölçmek için en önemli karakteristiklerden biri olduğunu ve dilin etnik kimliğin en belirgin boyutu olarak hem çoğunluk hem de azınlık grubu üyelerinin toplumsal tanımlamaları için merkezi bir konumda yer aldığını söyler.
Etnik kavramı sosyolojinin yanı sıra antropolojinin de ilgi alanına girer ancak bizi çok eski zamanlara ait ilkel kabileler değil daha çok güncel politik anlaşmazlıkların temeli olan etnik çatışmalar ilgilendiriyor. Zira günümüzde yaşanan birçok çatışma/ihtilaf etnik grupların kimliğini koruma istemlerinden kaynaklanan çatışmalardır.
Çokça tartışılan Çerkes kimdir meselesinde bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan çevrelerin ütopik açıklamaları bu yüzden önemli ve aynı zamanda tehlikelidir. Bir etnik grubun, kültürel-tarihsel yakınlığı bulunan komşu grupları bünyesinde eritmeye çalışması bilime aykırı, yanlış ve tehlikelidir.
Etnik gruplar, tarihsel ve kültürel kimlik yapısı olarak siyasallaşır ancak bir milletin sahip olduğu birçok özellikten yoksundur. Bu topluluklar “kendi” memleketlerinde ikamet ediyor olmaları gerekmez. Ortak bir iş bölümü ya da ekonomik birlik de göstermeleri gerekmez, çoğu durumda da göstermezler de zaten.
Etnik grup, sosyal gruplardan bu nedenle ayırt edilmelidir.Örneğin geliri,prestiji,gücü temsil eden mavi yakalılar, öte yandan sosyal eşitsizliğe karşı çıkan işçi-emekçi sosyal gruplar incelendiğinde bu net bir biçimde görülecektir.Sosyal bir sınıf farklı etnik grupların üyelerini içinde barındırabileceği gibi,etnik bir grupta farklı sosyal sınıflara mensup kişileri içerebilir.
Dünya etnik mozaiğini biçimlendiren büyük tarihsel etkenler arasında sömürgecilik, emperyalizm, toprak ilhakı, sürgün, soykırım, gönüllü tehcir veyahut ırkçılık sayılabilir. Etnik ayrımın bu tarihsel yaşanmışlıklara dayandırıldığı gerçeğini kabul edersek artık Çerkes etnik grubunu ve bugün karşı karşıya olduğu problemleri irdelemeye başlayabiliriz.
Nüfus hareketi(sürgün) sonucu etnik dağılmaya uğramış Çerkesler bugün çeşitli devletler içerisinde parçalanmış bir durumdadır. Etnik olarak bölünmüş bir toplum olan Çerkesler , anavatanlarında da bu bölünmüşlüğün farklı bir boyutunu yaşamaktadırlar. Sürgün, Çerkesleri birbirinden farklı etnik bölünmüşlük problemleri ile karşı karşıya bırakmıştır
Bunlardan kısaca bahsetmek gerekirse;
Anavatanda yaşanan siyasi sorunların temelinde Şapsığ-Kabardey-Adıge ve Çerkes olmak üzere 4 farklı yapay etnik kimliğin yaratılması yatmaktadır.
Farklı devletlerin bünyesinde yaşayan diaspora Çerkesleri ise etnik kimlik tartışmalarına henüz yeni başlamış Millet/Ulus, Milliyetçilik, Devlet gibi kavramları tartışmaktadır.
Etnik bir grup, bir devlette egemen olduğu vakit Millet haline gelir ve genellikle diğer etnik gruplara zor kullanmaya ve onları dışlamaya başlar. Dışlanan etnik gruplar da organize olarak ulusal azınlık statüsü istemek durumunda kalırlar. Ancak etnik grupların güç sahibi olarak aşağı yukarı egemen toplumla eşit oldukları bazı toplumlar da vardır. Örneğin Belçika'daki Flamanlar ve Valonlar, İsviçre'deki Almanlar, Fransızlar ve İtalyanlar gibi..
Ancak çoğu etnik grup ya egemen, ya da teb’a konumundadır. Böyle devletlerde etnik köken, etnik bir hiyerarşi yaratarak toplumun sınıf ve güç yapısı içine gömülmüş durumdadır. Hint kast sistemi , Güney Afrika gibi modern ırk piramidi yapısı buna bir etnik grubun aşırı egemenliği örneklerindendir. Dünyada birçok örneğine rastlayabileceğimiz bir başka uygulama ise kendi etnik kimliğini ,diğer etnik grupları asimile ederek benimsetme.
Ancak eşitliğin tüm dünyada bir kural olarak kabul edildiği çağda yaşıyoruz ve ayrımcılığa tahammül etmek bu nedenle eskisine göre daha güç. Etnik gruplar bu yüzden artık teb’a olmayı reddediyorlar ve içlerinde bulundukları durumdan kurtulmak için birçok farklı yolu kullanarak mücadele ediyorlar.
Milliyetçilik akımı bundan dolayı dünyanın pek çok bölgesinde etnikliğin billurlaşmasına neden olmuştur. Milliyetçilik bu yüzden teb’a olmaya mahkum edilmiş etnik grupların kendi kaderlerini tayin etme isteğidir.
Elbette emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda milliyetçilik akımından etkilenmiş etnik toplumları kışkırttığı ve kullandığı tarihi gerçeklerle sabittir. Ancak aklın ve mantığın yolundan ayrılmayan, küresel barışı ilke edinmiş toplumlar gerçek birer millet ve devlet olabilme iradesine sahiplerdir. Etnik siyaset bu yüzden çok önemlidir ve bu sebeplerden ötürü gerçek bir millet olma ile uydu millet olma arasında çok ince bir çizgi bulunmaktadır.
Anavatanda yaşanan anlaşmazlıkların başında merkezi Rusya tarafından yaratılan ve derinleştirilmeye çalışılan 4 farklı alt etnik kimliktir. Diasporada çok karıştırılan bir kavram olan ‘mikro milliyetçilik’ diğer bir değişle Etnosentrizm tam olarak budur. Çerkes kimliği yerine, Şapsığ-Kabardey-Adıge-Çerkes kimlikleri oluşturulması ve aynı etnik gruba mensup üyelerin birbirinden koparılması hedeflenmiştir.
4 parçaya bölünen Çerkesler bir arada, tek bir kimlik altında yaşamayı istemelerine rağmen merkezi RF hükümeti 4 parçaya böldüğü Çerkesleri, başka etnik gruplarla birlikte yaşamaya mecbur kılarak yeni etnik problemler yaşanmasına sebebiyet vermiştir.
Bu durum K.Kafkasya’da öteden beri uygulana gelmiş ve yüzyıllardır birbirine komşu olan etnik gruplar arası silahlı çatışmalar yaşanmasına neden olmuştur. Başta Oset-İnguş , Oset-Gürcü, Abhaz-Gürcü ve Dağıstan bünyesindeki iç çatışmalar. Çerkes halkı da bu çatışmaların içine çekilmeye çalışılmakta ve sürekli bir biçimde komşuları tarafından kışkırtılmaktadır.
Karaçay ve Balkarlar kendi içlerinde milli uyanışı yaşamış ancak yetkisiz ve kontrolsüz kişiler tarafından yönlendirilen politikalar nedeniyle Çerkeslerle çatışma noktasına getirilen iki halk. Abhazlar ve Osetler milli uyanışı yaşayarak, iyi politikayla bağımsız devletler haline geldiler. Çeçenler ise yaşadıkları 2 yıkıcı savaşa rağmen1 milyonu aşan nüfuslarıyla kendi topraklarında tek egemen güçler ve kendi topraklarında bir arada yaşıyorlar. Dağıstan ise 3 milyonu geçen nüfusuyla iç problemlerini aşmaya çalışan, topraklarında neredeyse hiç yabancı unsurun bulunmadığı bir ülke.
Tüm K.Kafkas halkları milli uyanışı yaşamış ve milli hedefleri etrafında birleşmişken milli uyanıştan nasibini alamayan ve bugün K.Kafkasya’da en acınası hale gelen tek topluluk Çerkeslerdir.
Diaspora Çerkeslerinin ise daha farklı problemleri var ve henüz bu problemlerin çözümü için tartışma aşamasındalar. Başlıca problemler, dil ve kültürün yok olması yanı sıra Anavatan’a dönüş gibi problemler acil çözüm bekleyen konular. Bu problemler tüm diaspora Çerkesleri için aynı olmakla beraber, bu problemlerin çözümü için henüz bir mutabakata varılmış değil.
Diasporada ki birçok Çerkes STK’sı, yaşadıkları devletler tarafından operasyonlara uğramış ve kontrol altına alınmıştır. Örneğin yaşadıkları ülkede çok etkin oldukları bilinen Ürdün Çerkesleri’nin yeni nesli bu gerçeğin farkında ve rahatsızlar. Çerkes kökenli Subay ve Amirlerin etkisinde olan STK’lar, Çerkes problemlerine çözüm için derman olamıyor. Türkiyede’de bunu görmek mümkündür. Devletin kontrolü altında ki STK’lar özerk yapılarını yitirmiş, Çerkes problemlerinin çözümü için proje geliştiremez hale gelmişlerdir.
***
Шъыпкъэр пlоным лlыгъэ хэлъ.
Doğruyu söylemek yiğitlik ister.
Çerkeslerin umut bağladığı birçok STK var. Bu STK’ların faaliyetlerini ve politik tavırlarını incelemekte fayda var. Belirtmek zorundayım ki gerçekleri konuşmak, doğruları yazmak kimseyi üzmemeli ve incitmemelidir.
Türkiye’de Kaf-Fed , Bir-Kaf gibi birçok şehirde örgütlenmiş STK’lar Çerkes problemlerinin çözümüne ilişkin gerekli özveriyi bugüne kadar gösterememiş , mücadele alanı dışında kalmışlardır. Bir-Kaf ve aynı ideolojiyi savunan yan kuruluşları, kuruldukları günden itibaren T.C. devletinin K.Kafkasya politik bürosu gibi çalışmış, ideolojilerini yaymak için kullandıkları dergilerde dahi Türkçülüğün(Turan) propagandasını yapmış Çerkes milleti için Kafkas Türkü diyebilecek kadar sözde kuruluş amaçlarından sapmışlardır. Bu kurumlar sadece T.C.’nin müsaadesi ve izni ile Rusya düşmanı olarak çalışmış, Çerkesleri de bu politikaya alet etmeye çalışmış ancak başarılı olamamışlardır. Çerkes milliyetçiliğini yalanlarla yerden yere vuran bu çevreler Çerkesleri hedef alan en katı Abhaz-Karaçay ve Çeçen milliyetçiliğini her daim övmekte ve fikir babalarını baş tacı etmektedirler. Türk-İslam tezlerinden etkilenmiş bazı yan kuruluşlar, İmam Şamil’in başaramadığını bu yüzyılda başarmanın yollarını aramaktadırlar. Bu ideolojiyi savunan kurumların İslam’ı siyasete alet eden ve T.C.’de etkin bazı siyasi partilerle ve çevrelerle sıkı ilişkileri var. Barış yerine çatışma taraftarı miladını doldurmuş olan bu ideoloji bugün farklı isimlerle ve sözde yenilenmiş biçimi ile varlığını devam ettirmeye çalışıyor.
Türkiye Çerkeslerinin bir diğer STK’sı Kaf-Fed. Bu kurum ile ilgili kafada onlarca soru işareti var. Teknolojinin gelişmesi ve bilgi ağının genişlemesi neticesinde Çerkes halkı yaşanan gelişmeleri birilerinin süzgeçten geçirmesine gerek duymadan elde etme imkanına kavuşmuş, şeffaf olmayan yönetim kadroları yaşanan gelişmeler karşısında ki sessizlikleri nedeniyle eleştirilmiş, kafalarda ki soru işaretlerine bir cevap bulunamamıştır. Bu durum süreklilik gösterince, Çerkes problemlerinin Kaf-Fed tarafından çözülebileceği ümidi artık tükenmiştir. Abhazya ve Güney Osetya problemleriyle yakından ilgilenen Kaf-Fed aynı özveriyi Çerkes problemleri için göstermemekte ve eleştirilere cevap verememektedir. Kaf-Fed’in bugün geldiği nokta , T.C. ile RF hükümetleri arasındaki Abhazya ve G.Osetya meseleleri koordinasyon bürosudur. Kaf-Fed’in Türkiye siyasi partileriyle ve RF makamlarıyla var olan ilişkilerine rağmen ‘biz siyasetten ve politikadan uzağız’ söylemi halkımızı kandırmak değilse nedir? Çerkes halkının egemenlik haklarına olan mesafeli duruşun sebebi biran önce izah edilmeli, halka hesap verilmelidir. Eğer bir kurum Çerkesleri temsil ettiğini ilan ediyorsa , Çerkes milli menfaatleri için çalışmalıdır, RF ve T.C.’nin belirlediği kaideler bütünü için değil.
Çoğumuzun söylemeye korktuğu şeyleri cesurca söyleyen Aslan Jukhov ile Bella Ksalovoy vahşice katledildiğinde ve İbrahim Yağan, Murat Berzeg, Ruslan Ç’eş gibi liderler defalarca saldırıya uğradığında hiçbir kurumumuz çıkıp bu insanların arkasında durmadılar, aksine görmezden geldiler! Ancak Moskova Metrosuna düzenlenen terör saldırılarında yaşamını yitiren sivil Rus halkı için bizzat Medvedev’e ulaştırılmak üzere başsağlığı mektubu hazırlandı.
Çerkes halkı tüm kurumlarına artık şu soruyu sormalıdır: Abhazya-Osetya öbür yandan Çeçenistan halklarının egemenlik haklarıyla yakından ilgilenen kurumlarımız ne için Çerkesya halkının egemenlik haklarıyla hiç ilgilenmemektedirler?
Anavatanda ki STK’lar içinde durum pek iç açıcı değil. Türkiye ve Ortadoğu’da olduğu gibi anavatanda da Çerkes STK’ları devlet eline geçmiş , Çerkes çıkarlarının değil devlet çıkarlarının gözetildiği STK’lara dönüştürülmüştür. Bu duruma emsal teşkil eden M.Hafıts’enin Kabardey Xase’si ve DÇB başlıca örneklerdendir. Ancak bazı Adige Xase’ler ve Çerkes Kongresi gibi STK’lar hala halkımız için ümit kaynağıdır. Sisteme müdahil edilemeyen bu muhalif kuruluşlar kuruldukları günden itibaren sindirilmeye, başarısızlığa uğraması halinde ise -DÇB örneğinde ki gibi- ele geçirme operasyonlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.
Bir tarafta halkı pasifize etmeye çalışan kurumlar, diğer taraftan halkın duygusal belleğini dizginleyip karanlık kuyuya itmeye çalışanlar arasında sıkışıp kalan Çerkes halkı artık kime güveneceğini şaşırmış, kendini bir bölünmüşlük ve çatışma ortamı içerisinde bulmuştur. Kutuplaşma yaratılarak Çerkes halkı etkisiz kılınıyor ve boğazına kadar problem bataklığına gömülmüş Çerkes halkı her debelenişinde daha da dibe batıyor.
Çerkes halkı bu durumda kulaklarını, gözlerini kapatmalı ve düşünmelidir ; Bölünmüş halkımızın ve topraklarımızın nasıl birleştirilebileceğini , sürgünde yaşayan halkımızın nasıl anavatana geri dönebileceğini , elimizden alınan tüm haklarımızın tekrardan nasıl elde edileceğini , gerçek anlamda bir millet ve devlet nasıl olunabileceğini..
***
Modernleşme, millet, milli kimlik, milli devlet ve milliyetçilik birbirini tamamlayan, biri olmadığında diğerinin anlamsızlaşacağı kavramlardır. E. J. Hobsbawm şöyle demektedir : ‘’Analitik düzlemde milliyetçilik milletlerden önce gelir. Milletler devletleri ve milliyetçilikleri yaratmaz, doğru olan bunun tam tersidir.”
Milletsiz, milliyetsiz ve devletsiz birey, yabancılaşmış bireydir. Bu nedenle gerek anavatanda , gerek diasporada yaşadığımız problemlerin en başında milliyetimizin unutulması/unutturulması geliyor. Milletler var olduğu sürece ulus devletler de onların yaşam kaynağı olan milliyetçilikleri de var olacaktır. Kuşkusuz bu kaba bir milliyetçilik değil insan haklarını, demokrasiyi, çoğulculuğu ve hukuku önceleyen bir milliyetçilik olacaktır.
Çerkes milliyetçiliği, kendi kimliği içinde, öteki kimliklere de saygılı ve kendi milletinden olmayanlarla uyum içinde yaşayabilir. Bu nedenle milliyetçilik ile yurtseverlik kavramları toplumumuzda bu bakış açısı ile doğru bir şekilde tartışılmalıdır. Milliyetçilik gerçek manada bir millet,ulus ve devlet olabilmek, Yurtseverlik ise kendimizi yüceltmeden,başkalarını aşağılamadan Çerkesya halklarını, topraklarını sevebilmek ve korumak için gereklidir.
Çerkesya Yurtseverleri, bünyesinde farklı görüşleri barındıran ancak yurtseverlik duygusu ile bütünleştiren yeni, akılcı, bütünleştirici ve uzlaştırıcı bir platformdur.
Bugün yurtsever kadrolar anavatanda örgütlenmiş ancak diasporada henüz örgütlenememiştir. Uluslaşma çabalarının ancak ve ancak anavatan-diaspora iş birliği ile olacağına inandığımızdan örgütlenmeye giden yolda halkımızı aydınlatmaya ve harekete geçirme misyonunu yüklenmiş bulunuyoruz. Politikamızı hiçbir kurumun ve devletin etkisi altında kalmadan tamamen bağımsız bir biçimde belirliyoruz ve belki de bu yüzden halkımızdan büyük destek ve moral buluyoruz.
Çerkes halkı artık tabuları yıkmaya, konuşulmayanları tartışmaya başladı. Bu olumlu gelişmeler sonucunda kaçınılmaz bir son var ! O da, gücü halka dayanan herkesin söz hakkına sahip olduğu, bağımsız yurtsever örgütlenmelerdir. Çerkes meseleleri , seçilmiş insanların meseleleridir tavrını takınan feodal zihniyete karşılık bizler Çerkes meseleleri , tüm Çerkeslerin meselesidir görüşünü savunuyoruz. Böylece toplumsal birlik, beraberliğin ve yok edilmeye çalışılan demokrasi kültürümüzün tekrar toplumumuzda hakim olacağına inanıyoruz.
Bu nedenle;
Aklın ve mantığın yolundan ilerlemek isteyen halkımızın gözünü boyamak, korkutmak ve sindirmek isteyen çevreler tabu haline getirdikleri kurumların duvarları arasında sıkışıp kaldılar. Halkla bütünleşemeyen, halkın söz sahibi olmadığı bu kurumlar artık daha fazla ayakta duramayacaklardır.
Çerkesya Yurtseverleri, Çerkesya bayrağının daha yükseklerde dalgalanması için insiyatif almış hedef ve politikalarını halkıyla açık ve net bir biçimde paylaşmıştır.Artık sırada halkımızın desteğiyle, anavatanla koordineli bir biçimde Türkiye’de,Ürdün’de,Suriye’de,Almanya’da,Amerika’da yurtsever örgütlenmelere gidilmesi vardır.Dağınık, kopuk ve bölgesel fikirlerle değil, tüm dünya Çerkeslerinin aynı hedef için birleşeceği, anlık sosyal ilişkiler için değil, yüce hedeflerde buluşacağımız kurumların inşasına başlamak için kolları sıvamalıyız.
Çerkes halkının, geleceğini belirleyebilme yeteneği ve gücü vardır. Artık sonu gelmez tartışmaları bırakıp, kafa kafaya verip nasıl örgütleneceğimizi düşünmeye/tartışmaya başlamalıyız. Bunun için imkanlarımızın neler olduğu , yeni imkanların nasıl yaratılabileceği meselesi önem arz etmektedir. Çerkes halkı gibi büyük çoğunluğu vatanı dışında yaşayan örgütlü toplumlar incelenmeli , örgütlenmede başarıya ulaşmış yapılanmalar örnek alınmalıdır.
Artık düşüncelerimizi hayata geçirme vaktidir!
Artık örgütlenme vaktidir!
Artık Çerkesya diriliş mücadelesinin tüm dünyada başlatılması zamanıdır!
Berslan Mıshe neden yazmıyor artık?
03 Nisan 2012 Salı Saat 21:52Berslan Nıbjoğ: Yüreğine, kalemine, aklına, eline sağlık.
Worapsow nıbjoğ tlapaxer.Worapsow tlapkır.
Шъыпкъэныгъэр зыгу илъ Адыгэ к1элэжъ бланэ Тхьам уеш1. Тхьауегъэпсоу!
01 Ekim 2011 Cumartesi Saat 18:29