Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Synduk Ergün
Aksaray'dan Çerkesya'ya...
18 Eylül 2011 Pazar Saat 23:26

Zamanın gerisinde kaldığınız anlar vardır. Hayata yetişemezsiniz alır götürür oradan oraya sizi. Bazı durumlar çok karmaşık gelir. Zor gelir anlatılanlar, okuduklarınız. Ben sıkça kendimi bu durumda buluyorum.

Oysa ki siz hayatı öylesine yaşamak istiyorsunuzdur. Basitçe. Yalın. Zorlaştırmadan. Sakin ve hizipsiz.

Yaşamın bütün alanlarında var iddialı insanlar. Siz aman ben daha da silikleşeyim dedikçe sağınızdan solunuzdan cimciriyorlar illa ki! ‘En şahane evladı ben yetiştiriyorum’ babaları, ‘oğlum sosyal derslerde çok zayıf lakin matematikte zehir zehir!’ anneleri, ‘bu yılki X ürünün satışlarını ben patlattım’ müdürleri, ‘en bi ultra lüks evi biz satın aldık’ çiftleri vs.

“Abi bizim oğlan iyi çocuk, seviyoruz, büyütüyoruz, aha işte parka da götürüyoruz” cevabı yetmiyor mesela bu hırs küplerine. Hemen yapıştırıyorlar “Kaliteli zaman geçirmek lazım ama” tespitini. “Yok ya bilmem ben kalitatif-kantitatif” diyorsun “Ama olmaz öğrenmelisin, bak şu şu eğitimleri almalısın sen de iyi baba olmak için” diyorlar. “Napçam abi ben havuzlu evi daha şemiğimi geçen suya girmişliğim yok” dersen “Sadece ev değil bir yaşam stilini de alıyorsun koçum”u topaçlıyorlar çemçük ağızlarıyla. “Olum! senin orta Anadolu’nun en yoksul Çerkes köylerinden birinden çıkmış olan baban Rustembi de mi yaşam stiline göre yerleşmiş İstanbul’un Esenler’ine?” diyemiyorsun elbette. Susuyorsun. Ya da en azından ben susuyorum. İçimden “Yiyim ben sizin yaşam stilinizi de kaliteli zamanınızı da” diyorum elbette. O ayrı.

Ne çok zorlaştırıyoruz hayatı. Hem kendimize hem de çevremize. Bir sakin olsak, dursak şöyle. Hayatı daha iyi kavrayacağız oysa. Yaşam koçlarının iddialadıkları, kişisel gelişim kitaplarının vurguladıkları da aslında bu. Sadeleşmek, basitleşmek, özüne dönmek, kendin olmak, kendi iç sesini dinlemek…

Son Maykop ziyaretimde ben idealimdeki insanla tanıştım. 2011 yılının Ağustos ayı hayatımda bir sürü şeyi gözden geçirmeme neden oldu. Severim zaten Maykop`u. Yeni bir güzelliği daha orada yakalamak şaşırtıcı olmadı benim için.

Bir grup dostla birlikte Laganaki’ye yani dağlara çıkmaya karar veriyoruz. Bir iki telefon bağlantısının ardından bir minibüs tutuyoruz. Minibüsümüzün şoförü sabah saatinde buluşma yerinde bekliyor bizi. Ben herkesten önce onun yanındayım. İlk tanışma anından itibaren Aksaraylı kardeşimi çok seviyorum. Minibüste bize mihmandarlık da yapan şoförümüz 90’lı yıllarda Maykop’a yerleşmiş bir Türk. Çok şaşırıyorum aslında. Belli etmemeye çalışıyorum şaşkınlığımı. Türkiye’den Adıgeler dışında başka halkların Maykop`la ilgileniyor olmasını pek anlamlandıramıyorum.

Aksaraylı kardeşim bir Rus hanımla evli. İki çocuğu var. Oğlunun kolu kırılmış ve küçük bir problem kalmış. Onun da kısa sürede düzeleceğini konuşuyoruz. Kızı daha büyük, üniversiteyi bitirmiş ve bu yıl devlette savcılığa başlayacakmış. Kızının geldiği noktayla çok gurur duyuyor.

Aksaraylı Maykop’a ilk babasıyla gelmiş. Sonra da kalmış. Aile kurmuş. Çocuk büyütmüş.

Bence Aksaraylı kardeşim hayatın tüm kodlarını çözmüş. Babasıyla beraber kamyonla nakliye yaparken keşfetmişler bu sakin şehri. Sonra da kalmaya karar vermiş. Evlenip barklanmış. Şimdi Maykop’ta hatlı minübüsü var. Tüm anlattıklarını son derece sıradanmış gibi anlatıyor Aksaraylı kardeşim. Burada yaşamasını büyük bir fedakarlık, ödün verme falan gibi değil son derece sakin bir mutlulukla anlatıyor. “Özlemiyor musun Aksaray’ı?” diye sorduğumda “Özlüyorum ama sonra gidince Türkiye’ye buranın sakinliğini arıyorum hemen” diyor. Maykop zor bulunan güzellikte bir yer Aksaraylı`ya göre. Havası temiz, iklimi yumuşak, toprağı bereketli, insanları düzgün, çalışana karşılığını da veriyor.

Oğlu çok hareketli, biraz da yaramaz ama “Çocuk işte!”, kızıyla arası çok iyi, aile babası,  çalışkan, sakin bir adam Aksaraylı.

Bu genç ve sakin adam beni çok etkiledi. Okuyuculara çok ilginç gelmemiş olabilir yazdıklarım ama ben çok düşündüm üzerine. Egolarımızla hayatlarımızı  nasıl zorlaştırdığımızı ve mutlu olma anlarını kaçırdığımızı  anladım.

Çocuklarımızı bile kariyer hırslarımızın önemli bir parçası, göstergesi, tabelası haline getirdiğimiz şu dönemde, çocukların kollarının kırılabileceğini, Maykop 6 numaralı okulda eğitim hayatlarına devam edebileceğini, altı tane yüzme havuzlu ultra lüks sitelerde barınmak yerine Çeramuşki’de altmış sekiz metre karelik sosyal konutlarda da kendi özgün stillerimizle yaşayabileceğimizi hatırladım Aksaraylı kardeşimizle sohbet ederken.

Hayat öyle bizlere dayatıldığı  kadar zor ve karmaşık değil. Satın aldıkça ve ulaştıkça anlamını  yitiren öğretilmiş hedeflere ulaşmaya çalışarak zaman harcıyoruz. ‘Biraz daha para, dört odalı ev, kaliteli zaman ayrılan bilmiş  çocuklar’ derken hayatı ıskalıyoruz. Yaşayamadan geçip gidiyor hayat. Planlarken olup bitiyor her şey.

Aksaraylı kardeşim kadar net olmak istiyorum. Bir kere bile vatanını görmeden, vatana dönmek üzerine düşünmeden, buralarda nasıl yaşanırı sorgulamadan Çerkesya Yurtseveri olunabileceğine inanmıyorum. Aksaraylı kardeşim büyük cümleler kurmadan, sakince ve dürüstçe gösterdi bana gerçek bir Çerkesyalının nasıl olunacağını.  


Bu yazı toplam 5628 defa okundu.





Melgoş Suat

Bende Bosna'da böyle bir beyle tanışmıştım. Zamanında Sırplarla Boşnaklar savaşırken, gururuna yedirememiş ve oraya gitmiş. Sonrasında orada kalmış, ev ocak olmuş. Bir gün ailesiyle tanışma fırsatım oldu, ilginçtir çocukları hiç türkçe bilmiyordu, sordum nedenini, Onların Türkiyeye gitmelerini istemiyorum , bu seçeneklerinin var olduğunu bile akıllarına getirmesinler dedi. O zaman garipsemiştim, ama şimdi anlayabiliyorum onu.

25 Eylül 2011 Pazar Saat 22:44
saim

"Okuyuculara çok ilginç gelmemiş olabilir yazdıklarım "....fazlasıyla yanılmışınız bence.Xexes Komplekslerinde ki şu yazdıklarınız çok şey ifade ediyordu benim için:"Fransız soslu, Türk kuyruklu, Çerkes uyruklu biri olmaktansa sokaklarda büyük kahkahalarla Adıgece konuşan, mavi eşofmanının altına iskarpin giyip, arabasının CD çalarında Nekhuş Çerim’in woredleriyle şehri turlayan, sambo sporuyla uğraşan bir adam olmayı tercih ederdim. Bu adamların hepsi günlük yaşamda, düğünde, cenazede, çocuk yetiştirmede, büyüklerle iletişimde Çerkesliklerini bizlerden çok daha doğal ve doğru yaşamaktalar."
Ve her yeni yazı bir öncekini tamamlayan ama hep ileri götüren bir duygu yaşattı inanın.Yazının son bölümündeyse kimin olduğunu hatırlamadığım bir cümle geldi aklıma "para değer biçemediği her şeyi değersizleştirir".Yüreğinize sağlık.
Selamlar

20 Eylül 2011 Salı Saat 22:52
cumle

Sen hayati sorgulamissin. Sokrates ''sorgulanmamış yaşam yaşanmaya değmez'' diyor asırlar öncesinden. Sorgulanmalı, yaşam sorgulanmalı; toplum olarak nasıl yaşamak istediğimize karar vermeli ve bireysel hayat da ona göre planlanmalı...
Verdigin mesajlar bence cok yerli yerinde
Tesekkurler Ergun.

20 Eylül 2011 Salı Saat 13:56
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net