Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Gemilerde Talim Var
29 Ekim 2010 Cuma Saat 15:27

Ömrü hayatında deniz görmüş bir insan, kendisine bir kez olsun şu soruyu sorma gereği duymuştur; küçücük bir kum tanesi bile kendi başına bırakıldığında sessizce suyun derinliklerine batı verdiği halde, şu koca karınlı gemiler nasıl olurda suyun üstünde yüzebilir?

Herhalde gözler ışıldamıştır. Evet ya eureka! Arşimet babanın hamam sefasında keşfettiği bir fizik prensibi var. Suyun kaldırma kuvveti. Su, üzerine bırakılan herhangi bir cismin kütlesi ile doğru orantılı olarak, ona eşit bir kaldırma kuvveti uygular. Çünkü cisim, çok geniş bir alana yayılsa da, nihayetinde sahiller ile kuşatılarak, tıpkı kapalı bir kap şeklinde sınırlandırılmış vaziyette duran suyu, kendi kütlesi oranında taşırmaktadır. Gemilerin yüzmesini sağlamak amacıyla, geminin suya batan yani kaldırma kuvvetine etki edecek olan kısımları bilerek geniş tutulur. Taşan su, cismin kendi ağırlığından fazla olmamak zorundadır.

Fakat burada esas olan bir başka özellik, cismin içerdiği madde miktarını belirten kütle ile birlikte cismin ağırlığının hacmine olan oranı yani yoğunluğudur. Geniş yüzeyli ve aynı zamanda daha ağır olanları suyun üzerinde tutmak için etki eden otomatik kaldırma kuvveti, dar, çapsız ve yoğunluğuna oranla kütlesi yetersiz olan cisimlere etki eden kuvvetten farklı ve fazladır. Buna da tutunma kuvveti demek yerindedir sanırım. 

Kendi başına devlet olabilmiş, coğrafyalara hükmedebilmiş, uluslaşabilmiş, ekonomik ve sosyal sistemler geliştirebilmiş halklar; mesela, doğuda İran, Çin, Türkiye, batıda İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya gibi ülkeler ve onların halkları, kütlesi ile yoğunluğu doğru orantılı yapılaşmalardır. Beğenseniz de beğenmeseniz de bunlar orijinal gerçekliktir.

Dünyanın gidiş hattına, ekonomik, sosyal, siyasal paradigmalarına etki eden ve edecek olan tasarımlardır. Ve tarihsel sapma ya da belirli sebep sonuç ilişkilerinin ortaya çıkaracağı nedenlerden dolayı zaman içerisinde bir kısmının etki alanı daralabilir veya genişleyebilir, fakat çok büyük bir doğaüstü faktör açığa çıkmadıkça tamamen yok olup gitmeyecekleri açıktır.

Çünkü bu üretim zinciri üstü üste konan bir değeler katmanlaşması yaratarak adına medeniyet denilen birikimi oluşturmuştur. Bu onları, özellikle batı medeniyetini, kendi medeniyet tahayyülü içerisinde bir geri beslemeye sokabilmiştir. Bir ülkede gelişen sosyal veya siyasal akım süratle diğerine de sıçramakta, yeni hal ve yorumlara uğramakta, ülkenin sosyal bünyesinde, ona geçerli olacak kıvamda yerleşmektedir. Teknik ilerleme konusunda da durum aynıdır. Teknoloji, medeniyet algısında ortaklaşabilen ülkelerde bir çevrim ağı dahilinde paylaşılarak üretilen bir bilgi birikiminin imalatı olmuştur artık. Bilgi + Teknoloji = Modernizm = Refah Toplumları.

İçinde yaşadığımızın Ortadoğu coğrafyası, uzun yüzyıllar boyunca kendi gerçekliğinden kopmuş vaziyettedir. Buna sebep olarak batının sömürgeci anlayışını göstermek ne kadar yerinde bir tanımlama olsa dahi bu coğrafyanın sömürge statüsüne düşecek kadar geri kalmasını açıklamaya yetmez.

Orta doğuda sosyal ve ekonomik geri kalmışlığın birinci nedeni zorbaca kurulan siyasal sistemlerdir. Tahakkümün siyasal muhtevası, bölgeye özellik katacak hemen her türlü özgür düşüncenin önüne geçtiği gibi, bilgi birikimi açısından üretime gidecek yolda çalışan idealist bölge insanlarının önüne de sırf kendilerine siyasal rakip olacakları endişesi ile keyfi engeller koymuştur.

Bugün Türkiye de halkın sözüm ona cahilliğinden yakınan modern görünümlü  gerici elitler, halkın bunca zaman süresince ellerinde tutukları büyük imkanlara rağmen, halkın neden cahil bırakıldığına, halkı bizzat kendileri sistemli bir baskı sürecine tabi tuttuklar için geçerli bir cevap veremezler.

Türkiye de artık devlet bürokrasisinden veya bir takım ayrıcalıklı büyük kapitalist gruplardan bağımsız para kazanan ve dünya ile ticaret yapan gerçek anlamda sivil bir orta sınıf gelişmesini tamamlamak üzeredir. Gelişimin itici gücü ve değişimin gerekliliğinin sembolü burada aranmalıdır.

Halkı  cahil görmek isteyenler, anayasa referandumu gibi bir toplumun sağlıklı  şekilde irdelemesi gereken hayati konuyu; Malatya’nın Kayısı sorununa, Kayseri’nin Pastırmasına indirgeyebilmiş, zaten kafadan cahil kabul ettikleri halka adeta sen boş ver anayasayı filan, senin aklın kaysıya, pastırmaya ancak erer,  sen bunları düşün neyine lazım anayasa diyebilmiştir. Diğer bir açıdan bakıldığında ise, toplumun ortak geleceğini şekillendiren bir sözleşme olan anayasayı, adeta toplumu bölecek, yıkacak, parçalayacak kıvama sokarak ‘’devlet elden gidiyor’’ yaygarasını koparmışlardır. Halka dayatılan erdemsizliğin ve uygulanan totaliter küstahlığın sonu referandum sonucudur.

Biz Çerkesler; kütlesi ile yoğunluğu eşit dağılmayan bir halkız. Çerkes toplumunun 1864 sürgününün getirdiği fiziksel dağınıklık anlamında bu durumun tespiti kolaydır. Asıl izahı zor olan ise Çerkeslerin bir çıkarım etrafından bir araya gelip örgütlenmesinde yaşanan bireysel veya değişik şekillerde gruplaşan zihni tutumların kütle içindeki miktarına, toplumsal sorunların kati çözümüne yönelik ileriye dönük faaliyetlerin tertip edilmesinde kriz halini alan yoğunlaşma-yoğunlaşamama problemidir.

Su üzerinde kalmak istiyorsak, mümkün olan en geniş hacimde su batmanı  yüzenini genişletmek, aynı zamanda fiili gerçeklikte bu hacmin içini doldurarak ağırlığını reel katılım oranı olarak yüksek tutmak, herkesimin ihtiyacına yönelecek şekilde katılımın madde miktarını çeşitlendirmek zorundayız

Şuan ki gerçekçi durumda, 3 federal cumhuriyete ve 5 bölgeye ayrılmış anavatan Çerkeslerinin bölünmüş hacimleri su yüzeyinde kalmaya yetmemektedir.

Birincisi RF devletinin onları dikkate değer kılacak özelliklere sahip görmeyerek, siyasal yaşamlarının bitirilerek RF genel idari düzenlemesinin içerisine eritilmesine meyletmesine, ikincisi bu parçalanmışlık hali Çerkleslerin komşu halklar ile arasındaki problemleri kendi reyine halletmesinde ve bölgedeki bir dizi krizin aşılmasında, Çerkesler aleyhine fiili bir hafiflik yaratmaktadır. Su yüzeyinde tutunmayı test edecek türden bu iki var oluş mücadelesinde de Çerkesleri suyun dibine indirecek bir kütle-hacim endeksi dengesizliği malumdur. Çerkes gençliği ise sert esen rüzgârlar altında, rotası belli olmayan, arızı enkazlara dönüşmüş federal yönetim şekilleri ve kendi geleceğine hiçbir faydası olmayan harici fikirsel kümeleşmeler şeklinde sürüklenmektedir.

Diaspora Çerkesliği de benzer durumdadır. Çünkü ülkesel ölçekte anavatan ile benzer siyasal deneyimlerden çıkılmıştır. Peşine kendi geleceğini kurmakta isteksiz davranan yönetim elitleri tarafından tarihi bütünsellik açısından Çerkes endeksi dışında yer aldığı bilinmesine rağmen, ulusal dava olarak kodlanan kimi alanlara yönlendirilmişlerdir. Adeta başında çobanı olmayan sürüyü kurt kapar pozisyonunda bırakılan Çerkes gençliğimiz, mevcut toplumsal durumunu iyileştirmek adına hiçbir fikre ve eyleme angaje olamadan gençliklerini yitirmektedir. Diaspora da Çerkes gençliğin kaybedilmesi meşrulaştırılmıştır.

Ne yapmalı?

Diaspora olarak, Türkiye ve Çerkeslerin yaşadığı diğer bölge ve Avrupa ülkelerinde küreselleşen Dünya ekonomisinin ve ticaretinin bizim gibi halklara sunduğu fırsatlardan azami yararlanmak adına faaliyet göstermeye başlamalıyız. Küresel ekonomik dünyada aktifleşmek, ekonomik karşı faydalanımlar ordusuz ve silahsız bir otonomiyi beraberinde getirmektedir. Ekonomik olumlu durumlar artık hiçbir ülke için vazgeçilebilir değildir. Düzenli ekonomik ve ticari faaliyetler hem anavatan hem de diaspora insanlarını doğal olarak birleştireceği gibi yaşanan ülkelerde de büyük oranda hareket serbestisi getirecektir. Aynı zamanda ekonomik katkı unsurları Çerkes federal cumhuriyetlerinin yaşamının devamında ve Çerkesya ya dönüş prensibinin hayata geçirilmesinin de olmazsa olmazıdır.

Parçalanmış halkların istikrarlı büyüme olanağı temelde, hakim gücün bölge üzerinde var olan potansiyel güçleri dengeleme stratejisinden faydalanabilmekten geçer. Komşularımızla olan problemlerde ve Kafkasya nın diğer sorunsallarına yaklaşımlarımızda bu faktör kanaat unsuru olarak her an karşımıza çıkmaktadır. Kafkasya da ortaklık halinde kurulu bulunan Çerkes bölgelerine RF müdahalesi, dini argümanları kullanan küresel hareketlerin etkinlik bakımından kısır fakat sayısal bakımdan artan eylem düzeyleri nedeniyle kaçınılmaza doğru yol almaktadır.

Bu anlamda yenik devletler kategorisine düşmüş olup, artık bölge halkları  için bir kara delik vaziyetine bürünen çatışma alanlarından uzak durmak gereklidir. Kütlesine oranla artık hacmini dengeleyemeyen oluşumlar, bataklık olarak Çerkes bölgesini sıtma alanına çevirebilir. Bu da RF devlet aygıtının orantısız aynı zamanda da mesnetsiz müdahalelerine bizi açık bırakır. Tersine durumlar içinse, mesela başkanlık sıfatlarının kaldırılması gibi gerek aynı yönetim sistemine tabi olunan bölgesel komşularımızın aşındırıcı önermelerine, gerekse bölge yakınında bulunan aşırı uyartılmış komşularımızın RF yanlısı politikalara prim vermek geleceğimiz açısından olumsuz sonuçlara yol açabilir.

Halkın bütünlüğünün sağlanması açısından tek bir Çerkesya ülkesinin kurulması fikri, ideolojik perspektifte anavatan-diaspora hacminde eş düzeyli olarak kabul görmüş olması ve Çerkes halkının gerek RF merkezindeki temsili ağırlığını, gerekse bölge halkları düzeyinde su üzerinde kalmasının teminatıdır.

Yaşamsal olarak tek sorun, kütle içerisindeki iç unsurların, kendi bünyesinde barındırdığı statik enerjiyi, halkın geleceğini garantileyecek bir kesafette kinetik enerjiye dönüşüp dönüşemeyeceğidir. Hareketsiz durumdaki bir kütlenin ona dışarıdan etki edecek bir kuvvetin derecesinde harekete geçebileceği varsayılsa bile, hareketin devinimi ancak kendi içerisinde barındırdığı yaşam enerjisinin seviyesine bağlıdır. Bu döngünün en belirgin taşıyıcısı, halkın gençliğidir. Çerkes gençliğimiz şu anki işini düzgün yapmayan temsilcilerin sığındığı prosedürsel Çerkeslik içerisinden çıkartılmalı, özgürleştirilmeli ve kontrol edilebilirlik kavramları değiştirilmelidir.

Çerkesya Çerkes halkının mülküdür. Mülkiyet kavramı üzerine tarihte nice ülkelerde binlerce halk olayları çıkmıştır. Mülkiyet halkı var eden, toplayandır. Şahsi mülkiyeti kaldıran sistemlerin amacı, toplum bireyleri üzerinde otomatikleşen bir despotik rejim baskısını gerçekleştirmektir. Mülkiyetin olmadığı yerler veya Türkiye deki kimi diaspora çevrelerinden yayılan Çerkesleri ve Çerkesya’yı alenileştirme girişimleri, perifesindeki lüzumdan bihaber, ölü ideolojilerinin esaretinden kurtulamamış çakma sosyologların sorumsuz önermeleri ve amaçsız girişimleridir.

Çerkesya üzerine konuşmak sahiplenmeyi beraberinde getirmelidir. Aksi hallerde mülk iddiası olmayan, buradan hareketler Çerkes ve Çerkesya kavramları üzerine halkın bütünlüğünü sağlayan korunma mekanizmalarının yok edilmesini amaçlayan girişimler olarak algılanması gerekecektir.

Ölçü halen sağlam bir gemi gibidir. Gelecek projeksiyonlarımızı Dünya ve bölge gerçekliğinden hareketle, ölçülü fakat kendinden emin bir tutarlılıkla zamanlayarak planlamalı ve gerçekleştirmeliyiz. Çerkesya tüm dünyada konuşulmalıdır ki istediğimiz ölçüde gerçeğe dönüşebilsin.

Yaratan bile dünyayı bir günde yaratmamıştır. Her şeyin bir anda olmayacağı açık olduğu gibi, ağırlık merkezi dengelenememiş yapılar ile ölçüsüz hareketlerin neden olduğu taşırmalarda, tarihi darbeler neticesinde büyük yaralar almış ve doğal güçlerin aşındırmasına karşı dayanıksızlaşan geminin süratle dibe batmasına yol açacaktır. Araştırmalar hastaların evlerinde daha çabuk iyileştiğini göstermektedir.

Çerkesya yüzyılı aşkın zamandır felaketlerle boğuşan Çerkes halkının gemisinin yönelebileceği tek liman ve sağlığını bulacağı tek merkezdir.


Bu yazı toplam 3619 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net