

Türkiyede en az bir kaç milyon Çerkes var. Dünya üzerinde nüfusu bir kaç milyon olmayan da çok ülke var.
Bu ülkelerin devlet başkanları, yazarları, çizerleri, işçileri, köylüleri var. Yaşıyorlar, canlılar.
Türkiye’deki çerkeslerin sorunları sayılarının az olması değil. Çünkü az değiller. Çerkeslerin ekonomik sorunları da yok. Çünkü Türkiyedeki Çerkeslerin mal varlıklarının toplamı kendi nüfusları kadar olan pek çok ülkeden daha fazla bile olabilir.
Türkiyedeki Çerkeslerin içerisinde üniversite mezunlarıda azımsanmayacak kadar çoklar. Vs. vs.
Türkiye’deki Çerkeslerin en büyük sorunu, benim, burada çerkesler hakkında yazı yazabiliyor olmam. Ben Türkiyedeki Çerkes toplumu için yayın yapan yapılar içerisinde en çok takip edileninde yazabiliyorsam bu bir sorundur.
Çünkü;
Bir kaç üniversite bitirmiş, bir kaç dalda doktora yapmış birisi değilim. Fakat böyle insanlarımızda var. Ekonomi konusunda başarılar göstermiş, siyasi örgütlenmeler içerisinde yer almış, parti yöneticiliği milletvekilliği vs. yapmış birisi de değilim.
Zengin değilim, fakir de değilim.
Hiç bir keşifte yapmış değilim, bir satır müzik bestelemiş birisi de değilim. Ordular yönetmiş üst düzey bir asker de değilim. Uluslarası anlaşmalar imzalamış bir diplomat ta hiç değilim. Çok iyi resim de çizemem. Çerkesce, Türkçe veya başka bir dilde yazdığım şiirler ödül de almış değil.
Bir fabrikanın en iyi çalışan teknik elamanı da değilim. Doktor değilim, ayakkabı yapmasını da bilmem. Bir tencere şıpsı da kaynatmış değilim.
Ben sadece elimden geleni bu ulus için esirgememeye çalışan birisiyim. Üzerime düşen vazifeyi elimden geldiği kadar yapmaya çalışan birisiyim. Bu millet için asker değilken elime silah alıp dağa çıkabilirim, kimliksiz pasaportsuz yakalanıp sorgulanabilirim, hapise de girebilirim, dayak ta yiyebilirm, bu millet için konuşabildiğim kadar gerekiyorsa susadabilirim.
Ama bu bana mı düşer... Albaylarımız, onbaşılarımız, dünyaca ünlü diplomatlarımız, şarkıcılarımız varken, sen varken bu bana mı düşer.
Bu milletin öyle zamanlarda, öyle yerlerde öyle insanlara ihtiyacı var ki...Benim, çorabımdaki söküğü dikemezken, yaralı arkadaşımın yarasını dikmek istediğim zamnalarımda oldu. Hele hele battaniyeden diktiğim yelekleri karda giyen arkadaşlarım için üzülmelimiyim bilmiyorum.
Ben bu bağlamda çerkeslerin sorunu için güzel bir örneğim. Çünkü benden daha iyi bu işleri yapabilecek pek çok Çerkes varken, sen varken benim bunları yapmam Çerkeslerin bu konuda sorunu olduğunu gösterir.
Bu sefer, çokca ben dedim. Kusuruma bakmayın. Bir de sizden, senden bahsedelim.
Bu milletin neye ihtiyacı olduğunu en iyi sen biliyorsun! Nerede ne yapılması gerektiğini de sen biliyorsun! Bunun için gerekecek para da güçte, akılda sende var!
Bu millet için yapacağın herşey faydalı olacak. Bu millet için taş üstüne taş koysan faydası olacak. Ve o taşın üstüne en iyi taşıda koyacak olan sensin.
Yapılacak, yapılması gerekir diye aklına gelen her şey senin eline bakıyor.
En iyi diplomat, yazar, çizer, doktor, mühendis, çiftçi, ayakkabıcı, berber sensin. Bu millet için başkaları değil sensin lazım olan.
Bu milletin sorunu da çözümü de senin ellerine bakıyor. Bu millet milyonlarca senden oluşuyor.
Sen elini kıpırdatmadıkça hiç kimse kıpırdamayacak. Birilerini beklemek seni haklı kılmaz. Bu bana düşmez diyebileceğin hiç bir sorunumuz yok. Tüm sorunlarımızın çözümü sensin!
Bu millet için yerinden bile kıpırdamayan profesörlerden daha yetkinsin. Eğer, elini cebine, bu millet için atabiliyorsan, bunu yapmayan dünyanın her yerinde işyerleri olan dev sermayelere sahip pek çok Çerkes zengininden daha zenginsin.
Benden, ondan, bundan bunları gerçekleştirmelerini bekliyorsan, ve bu ulus için hiç kıpırdamıyorsan bil ki, bu milletin, en büyük sorunu sensin.
Sen kıpırdamadıkça, benim, onun, şunun, bunun yaptıklarına, yaptıklarımıza melul-melul baktıkça en büyük sorun sensin.
Ve sen, bir tek, değilsin. Senin canın ne kadar tatlıysa diğer tüm Çerkeslerin canıda o kadar tatlı. Senin paran ne kadar kıymetliyse diğer Çerkeslerin paraları kıymetli, tatlı.
Çerkesya ne kadar seninse o kadarda diğer Çerkeslerin. Çerkesya’yı kurmak için diğerleri ne yapmalıysa aynısını yapmak seninde benimde boynumuzun borcu.
Çerkesya için Çerkesler için yapabilecek olup yapmadığın her şeyden sadece sen sorumlusun. Bunu sen yapmadan birsinin yapmasını bekliyorsan çok yanılıyorsun. Çünkü, dedik ya; onlarında canları, paraları, vakitleri, çocukları, malları-mülkleri en az seninkiler kadar kıymetliler.
Bildiğin gerekli gördüğün her şey seni bekliyor.
Yapabilecekken yapmadığın her şeyden sen sorumlusun, ve bu şekilde bu millet için bir sorun da sen olmaya devam ediyorsun.
Sn. Kadir Erkaya;
Misafirperverliğiniz ve cevabınız için teşekkür ediyorum öncelikle. Yalnız benim endişelerim uzun vadede geleceğe yönelik her adige gibi. Yorumunuza katiliyorum ve ek bir sey eklemek istiyorum. Bir toplum yiyecegini kazanirsa kendini mutlu hisseder. Maslow 'un piramiti diye bir olgu var. Buna göre insanin ilk gereksinimi kendine uygun kosullar saglama, sonra guven, sonra aidiyet sonra da kendini gerceklestirme. Çerkes toplumunun yarısından çoğu aidiyet olarak kafkasya yı görmüyor. Tum bu kosullar saglandiginda ise insan basarmis oluyor ve humanist duygularin gelisebildigi, cevresine duyarli ve gercekci olabilen bir birey olmaya dogru ilerleyebiliyor.
Su an ne yazik ki biz piramidin kendine uygun kosullar olusturma (yani karnini doyurma) basamagindayiz. Bu yuzden bunu sagladigimiz icin mutlu oluyoruz. Bir sonraki basamaklari saglamaya calismiyoruz cunku onceki basamaklariş cikmadan digerlerine tirmanmak ikincil kaliyor bu piramitte. Ve humanist ya da gercekci tutumlar icin biraz daha beklememiz mi gerekiyor diye düşünmeden edemiyorum. Siddete biraz daha acik oluyoruz bu piramitlerin tum basamaklarini tirmanmadan. Benim gözlemim bu yönde.
sevgiyle kalın
Sn Bjedug Gizem;
En önemli konuya temas ettiniz. Sizden öncede bu temaslarda bulunan arkadaşlarımız olmuştu. Maalesef bu konuda kısmen tatmin edecek cevabı bir başka yazı altındaki yorumuyla''Adıge'' rumuzu vermiştir. Yine şahsım olarak bu konuyla ilgili bir başka yazarın yazısının altında yaptığım ve yayınlanma sansürü konulan (Bir kaç kez yaşadığım) yorumumda da bu hususa değinmiştim. Bu sayfada yazan arkadaşlar ne yazık ki anavatanlarımızda ki yönetimlerin geri dönüşle ilgili yaptıkları somut çalışmalar hakkında (eğer varsa) hiç bir bilgi sunamadıkları gibi geri dönen ve bu fikri savunarak bu sitede yazı yazan şahıslar yönetimler bir şey yapmasada ''Biz geriye döndük,bir dizi sıkıntıları aşarak yaşantımıza burada devam ediyoruz.
Siz şanlısınız çünkü bizim gibi vatanına dönmüş yurtseverler olarak hanemiz sizlere açık,burada konut,iş ve aş bulana kadar ekmeğimizi sizinle paylaşmaya hazırız dediklerinde-diyebidiklerinde inanınki hareketlenme olacaktır.
ben bir tavsiyede bulunmak istiyorum adıgeye dönüşümün ilk ayagı olarak akrabalık baglarının kuvvetlenmesini öneriyorum .. cünkü asimilasyon kadınlarımızın fedekarlıgı ile önlenir düşüncesindeyim..bir ayagı adıgede olursa gidip gelmeler cogalır diye düşünüyorum bunu daha geniş cercevede ele alabiliriz buda sayın yazarlarımızın işi olmalı.
02 Kasım 2011 Çarşamba Saat 16:05