


Bir zamanlar bir ülkemiz vardı!
Adı Çerkesya idi.
Çerkesya; salt bizim ülkemiz olduğu için değil, gerçekten verimli ve doğal güzellikleri olan bir ülkeydi.
Orası bir zamanlar, onlarca ırmak tarafından sulanarak, verimliliğini artıran topraklara sahipti. Kuzeyde Don ırmağının öte yakasında ki toprakların bir kısmını dahi içine alırdı.
Ve Çerkesya’da yaşayan Çerkes anneleri, sadece Kafkas dağlarını değil, Ural dağlarını da konu alan mitolojik öykülerle çocuklarının duygusal dünyalarını kurarlardı.
Kafkasya’nın kuzey batısında ki bu ülke içinde, farklı kökenlerden gelme bazı halk grupları da Çerkesler’le beraber yaşamaktaydı: Karaçay-Balkar-Nogaylar gibi Türkçe’nin lehçelerini konuşanlar ile aynı genetik-kültürel formasyona sahip, yine bir Kuzey Kafkas dili konuşan Abazalar gibi.
Kafkasya zengin bir geno-sisteme sahip ülkedir. Doğusu ve güneyi kadar olmasa da Çerkesya’da bu zenginlikten kısmetini almıştır. Zenginlik diyorum, zira bunu zenginlik olarak görmeyenler de bulunmaktadır.
Oysa tarihe şöyle bir göz gezdirdiğimizde binlerce yıldır ülkenin yerel halkını oluşturan Çerkesler, Karadeniz’in bu vahşi ve güzel kıyılarına çok erken dönemlerde ayak basmış, İskit ve Sarmat gibi İrani, Helen ve Latin gibi Akdenizli, Got-Keltler gibi Kuzey Avrupalı, Hun, Moğol ve Tatar gibi Asyalı kavimlerle de ilişkiler ve akrabalıklar geliştirmişlerdir.
Çerkesler’in doğu topraklarında, Oset, İnguş, Çeçen ve Kumuklar’la sınırlarını tam olarak belirleme olanağı yoktur. O kadar iç içe geçmiş bir yaşam biçimiyle karşı karşıyayızdır ki, Doğu Çerkes-Kabardeyler arasında hangi ailenin Oset, İnguş veya Karaçay-Balkar kökenli olduğunu anlamak için belki DNA analizine başvurmak gerekir.
Yine aynı şekilde bu gerçek, Osetler, Karaçay-Balkarlar ve İnguşlar’ın Çerkes kökenleri için de geçerlidir.
Hatta bir zamanlar her üç aileden birinin B.Kafkas kökenli olduğu bilinen Karaçaylar’a, o zamanın gezginlerince Kara-Çerkes adının verilmesinin boşuna olmadığı bir gerçektir.
İnanılmaz bir durum ancak, Dağıstan’ın Türkçe konuşan Kumuk halkının yaklaşık % 11’inden fazlası Doğu Çerkes/Adige kökenlidir.
Farklı soylar açısından ülkenin zenginliğinin, tabii olarak toplumsal-siyasal yaşama bazı olumsuz yansımaları görülmekle birlikte, biz “İnsanlar”ı mutlu edecek her tür içeriğe sahip olduğunu da görmekteyiz.
Unutmamalı ki, dünya ve doğa cömert davranmıştır! Çerkesya sonuçta geniş bir ülkedir. Ve kaynakları herkese yeter de artar bile.. Belki bu yetme durumu, önümüzdeki binlerce yıl boyunca sürebilecek bir genişlik ve derinlik içermektedir.
Öyle ki, buraya XIX.yy.’ın acımasız işgal felaketleri ile gelmiş bulunan Ruslar, Kazaklar ve diğer halklara da müşfiktir Çerkesya!
Yeter ki biz halk toplulukları, toprağa olan sevgimizi abartmayalım, yaşam sevinci yerine, ölüm-severliği ve şiddeti kutsamayalım. Sonuçta, dünya da insanoğlunun kurmuş olduğu bu saltanatın, mutluluk, paylaşım ve barış ile ayakta kalabileceğini görelim.

Her şeye rağmen biliyoruz ki, halklar arasında tarihsel anlaşmazlıklara, önyargılara dayalı nefret, paylaşamama ve aşırı sahiplenme gibi güdüler, bizlerde ilkçağlardan kalma vahşi mülkiyet ve sahiplenme duygusu ile ilgilidir.
İnsanoğlunun içinde yaşadığı ve yaşamayı sürdürdüğü bu ara-dönem, henüz paraya tapıcılığında dönemi olmayı sürdürmektedir.
Kısa vadede, “Kapitalizm” çağını aşarak, -ideal- yeni bir ufka yelken açabilmenin olanağı ise görülmemektedir.
Her ne olursa olsun, en sonunda insanlık, “suyun akıpta, yatağını yaratması” gibi kendine uygun olanı ve yakışanı yaratacaktır. İş o zamana kadar insanların aralarında ki farklılıkları bir düşmanlık olarak değil de, zenginlik, barış ve tanışıklık sebebi saymalarının sağlanmasıdır.
Bütün bu yumuşak sözcükler ve dileklere rağmen, siyasal ve toplumsal yaşam, soğuk ve katı gerçeklerini işletmektedir.
Halklar kendi menfaatleri penceresinden, olanlara ve birbirlerine bakmaktadırlar. Bunda da çok haksız oldukları söylenemez.
Zira insanlık, var olduğundan beri, önce doğaya karşı, sonra da kendi aralarında süregelen bir var olma ve paylaşım kavgasını sürdürmektedir.
Üstelik bu kavga o kadar acımasız, o kadar zalimcedir ki, kim bilir hangi soylar, diğerinin elinde son nefesini vermiştir?
Çerkesya’da bilindiği kadarıyla 1864’ten öncesinde, 12 kabile-bölge olduğu bilinmektedir. Fakat bilim insanları, bu sayının geçmişte 18, 30, hatta çok çok daha fazla olduğunu, ancak binlerce yıldır süren savaşlar, yıkımlar, felaketler, sürgünler ve soykırımlarla azalarak bu noktaya geldiğini belirtmektedirler.
XIX.yy.’da Çerkes halkı için neredeyse tükenişin, yok oluşun yüzyılı olmuştur.
Bu tükeniş, ezen, yok eden, katleden, süren, işgalcinin suçu kadar, bir toplumsal yaşamın yeniden tazelenemeyişinin, çağa uygun olarak bir üst aşamaya sıçrayamayışın, caydırıcı güç olarak toplumun kendini ortaya koyamayışının da yol açtığı bir sonuç olarak algılanmalıdır.
Bugün de eğer yeterince motive olamayan, yaşama sevinci duyamayan, özgüven geliştiremeyen, geleceğe kendini yeni değerler ve kuşaklarla taşımak istemeyen bir halk varsa orta yerde, aynı XIX.yy.’da yaşanan felaketlerin bir benzerinin, tekrar yaşanmamasının hiçbir garantisi olmaz.
En azından teorik olarak bildiğimiz ve gözlemlediğimiz budur.
Demek ki hayalci de olmamak gerekiyor. Her halk, tüm “insani duygular”a rağmen kendi penceresinden bakmayı sürdürüyor.
Bu anlatılanlar çerçevesinde, iki uçta gidiş gelişlerle bir yaşam ortadadır.
Öyleyse Çerkesya’nın yerel-tarihsel süzgecinden geçmiş, fakat dağıtılmış, parçalanmış, hakları ellerinden alınmış, çaresiz Çerkes halkı bugün ne yapmalı? Nasıl? Ne şekilde, tarihsel topraklarında, öz-coğrafyasında birleşik-özgür-demokratik olarak kendi egemenlik haklarını kurmalı yaşatmalıdır?
Bu soruya yanıt aramayı sürdüreceğiz. Fakat bugün her şeyden çok yapılması gereken bir iş var. Ne yapılacaksa ondan sonra yapılacaktır.
Çerkesya’nın, Çerkes halkının ve kültürünün tarifi. Bu tarif, önce tarihsel kaynaklardan günümüz XXI. yy.’na kazandırılarak, gerçeklenmesi.
1600-1900 yılları arasında basılan her dilde sözlük, ansiklopedi ve seyahatnamalerde ki bazı sözcük, konu ve belgeler taranarak Türkçe'ye kazandırılmalıdır.
Örneğin Çerkes, Çerkesya, Çerkes kadını gibi sembol sözcükler ve maddeler üzerinde durulmalıdır.
XV-XVIII.yy.'lar arasında Kafkasya'nın genelinde Çerkes/ Adığe egemenliği sözkonusu oldu. Özellikle Kabardey prenslerinin Astrakhan'a ve Dağıstan'a kadar olan geniş sahada hüküm sürmüş olmaları, Çerkes silahları, kıyafetleri, savaş tarzları vb. alanlarda Adıyağe/ Çerkesliğin adeta bir marka haline dönüşmesini sağlamıştır.
Bu yüzden Kuzey Kafkasya'nın merkezi ve batı bölgelerinde farklı Kafkas halkları da Çerkes kültürünce özümsenmiştir. Bu dönem zarfında Ortak dil/ Pazar dili/ Lingua Franca, Çerkes/ Adığe dili olmuştur.
Şimdi bu ve bunun gibi çok sayıda konu, terim vb.leri yeniden incelenmelidir.
Özellikle İtalyanca, Yunanca, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Farsça, Gürcüce, Ermenice ve Rusça gibi dilleri bilenlerin çeviri işlerinde, bilmeyenlerin de bu işi kendine sorumluluk kabul edinip, yurtdışına çıktıklarında önemli kentlerin kütüphanelerini ya da dijital kitapları tarayarak, çevrilmesine aracılık edilmesinde gayretli olması gerek.
Biliyorsunuz, bu konuda aramızdan gayretli bazıları çıktılar ve arşiv girişimlerinde bulundular. Ve bu girişim konusuna kendimde destek verdim.
Ancak bu girişim, daha çok bir kolleksiyoner mantığı ile gerçekleşti. Şu an bildiğim kadarıyla da kimseye faydası yok yapılanların.
Zira bu arşivlemenin, çeviri ve basım aktiviteleri ile birlikte yürütülmesi gerekti. Ve ortada yarım bırakılmaması, paylaşılması…
Ve arşivi yapan, belki yaptığı o arşivi biraz karıştırsa ve anlamaya çalışsaydı, tarihi, terminolojiyi ve Çerkes sorunlarını da doğru okumuş ve yorumlamış olurdu.
Bunun için yeni bir anlayışa gereksinimimiz olduğu muhakkak.
Çerkes halkı, Çerkesya’nın tüm halkları, Kafkasya halkları ve komşuları, aşırılığa ve şiddete kaçmadan, kendi menfaatleri ile ortak menfaatler arasında doğru bir korelasyon kuracaktır.
Yeter ki bu işi, zamanın acımasız tüketiciliğine ve oluruna bırakmayıp, sorumluluk üstlensinler.
Bu dünyada yalnız olmadığımızı ve yalnızlığın, insanlar, ülkeler ve halklar için “Yanlış bir Tanrı’ya benzeme/öykünme girişimi” olduğunu kabul etsinler.
Uluslararası ilişkilerde daima savaş ve düşmanlık olmaz. Dostluk, ittifak ve karşılıklı menfaatler de vardır.
Ön yargıları; ilişkilerin dışarısında bırakmak, tüm halklar gibi Çerkes halkı için de zor olacaktır. Her şeye rağmen, gelecek kuşaklar için, çocuklarımızın barış ve mutluluğu için, dünya, insanlık ve uygarlık için, özgür, birleşik Çerkesya için, gecikmeden bir şeyler yapmak zorundayız.
Bunun için yeni bir Çerkes Rönesansına ve kurumsallaşmaya gereksinimimiz var.
Bunun için hazır mıyız?
Her insan; verimli, huzurlu, zengin bir ülke ve devletin özgür yurttaşı olarak yaşamak ister.
Güçlü, kendine güvenli ve barış içinde yaşayan bir halkın mensubu olmak da…
İyi güzel de, adama sormazlar mı, bunları hak edecek ne yaptın?
Bakınız >>>>>
"Caucasia" Encyclopaedia Britannica, 11th edition: 1911, posted by 1911 encyclopedia
"Circassien" Brockhaus Conversations-Lexikon, vol. 1: 1809, in German posted by Zeno , English translation posted on WHKMLA http://www.zum.de/whkmla/region/russia/circenc19.html#br1809
"Tscherkessien¡± Pierer's Universal-Lexikon, vol. 9: 1860, in German, posted bt Zeno ; English translation posted on WHKMLA http://www.zum.de/whkmla/region/russia/circenc19.html#pi1857a
"Tscherkessen" Pierer's Universal-Lexikon, vol. 9: 1860, in German, posted by Zeno ; English translation posted on WHKMLA http://www.zum.de/whkmla/region/russia/circenc19.html#pi1857b
http://www.unhcr.org/refworld/topic,463af2212,49709c792,3ae6ad7d2c,0.html
http://www.zum.de/whkmla/sp/0910/hong/hong4.html
http://books.google.com/books?id=4DYBAAAAQAAJ&printsec=frontcover&dq=C%C4%B0RCASS%C4%B0A&hl=tr&ei=w5VCTtiVL4zusgbxyanQBw&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=1&ved=0CCoQ6AEwAA#v=onepage&q&f=fals
http://www.think-israel.org/fjordman.islamiccolonization.html
http://digicoll.library.wisc.edu/cgi-bin/EastEurope/EastEurope-idx?type=div&did=EastEurope.Circassia.i0007&isize=text
http://www.brill.nl/chronicles-and-annalistic-sources-early-mamluk-circassian-period?page=2
http://histories.cambridge.org/extract?id=chol9780521839570_CHOL9780521839570A010
http://books.google.com/books?isbn=0807849928
http://www.circassianworld.com/new/component/content/article/1592.html
http://www.djeguako.ru/content/section/9/42/
http://sonerdaur.wordpress.com/2012/12/20/karacay-malkar-kulturune-cerkes-etkisi/
http://www.wattpad.com/14108-the-lands-of-the-saracen-pictures-of-palestine?p=56
Ülkemiz, sevgili Çerkesyamız halaa var ama Çerkesler Çerkesya da değiller. uyutulan dispora 150 yıldır dönemedi anavatana. bir gün tüm Adigelerin anavatanımız Çerkesyada buluşması dileğiyle...
27 Aralık 2012 Perşembe Saat 20:58Değerli Rushan!
Söylediklerinizin de mutlaka payı vardır.
Fakat Çerkesler'in Kumuk Şamkhallığı topraklarına gelişi, özellikle 14 ve 15. yy.'da Tatar-Moğol istilalarının Dağıstan topraklarından kalkmasından sonra ki döneme denk düşmekte.
Bu istilalar sırasında Kumuk halkı önemli sayıda evladını yitirdi.
Ve yüzlerce Kumuk ailesi de ovaların işgaliyle, dağlara, Kafkas dağlılarına sığınarak canlarını kurtardılar.
Çerkes, Çeçen, Avar, lak ve Dargiler'in arasında dağlarda güvendeydiler.
Sonra istila bittikten sonra Kumuklar tekrar ovalarına indiler.
Fakat bu kez de tarlaları işleyecek, ticaret yapacak insanlar kalmamıştı.
Dört bir yana ulaklar çıkarttılar.
Dağlılar kumuk topraklarına geldiler.
Hasavyurta'da özellikle Kabartey ve Çeçenya'dan insanlar gelip yerleştiler.
İşte Kabartey'de ki Çerkes/Adigeler'in çoğunun bu tür bir öyküsü var.
Semih bey elinize saglik guzel bir anlatim. Kumuk halki arasinda % 12 civarinda Cerkes unsurunun varligi acaba kumuklarin simdiki dagistana yerlesmeden once (ayni sey avarlar icinde gecerli) dagistan topraklarinin ve simdiki kalmukyanin cok onemli bir bolumunun cerkeslerle meskun olmasindan ve cerkes topragi olmasindan kaynaklaniyor olabilir mi ? selam ve esenlikler
03 Kasım 2011 Perşembe Saat 18:57