

ATLANTİS : Sayın Çatao. Bu yılın başlarında Diasporaya mektuplar diye yazdığınız yazılar on ikincisi ile son buldu. Aradan epey bir süre geçti, ama yeni bir yazınızı göremedik bu artık hiç yazmayacağınız anlamına mı geliyor?
ÇATAO : Bu soruyu yakın çevremdeki arkadaşlarımda Diasporadaki tanıdıklar da soruyor. Artık yazmayacağım diye bir kararım yok. Gerekli veya yararlı olacağına inandığım zaman yine yazacağım. On iki mektup sayısı baştan karar verdiğim bir sayı idi. Hatta bir arkadaşım " neden on iki?" sorusuna " bayrağımızın yıldızları kadar" demiştim.
ATLANTİS : Bu on iki sayısını ilk mektupta yazdığınız maddelerin sayısında da görüyoruz. (Adeta bir manifesto gibi diyenler olduğu gibi, üslup biraz ağır oldu ise de hak edenler var) diyenlerde çoktu. Yazdıklarınızdan dolayı üzülen, kırılan arkadaşlarınız oldu mu?
ÇATAO: Gerçeği söylemek gerekirse amacım birilerini yargılamak, birilerine akıl verip onlara yol göstermek değildi. Yazmaya başlarken ki düşüncem; Uzaklardan bakınca görünen, Diasporamızın üzerine gelen fırtınayı haber vermek, ikaz etmek idi. Yani 2011 yılının Çerkes halkı için çok şeye gebe olduğunu, istesekte istemesekte doğumların olacağını bunun içinde hazırlıklı olmanın gerekliliğini haber vermekti. Bu ilk mektup o günlerde bazı dostların, arkadaşların özellerine yanlışlıkla gönderilmiş oldu. Bundan dolayı üzülen arkadaşlar oldu ancak amacımın hiç kimse ile kişisel bir sorunumun olmadığı geçen süre içerisinde anlaşıldı. Aslında ben bu mektupla Abaza beyinin yaptığını yaptım o kadar.
ATLANTİS: Abaza beyinin yaptığını açabilir misiniz?
ÇATAO: Sanırım bu hikâyeyi çok kişi biliyordur. Bunu değerli dostum Abhaz Derneği Başkanlığı da yapan Ekrem AKBAŞ yirmi beş yıl önceleri bir tarihlerde anlatmıştı. Eksiği fazlası varsa eminim düzeltecektir. Bana göre ; gerçekte olsa fıkrada olsa çok şeyi anlatıyor, fi tarihinde Düzce yöresinde yaşayan Abaza beylerinden biri boş zamanlarında yanına üç beş arkadaşını alıp civar köylere gider hali vakti yerinde olan birilerine misafir olurmuş. Yine bir gün civar köylerden birine arkadaşları ile birlikte gidip bir eve misafir olmuşlar. O dönemde adet anane gereği gelen misafirlere hemen bir koyun kesilir, usulüne uygun hazırlanır ikram edilirdi. Ne var ki Abaza beyin misafir olduğu evin erkeği o gün kasabaya indiğinden iş evin hanımına kalmıştır. Hanımda bir koyunu kesmesi, temizlemesi mümkün olmadığından evdeki genç oğlunu kasaba gönderip kesilmiş, temizlenmiş bir koyunu aldırmakla sorunu halledeceğini düşünür. Genç çocuk temizlenmiş koyunu getirmiştir ancak koyunun kafasını getirmemiştir. Çocuk yeniden kasaba gidinceye kadar o kafa satılmıştır ama yine de bir kafa getirir. Evin hanımı koyunu kafası ile birlikte pişirir, misafirlerin önüne koyarlar. Sofrada oturanlar Abaza beyin yemeğe başlamasını beklerler ama bey önündeki pişirilmiş koyuna ve kafasına bakıp bir süre sessizce kalır. Sonra etrafında oturanlara dönüp kızgınlıkla konuşur. " Be hey mübarekler haydi benim bir gözüm kör siz de mi körsünüz, bu kafa koyunun kafası değil haydi kalkın gidiyoruz. " Şimdi kendime bir övünme payı çıkarmak değil amacım. Ama o günlerde toplumumuza biraz dikkatlice bakan gelişmeleri inceleyen herkes olacakları görebilirdi. Son otuz yıldan bugüne gelindiğinde 2011 yılı toplumu ilgilendiren olayların en hızlı geliştiği yıl değil mi? İşte ilk mektubumda " taban kaynıyor bu uzaklardan bile görünüyor, hissediliyor, siz Diasporanın içindesiniz, yönetici pozisyonundasınız. Lütfen bunu görün ve toplumun önüne geçin, yola çıkanların önderi olun, gelişmelerin önünü kapatmaya çalışırsanız, yola çıkanlar sizi geçer, ama doğru ama eğri herkes bildiği yolda yürür demek istemiştim.
ATLANTİS : Peki bu ilk mektuptan bahsettiğiniz şekilde bir anlam çıkarıp gelişmelere göre bir hazırlık yapanlar oldu mu?
ÇATAO : YORUM YOK.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, ikinci mektubunuz dönüş ve dönüşçülerle ilgili bir yazı idi. Nasıl bir tepki aldınız?
ÇATAO : İkinci mektubumdan en çok sevinenler sanırım dünde bugünde dönüşe inanmamış olanlardır. Dönüşe inanmış birisinin dönüşçüleri eleştirmesi her zaman yapılan bir şey değil. Üzüntü verici olan, yirmi otuz yıl önce Çerkes toplumunun kurtuluşu ancak Anavatanına dönüş ile sağlanabilir diyenlerin bugün pasifliği ve sessizliği. Bu sessizlik işi öyle bir hale getirdi ki dönüş adeta bir öcü gibi gösterilmeye başlandı. Tabii ki bu durum Çerkeslik ve Çerkesya ile ilgilenenlere karşı olanların ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değil. Geçenlerde genç bir kardeşimiz "facebook"ta tanıştığı arkadaşlarına şöyle yazıyor:
- Anavatandaki olgular ile Diasporadakiler farklı. Önce Diasporada Çerkesler demokratik, ekonomik, kültürel haklarını alsınlar , bu arada Anavatanda da bunlar gerçekleşsin ondan sonra bende anavatanıma döneceğim.
- Bu sözler size tanıdık gelmiyor mu ? Son zamanlarda bu söz moda bir deyim oldu. İşte bu genç kardeşimizde büyüklerinin sözlerini tekrarlıyor. İşin ilginç tarafı bu gencin babası bir zamanlar (otuz yıl önce) dönüş için birçok fedakârlığı gözü kapalı yapacak bir kardeşimiz idi. Nedendir bilinmez bu dönüşü kardeşimiz kendi çocuğuna bile dönüşün ne olduğunu pek anlatmamış.
İnsan bu tür olayları görünce ister istemez düşünüyor. Bu genç bir kaç yıl sonra gerçekleri görüp bir zamanlar dönüşçü olan babanın karşısına dikilip " baba ben daha doğmadan sen dönüşçü idin ama hala dönmedin. Bana da bir şey anlatmadın, neden?" diye sorarsa baba nasıl bir cevap verebilir? Böyle bir durumda baba ve oğul kim kimden utanır dersiniz. Zor bir soru değil mi?
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, üçüncü mektubunuz ekonomi ile ilgili bir yazı idi. Bu konuda bir gelişme oldu mu?
ÇATAO : Maalesef bu konuda önemli bir gelişme olmadı. Yani ciddi anlamda yatırımlar yok. Ürdün'den Suriye'den gelenlerin belirli yatırımları var ve hiç biride bu yatırımlardan pişman değil. Ama enteresan olan Türkiye'deki dostlarımız her nedense bu konuda isteksizler. Her şeye rağmen yıllar önce dönüp yerleşenlerin ve ciddi anlamda çalışanların bir şikâyeti yok üç beş bin dolarla gelip macera arayanların dışında küçük kapitallerle gelip çalışarak üç beş yılda ev araba sahibi olanlarda var. Ne yazık ki bugün küçük kapitallerle iş yapma şansı kalmadı. Bunu söylemekle kimsenin umudunu kırmayı elbette istemiyorum. Ama her gelen şehirde özellikle Maykop'ta yaşamak ve yorulmadan geçinmek istiyor. Bunun için az sermaye ile iş kurmak zor diyorum. Ailece çalışabilecek, tarım ve hayvancılık işini bilenler için üç beş yıl bir köyde yaşamayı göze alanlara her zaman ihtiyaç var.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, dördüncü mektubunuzun başlığı Diyalog idi. O günlerde Türkiye’ye iki bakan ile birlikte gitmiştiniz. Bu ziyaretinizde ne umdunuz, ne buldunuz?
ÇATAO : Benim kendi adıma aradığım veya umduğum bir şey yoktu, gidecek bakanlar bir kaç şehir dolaşacakları için istekleri üzerine birlikte gittik. Gidilen şehirlerdeki derneklerde gerek ekonomik gerekse genel konular konuşuldu, bilgi alışverişinde bulunuldu. Bana göre bu tür ziyaretler sağlıklı bir diyaloğu oluşturacağı için bu geziyi yararlı buldum.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, beşinci mektubunuz Reyhanlı Çerkes’lerine yönelik idi. Bir tepkileri oldu mu?
ÇATAO : Olmaz mı? "Sen milleti Paris'e New York'a yolluyorsun bize de Libya'yı reva görüyorsun" diye sitem ettiler. Hatta bundan dolayı Humus yemeye Reyhanlı'ya davet etmiyorlar.
Oysa ben ne demiştim " bırakın bu Vatan Millet meselelerini. Yok mitinge katılma, yok dernek adını değiştirme. Boş verin bunları güzel güzel oturup asimile olun. İsteyen Arap isteyen Türk olsun" demiştim.
Ama bana inat mitinge de katıldılar, derneğin adını da değiştirdiler. Şimdi de talebelere ders, kadınlar kolu, Anavatan yolu diye plan program yapıyorlar. Ben de diyorum ki; madem Libya olmadı Şam Şerif Reyhanlı'ya yakın illa ki birilerini kurtarmak istiyorlarsa Suriye'dekileri kurtarsınlar.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, altıncı mektubunuzun ağırlık noktası dil. Bu konuda yeterli özenin gösterilmediğini yazıyorsunuz.
ÇATAO : Doğrudur. Tabii ki bunu söylerken anne ve babaların çabalarını küçümsüyor veya yargılıyor değilim. Aksine anne ve babalar çaba gösterse de Diasporada yaşayanların işlerinin ne kadar zor olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Diasporada yaşayıp içinde bulunduğun toplumun yüzde beşi bile olamıyor isen birde kendi dilinde eğitim öğretim imkânı yoksa asimilasyon kaçınılmaz oluyor. Birde " Çerkes'çenin benim çocuğuma ne hayrı olacak" diyen anne babalar olunca yok oluş daha da hızlanıyor.
Bırakalım baskıcı rejimlerin asimilasyon politikalarını tabii asimilasyon denen illet bile dilimizle birlikte birçok değerlerimizi de yok ediyor. Bunun yanında (benim de desteklediğim) Anadil eğitimi radyo TV. Olanakları gerçekleşse bile süreyi uzatabileceği ama Diasporada asimilasyonun kaçınılmaz olduğunu da biliyorum. Bir dilin yaşaması için belli bir nüfusun bir arada yaşaması, eğitim öğretim görmesi ve günlük yaşamda bu dilin kullanılması gerekiyor. Bunu canlı bir örnekle gösterirsek: Her iki Cumhuriyetimizde Çerkes'çe ikinci resmi dil olup Anadilde eğitim verildiği halde Maykop'a göre Nalçik'te çarşı pazarda, günlük yaşamda Çerkes'çe daha ağır basıyor. Bunda da nüfus yoğunluğunun büyük bir payı var.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, Sezar'ın hakkı başlıklı yedinci mektubunuzda bazı dernekler ve Kaffed'i eleştirdiğinizi görüyoruz. Ama yazının sonunda " yeni oluşumların hepsi Kaffed'in bahçesinde yetişen çiçeklerdir." diyerek sanki " Sezar'ın hakkı Kaffed'e "der gibisiniz.
ÇATAO : Kaffed'i eleştirdiğim doğru. Eğer Kaffed'i veya yöneticilerini eleştirip gözden düşürüp onların yerine göz koymuş olsaydım bu kötü amaçla yapılan bir eleştiri olurdu. Oysa ne seçen ne de seçilen biri olmadığım halde bir eleştiri yapıyorsam bunun bir nedeni olmalı değil mi?
Kaffed'i eleştirdiğim doğru. Eleştirdim çünkü daha Kaffed olmadan Kafkur, Kafder dönemlerini bilen biri olarak o dönemlerdeki arkadaşların çabalarını, emeklerini büyük bir özveri ile yaptıklarını ve yaratılan heyecanı hatırlayıp günümüzdeki Kaffed'e bakınca heyecansız, ruhsuz halini görünce başka ne yapabilirdim? Kaffed'i eleştirirken ne demişim? "Su kaynıyor taşacak demiştim" Yo hayır taşmadı her şey süt liman diyecek bir kahraman var mı? Her gün yeni bir grup, yeni bir oluşum meydana çıkarken, bunlara sahip çıkmayan aksine bunları ne haliniz varsa görün dercesine öteleyen Kaffed'i eleştirmeyip ne yapacaktım?
Kaffed'in çiçekleri meselesine gelince son yıllarda yeni oluşumların birçoğu elbette Kaffed ‘den etkilenmiştir. Kaffed'in 21 Mayısı İstanbul'da anma kararı ile bir umut acaba Kaffed hiç olmazsa o gün için herkesi toplar kucaklar on bin, yirmi bin değil elli binleri meydana toplar mı diye düşündüm. Ne yazık ki olmadı. Olamadı. Olsa idi yalnız Kaffed'e değil sanırım Kafkur'a, Kafder'e emek verenlere de şükran borcumuzu bir nebze de olsa ödemiş olurduk.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, sekizinci mektubunuzda değişik konularda görüşlerinizi belirtmişsiniz örneğin Gürcistanın soykırımı tanımasına verilen tepkiler, Ankara derneğinin adını değiştirmesi gibi.
ÇATAO : Bu konuda söyleyeceğim şey; dün ne yazdıysam bugünde yazdıklarımın arkasındayım Çerkes'lerin geneli ile ilgili bir olayda kendini bu tür konularda konuşmaya yetkili gören bir kurum herhangi bir açıklama yapmadan biraz düşünmeli, konuyu her yönü ile de değerlendirmeli. Gerekirse bu tür konuların uzmanlarına danışmalı idi. Belki de herhangi bir açıklama yapmadan gelişmeleri izlemek daha doğru olurdu. Diplomaside bazen sessiz kalmak söylenecek birçok sözden daha etkili olabiliyor. Şimdi adama sormazlar mı?
- Beyler Çerkes'lerle ilgili böyle hayati bir konuyu kurumun yöneticileri ile tartışmadınız. Üyelerinizin fikirlerini almaya gerek görmediniz. Peki, üç kişi toplanıp Çerkes toplumu adına böyle bir açıklama yapmanız için böyle bir yetkiyi kimden aldınız?
Ankara derneğinin adını değiştirmesi doğru bir karardı. Ancak yasal bir zorunluluğu olmadığı gibi gerekli de değilken tüzüğe eklenen Çerkes'lerin kim olduğu hakkındaki açıklamalar yapılan doğru bir işi gölgede bıraktı. Burada yeni seçilen yöneticilerin günahını almak istemiyorum. ÇÜNKÜ bu fikrin onlardan çıkmadığını biliyorum. Bu olayda da yukarıda söylediğim gibi üç beş kişi bir araya gelip birilerine inat kimin Çerkes olup olmadığına karar verdi.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, dokuzuncu mektubunuzda bir kurultaydan, yeni bir oluşumun gerekliliğinden bahsediyorsunuz. Böyle bir oluşum gerçekten gerekli ve zamanı geldi mi?
ÇATAO : Doğrusunu isterseniz zamanı geldi ve geçiyor. Ancak toplumun, daha doğrusu kurumların buna hazır olup olmadıkları tartışılabilir.
Öncelikle mevcut kurumların ve seçimden sonra Kaffed'in yeni yönetiminin tavrı önemli.
Benim bahsini ettiğim kurultay öncelikle halkın güvenini kazanmış ve desteğini almış aynı zamanda Anavatan'dan da gerekli katılım ve desteği sağlamış bir oluşum. Mevcut kurumlara rakip veya alternatif bir oluşum değil, bu güne kadar yapılan çalışmalardan dersler çıkarılarak uluslararası arenada muhatap alınacak, kabul görecek bir oluşum. Öyle ki Anavatan ve Diasporada yaşayan Çerkes'lerin bulundukları ülke ve bölgelerde yaşayan herkesin adına konuşabilecek bir oluşum. İşte böyle bir oluşumun gerçekleşmesi için mevcut kurumların biri veya bir kaçı bunu üstlenebilirse ne ala. Değilse; Eski tas eski hamam misali bir dönem düşünülüyorsa sanırım 2012 yılı birçok şeyin dağılıp yeni bir dünyanın kurulacağı bir yıl olacak.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, onuncu mektubunuzda daha önce bahsini ettiğiniz kurultay ile ilgili düşüncenizi biraz daha belirgin şekilde açıkladınız. Ben şunu sormak istiyorum. Adı neden Dünya Adıge kurultayı ve bu yapının öncelikli işleri, talepleri ne olacak?
Çatao : Sanırım bu konuda daha önce de söylemiştim. Bu oluşumun adı tanrı kalemi değil başka bir şeyde olabilir. Ancak ben daha önce oluşturulan ve sonra yazboz tahtasına çevrilen yapılara benzememesi için adının Adıge kurultayı olmasını uygun buldum. Yani bu oluşum öncelikle Adıge'lerin sorunları ile ilgilenecek bir oluşum olacak. Böyle düşünmemin de elbette bir nedeni var. Etrafımızdaki halklarda da bazı benzer sorunların olmasına karşın Adıge'lerin öncelikli talepleri birbirleri ile örtüşmeyebilir. Oysa Adıgelerin öncelik sıraları ile ilgili tartışmalarla kaybedecek bir günü bile yok.
Adıge'ler bir an bile vakit geçirmeden en önemli ve birbirinden asla ayrılamayacak iki madde üzerinde çalışmalar, hazırlıklar yapmalıdır. Bunların birincisi : Sürgün ve soykırımın kabulü. İkincisi : Kayıtsız şartsız Anavatana dönüş ve Vatandaşlık hakkı.
Bu iki madde birbirlerinden ayrılamaz veya biri diğerinin önüne alınarak diğeri ertelenemez. Bunun önemi şudur:
- Soykırımın kabulü ve özür dilenmesi birilerini tatmin edebilir. Ancak Anavatana dönüş ve vatandaşlık hakkı verilmedikten sonra Adıge'lerin hiçbir problemi çözülmüş olmaz. Olmaz diyorum çünkü bu haklar verilmedikten sonra özür dilemenin yüzde sekseni Diasporada yaşayan Adıge'lere ne hayrı olabilir ki? Başka halkların dönüş gibi bir problemi olmayabilir ama Adıge'lerin en yakıcı sorunu Anavatana dönüş değil mi?
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, on birinci mektubunuzda Diasporadaki kurumların çalışmalarının yetersizliğinden şikâyetçi olduğunuz ve onları çok ağır eleştirdiğiniz şeklinde yorumlar var.
ÇATAO : Bazı aklı evveller her nedense benim söylediklerimi, anlatmak istediğimi tersten okuyorlar. Benim derdim, şikâyetim, söylemek, anlatmak istediğim; kurumların çalışmalarının yetersiz olduğu değil HEDEFSİZLİĞİDİR.
Hangi kurum olursa olsun kuruluş nedenine yönelik doğru bir hedef belirleyip o yönde çalışmayınca bir süre sonra patinaj yapıp yerinde saymaya başlıyor ve sonuçta uğraş alanı, haluj, düğün çerçevesi içerisinde kalıyor. Peki, bir kurumun hedefi sadece düğün yapıp haluj, yemek olabilir mi ?
Artık şu gerçeği hepimizin görmesi, bilmesi gerekiyor. Hedefinde Anavatan olmayan hiç bir kurumun büyümesi, ayakta kalması uzun süre yaşaması mümkün değil. Hele hele toplumu temsil edebilmesi ve de muhatapları tarafından ciddiye alınması hiç mümkün değil. Bu gerçeği birilerinin süslü püslü söylem ve eylemleri ile dün de değiştiremediler yarında değiştiremeyecekler.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, on ikinci yani son mektubunuzda size gelen birçok soruya cevaplar verdiniz. Anladığım kadarıyla özelinize yazanlar çok oldu. Benim sormak istediğim şu : Övgüleri mi çok, yergileri mi?
ÇATAO : Bir kişi genele açık bir şeyler yazıp bazı ezberleri bozmak istiyorsa övgüden ziyade yergilere de açık olmalıdır. Ben gelen övgü veya yergileri ulu orta açıp hepsine ayrı ayrı alenen cevap vermeyi uygun görmedim. Yani reyting modası bana göre değil.
Gelen yergilerin içerisinde ilginç olanlar da var. Örneğin bir yazımda hem imkân hem de olanak kelimelerini kullandığım için yazımı beğenmesine rağmen verdiği not sıfır. Başka birileri Vatan Anavatan söylemlerimi hamasi söylemler olarak niteledi.
Birileri kurultay söylemimi Kaffed'e rakip veya onun bir benzeri gibi algılayanlar oldu. Oysa Kaffed Türkiye'de kurulan derneklerin bir üst kurumu. Benim bahsini ettiğim uluslararası bir oluşum. Birileri de D.Ç.B ye alternatif mi dediler. Benim gönlümdeki kurultay ona buna rakip veya alternatif bir kurum değil özgür bir ülkede özgür kişilerin oluşturduğu uluslararası normunda bir oluşum.
X X X X X
ATLANTİS : Sayın Çatao, bugüne veya geleceğe yönelik eklemek istediğiniz bir şey var mı?
ÇATAO : Otuz yıl önce Reyhaniye'li kardeşlerimle birlikte söylediğimiz bir andımızı bugünde aynı heyecanla söyleyebilirim. OREPSOV FİTİNIĞER OREPSOV ADIĞENIĞER.
ATLANTİS : Teşekkür ederiz.
Cherkessia.net'in notu : Bu röportaj Kaffed seçimlerinden önce yapılmış ancak yanlış anlamaların olmaması için (yazarın isteği üzerine) seçim sonunda yayıma verilmiştir.
Federasyon aynı şablonda calışmaya devam kongresini yaptı. işte bu kadar.
vacit kadıoglu ne katsın ki, o statüko aynen devam edecek.
İnal Ağabey,
O bahsettiğiniz hamasi söylem yaftasını yapanlar şimdiki bu yönetimde artık yoklar. Ama malesef dışarıdan yönetme eğilimleri devam ediyor. Ve buna malesef Kaf_Fed'de alet oluyor. Son genel kurulda en çok üzüldüğüm ve negatif etkilendiğim söylem ve tepki şuydu; Kürsüye hemen hemen her çıkan eski yeni Kaf_Fed yöneticisi veya destekçisi kürsüye vura vura şöyle diyordu; "".. Bu bölücülerle sonuna kadar mücadelemiz devam edecek, asla toplumumuzu böldürmeyeceğiz ..vs.vs.." Çok acı gerçekten. Hayretler içerisinde bu bölücü tanımlaması nerden çıktı diye izledim. Kim kimi bölüyor, kim ayrıştırıyor hakikaten düşünmek gerek... Ve dahada acısını sana ileteyimmi; bundan 2 dönem önce Kaf_Fed yönetim kurulunda üye olarak görev yapan, Sakarya Kafkas Derneği başkanı Muharrem Saran beyin polemik dolu ve gereksiz ajite edici konuşması çok alkışlandı. Aynen Muharrem beyde bölücülüğü işaret ederek genel kurul hazirununu etkiledi ve bol bol sözü kesilerek alkışlandı. Hayret verici olanda ne biliyormusun? Muharrem bey Kaf_Fed'de görev yaptıgı zamanlarda bir kez olsun yönetim kurulu veya baskanlar kurulu toplantısına katılmamış olması. Kimse bunu kendisine sormadı. Niye , çünkü o gün onun söylemi hazirunun gönlünü okşamıştı.. Çok üzücü.. Muharrem bey sakın beni yanlış anlamasın. Ve o konuşmasını hangi temellere dayandırarak yaptıgını bir kez daha düşünsün..
Sevgili İnal ağabey,beni yıllar öncesine, seninle Reyhanlı dernek yönetiminde çalıştığımız günlere götürdün. Andımız, sözlerdeki eylemler gerçekleşene kadar söylenecektir. Hem Reyhanlı'da hemde tüm dünyada. Buna yürekten inanıyorum. Sizin de yüreğinize, dilinize sağlık. Esen kalın.
17 Aralık 2011 Cumartesi Saat 23:25