Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Erol Anar
Abhazya ve Adigey notları (VII)
12 Nisan 2012 Perşembe Saat 00:00

Ahmet amca o gün evde yalnızdı. Rus olan eşi o sırada evde değildi. Bize meyve ikram etti. Ve őyküsünü anlatmaya başladı.

“Evet çocuklar, ben yıllardır burada yaşıyorum. Önce bir süre Moskova’da yaşadım, daha sonra 1970’li yılların başında Maykop’a geldim, burada evlendim. Yıllardır da burada yaşıyorum.”

“Ahmet amca, biraz siyasi yaşamınızdan sőz eder misiniz?”

“Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) eski üyelerindenim çocuklar, şimdilerde bizi ‘eski tüfek’ diye çağırıyorlar. Türkiye’de uzun yıllar illegal olarak parti faaliyeti yürüttüm. İsmail Bilen, Nazım Hikmet benim arkadaşımdı. Bir ara tutuklandım ve hapis yattım. Çıktıktan bir süre sonra tekrar polis ve MİT tarafından aranıyordum. Daha sonra parti talimatıyla yurt dışına çıkmam istendi. Sovyetler Birliği’ne gidecektim.

Ahmet amca hem konuşuyor, hem de sürekli mutfağa gidip gelerek bize birşeyler ikram ediyordu. Ziyaretimizden çok mutlu olmuştu.

Heyecanlamıştı, anlatmaya devam etti:

“Samsun’dan karşıya geçecektim. Bir tekne ile anlaştım. Bu tekne illegal olarak beni Karadeniz’ìn karşı kıyısına bırakıp dőnecekti. Samsun KGB’si peşimdeydi, bu yüzden çok dikkatli davranıyordum.’’

Anlattığına gőre Ahmet amca, MİT ve KGB’den çok çekmişti.  Yıllar sonra MİT’e de KGB diyordu.  Bu yüzden  içinde hâlâ  izlendigine dair şüphe taşıyordu.

Duygulanmıştı, ağlamaya başladı:

“Çocuklar kusura bakmayın. Çok őzlemişim oraları. Kırk yıl geçti neredeyse. Bir daha da ziyaret edemedim, gidemedim.”

Daha sonra bir mendil ile gőzyaşlarını kuruladı. Bir süre sustu ve őyküsünü anlatmaya devam etti:

“Samsun’dan bir gece vakti tekne ile yola çıktık. Fırtına çıktı, teknemiz akıntıda giden bir kibrit çőpü gibi sallanıyordu. Ölüm tehlikesi atlattık.Yiyeceğimiz bitti, aç kaldık. Tam dokuz gün sonra karşı kıyıya, Sovyetler Birliği’ne ulaştık.”

Ahmet amcanın anlattığına gőre, bu uzun yolculuktan sonra tekne nihayet Batum’a ulaşmıştı. Yolculuk uzun sürmüştü, çünkü takip edilmemek için bazen tekneyi ters yőne sürdüklerini belirtti. Burada, KGB tarafından gőzaltına alınarak sorgulanmıştı. TKP’nin devreye girmesiyle serbest bırakılmış ve Moskova’ya gitmişti.

“Bekleyin bir dakika çocuklar size birşey gőstermek istiyorum.” dedi.

Bir süre sonra elinde bir takım kağıtlarla geri dőndü:

“Bunlara bir bakmanızı istiyorum.” dedikten sonra elindeki kart ve kağıtları bize gősterdi.

“Bu mektuplar Nazım Hikmet’ten gelmişti. Diğerleri ise parti ileri gelenleri ile yaptığım kişisel yazışmalardır.” dedikten sonra bunlara bakmamıza izin verdi.

Bir kartpostalı elime alıp baktım. Nazım Hikmet, kendi el yazısıyla yazıp imzalayarak Ahmet amcaya gőndermişti. İnanamıyorduk. Elimizde, Nazım’ın kaleminden çıkmış orijinal mektup ve kartlar vardı. Müzede bile olsa bunları elinize almanıza izin vermezlerdi. Bunlar Ahmet amcaya őzel yazılmıştı. Bazı mektuplarda, Nazım’ın kendi el yazısıyla yazdığı şiirleri yer alıyordu. Belki bunların bazıları hiç yayınlanmamış olabilirdi. Bir diğer mektup, İsmail Bilen’den gelmişti.

“Ahmet amca bunların fotoğrafını çekelim, seninle rőportaj yapalım.”

Ahmet amca, bu teklifimizi geri çevirdi.

“KGB yeniden peşime düşer. Sizin de başınıza Türkiye’de bu nedenle birşey gelmesini istemem, sonra siyasi polis sizi tutuklar.”

“Bunların hepsi tarihi belge amca.”

“Evet, bunların hepsini Moskova’daki müzeye bıraktım. Ben őldükten sonra onlar gelip teslim alacaklar.”

Daha sonra Ahmet amcaya veda ettik. Bize sıkı sıkı sarıldı. Yine gőzleri yaşarmıştı. Ziyaretimizden yaklaşık iki yıl sonra onun vefat ettiğini őğrendik. Huzur içinde uyusun.

Sonraki günlerde gezmeye devam ettik. Bir gün Chetao Levent bizi evine davet etti. Güzel bir evi vardı.

Buradan Hollanda’ya gitmek için bilet almamız gerekiyordu. Bunun için Krasnodar’a gitmemiz gerektiğini sőylediler. Krasnodar yakınlardaki en büyük kent idi. Bir otobüs ile kente gittik ve daha sonra otobüs terminalinden bir taksiye binerek, havaalanına ulaştık.

Öğleden sonra idi. Buna rağmen buradaki dükkanların yarısı kapalıydı. Çalışma saatleri bile dükkandan dükkana değişiyordu. Bir gőrevli kız ile İngilizce konuşarak derdimizi anlattık. Kız, çok güzeldi ve Paşa neredeyse ona aşık olmuştu. Gőrevli kız bize, Hollanda’ya gitmek için Moskova’ya gitmek dışında bir seçeneğimiz olmadığını sőyledi. Buradan bilet bile alamıyorduk. İki kere iki = beş idi, yine hatırladık. Bunun üzerine Türkiye’ye dőnmeye ve oradan Hollanda’ya gitmeye karar verdik.

Günler bőyle hızla geçti. Dőnme günü gelmişti. Yine taksi ve sonra trenle Soçi’ye gittik. Buradan akşam gemi ile Trabzon’a gidecektik. Akşama kadar vaktimiz vardı.

Öğle vakti sahil kenarında bir pizza yedik. Burada genellikle aileler yemek yiyorlardı. Sahil boyunca küçük bir eğlence parkı ile birçok restoran vardı.

Sonra eğlence parkında tüfek atışı yaptık, hiç fena değildik, birkaç küçük hediye bile kazanmıştık.

Yaklaşık iki haftalık Abhazya ve Adigey maceramız sona ermişti.

BİTTİ.


Bu yazı toplam 5060 defa okundu.





Ş'hafit

Saim abi güzel yazdın.
Erol bey yemek tarifide yazsa okunur.

18 Nisan 2012 Çarşamba Saat 17:55
Blenawo Erkan

Erol bey'in yazılar BİTMEDİ özgür.Anılar kısmı BİTTİ.
Yazı dünyasında ki tecrübeniz ve deneyiminizle yurtsever harekete katkılarınız büyük olacaktır eminim Erol bey.
Selamlarımla.

13 Nisan 2012 Cuma Saat 20:02
ÖzGüR- Bursa

Erol abi. BİTTİ. kelimesi beni üzer.
Yeni yazılarını bekliyoruz.Her daim merakla.

12 Nisan 2012 Perşembe Saat 17:21
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net