

Anlaşmazlıklar ve tatminkarsızlıklar, girilen diyaloglar sonucunda sık, sık yaşanan insani sorunlardır.
Bu sebeple tarih boyunca insanlar arasında büyük kavgalar ve savaşlar olmuştur. Düşünce ayrılıkları, çıkar ilişkileri başta olmak üzere birçok sebepten dolayı toplumda birçok grup anlaşmazlık ve kavga durumu içerisinde. Toplumsal iletişimsizlik ve gruplar arası kavganın en önemli sebeplerinden birisi; belli bir duygu veya düşünceyi benimsemiş bir grubun amacına ulaşmasında engel olarak gördüğü her taşı kaldırma güdüsüdür.
İnsanoğlunun yaratılıştan gelen farklı özelliklerinden dolayı her zaman sorunlar yaşanacaktır. Ancak bu sorunları azaltmak ve aslında boş yere yaşanan anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak farklılıklara rağmen mümkündür. Bu amaca uygun hareket etmek, bilinçli bir toplum oluşturabilmek için toplum içerisinde yer alan tüm farklılıkların bu konuda uzlaşı sağlaması gerekmektedir. Bilinçli bir toplum olmadığımızdan dolayı yaşadığımız anlaşmazlıklar, memnuniyetsizlikler ve tatminkarsızlıklar sık, sık kavgalara, dedikodu ve iftira yarışına girilmesine ve maalesef toplumsal demokrasi geleneğimizin çökmesine sebep olmaktadır.Bilinçli toplum ancak ve ancak toplumsal hafıza ile mümkün olabilir. Toplumsal hafıza olmaksızın gelişmek imkansızdır. Sürekli olarak aynı şeyleri tekrar eden, kısır döngü benzeri bir düşünce eğer o topluma hakim ise o toplumun gelişmesi beklenemez. Toplumsal hafızanın yanında eski ile yeni arasında karşılaştırma yetisine sahip olması gerekmektedir. Bir düşünceyi kişisel hesaplaşma unsuru olarak görmek, taassup fikirli olmak ve insanları böyle olmaya çalışmaya itmek topluma verilecek en büyük zarardır.
Geleceği Hatırlamak…
"Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz" toplumsal durumları anlatırken sık, sık kullandığımız bu cümlenin doğruluğu insan beyni üzerine yapılan son araştırmalarla kanıtlandı. Yani sadece toplumların, toplulukların değil, tek tek hepimizin, "geçmişimiz yoksa geleceğimiz de yok!"
Prof. Manning, "Evrim bize geçmişimize eğilme yeteneği sunduysa, bu geleceğimizi kurmakta kullanmak zorunda olduğumuz malzemeleri bize vermek içindir" diyor.
Toplumsal hafızanın zedelenmesi o toplumun özelliklerinin değişmesine de sebep olur. Toplumsal hafızanın yok olması ise topluma ait özelliklerin tamamiyle yok olması tabir-i caizse ‘’yeniden doğmak’’ ile eştir. Geçmişte yaşananlara kayıtsız kalmak, anlam verememek ve gelecek için geçmişe yönelememek artık o toplumun geçmişiyle tüm bağlarının kopmasına ve geleceğinin ise şimdiki zaman üzerinden şekillenmesine neden olur.
Peki gerçekten sağlıklı toplumsal hafızaya sahip miyiz?
Öyle görünüyor ki, maalesef hayır! Çerkeslere mahsus özel bir durum var ortada. Tarihsel gerçekleri ihtiyacımız olan toplumsal gelecek için kullanmıyoruz. Geleceğimizi, tarihte var olmamış birtakım sahte anılar üzerinden şekillendirmeye çalışıyoruz.
Toplumumuzun önde gelenleri, aydınlarımız maalesef bu yolu seçmiş yakın geçmişimizden bu yana sahte anılar üzerine bir gelecek inşa etme arzusu ve hevesi içerisinde olmuşlardır. Sahte anıların siyasi gelecek için yanlış kararlar alınmasının yanında, aynı zamanda öz kültürümüzün bugüne ulaşmasına büyük engel teşkil edecek çarpıtılmış kaidelerin toplumumuzda içselleştirilmesine sebep olmaktadır.
Bizden önce yaşamış olanların aslında hiçbir zaman mücadele etmedikleri şeyler uğruna mücadele etmiş gibi gösterilmesi üzerinden geleceği belirleme hevesleri için dikilmiş elbise, gerçekleri ustalıkla kamufle ediyor. Bu kamufle etme yönteminin başarılı olmasının iki ana nedeni var. Toplumsal hafızamızın zayıf ve duygusal dinamikleri ile hareket eden bir toplum yapısına sahip olmamızdan kaynaklanıyor.
Örnek vermek gerekirse yıllardır Çerkes toplumunun gerçek kahramanları yerine, Şeyh Şamil – Hacı Murat gibi şahsiyetlerin yüceltilmesi topluma işlenmesi ve toplumsal karakterin içinde barındırdığı özgürlük ruhu – bağımsızlığa olan özlem gibi değerlere kaynak olarak gösterilmesi siyasi gelecek inşa etme hevesi toplumumuzda büyük orantısızlıklar ve çarpıklıklar meydana getirmiştir.
Tığujık’o Kızbeç , Havdık’o Mansur , Şırıxhuko Tığujj , Granduk Berzeg , Xhırtsıjj Ale , Aleceriyeko Kuşıkupş, Boletıko Canbolet, Hatxı Muhamed, Selecerıyeko Degu, Kaytuko Aslanbek, Şutsejko Tseyko, Kocaberdıko Muhamed ve daha onlarca Çerkes kahramanının yerine Şeyh Şamil’in tek şahsiyet olarak toplum genelinde bilinmesi ve kabul görmesi başka ne ile açıklanabilir?
Toplumsal hafızanın zayıflatılması için sahte bir anı da ortada duruyor yıllarca. Bu anıya göre Çerkes halkının başına gelen tüm felaketlerin tek sorumlusu Ruslar. Oysa bu Ruslar değil de Almanlar Türkler yada Amerikalılar da olabilirdi. Maalesef meselenin özü hiçbir zaman bu sorumlunun her seferinde tek suçlu olarak gösterilmesi yüzünden anlaşılamadı.
Halkımızın başına gelen felaketlerin açıklaması aslında çok basit; üst siyasi yapıya geçmiş bir toplum ile üst siyasi yapıya geçememiş bir toplumun karşılaşması. Bu Rus-Çerkes karşılaşmasıdır ama aynı zamanda dünyanın diğer ucunda İspanyol – İnka karşılaşmasıdır. Lakota – ABD karşılaşmasıdır. Tarihte zulme uğrayan, felaketler yaşayan tek halk bizler değiliz ! Neden Çerkesya, Rusyaya hakim olmamış yada neden İnkalar İspanyolları tarih sahnesinden silmemiş diye soracak olursak, yaşanan felaketlerin temel nedenini de öğrenmeye başlamış oluruz.
Yaşanan onca büyük felaketlere rağmen hata ve eksikliklerin giderilmesi yerine, aynı hatalı yoldan devam edilerek ( feodal düşünce yapısının sürdürülmeye çalışılması ) kin ve nefretle dolu ancak pasif bir toplum yapısı oluşturularak yeniliklere ve değişimleri şiddetle yeren anlayış bizleri bugüne kadar başkaları tarafından kullanılabilir bir toplum haline getirdi. Bu düşünce halkımızı nereye kadar götürür orası meçhul !
İçinde yaşadığımız büyük toplumların fikriyatlarının etkisinde kalarak sahte anılar üzerine hayaller inşa edildi. Hayallerin gerçekleşebilme ihtimalini ortaya koyabilecek hiçbir mantıklı açıklama ortada bulunmamasına rağmen toplumun hissiyatları her seferinde ön plana çıkarıldı ve hayal edilen şeyin nasıl gerçekleştirileceğini çok ilginçtir ki kimse merak etmedi ! Tamamen duygusal bir toplum haline gelen Çerkesler tam kıvamına getirilmişken, toplumsal hafızayı önemseyen, gerçekler üzerine mantıki yaklaşımlar sergileyenler nihayet tehlikenin farkına vararak varlıklarını hissettirdiler.
Sonradan anlaşıldı ki geçmişte yaşayan büyüklerimizin Şeyh Şamil ile bir ilgisi olmadığı ve Turani ideolojilere benzer amaçlar uğruna mücadele etmedikleri ortaya çıktı. Başımıza gelen felaketin tek sorumlusunun Ruslar olmadığı, dünyada olmayan büyüklerimizin zamana ve dünyaya ayak uyduramayarak feodal yapıdan kurtulup şehirleşme, ticaret, yazı, teknoloji, meslek gruplarının oluşması para ve ordu gibi kavramlara uzak olduklarından dolayı felaket boyutunun bu derece büyük olduğunu idrak ettik.
Çerkesya söylemi ile ortaya çıkan ve Kafkasya’yı zihinlerden arındıran bu grup toplumsal hafızanın tazelenmesini sağlayarak ‘yeniden doğmak’ yerine çözümün diriliş de olduğunu haykırdı.
Sanıyor musunuz ki sadece sahte anılardan gelecek bekleyenler donup kaldı? Elbette hayır.
Bir takım yasal ve bürokratik kaideleri yabancı devletlerin koyacağı ve uygulayacağı hükümetlerin vicdanına-adaletine güvenerek, geleceği o zemin üzerinde planlayanlar yaşadı en büyük şoku. Sözde bu elit grup ancak ve ancak yabancıların izin verdikleri kadar toplumun özgür kalması gerektiğine inandı ve gereğini yerine getirdi.
Bir tarafta biat etmek xabzedendir,’’ kültürümüzde talep etmek yoktur’’ benzeri ‘kültürel’ kelamlar ile ‘’buna da şükür’’ anlayışı hakim iken, diğer tarafta eline AK-47 verilse tüm olumsuzlukların intikamını Ruslardan alarak özgürlüğe ve huzura kavuşacağını zanneden birbirine zıt gibi gözüken ancak tek elden çıkma iki düşünce arasına sıkıştırıldı Çerkes Halkı.
Çok basit işte, ya kaderinize razı olacaksınız, ya da intihar edeceksiniz!
****
Amacım kimseye düşmanlık sergilemek, hedef göstermek ve kışkırtmak değil, bilakis düşmanlıkları yaratan sebepleri göz önüne sermektir. Benim görevim gerçekleri acı da olsa ortaya dökmek okurlarla paylaşmak ve inandığım doğruları yazmaktır.
Çerkesya hareketinin neden ortaya çıktığını anlamayanlar varsa bile anlamaya başladığını varsayarak şimdilik burada noktalıyorum.Doğru yapılmış tespitlerin,olağan üstü bir kıvraklıkla anlatıldığı bir yazı okudum.Yazarını yürekten kutluyorum.Halkımızın hafızasını bir kez daha yormasını,yüzünü geleceğe ve gerçeklere dönmesini umutla bekliyorum. Lütfen devam edin Genç Kalem...
15 Ekim 2012 Pazartesi Saat 22:04Berslan sikoş ben bu yazıyı atlamışım galiba. Eline sağlık.
Daha sık yaz.
Zaman zaman kaybolon umudum, aramizda böyle genclerin oldugunu görunce beni tekrar umutlandiriyor. Yillarca basimiza gelen felaketi Ruslara,Turklere,araplara,ingilizlere ve digerlerine fatura ederek ve Kahramanlik hikayelerini anlatarak,Sucu baskalarina yiktik.Bu genc arkadasimiz cok guzel ifade etmis ,bende katiliyorum ve Bravo diyorum.iyi gunler
30 Mayıs 2012 Çarşamba Saat 17:30