

AYI GİBİ DİŞLERİNİ, TIRNAKLARINI KESERLER: SONRA OYNA PEHLİVAN DERLER
Siyaset bilimi alanında doktora derecesine sahip olan Rus Siyasetçi Sergey Markov, Gürcistan’in Çerkes Soykırımı’nı tanıma kararı ile ilgili olarak, Gürcistan’ın PIC adlı televizyon kanalına verdiği demeçte, Çerkeslere hakaret ederek, Gürcistan konferanslarına katılan Çerkesler için şunları söylemişti: “Uluslarının kahpeleri, hainleri. Ve onların yeri çöp yığını. Cerkesler, Kafkasyalı bir ulus, onlar enerjik halk. Umut ediyorum ki Tanrı onların hainlerine sağlık verir. Cünkü onlar belki büyük bir ceza ile tanışacaklar, ama her neyse, onlar elbette uluslarının hainleridir.”
Burada çok önemli bir nokta üzerinde durmak gereklidir. Sergey Markov’un ve Diasporada yaşayan bazı Çerkeslerin, Gürcistan’daki faaliyetlere katılan Çerkeslere dönük eleştirileri, aynı kaynaktan beslenmektedir. Türkiye’de bir kısım Çerkesler, Gürcistan’daki faaliyetlere katılan Çerkesler hakkında, akla hayale gelmeyen komplo teorileri eşliğinde ve ağza alınmayacak hakaretlerle bezenmiş eleştiriler yöneltmişlerdir. Sergey Markov, daha sonra, Çerkesler hakkında kullandığı bu cümleler sebebi ile özür dilemiştir. Fakat Türkiye’de yaşayan bazı Çerkesler, hakaretlerini hala devam ettirmektedir. Bu ise ilginç bir manzaradır ve dikkatli gözlerden kaçmamaktadır.
Sergey Markov’un söz konusu hakaret beyanının İngilizcesi’ni ilk okuduğum zaman “enerjik” sözcüğü yüzünden bir anda irkildim.
“Enerjik bir millet” tanımlaması, aslında kötülemek için kullanılan bir ifade. Sergey Markov’un Çerkesler için yaptığı “enerjik” tanımlamasını okuduğumda, Rus Prenslerinden bir tanesinin, 163 yıl önce, Çerkesler hakkında yaptığı bir tanımlamada benzer bir kelimeyi, yani “enerji” kelimesini kullandığını hatırladım. Ama bunu nerede okuduğumu bulmak için bayağı çaba harcadım. Nihayetinde buldum. Çerkesya’yı ziyaret eden Amerikalılardan olan George Leighton Ditson’un, Rus Prensi Woronsoff’’a ithaf etmiş olduğu, 1850 tarihli Çerkesya adlı kitabı, Çerkeslerle Amerikan yerlileri arasındaki paralellikten bahsetmekteydi. George Leighton Ditson’un kitabında Prens Kotshobey’in şunları söylediği kayıt altına alınmıştı: “Bu Çerkesler, evcilleşmeme ve barbarlık ve sahip oldukları doğal enerji karakterleri yönünden tam olarak sizin Amerikan yerlilerine benziyor, sadece yok edilmeleri ya da Rus hükümranlığı altına girmeleri onların sükünetini devam ettirecektir, en emin yol ise onların vahşetini ve savaşçı zevklerini diğerlerine karşı istihdam etmektir.” (sayfa 311) Rus Prensi Woronsoff ile bir Çerkes Şefi’nin görüşmesine ait tarihi bir gravür de aşağıdadır.
Daha önce de yazdığım gibi Rusya, Çerkesler hakkında 200 yıldan daha fazla bir zamandır hep aynı politikayı, en ufak bir değişiklik olmaksızın izlemektedir. Bu durum benim için gerçekten çok şaşırtıcı. Rusya’nın Çerkesleri değerlendirme kriteri hep aynı.
***
Bir ara haberleri okurken enteresan bir konuşmaya rastladım. Şair olduğu iddia edilen edilen İsmet Özel şunları söylemekteydi "Bir adam 'Ben Türk değilim' diyorsa ben ona 'beter ol' diyorum. Eğer birisi de 'Ben Türküm' diyorsa ona 'nerenden belli' diyorum. Namaz kılmayan Türk olamaz" (http://www.ensonhaber.com/ismet-ozel-turkce-kuran-i-kerimden-dogan-bir-dil-2013-03-05.html, http://www.ensonhaber.com/ismet-ozel-namaz-kilmayan-turk-olamaz-izle-2013-02-26.html)
Hatta İsmet Özel adlı şahıs, Türk ırkçılığını o kadar ileri götürmüş ki haber şöyle söylemekte: “…Kürtler'in yaşadığı bölgelerdeki medreseler, anadili Kırmanci ve ya Zazaca olan insanların düzgün Türkçe konuşmasına vesile olmuştur. Türkçe Kur'an-ı Kerim'den doğmuş bir dildir. Hem form olarak hem de içerik olarak Kur'an-ı Kerim'den doğmuştur' deyince program sunucusu Hilmi Hacaloğlu 'Orhun Abideleri daha önce dikilmedi mi' diye itiraz etti. Özel ise 'Yanlış biliyorsunuz. Kur'an-ı Kerim Orhun Abideleri dikilmeden nazır oldu" diye konuştu.
Ben de hep merak etmiştim Kürtlerin Türkçesi neden bu kadar düzgün diye, yıllar sonra öğrenmiş oldum.
Ben Türk değilim diyene, beter ol diyen bir şahsın, ırkçı olduğu tartışma götürmez. Anlaşılan o ki Türk ırkçılığını İslam ile de bağdaştırmış kendi aklınca; namaz kılmayan da Türk değilmiş. Hem namaz kılmıyorsanız hem de Türk değilseniz o zaman işiniz çok zor. Bir Çerkes olarak bu ifadeler beni rahatsız etti. Tabi İsmet Özel genel konuştu. Türk değilim diyen herkesi hedefledi.
***
Sergey Markov’dan sonra, İsmet Özel’in bu sözlerinin de tarihsel derinlikleri bulunmalıdır diye düşündüm. Bu sözler, masum ve geçiştirilecek sözler değildir, çünkü biz benzer cümleleri binlerce kez duyduk. Acaba bu düşünceler nasıl bir kaynaktan beslenmekteydi?
Sergey Markov’un Duma üyesi, yani milletvekili olması sebebiyle aklıma hemen TBMM geldi. TBMM üyelerinin de, İsmet Özel’in düşüncelerine paralel cümleler kullanmış olabileceklerini düşündüm. TBMM’nin web sayfasına gittim ve meclis tutanaklarında arama yapılabildiğini, bunlara online ulaşılabildiğini gördüm ve sevindim. Hemen aramalar başladım ve Çerkeslerle ilgili bir çok hakarete ulaştım. Fikirlerim beni hiç yanıltmamıştı. Bazı TBMM üyeleri de Çerkeslere özellikle hakaret etmek için yarışa girmişlerdi.
Bizim Çerkesler, Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlıkları ile hep övünürler, yok Atatürk’ün çevresinde bilmem kaç kişi varmış, bunların bilmem kaçı Çerkesmiş, yok filanca kongrede bir çok Çerkes varmış v.s. isimleri saya saya öve öve bitiremezler. Zannederler ki herkes Çerkesleri böyle görüyor. Birazdan, Cumhuriyet’in ilk yıllarından, 1950’li yıllara kadar TBMM’nde, kurtuluş savaşının önde gelen kahramanı olduğu iddia edilen şahısların, Çerkesler’in kahramanlıklarını öve öve bitiremediklerini görünce çok şaşıracaksınız (!)
***
TBMM’nin 20.1.1338 (1923) tarihli gizli oturumunda, Lazistan’dan Abidin Atak (http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeynel_Abidin_Atak) şöyle söylüyor : “Efendiler, ben Bolu isyanına iştirak edenlerdenim.Yani orada zuhura gelen isyanı bastırmağa memur olanlardan birisi de benim. Efendiler, orada Bolu'ya girer girmez ilk kendi nazarım tabiî kendi mesleğim olan hastahaneye gittim. Hastahanede gördüm ki bir çok Türk yavruları, hiçbir tane Çerkez, Abaza görmedim. Tahkikat yaptım, hep müşevvikler bunlar. Binmiş atına def olmuş gitmiş. Türkü bırakmış orada, tamamen muzmahil oluncaya kadar, Türk dayanmış kuvvayı Halife geliyor ve Sultanın oğulları geliyormuş. Siz dayanın biz de başka tarafta çalışacağız”.
Çerkez ve Abazalar orta yerde Türk’ü bırakmışlar. Hepimiz Türk idik hani ? Bolu isyanı da sırtımızda kaldı ve üstelik Lazistan Mebusu söylüyor bunu.
Yine Abidin devam ediyor : “Arkadaşlar ben de razı olduğum veçhile Rumeli muhacirlerinin nasılki evvelce bir köyde 300 hane, 400 hane bırakılıyorsa ben de buna razıyım. Tekrar bir Arnavutluk bir tüfenkli karşımıza çıkmamak için onları köy köy dağıttığımız gibi bunları da dağıtmalıyız. (Doğru sesleri) Bunların kâşanelerini, bunların yurtlarını tetkik edecek olursak bunlar birer ihsanı şahanei müstebidedir ve bunlar eşkiiya yurdu da olmuştur. İşte Bolu havalisi; tekmil geçitlerin başında Abaze ve Çerkezlerdir ve bu geçitleri tutmuşlar. Bunlarda bir akide vardır. Türkün malı Çerkeze helaldir. (O, sesleri)”…Bunların içinde müstesnaları vardır. Bunların içinde namuslu büyük şahsiyetler yok değildir. Fakat arkadaşlar rica ederim bunların fevkalâde istisnası hakikaten bu biçare Türkü, biçare namuskâr ve hakikaten faziletkâr olan Türkü iğfal eden bu gibi şahsiyetlerdir. İşte efendiler; İstanbul'da; Rumelili olan bir şahıs; kahbe bir şahıs sokulmuş polis Müdürü Umumîsi olmuştur. (Nerede seleri) Ve envai mezalim yapmıştır. (Kimdir sesleri) Tahsin; Efendiler; ben kendime ait olanları çekiştirdiğim ve makul söylediğim gibi diğerlerini de söylemeği vicdanım bana emreder. Bu Türkün., bu biçare kağnıcının halasını arzu edenler, bunları ec-melidirler. Her halde izmihlal, inkıraz bulmalıdır veyahut bunları ayı gibi dişlerini, tırnaklarını kesmeli ondan sonra oyna pehlivan demeli (Alkışlar) Yoksa başka türlü imkân haricindedir arkadaşlar.
Çerkesleri köy köy dağıtmaktan, yani sürgünden bahsediyor. Çerkeslerin yaşadıkları yere eşkıya yurdu yakıştırması yapıyor. Biz Çerkesler, Türklerin malları helaldir demekteymişiz…
***
Yine aynı oturumda Bilecik milletvekili Necip Soydan şunu söylüyordu : “İzmit bizim livaya yakındır bilvesile ora ahalisinin bazılarıyle temasta bulunmuştum. Bazı şikâyetler işittim. Diyorlar ki: Jandarma Kumandanı Çerkez, jandarma zabitanından bir kısmı Çerkez, orada bir de Laz'la Çerkez davası vardır. Arada Türkler eziliyor.”
Biz Çerkezler hep ezildi diye bilirdik ama baksanıza Çerkezler ile Lazlar birbirlerini yerken nasıl olmuşsa arada kalan Türkleri ezmişler.
Yine Necip Bey aynı oturumda şöyle devam etmiş : “Bu mutlaka ırkî ra-bıtasiyle, kavmi merbutiyetleri tesiriyle o caniye lâzım gelen muameleyi tatbik edemiyor. Şüphesiz insan mensup olduğu kavme fazla itimat eder ve belki haklıdır. Fakat kaidei umumiye olarak bunu kabul ederim ki: Türke Türkten maadası acımaz. Acıyanlar vardır, istisnaları vardır. Fakat şahsen zararları dokunuyor. Onun için esas budur. Bilhassa zabta tesiratını tasrih etmek lâzımdır. Bugün adliye, zabıta, polis - bu açık bir hakikattir - Çerkez ve Arnavutlar elindedir. Adliye, zabıta, polis - bu acı bir hakikattir - Arnavut ve Çerkezdir. Efendim, içimizde Türk olmayan arkadaşlar benim kadar hamiyetlidir. Bunu kabul ederim ve ben şüphe etmem daha fazla fedakârdı bunu da kabul ederim. Fakat darılmasınlar; bunu teslim etsinler ki kendilerinden mazarrat gelmez, faide gelir. Fakat dolayısiyle her hangi bir Arnavut'a bir Çerkez'e itimat edemiyoruz.”
***
Yine aynı oturumda Bolu milletvekili Mehmet Şükrü Gülez konuşuyor : “Efendim, bendeniz, gayet kısa söyliyeceğim. Bendenizin dairei intihabiyem olan Bolu mülhak Düzce kazası, İstanbul - Hendek - Adapazarı Bolu üzerindedir. Burada Abaza ve Çerkez-lerden mürekkep bir çok akvam vardır. Bu iki kısım kavim, ki esasen hiç bir sanatla meluf olmayan ve şe-kaveti kendileri için medarı teayyüş addeden bir güruhtur Bunun için bunlar, daima rahatı ihlâl etmekten feragat etmiyorlar. Elyevm de böyledirler…Abaza, Çerkez. Bunlar da onyedi bin kişiden ibarettir. Kırk bin Türke galebe çalıyor. Bu hususta bendeniz diyorum ki Dahiliye Vekâletine iyice bir salâhiyet vermeli bunları o iki geçitten uzaklaştırmalıdır.”
İşin acı tarafı da şu: bütün bunların söylendiği oturumda , bizim safların övüne övüne bitiremediği Hüseyin Rauf Orbay da var. Adam ağzını açıp tek kelam etmiyor. Milli kahraman Abazalara da sövülmesinden en ufak bir rahatsızlık duymuyor. Rauf Orbay demek ki Türklerin milli kahramanı.
29.11.1931 tarihli oturumda ise Vasıf Dokuman şunları söylemekte : “Sonra biz vaktile bir mütehassıs getirdik. Bu mütehassıs ıslahı feres mütehassısı imiş, bu da sekiz yüz lira aylık alıyordu. Bu adam, Almanların Afrikadaki müstemlekelerinde geniş arazi edinmiş, fakat parası yokmuş, herife demişler ki; git Türkiyeye mütehassısım de bir kaç, sene içinde para al gel. Hakikaten buraya gelmiş, asıl bu adam cokey imiş, buradan haraya göndermişler. Bir kaç çerkez kopili bulmuş. Malûm a, herkes anasının karnından yere düşer, çerkesler beygir üzerine düşer. Bunların işi gücü her zaman beygir çalmak, beygiri şu etmek bu etmek, bunları bulunca ne isterse emrine de amade. Çünkü bu adam Avrupalı mütehassıs, hoş Türk olsa vermezler ya, mükemmel elbiseler giydirmiş...”
***
Samsun milletvekili Ruşeni Barkın ,07.06.1934 tarihinde şunları söylemekte : “1864 te Kuban vilâyetinde İkinci Aleksandr, Çerkesleri sıkıştırmış, bir çok çarpışmalardan sonra ya içeri Rusyaya gitmelerini veyahut hicret etmelerini emretmiş, bunun üzerine 840 000 kişi birden Türkiyeye gelmiştir. Türk milleti kendilerine olanca aşkile, hararetile kucağını açmış, onları kabul etmiş, kendilerini en güzel yerlere yerleştirmiştir. Onlar hiç şüphesiz ki iyi niyet, ve aşk ile gelmişlerdir. Fakat ne yazık ki imparatorluk, her şeyde olduğu gibi onların kendi dillerinde kalmalarına gayret etmiş ve o suretle yaşatmıştır. Meselâ Memedi, Paşa yapmış, ona Çerkeş Memet Paşa demiş, diğerine Abaza demiş, öbürüne gürcü demiş, köylerine gürcü köyü, çerkes köyü, abaza köyü adını koymuştur. Lâzistan dünyada yokken Osmanlı imparatorluğu bir Lâzistan yaratmıştır. Kafkasyadan hicret etmiş en saf bir kanla Türk olan bu kardeşlerimize Lâz demiştir. Bosnadan bir çok Türkler geliyor, bunlara Boşnak ismi veriliyor. Bunlara bir yerde dört beş evli bir mahalle yapılıyor, buraya Boşnak mahallesi deniliyor. Arnavuda da ayni muamele yapılıyor. Hele Araba... 500 sene evvel Türkler arasında yerleşmiş ve hiç bir kelime arapça bilmeyen insana da Arap lâkabı veriliyor. Öyle günler geldiki, İttihat terakki zamanında Türklük duygusu başladığı zaman derhal bir çok kulüpler açılmıştır. Çerkes kulübü,Boşnak kulübü, Baskım kulübü gibi şeylerdi.”
Ruşeni Barkın adlı bu şahıs daha sonra “Din Yok, Milliyet Var” adlı bir de kitap yazmış. Bu kitapta nasıl bir ırkçılık kusmuş : “Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkler’i birleştiren ulusalcılığımızdır. O halde felsefemizde din kelimesinin tam karşılığı ulusalcılıktır…” Bu paragrafa da Atatürk “Aferin! Alkışlar” şeklinde kendi el yazısı ile not düşmüş. Yine bu çalışmada şöyle yazmış : “Hangi ulusun yüceliği, Türklüğün ululuğu kadar tarihin bilinmeyen enginlerine uzanmıştır? Ve en nihayet hangi ulus ölürken Azrail’i tepelemiştir. Dünyada Türk olmak kadar onur mu var? Ve Türk olmak kadar “din” mi var?” Barkın’ın bu sözlerine Atatürk yine “Aferin, aferin!” şeklinde not düşmüş.
Yani Türk olmak bir din ve en büyük onur ve üstelik Türk Milleti Azrail’i bile tepelemiş. Yani Milli Mücadele’de Çerkeslerin esamesi bile okunamaz.
***
Çanakkale milletvekili Yusuf Ziya Etili ise, aynı oturumda şunları söylemiş: “Muhacir demek sığınmış, her türlü haktan mahrum, her türlü felâkete maruz biçare, zavallı, kırmızı kuşaklı bir Türk demektir. Bunu memleketimizden kaldıralım, bize gelecek adam Türk olmak için geliyor.Esasen Türktür. Ona muhacir damgasını vurmak demin bazı arkadaşlar, Çerkez filân dediler cinayettir.”
Çerkes demek cinayet imiş. Demek ki dedelerimiz Türkiye’ye Türk olmak için geldiler ama bizim haberimiz yok.
***
Eskişehir Milletvekili Emin Sazak (http://tr.wikipedia.org/wiki/Emin_Sazak), 15.07.1931 tarihli oturumda ise şunları söylemekte : “Efendim, kaçakçılık meselesine temas etmiştim. Benim maksadım bu noktayı arz ve izah etmek değildi. Kaçakçılık esasen evvelden beri muayyen mevkilerde vuku bulur. Bunların yüzde sekseni Çerkezlerdir. Bunlar şurada burada iş görmek suretile temini maişet ederler. Bu meslek onlarca devri sabıktan kendilerine verilmiş gibi bir şey telâkki ediliyor Meselâ Ankaranın Karaşar Karyesi de böyledir. Bendeniz bu muayyen olan ve ilişüraiyen yerlerde şekavetin niçin menedilemediğini anlamak istiyorum. Bunlar Mücadelei Milliyede işledikleri günahlar dolayısile korktular da çekildiler. Görüyorum ki bu hareket yine ekseriyya bunlar tarafından vaki oluyor. Başka şey yapamıyorlar. Vaktile saraya kız satmakla meşgul idiler, öylece geçinirlerdi. Fakat bu gün ise geçinmek için sıkı iş yapmak lâzımdır. Bu da kolay değildir. Ne yapsın? Kaçakçılık. İşte bendeniz Hükümetin nazarı dikkatini celp için bunları söylüyorum, yani bu işleri muhitte yapabilecek kimlerdir. İcap ederse Hükümet bu gibi insanları diğer cemaatın uyduğu zabıt ve rapta tabi kılabilir. Ne diye beygir hırsızlığı yapan bu göçebelere müsaade ediliyor?”
Bir millete kamu gücünü kullanarak saldırmanın yollarından bir tanesi de, o milleti yasa dışı işler yapmakla suçlamaktır. Emin Sazak’ın konuşmasından anlıyoruz ki “kaçakçılık yapıyorlar” suçlaması seksen sene önce de geçerli imiş. Ama o zamanlar kaçakçılıkla suçlananlar Çerkeslerdi. Günümüzde hangi milletin toptan kaçakçılık ile suçlandığını hepimiz biliyoruz. İşin ilginç yanı Ruslar da Çerkesleri Türkiye’den kaçakçılık yapmakla suçlamışlardı. Soçi şehrinin resmi web sitesinin tarih kısmında (İngilizcesi: http://english.sochiru.ru/o-gorode/istoriya-sochi ) Türkiye’den kaçakçılık yapan ve köle ticareti ile uğraşmakta olan yerel Şapsığ halkının burada yaşamasına Rusya İmparatorluğu’nun izin vermediği yazılı.
Bizim saf Çerkesler, Çerkeslerin Türkiye’nin Milli Mücadelesi’nde ne kadar Çerkes olduğu ve bu Çerkeslerin ne kadar kahraman oldukları ile övüne dursunlar, Türk Kamu Erki’nin görüşü: “Çerkesler, Mücadelei Milliyede işledikleri günahlar dolayısile korktular da çekildiler” şeklindedir.
***
27.06.1951 tarihli oturumda ise , Afyon milletvekili Ali İhsan Sabis (ki kendisi hakkında Türkçülük- Turancılık gibi çeşitli iddialar mevcuttur) Çerkeslere dönük bir hakaret konusunda ve Çerkes vatandaşların incindiğini düşünerek şu yazılı soruyu yöneltmiştir:
“1. Bir kurmay hava binbaşısı tarafından İnönü muharebeleri hakkında kürsüde izahat
verirken büyük bir halk kütlesinin ve hususiyle civarda sakin Çerkez köylülerinin huzurunda (Hain Çerkes Etem ve avenesi) tâbiri kullanılmış ve hazır bulunan Çerkez köylüler bu kelimelerden dilgir olmuşlardır. Geçen sene de bu tarzda beyanat yapılmış. (Hain Çerkez Etem ve avenesi) tâbiri yerine (Hükümete karşı isyan etmiş olan hain Etem ve ona kapılmış olanlar) şeklinde bir tâbir kullanılsa daha uygun olmaz mı?
2. Tören sonunda Eskişehir'den gelmiş olan Hava Generali Hamdullah Suphi ile görüşerek (böyle bir tâbir kullanılmasa daha iyi olur Çerkez köylüleri yaralamakta bir mâna yoktur) demiştim. (Tarihi hakikatları söylüyoruz) cevabını verdi. Şimdi Eskişehir'deki hava kumandanına yukardaki birinci sualime uygun bir yazı ile Millî Savunma Bakanlığı tarafından tebligat yapılması münasip değil mi?”
Eğer varsa, o dönem TBMM’nde görev yapan Çerkes milletvekillerinin hiç sesi çıkmamış. Ali İhsan Sabis’in bu talebi, Milli Savunma Bakanı Hasan Köymen tarafından reddedilmiştir.
***
Besim Atalay (http://tr.wikipedia.org/wiki/Besim_Atalay) milletvekili olarak görev yapmış bir isim. Kendisinin söylediği ve yaptığı şeyleri incelediğimizde sıkı bir ırkçı olduğunu görüyoruz. 20.03.1926 tarihli meclis oturumunda yapmış olduğu konuşmada şunları söylemekte: “Biz ne vakte kadar, hangi güne kadar Türk dediğimiz halkın dilini Türk yapacağız. Acaba neden cebretmiyoruz, neden sıkıştırmıyoruz. Buraya gelen Arnavut neden Arnavutça konuşacak? Boşnak Boşnakça, Çerkez Çerkezce konuşacak? Konuşacaksa gitsin Arnavutluğa, gitsin Kafkasya'ya, Arabistan'a. O da bir millettir, hürmetim vardır, fakat buraya gelince Türkçe konuşacaktır. Bunun için memlekette acilen bir kanunu Dahiliye Vekâleti mi yapacak, milliyetçiliğine çok iyi vakıf olduğum, çok iyi hürmet ettiğim Necati Beyefendi mi yapacak? Kim yapacaksa yapsın. İkincisi zannederim ki içimizden bazı zevat ona muhalifmiş. Kendilerini Türkçü zannettiğim zevata çok acırım, çok acırım. (Kim onlar sesleri)”
Artık kurtuluş savaşı sona ermiş ve en büyük savaş, yani diğer milletleri Türk yapma savaşı başlamıştı. Ne söylemiş hiç utanmadan ve sıkılmadan : “O da bir millettir, hürmetim vardır”.
Bu milletvekilinin söylediği neden cebretmiyoruz neden sıkıştırmıyoruz işini de daha sonra devlet, kamusal gücünü kullanarak yerine getirmiş, Çerkes köylerine tayin edilen öğretmenler, daha Türkçe bile bilmeyen çocuklar ve onların aileleri üzerinde büyük baskılar kurmuş, Çerkesçe konuşan çocuklar dövülmüş, öğretmen ve öğretmenin görevlendirdiği Çerkes çocukları evlerde dahi Çerkesçe konuşulmasını engellemek için kapı ve pencereleri dinlemişlerdir. Tabi Çerkes çocuklar henüz Türkçe bilmedikleri için öğretmenlerine hangi evlerde Çerkesçe konuşulduğu bilgisini, vermekte zorlanmışlar. Bunun canlı şahitleri hala aramızdadır.
Hatta bazı Çerkes anne ve babalar, çocuklarının Çerkesçe öğrenmemesi ve dolayısıyla “Türkçelerinin kırık olmaması için” evlerinde daima Türkçe konuşmuş,yaşı bizlerden çok ileride olan ama Çerkesçe tek kelime bilmeyen bir grup da meydana gelmiştir.
***
Yukarıda yer alan hem Rus hem de Türk milletvekillerine ait fikirleri birleştirdiğimiz zaman Çerkesler hakkında şu kelimelerin ve cümlelerin kullanıldığını görmekteyiz:
Yoketmek
Sürmek
Asker olarak kullanmak
Etkisiz hale getirmek
Kaçakçılık yapanların % 80’i Çerkestir
Çerkesçe konuşmasınlar
Fakat ne yazık ki imparatorluk, her şeyde olduğu gibi Çerkeslerin kendi dillerinde kalmalarına gayret etmiş ve o suretle yaşatmıştır.
Hain Çerkes
Beygir
Herkes anasının karnından yere düşer, Çerkesler beygir üzerine düşer.
Çerkeslerin işi gücü beygir çalmak, beygiri şu etmek bu etmek,
Çerkes beygir bulunca ne isterse emrine de amade.
Kopil
Türkçe konuşsunlar
Hükümranlık altına almak
Yağmacılık
Eşkıya yurdu
Çerkesler geçitleri tutmuş
Abaza, Çerkez o iki geçitten uzaklaştırmalıdır
Türk’ün malı Çerkeze helal
Dişlerini, tırnaklarını ayı gibi kesmeli ondan sonra ayı oynatır gibi oyna pehlivan demeli
Jandarma Kumandanı Çerkez, jandarma zabitanından bir kısmı Çerkez
Arada Türkler eziliyor
Türke Türkten maadası (başkası) acımaz
Adliye, zabıta, polis Çerkestir
Bir Çerkes'e itimat edemiyoruz
Abaza, Çerkez. Bunlar da onyedi bin kişiden ibarettir. Kırk bin Türke galebe çalıyor
Bize gelecek adam Türk olmak için geliyor.
Çerkez filân demek cinayettir.
Çerkesler Mücadelei Milliyede işledikleri günahlar dolayısıyla korktular da çekildiler.
Çerkesler Vaktile saraya kız satmakla meşgul idiler, öylece geçinirlerdi.
İşte tablo bu. Umarım bunları okuduktan sonra bizim saf Çerkesler, “Kurtuluş Savaşı’ndaki Çerkesler” retoriğinden bir an önce vazgeçerler. Kurtuluş Savaşı kahramanı diye bizim saf Çerkeslerin yere göğe sığdıramadıkları Türk Milliyetçisi Çerkeslerin, tesadüfen Çerkes olarak dünyaya gelmek dışında, Çerkes Milleti ile en ufak bir bağı yoktur.
Çerkesler ağızları ile kuş tutsalar da yaşadıkları ülkelere yaranamazlar. Onun için Çerkesler her savaşın, her çatışmanın dışında kalmalıdır. Hiçbir savaş bizim savaşımız değildir, Çerkesler kazanan tarafı tutuyor olsalar bile daima kaybedeceklerdir.
Çerkes Ethem fenomeni ile uğraşan Çerkeslere şunu söylemek gerekiyor: Önce TBMM çatısı altında, TBMM üyelerinin Çerkeslere dönük hakaretlerinden dolayı, TBMM’nin Çerkeslerden özür dilemesini talep etmelisiniz. Çerkes Ethem’e hain denmesi, görünüşte sadece Ethem’i ilgilendirirken, TBMM üyeleri bütün Çerkeslere alenen hakaret etmiştir. Samimi iseniz önce bu işle uğraşmalısınız.
Çerkesler, “Kurtuluş Savaşı’ndaki Çerkesler” fetişizminden vazgeçip, kendi milletlerinin faydasına olacak işlerle meşgul olmalıdırlar.
Çerkesler kendilerine dönük bu tarihsel ve sistematik bakış açılarını iyi okumak zorundadırlar. Tarihi gerçekleri bilmeyenler, daima kaybetmeye mahkumdurlar. Hele hele tarih okuması, sadece duygusal bir takım motivasyonlardan ibaretse.
Başka milletlere, her türlü hakareti görmeyi göze alarak vakfettiğiniz ömürlerinizden, ufak bir parçayı kendi milletinize onurlu bir şekilde bahşetseniz, Çerkes Milleti’nin bütün sorunları çözülür.
Kendi milletinden uzak duran, kendi milletinin sorunları ile uğraşmayan her Çerkes, dişlerimizin ve tırnaklarımızın başkaları tarafından sökülmesine en büyük yardımı yapmaktadır. Kedilerin, aslanı boğmasına yardım etmemelisiniz.
Bizim hakkımızda ırkçı fikirler taşıyanlara gelince; biz topraktan yaratıldık, onlar ise ateşten. Ateşten yaratılanlara azap gerek; Çerkes kimliğini kaybetmemek ve korumak, Çerkes Milleti için çalışmak onlara en büyük azap.

Dolu dolu doyurucu bir yazi olmus.Boyle uzun yazilari hic okumazdim ancak oylesine surukleyici ve adeta bam teline basmissinizki, bir cirpida okudum.Gozlerinizdeki isik hic sonmesin Murat bey, o isik parildadikca gozlerinizde, Cerkesyaya giden yolumuzu aydinlatacak.Iyi ki varsiniz.
16 Mart 2013 Cumartesi Saat 19:281995 ylında Refah partisi seçimlerden 1. parti olarak çıkar fakat hükümeti ANAP-DYP koailsyonu kurar. 1996 yılında Refah partisi Anayasa mahkemesine müracaat eder ve ANAP-DYP koalisyonu dağılır. Tekrar Mecliste 1. parti konumunda olan Refah partisi DYP ile birlikte hükümeti kurar (REFAH-YOL hükümeti_8 Temmuz 1996).
28 Şubat süreci başlamıştır....
İşte tam bu sıralarda birde kitap yayınlanır...
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=436703
Allah daha büyüğünden esirgesin. Bu da geçe, hayat bu...
15 Mart 2013 Cuma Saat 20:30