

DEDELERİMİZ YANILMIŞ MIYDI ?
1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sırasında, Rusya tarafından Balkanlara savaşmaları için gönderilen Çerkes süvariler, kendi dindaşlarına karşı savaşmayı reddetmişlerdi. 31 Mayıs 1877 tarihli New York Times gazetesinin birinci sayfasında yer alan habere göre, Rusya hizmetinde görev yapan onüç vagon dolusu Çerkes süvari, Rusya’ya geri döndü. Üç süvari bölüğü silahsızlandırıldı. Şeyhülislamın fetvasına göre bu savaş kutsal bir savaştır ve Çerkesler bu fetvadan haberdarlar. Çerkesler bu nedenle savaşa karşı büyük bir isteksizlik gösterdiler ve bunlardan bazıları da kendi dindaşlarına ateş etmeyeceklerini beyan ettiler. Söz konusu Çerkesler bir alay şeklinde Sibirya’ya gönderilecekler.
Bugüne döndüğümüzde ise Suriye’de devam etmekte olan çatışmalarda bir müslümanın diğer müslümanı zevkle öldürmesi, bazı çevrelerce teşvik edilmekte ve hatta yüceltilmektedir.
Suriyeli Çerkes, İslam mütefekkiri Cevdet Said ise şöyle söylemekte: “Herkes karşı taraftakini öldürmeye çalışıyor. İnsanlar birbirini boğazlıyor. Bu dalalettir. Hepsi silaha, güce iman ediyor. Burada bir parantez açıp, bir hadisi şeriften bahsetmek istiyorum. Allah Resulü, “birbirine silah çekenlerden öldürenin cehennemlik olduğunu ve ölenin de cehennemlik olduğunu” söylüyor. “Ya Resullulah öldüreni anladık da öldürülen neden cehennemliktir” diye sorduklarında “gücü yetseydi o da diğerini öldürecekti” diyor.” (http://www.ihlassondakika.com/haber/%E2%80%9CSuriyedekiler-kaybetti-kazananlar-disarida%E2%80%9D_543252.html)
Cevdet Said paralelinde görüş bildiren başkaca din alimleri de mevcut. Mesela Suudi Arabistan’dan şeyh Abdullah El-mon’i, Suriye’nin de aralarında olan İslam beldelerinde iç savaşın beyhude olduğunu beyan etmiştir. Şeyhe göre, Arabistanlı gençleri Suriye savaşına karışmaya teşvik eden fetvalar mantık dışıdır. Suriye’deki savaşı teşvik ve mubah hale getiren fetvalar ise olumsuz ve fitneci sonuçlara yol açmaktadır. Ancak din ve mezhep fitneye karşı çıkmalıdır. (http://www.suriyegercekleri.com/2013/03/27/arabistanli-genclerin-suriye-catismalarina-karismasi-yapilan-tesviklere-tepki-gosterildi/)
Bunun aksine, Suriye savaşını haklı bulan din alimleri de mevcut.
Suudi Şeyh Ayed el-Qarni fetva yayınlayarak, muhaliflerin savaşını övmüş, herkesi zalim Esed'e karşı direnmeye çağırmıştır (http://www.timeturk.com/tr/2013/03/13/suriye-icin-fetva-savasi.html)
Yusuf el Kardavi ise, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'a
destek veren ulema ve sivillerin öldürülmesini meşru kılmıştır. Kardavi şöyle
söylemektedir : "Öldürün, siviller eğer masumlarsa öldükten sonra nasıl
olsa Allah onları affeder"(http://www.gercekgundem.com/?p=512734&com=all).
Düşünsenize, bir din adamı herkesi öldürebilirsiniz, eğer masumlarsa onları Allah affedecektir diyor. Yani katliam yapabilirsiniz fetvası bu. Amaç için, yani zalim Esadı devirmek için, kadın çoluk çocuk, yaşlı, genç hepsini öldürebilirsiniz. Korkunç bir terör. Her zaman şunu merak ettik: insanları tavuk gibi öldürme cesaretini nereden alıyor Suriye’de savaşanlar ? Çünkü bazı din adamları öldürenlere de, ölenlere de günahsızlık sertifikası dağıtıyor. Youtube’da kanımızı donduran ve Müslüman bir insan bunu nasıl yapabilir diye kendimizden geçtiğimiz, Müslümanlık bir yana insanlığımızdan utandığımız görüntülerin kaynağı da bu olsa gerek.
Yusuf el Kardavi yine devam ediyor : “Yönetimle işbirliği yapanların hepsiyle savaşmamız lazım. Asker, sivil, alim ve cahil olsun, insanları haksız yere öldüren bu zalim yönetimle beraber olanlar, bu yönetim gibi zalimdir. Bunlarla savaşılması gerekir. Eğer bunların arasında mazlum birisi varsa Cenabı Allah onu savunacak. Onun hakkını alacak.” (http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=239888)
Yani masumiyet karinesi denen ve artık evrensel bir prensip olarak benimsenmiş, bir insanın suçluluğunu değil suçsuzluğunu esas alan anlayış tamamen çürütülmektedir. Toplu katliamlar tamamen meşru hale getirilmektedir.
Suudi “müftü”, Vahhabi “Şeyh” Muhammed El Arifi ,“mücahitler diye andığı muhaliflerin Suriyeli kadınları kısa süreliğine hatta birkaç saatliğine kendi nikahlarına geçirebileceklerini, Suriyeli kadınların bu şekilde evlenmelerinin çarpışan bu milislerin cinsel ihtiyaçlarını giderebileceğini, dolaysıyla mücahitlerin daha azimli savaşacağını, bu şekilde evlenmeyi kabul eden Suriyeli kadınların da Cennete gireceğini,böyle bir nikahın 14 yaşın üzerindeki kız ve kadınları kapsadığını söyledi.” (http://www.gercekgundem.com/?p=515988&com=all)
Bir an için düşünün elinde silahlı bir adam 15 yaşındaki bir kız çocuğunun karşısına çıkıyor ve ona bu teklifi yapıyor. Sizce bu küçücük sabinin, bunu kabul etmemesi ihtimali var mıdır ? 15 yaşında olması da önemli değil 20,30,40 ve her ne ise, eli silahlı adamların bu tür teklifleri insanların iradelerini kullanmalarına engeldir. Bu fetva, kadınlara tecavüzü teşvik etmekte, tecavüzcülere “dini bir dayanak” sunmaktadır.
Demek ki Suriye’de, toplu katliamlar ve tecavüzler bazı “din alimleri” ne göre meşrudur.
Türkiye’nin siyasi pozisyonuna da uygun bir şekilde bazı Türk din alimleri de Suriye Savaşı konusundaki görüşlerini dillendiriyorlar.
Mesela Hayrettin Karaman, üstelik sırf Cevdet Said’i eleştirmek için yazdığı makalesinde şu görüşleri savunmuştur: “Eğer müminlerden iki grup birbiriyle kavgaya tutuşursa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz etmiş olursa -Allah'ın emrine geri dönünceye kadar– haksızlığa sapanlara karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever" (49/9).Peki niçin "hakkına tecavüz etmiş olursa da affedin" demiyor? Suriye olayları başlamadan önce oradaki Müslümanlar silahsız olarak sokağa çıkıp hak ve adalet istediler. Bunlara silahla mukabele edildi. Türkiye defalarca "kardeşlerin arasını düzeltmek için" teşebbüste bulundu, Esed güçleri hak vermeye ve zulümden vazgeçmeye yanaşmadı. Kur'an'a ve Sünnet'e göre bütün müminlerin Esed'e karşı mücadele etmeleri gerekiyordu; ne yazık ki, bölündüler, zulmün tarafını tutanlar oldu. Dinlediğim konuşma da zalimin ekmeğine yağ sürüyor; üzüldüm.” (http://www.hayrettinkaraman.net/makale/0985.htm)
Bütün bunların, Suriye Çerkesleri ile bağlantısı nedir ? Türkiye’de bir grup Çerkes, Türkiye’nin Suriye konusundaki siyasi duruşunu aynen benimsemekte ve Suriye’li Çerkeslere bu siyasi duruşu yayma faaliyetine girişmektedirler.
Bu tür çevrelerin web sitelerinde, zalim Esad’ın Suriye’li Çerkesleri nasıl öldürdüğü haberleri yayınlanmakta ve sanki Suriye’de Çerkesleri sadece Esad öldürüyormuş gibi bir hava yaratmaktadırlar. Hepimiz biliyoruz ki Suriye’li Çerkesler de diğer siviller gibi hem Esad hem de ÖSO tarafından katledilmektedir.
Bu durum bilinmesine rağmen neden Türkiye’deki bu bir kısım Çerkes çevreler, Suriye’li Çerkeslere karşı sadece Esad zulmünden bahsetmektedirler ? Çünkü onlar Suriye’li Çerkesleri, Esada karşı muhalefet etrafında örgütlemeyi ve Türkiye’nin siyasi pozisyonuna heyecanla hizmet etmeyi kendilerine şiar edinmişlerdir.
Mesela : “Suriye'de özellikle Şam ve Humus ile İsrail Sınırındaki Golan bölgesindeki Biracam, Barika, Kisva'da bulunan ve Osmanlı döneminde Hicaz Demiryolu'nun korunması için gönderilen çok sayıda Çerkes'in Suriye ordusu ve muhaliflerin arasında kalması Türkiye'deki Çerkesleri harekete geçirdi.” (http://www.iha.com.tr/suriyede-cerkes-operasyonu-269985-haber).
Halbuki bu demiryolunun yapımı 1900 yılında başlamıştır. Suriye’li Çerkeslerin orada bulunma sebepleri Hicaz demiryolu’nu korumak değildir.
Haber devam ediyor : “Ancak Suriye'de kalan Çerkeslerin sıkıntısının büyümesi, evlerin bombalanması, rejime bağlı Şebbiha milislerinin kız çocuklarını taciz etmeye başlaması, kapsamlı bir operasyon ihtiyacını ortaya çıkardı” (http://www.iha.com.tr/suriyede-cerkes-operasyonu-269985-haber).
Biraz önce Suudi bir şeyhin tecavüze elveren fetvasını okumuştuk. Şebbiha nın da bu şekilde davrandığı doğrudur. Fakat sadece Şebiha mı ? Muhalefet saflarında savaşanlar da aynı suçun ortaklarıdır. Ama neden Suriye Çerkesleri’ne bu kötülüklerin sadece Esad tarafından yapıldığı imajı oluşturulmaya çalışılmaktadır ?
Yine haberde Nusret Baş’ın şu ifadeleri yer alıyor : “…Ancak asıl problem bu savaş bittikten sonra başlayacak. Paylaşım olacak ve bu paylaşımda Türkiye'nin Çerkeslerin haklarına sahip çıkması lazım" (http://www.iha.com.tr/suriyede-cerkes-operasyonu-269985-haber).
İşte delil tam de burada. Türkiye’de bir kısım Çerkeslerin, Suriye’li Çerkesleri muhalefet saflarında örgütleme hevesi vardır ve Türkiye onların ağabeyleri olarak Suriye’li Çerkeslerin hakkını Suriye’de bırakmayacaktır. Bir web sitesindeki köşe yazısında ise şu fikirlere yer veriliyor : “Çerkeslerin Suriye’de var olabilmelerinin tek şartı ise, Türkiye’nin bir Çerkes politikası belirleyerek garantör rolü üstlenmesidir.” (http://www.ozgurcerkes.com/?Syf=22&Mkl=489155&pt=Kenan%20Kaplan&Suriye-%C3%87erkeslerinin-Gelece%C4%9Fi--ve-T%C3%BCrkiye-%C3%87erkesleri-) Baş, “…Suriye’deki Çerkesler de zaten Osmanlı tarafından Hicaz Demir Yolu’nu korusun diye gönderilmiş. Bunlar Türkiye’nin Suriye Çerkeslerine garantör olması için yeterde artar bile. Yarın yeniden şekillenecek olan Suriye’de soydaşlarımızın hakları için artık bir ‘politika’ geliştirmemiz lazım” dedi (http://gundem.milliyet.com.tr/suriye-cerkezlerinin-atesle-imtihani/gundem/gundemdetay/29.03.2013/1686593/default.htm)
Türkiye’deki Çerkeslerin Haklarından sonra, kader Suriye Çerkeslerinin Haklarının da yine aynı kadrolar tarafından korunacağını bizlere göstermektedir!
Sosyal medyada şu sorular sorulmakta: “DÇDK’nin getirdiği Çerkesler de Türkiye’de, KAFFED’in getirdiği Çerkesler de Türkiye’de. Neden DÇDK’nin getirdiği Çerkesler Türkleşecek de KAFFED’in getirdiği Çerkesler Türkleşmeyecek”. Bu sorunun cevabını kendileri yukarıdaki paragraflarda gayet güzel vermişler.
Bir sitede yer alan köşe yazısında ise şunlar söyleniyor :“Suriye’de kimliğini inkar edip kendini Arap, Baasçı, Esatçı olarak tanımlamanın; Ürdün’de kendini Arap ve kralcı olarak tanımlamanın; Türkiye’de kendini Kemalist, ulusalcı, Türk olarak tanımlamanın çıkar yol olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır.” (http://www.ozgurcerkes.com/?Syf=22&Mkl=489155&pt=Kenan%20Kaplan&Suriye-%C3%87erkeslerinin-Gelece%C4%9Fi--ve-T%C3%BCrkiye-%C3%87erkesleri-)
Nusret Baş ise şunu söylüyor : “…Türkiye nüfusumuz 6 milyonun üzerinde ve büyük bir sadakatle cumhuriyetimize bağlıyız…”.(http://gundem.milliyet.com.tr/suriye-cerkezlerinin-atesle-imtihani/gundem/gundemdetay/29.03.2013/1686593/default.htm).
Şimdi devlete sadakat göstermek başka bir şeydir, ama cumhuriyete sadakat göstermek başka bir şeydir. Bizler Türkiye’de cumhuriyete kimlerin sadık olduğunu yıllardır duyarız. Şimdi bu siyasetten ne anlamak gereklidir ? Hangisine itibar edeceğiz. Aslında daha doğru soru şudur: “Bu siyaset midir ?”
Tabi işin içinde heyecan olmasa olmazdı. Bir habere göre : “Suriye'nin etkisini halen hissettirdiği Lübnan'da gizli servis ve güvenlik güçleri birkaç defa Çerkezleri Türkiye'deki kamplara götürülüp götürülmediğini sordu. Ancak 'Hayır onlar Türkiye'deki akrabalarının yanına gidiyor' cevabını aldı. Türkiye'nin tepkisini de çekmek istemeyen Lübnan güvenlik güçleri müdahale etmekten kaçındı.”
Demek ki Lübnanlı gizli servis ve güvenlik güçleri, Suriye’li Çerkezlerin Türkiye’deki kamplara yerleşmesini istemiyor ve onların sorusuna: hayır onlar Türkiye’deki akrabalarının yanına götürülecek yanıtı veriliyor. Peki bu haberleri yaptığınız zaman Suriye’li Çerkeslerin Türkiye’de kampa yerleştirildiği ıspatlanmış olmuyor mu ? Bir dahaki seferde ise: “ hayır hayır bunlarda Türkiye’deki akrabalarının yanına gidiyor” cevabı verirsiniz Lübnanlı gizli servis ve güvenlik görevlilerine.
Ama haberde o da düşünülmüş: Türkiye’nin tepkisinden korktukları için müdahele etmekten çekinmişler. http://www.turkiyegazetesi.com.tr/haberdetay.aspx?NewsID=36966#.UVWEITdu4vk
Savaş yanlısı din alimleri Suriye ve Esad söz konusu olduğunda : “savaşın, insanlar masum olsada öldürebilirsiniz,zaten masumları Allah affedecektir, 14 yaş ve yukarısı kızlara tecavüz edebilirsiniz” gibi fetvalar verirken, kendi yaşadıkları ülkelerde zalimliğin her türlüsü sergilenmiştir ya da hala sergilenmeye devam etmektedir. Bu din alimleri kendi zalim siyasi otoritelerine karşı da bu tür fetvalar verdiler mi ? Hiçbir zaman.
Peki şimdi neden dini çevreler iştahla Esad’ın zulmüne karşı çıkıyorlar ? Çünkü yanlarında Haçlılar var. O kadar zulme karşılar ki, zulmü Haçlılarla bile işbirliği yaparak sona erdirme hedefindeler.
Peki Arakan için ne düşünüyor bu alimler acaba ? Neden orası ile ilgilenmiyorlar, fetvalar yayınlamıyorlar ? Bizim bilmediğimiz bir şeyler vardır elbet. Ama insanın aklına şu soru geliyor : Suriye’dekiler Müslüman da Arakan’dakiler Müslüman değil mi ?
O zaman haydi buyurun, dünyanın her yerinde Müslümanlara zulmediliyor , onların haklarına tecavüz ediliyor, eğer samimi iseniz savaşın. “Kur'an'a ve Sünnet'e göre bütün müminlerin Esad'e karşı mücadele etmeleri gerekiyordu” da şimdiye kadar sizler neden tek bir yerde savaşmadınız ?
Şimdi ağabeyleriniz, Suriye’de Esad’a karşı savaş istedikleri için siz de “bindirilmiş kıt’alar” olarak göreve hazırsınız.
Demek ki benim de şahsen benimsediğim Cevdet Said’in görüşüne göre, cehenneme gidecek her iki tarafı da desteklemek dini yönden mühim bir sakınca doğurmaktadır. Fakat Türkiye’deki bir kısım Çerkesler, “ahiretlerini heba etmek” pahasına niçin Suriye’li muhaliflere meyil ediyorlar, kalpleri onlara ısınıyor ?
136 sene önce kendi ataları, üstelik Rus otoritesi altında iken kendi dindaşlarına karşı savaşmama ve bunun bedeli olarak Sibirya’ya sürülmeyi yani ölümü bile göze almışken, Suriye Çerkeslerinin muhalefete eklemlenmesi için çaba harcayanlara ne oluyor ? Peki ya Suriye’li Çerkes çocukların ellerine kalaşnikof tutuşturup muhalefet safında savaşın nasihatleri verenlere ne demeli ?
Onların tatlı ve konforlu yaşamlarında Müslümana Müslüman propogandası yaparak ve üstelik işin içine Çerkesleri de bulaştırmakla meşguller. Suriye’de Çerkes çocuklar bir hiç uğruna, muhalefet için sokaklarda boğazlanırken, onlar kendi bedenlerine en ufak bir halel gelmesin diye çaba sarfediyorlar, spor yapıp, iyi beslenip, düzenli bir şekilde uyuyorlar.
Hadise göre, öldüren de ölen de cehennemlik ise, bunlara yardım edenlerin de gidecekleri yer pek hayırlı bir yer olmasa gerek.
Eğer Esad, Suriye’deki Müslümanlara zulüm ediyorsa ve Türkiye’de yaşayan bazı Çerkesler bunu dayanak olarak kullanıp , Suriyeli Çerkesler üzerinden dünyevi ihtiraslarını gidermeye çalışıyorsa, onlara şunu söylemek gerekiyor: “Neden siz savaştan kaçanlardan oluyorsunuz , kendi evlatlarınızı zulme karşı savaşmaları için Suriye’ye göndersenize. Hatta kendiniz bizzat giderseniz daha büyük bir ecir daha büyük bir sevap sizleri beklemiyor mu ?”
Ama onların istedikleri, Suriyeli Çerkes çocuklar sokaklarda profesyonel askerler tarafından avlansın, yere yatırılıp kafaları kesilsin, kutsal mücadelede Suriyeli Çerkesler de görev alsın, bu büyük sevaba onlar da ortak olsun, şehadet şerbetinden içmek onlara da nasip olsun…
Nitekim, Suriye’deki çatışmalarda Çerkes oldukları iddia edilen genç insanların, ellerinde kalaşnikofla bilinçsiz bir şekilde sağa sola ateş ettikleri görülüyor. Zavallı genç bir çocuk büyük bir cesaretle siper edindiği binanın köşesinden fırlayıp ateş etmeye başlıyor ve anında vurulup herkesin gözünde yere düşüyor, muhtemelen ölüyor. (https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=WaFv7p5RvEo)
Bu genç çocuklar, savaşı bir bilgisayar oyunu gibi zannediyorlar. Bilgisayarlara yüklenen savaş oyunlarında vurulduğunuz zaman sağa sola serpiştirilmiş sağlık paketlerini alıp yeniden sağlıklı hale gelebiliyorsunuz. Ama gerçek savaşta ne sağlık paketleri var ne de yeniden sağlıklı hale gelmek. Kurşunu yediğiniz anda, anında oyundan çıkıyorsunuz.
Belki bu genç çocuklar, onun için hevesliler bu kadar savaşmaya. Onları teşvik edenlere, Çerkes Bayrağını kullanarak poz verdirenlere ve evlatlarına ise hiçbir şey olmayacak. Onlar, konforlu hayatlarında, başkalarıyla “mallarını ve evlatlarını yarıştırmaya” devam edecekler. Yukarıda linkini verdiğim Youtube görüntülerinde Çerkes bayrağı yerde bir sehpa üzerinde dururken muhalefet bayrağı arkalarda ellerde yükseliyor. Çerkes bayrağının orada bulunmasının, propoganda dışında bir amacı olmadığı açık.
Onun için, başından bu yana Çerkeslerin pozisyonunun tarafsız olması gerektiğini söylüyoruz. Çerkesler artık hiçbir savaşta ölmemelidir. Ölenler değil yaşayanlar daha cesurdur. Yaşamak, varolan durumu değiştirmeye çaba harcamaktır asıl cesaret. Suriye sokaklarında öldürülen her Çerkes, Çerkes Milletinin kaderini değiştirme mücadelesini zayıflatmaktadır.
Biraz Cevdet Said’den feyz alırsanız, belki kurtuluşa erenlerden olursunuz.
Ama sizler Türkiye’nin resmi pozisyonunu Suriyeli Çerkesler üzerinden uygulamaktasınız. İktidara yakın din adamları da Türkiye’nin pozisyonunu, üstelik Cevdet Said’e cevap vererek kutsamaktadırlar.
Evet, cehennemin kapıları sonuna kadar açıldı, üstelik o kapıdan içeri adım atmak için bir bedel ödemeniz de gerekmiyor.
Bakınız, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında çizilen alttaki gravürde, Tuna Nehri’nin karşı tarafına baskın düzenleyen Çerkesleri Rıza Bey (muhtemelen kumandan) uzaktan teleskop ile izlemekte. Rıza Bey’in yanında, bazı Çerkeslerin de yer aldığı görünüyor. Artık Çerkeslerin savaş sanatı icra edip,başkalarının ise uzaktan Çerkeslerin imha edilişlerini izlemesi zamanı geçmedi mi ?

Vahhabiliğin sapık olduğunu biliyodum.Verdiği fetvaylada(fetva denirse) sapık olduğu tam tesçillendi.''bir kaç saatliğine nikah olabilirmiş'' tam rezil ve sapıksınız.
Şamil Basayev bi konuşmasında ''vahhabilik ve diğerleriyle ancak gerçek islam öğretilerek başa çıkılabilir ''demişti.
Ama yazı genel olarak aydınlatıcı.
Murat abi uzun yazmışsın ama benim için yazının sonunda ki şu cümle binlerce sayfadan daha etkili.
''Evet, cehennemin kapıları sonuna kadar açıldı, üstelik o kapıdan içeri adım atmak için bir bedel ödemeniz de gerekmiyor.''
