

I. TUAPSE’DE ÖLÜ ÇERKESLERE ATANAN RUS VALİ
Biz Çerkesler henüz soykırım ve sürgünün, toprak altında yatmakta olan acı delillerine henüz tam olarak sahip değiliz. Oysa vatanımız Çerkesya’da, toprağın altındaki her yer bize ait izlerle dolu. Nerede, hangi toprağın altında ne kadar ölümüz yatıyor bilgisinden tamamen yoksunuz. Elbette bu bilginin üzeri örtülüyor olmalı.
1881 yılında yayınlanan kitapta bakın neler söyleniyor :
“Çerkeslerin, vatanlarından sürgün edilmesinde en önemli limanlardan bir tanesi de Tuapse idi. Tuapse’de de binlerce insan açlık soğuk ve kötü koşullar yüzünden can vermişti. Ölenler, sağ kalanların elindeki imkanlar nisbetinde gömülmüş ya da öylece bırakılmıştı. Ölenlerin mezar yerleri hala küçük tepecikler ve o alan boyunca uzanan yükseltiler ile olduğu gibi durmaktadır. Tuapse hala sadece iki telgraf istasyonu ve valinin konutundan oluşan iğrenç ve sefil bir yerdir. Buraya Odessa ve Poti’den, eğer deniz dalgalı değilse, haftada bir kez buharlı vapur uğramaktadır ve ben de sadece benim olduğum bu idari bölgeye haftada bir kez gemilerin uğraması nedeniyle ne kadar paha biçilmez biri olduğumu anlamış bulunmaktayım. Tuapse nin neden var olduğunu ve Tuapsenin neden bir valiye sahip olduğunu hiçbir zaman algılayamadım” (Phillipps-Wolley sayfa 93-94).
Yazarın algılayamadığı durumun sebebi yalnızca şudur: Çerkeslerin dirisi kadar ölüsü de tehlikelidir. Bu nedenle mezarda olsalar da Tuapse’deki Çerkeslere bir vali atanmalıydı.
Benim merak ettiğim konu ise bu mezarlar Tuapse’de hala yerli yerinde durmakta mıdır yoksa bunların üzerinde evler parklar senatoryumlar, oteller mi yükselmiştir ? Tuapse’deki bu mezarların bulunması ve bir Çerkes mezarlığının oluşturulması, Çerkesler’in boynunun borcudur. Elbette Rusya eğer demokratik ve modern bir devlet ise ve Rus olmayan vatandaşlarına dönük ayrımcı bir yaklaşıma sahip değilse, bu işe destek olmalıdır. Çerkesya’nın hemen her yerine, Çerkeslere soykırım uygulayan komutanların heykellerini diken Rusya’nın, bir ahlaki sorumluluk örneği gösterip bu mezarları ihya etmesi gerekir. Ama biliyoruz asla yapmayacağını.
II. AĞLAYANIN MALI , GÜLENE HAYIR GETİRMEZ
Çerkeslere ait çok büyük bir mal ve mülkün, Rusya’nın Kafkasya Ordusu’nda görev alan subaylara pay edildiğini bir çok kaynaktan öğrenmekteyiz. Bu subaylardan bir tanesi de Alman asıllı ve Rus Ordusu’nda görev yapan General Heiman (Heimann (Geiman) Vasih Alexandrovich) idi. Kaynak bu durumu şöyle izah etmekte :
“Öğleden sonra, eski General Heiman’ın Çerkeslere karşı başarılarından dolayı kendisine ödül olarak verildiğini düşündüğüm gayrımenkul üzerinde yaptırdığı harabe bir villa ya da daça şeklinde bir kamp yer bulduk. Fakat villa hiçbir zaman bitirilememişti ve yeniden kullanmak için bir girişim olmamıştı. Çerkesler olağanüstü bahçelere sahip idiler. Burada hiçbir bahçe günümüze kadar ulaşamamış durumda, hala üzerinde tek tük meyveleri olan ama çok bol orman ağaçları tarafından boğulmuş bir ağaç mevcut . Tam da şömineden, bizim işgalimiz yüzünden rahatsız olan bir çulluk kaçmakta iken harabe villanın penceresiz çerçeveleri, kapısız antreleri boyunca büyük ağaç dalları içeriye sarkmış ,yaban mersini çalıları ve sarmaşıklar büyük bir iştahla içeride büyümüş durumda” (Phillipps-Wolley ,sayfa 97-98).
Bu Çerkes arazisini zapteden ve içerisine bir villa konduran General Heiman (Heimann (Geiman) Vasih Alexandrovich, gravürü aşağıdadır) bu villayı bitiremeden ve Çerkeslere karşı muzaffer bir komutan olarak Çerkesya’nın nimetlerinden faydalanamadan 1878 yılında Tifo’dan öldü. Eski bir Abzex köyü olan ve günümüzde Adigey Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan Даховская (Daxovskaya) adlı yerleşim birimini ele geçirmesi, kendisinin büyük başarıları arasında gösteriliyor. Ayrıca Хамыши (Xamışi) ve Гуфабго (Gufabğo) adlı Çerkes köylerini de ele geçirmesi ile övünmekteler.
![]()
III. ÇERKES MEYVE BAHÇELERİ BELKİ HALA İNSANLARI DOYURUYOR
Çerkesler mükemmel meyve bahçeleri oluşturmuşlardı. Fakat bu meyve bahçeleri, soykırım ve sürgünden sonra çoktan orman tarafından sarılmıştı. Ama “Çerkes Bereketi” hala devam etmekteydi. Çerkes bahçelerinden arta kalan meyve ağaçları, gezginleri ve yabani hayvanları beslemeye devam ediyordu. Kitapta şöyle söyleniyor:
“Bu Çerkes ormanlarında bir kişinin kavuşacağı meyve bolluğu, “kurt dişi” nin ve diğer dikenli böğürtlenlerin eziyet derecesini düşürmektedir. Büyük elmalar, üzümler,cevizler, “fourmar” adını taşıyan ve daha önce başka hiçbir isimle tanımadığım yenilebilir böğürtlenler, yaban mersinleri, muşmulalar, böğürtlenler, kıpkırmızı erik türleri sıklıkla ortaya çıktığı yerlerde ağaçlar ayılar tarafından kırılarak mahvedilmiş durumdadır” (Phillipps-Wolley ,sayfa 103).
IV. EĞRELTİ OTU ÇİÇEĞİ, ÇERKESLERE HER ŞEYİ BİLME KUDRETİ VERİRDİ
Biz Çerkesler, doğa ile bütünleşmiş bir hayat sürdürmekteydik ve ilginç inanışlara sahiptik. Bu inanışların bir çoğu zamanla kayboldu, kaydedilemedi. Benim daha önce hiç duymadığım bir inanış ise 1881 yılında yayınlanan kitapta şöyle kayda geçmişti:
“Bugün, buralarda böğürtlen ya da kestane olmadığı zamanlarda domuz besini olan köklerin üzerinde bolca yaygın bir şekilde görülen eğrelti otu hakkında çok ilginç bir batıl inanış duydum: Çerkesler diyorlar ki, yılın bir gecesinde, tam gece yarısı bir zamanda bu bitkilerin çiçek açtığı bir an mevcuttur. Birkaç dakika içinde çiçekler yok olacağı bu anda eğer bir kimse bu çiçeği toplama ve muhafaza etme şansına sahip olursa o kişi bu anda sonra her şeyi bilme kudretine sahip olur” (Phillipps-Wolley ,sayfa 149).
Anlaşılan, Çerkeslerden hiçbiri böyle bir eğrelti otu çiçeğine sahip olmamıştı, ya da bu eğrelti otu çiçeğine sahip olanlara yeterince kulak asılmamıştı. Bilselerdi başlarına gelecek felaketleri belki daha evvelden tedbirler alırlardı. Acaba Çerkes Müneccim Bjihal’ Livan, tam da eğrelti otu çiçek açtığı anda onu görüp, koparıp muhafaza mı etmişti ? Onun için mi geleceğe dair bazı öngörüleri doğrulanmıştı ? Kendisine malum olan geleceğin dehşeti ile sarsıldığı için mi bir meczup gibi kırk yaşına geldiği halde sopadan atlarla oynayan çocukların arasına katılıp onlarla oynamıştı ? Ne diyordu Livan (Sayın Hapi Cevdet Yıldız’ın çevirisiyle, http://www.cherkessia.net/makale_detay.php?id=3312 ) :
“ Kuzeyden, Rusya’dan bu taraflara doğru burunları gökyüzüne doğru kalkık, gözleri gök renginde, mavi, kısa kuyruklu, saçları kesik kişiler Kabardey toprağına gelecekler. Bu insanlar iki aile arası bir yere yerleşecekler, Müslümanlara haram olan şeyleri yiyecekler. Komşuya gelip ödünç bıçak isteyecek, o bıçakla haram olan şeyi, domuzu kesip yiyecek, ardından tencere isteyecek, o tencereyle haram et pişirecek. Böylece kapkacak değiştokuşu başlayacak. Bu aşamaya 1960 yılında varılacak.”
“Vırıs (Rus) diye adlandırılan ulus dört tekerlekli arabalarla gelecek. Köpek ve domuz derisinden ayakkabılar yapılacak. Yalancı rahvan atla, Allah’ı inkâr eden ve yalan söyleyenler çoğalacak. Adıgelerin arasına yerleşen Ruslar/ Vırıslar Adıgelerden un eleği alacaklar. İnsanlar aynı düşünceyi paylaşmayacaklar.”
Livan bir şey daha söylemişti “Çegem Irmağı yatağında binlerce ton tutarında taş var, ama tek bir taş ve kum bırakmayacaklar. Şu gördüğünüz sazlık ve bataklık yerler tarla olacak, ekin ekilecek. Çok katlı ve demirden yapılma evler çoğalacak. İşte o zaman Adıgelerin özgürlük yıldızı da gökyüzünde görünecek, Bağımsız Çerkes Devleti kurulacak ve bütün bir dünya bu günleri de görecek…”
Livan’ın Çegem ırmağı yatağı için söyledikleri gerçekleşmişti. Diğer kehanetini ise yaşayanlar görecekler belki.
V. YOK EDİLEN ÇERKES KÖYLERİNİN İZLERİNİ BULMA ÇABAMIZ NEDEN YOK ?
Bizler, soykırım ve sürgünden önce henüz kaç Çerkes Köyü’nün nerede bulunduğunu tam olarak bilemiyoruz. Fakat bu Çerkes Köyleri’nin bir çoğunun, ormanda yitip gittiğini bilmekteyiz. Biz Çerkesler, atalarımızın izlerini mutlaka sürmek ve bu izleri bulmak, eski köylerin yerlerini tespit etmek zorundayız. Eski köy yerlerinde hala Çerkeslere ait bir takım eşyaların günümüze kadar toprak altında muhafaza edildiğini tahmin edebiliriz. Çerkes Soykırım ve Sürgünü’nden sonra bölgeye gelen bir gezgin neler anlatmış :
“Bugün avlandığımız orman boyunca her yerde varolan ve sahipleri tarafından bir süre önceki eski savaş zamanında ve bazıları sadece geçen baharda, Rusyaya karşı savaşlarında Türklere karşı katılmak üzere, terk edilen Çerkes köylerinin izlerini bulduk . Geçen baharda terk edilmiş olsa bile geride kalan bir eve ait herhangi bir işaret mevcut değildi, sadece bulunduğumuz alanı çevreleyen yüzeyden daha yüksek bir yer mevcut idi , yoğun bir şekilde büyümüş orman ve dikenli çalılar vardı; ve el ile yapılmış ağaç parçaları durmaktaydı, bazı Çerkes ev eşyası kalıntısı , ve ormanla birleşmiş meyva ağaçları görülüyordu. Bu eski aullar ayıların korunaklı mekanları haline gelmişti ve onların etkileri her taraftan görülebilir durumdaydı. Dikenli bölgeler boyunca uzanan düzgün çiğnenmiş Küçük patikalar, elma ve ceviz dallarını zedelemişti hiç bir yerde arı yuvaları ortaya çıkarılmamıştı fakat o bunlara sahip olabilirdi , bütün bunlar onun varlığına işaret etmekteydi “(Phillipps-Wolley, sayfa 151-152).
VI. BİZ ACEMİLERİ GÖNDERDİĞİMİZ İÇİN ÇERKES SAVAŞI UZUN SÜRDÜ
Çerkes-Rus savaşının bu kadar uzun sürmesinin bir çok nedenleri olduğunu okumuştuk . Fakat Rusya’nın,Çerkesya’yı acemi askerleri için bir eğitim sahası olarak kullandığı ve Çerkes-Rus savaşının o nedenle bu kadar uzun sürdüğü şeklindeki komik gerekçeyi ilk kez okudum. Bütün güçlü devletleri kısa sürede dize getirirken, “İlkel Çerkeslere” karşı yüz yıldan fazla süren bir savaş nedeniyle incinen gururu kurtarma çabası bunu da söyletmiş Rusyaya:
“Rusların çok sık bir şekilde şunu söylediklerini duymaktayım: Çerkes savaşının olduğundan daha uzun sürmesinin tek nedeni Rusya’nın kendi genç resmi görevlilerine ve tecrübesiz askerleri için Kafkasya’yı bir eğitim okulu olarak değerlendirmesiydi” (Phillipps-Wolley, sayfa 265).
VII. ÇERKESLERİN MÜTTEFİKİ TABİAT İNTİKAM ALMIŞ
Schamis Hatko’nun, Gürcistan’da yaptığı konuşmanın teması etkileyiciydi. “Bu coğrafyayı en iyi biz biliriz, kurdunu kuşunu bizi tanırız, biz onların dilinden onlar bizim dilimizden anlar, akarsuların ne söylediğine ancak biz kulak kabartırız” mealinden cümleler kurmuştu.
Çerkeslerle binlerce yıllık dostluğa sahip doğa, elbette Ruslara şefkatle yaklaşmayacaktı. Bahçe kültüründen yoksun yeni yerleşimcilere, Çerkesya doğasının vereceği tek şey yoksulluk olabilirdi:
“Her bir köyde yaşayan Ruslar bir sonraki köye göre sefalet derecesinde daha fakirler ve bu durum buradaki köylerin sayısının az ve birbirinden uzak oluşunu, daha rahat görmemizi sağlıyor. Kendi evlerinin en azından bazı kısımlarını bahçe haline getiren Çerkesler, kendilerine ait yerlere sonradan yerleştirilen bu ırkın bütünüyle başarısızlığını seyrederken neredeyse intikam aldıklarını düşünüyor olmalılar” (Phillipps-Wolley, sayfa 90-91).
VIII. STEPAN NASIL BİR ÇERKES ?
Bizler, Çerkes Soykırımı ve Sürgünü ile ilgili olarak büyüklerimizin bu konudan hiç bahsetmemesine veya ancak zorla ağızlarından laf alabilmemize hep şaşırmıştık. Belki soykırım sonrasında post travmatik stres rahatsızlığı geçiren büyüklerimiz hatıralarını silmiş, ölmüş olan aile fertleri sanki hiç yokmuş, sanki hiçbir zaman bir vatanları, bir bayrakları olmamış gibi davranmaktaydılar. Günümüzde Çerkeslerin kendi vatanlarına, bayraklarına, tarihlerine kayıtsız durmalarının bir sebebi belki de budur. 1881 yılında yayınlanmış olan kitapta Stepan adlı, Müslümanlıktan mürted etmiş gibi duran bir Çerkes’in, Çerkes-Rus savaşı hakkında bütün çabalara rağmen hiç konuşmaması ilginç bir şekilde anlatılıyor:
“Gün boyunca zaman zaman, ağzını bıçak bile açmayan Stepan’dan biraz bilgi almaya çalıştım, Fakat onun tek başına yaşamı, kendisini son derece ihtiyatlı bir hale sokmuştu, neredeyse soruşturmacının hilelerine karşı da erişilmez gibiydi. Görünüşe göre o başkaca bir inanışa sahip olmaksızın, Müslümanlıktan dönen birisiydi, yine erişilmez bir şekilde dini hakkında da çok az şey söylemişti. Kendi köyü ve köyündeki yaşamı hakkında çok az şey söylemişti ve konu hakkında açık bir şekilde söyleyecek çok şeyi olmasına rağmen, bana göre edeceği sözlerin tekrarlanması halinde başının belaya gireceği korkusuyla, Çerkes Savaşı hakkında konuşmayı kesinlikle reddediyordu” (Phillipps-Wolley, sayfa 148).
Tabi Stepan hakkında bir detay daha var : “Golovinsk yakınlarındaki dağda ikamet eden bir Çerkes telgraf bekçisi.” (Phillipps-Wolley, sayfa 109). Sakıncalı Çerkes Milleti’nden bir Çerkes, nasıl telgraf bekçisi oldu bilemiyoruz.
IX. YABANİ BAL ARILARINDAN EN İYİ ÇERKESLER ANLAR
Bal ile uğraş Çerkeslerin en usta olduğu alanlardan bir tanesiydi. Çerkesya Doğası onlara bu muhteşem besinden bolca vermekteydi:
“Stepan zamanının bir bölümünü de bal bulmak için harcıyordu ve arılar söz konusu olduğunda mükemmel bir keskin görüşe sahipti, onları vadiyi geçerken fark ediyor, uçuş hatlarını gözlemliyor, ve nihayetinde onları neredeyse güçlü bir içgüdünün sonucu olarak gözüken keskinlikte gizli hazinelerine kadar izliyordu. Bu Çerkesler ağaçlarda yaşayan vahşi arılar için kaba bir tip arı yuvası yapma tekniğine sahipler ve onlarla karşılaştıkları zaman birbirlerine saygı gösterdiklerine inanıyorum.” ( Phillipps-Wolley, sayfa 136)
X. ÇERKESLER, RÜZGARLARIN DİLİNİ DE BİLİRDİ
Rüzgarın hangi yönden eserse hastalık getireceği bilgisi, kaç bin yılda oluşmuş bir bilgiydi acaba ? Çerkesler kendi yörelerinde, doğanın bütün unsurları hakkında bilgi ve tecrübe sahibiydiler, çünkü Çerkesler binlerce yıllık yurtları ile özdeşleşmişlerdi. Onlar rüzgarları da okumasını öğrenmişlerdi:
“Olayların ıspatladığı üzere hatadan uzak değildim, sonraki gün için, çabucak geri çekilmeme rağmen, Stepan ve Kazak her ikisi de ateşten devrilmişti,ben de yoğun bir bitkinlik ve başağrısı atağına maruz kalmıştım,eğer buna yenik düşersem muhtemelen aynı şekilde sonuçlanacaktı. Stepan bana havanın tehlikeli bir şekilde ateşe neden olan bir şekle geldiğini söylemişti, Karadeniz kıyısındaki Çerkesler için daima hastalık habercisi olan doğu rüzgarı başlamıştı. Onlar, eğer rüzgar denizden eserse hiçbir zaman ateşli hastalığa neden olmayacağını söylüyorlar , fakat eğer rüzgar dağların ardından esiyorsa , sonrasında ateş zavallı kurbanlarını yakalıyordu(sayfa 160).”
“Bugün dağlara ya da su yollarının yukarısına tırmanırken soğuk esen rüzgar birkaç dakikalığına azalmıştı, sanki bir bacanın ağzından yeni çıkmış kadar hafif sıcak şiddetli bir rüzgar üzerimize patlamıştı. Daha sonra bu güçlü rüzgar yeniden şiddetlenmeye başladı. Gün boyunca bu sıcak rüzgar uzun sürelerle tekrarladı, Stepan bunun ateşli bir hastalığın habercisi olduğuna inanmamı sağladı. Bunların gerçek olup olmadığını ya da onun çıkardığı bu çatlak seslerin bizi korkutmuş olup olmadığını bilmiyorum ama sonraki gün bizler çok ağır hasta idik. Stepan’ın gerçekten ateşi vardı ve bütün Rusların ve Çerkeslerin yaptığı gibi bir kere uzandı ve ateşin kollarına kendini saldı (Phillipps-Wolley, sayfa 160-161).”
XI. ÇERKES SOYKIRIMI VE SÜRGÜNÜ DİYENLERE SUÇLAMA: “BU İŞE POLİTİKA KARIŞTI”
Eğer bir işe politika karışmazsa, bir sorun politikleşmezse, o sorun yüzlerce yıl ve hatta binlerce yıl aynen durduğu gibi durmaya devam eder. Politika neden vardır ve insanlar niçin kendi sorunlarını politik sahalara taşımak için çaba harcarlar ? Bütün dünyada geçerli bu yöntem Çerkes sorununa geldiği zaman nedense hemen “sakıncalı” bir hal almaktadır.
Kimi Çerkes çevreler, bazı devletlerce Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nden bahsedildiği zaman veya bazı devletler özellikle bu işle ilgilenmeye başladığı zaman hemen “Çerkes Sorunu’nun politikleştirildiğini” söylüyorlar. Bir Çerkes, “Çerkes Soykırım ve Sürgünü politikleştirildi” şeklinde bir yaklaşıma sahip olmamalıdır. Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün “politikleşmemesini” isteyen Rusya’dır ve yaklaşık 130 yıl önce de Rusya’nın yaklaşımı aynıydı. Ne söylenmiş:
“Kasımın dokuzunda Pazar günü, Duapse valisinden, benim; Kafkaslar hala askeri hukuk idaresine göre yönetildiği için ve Kaflaslara henüz tamamen yerleşilemediği için herhangi bir Çerkes auluna kalmak için gitmeme zorunluluğuna uymam gerektiği ve buna ilaveten benim konuşmalarımın ve davranışlarımın izlendiğine dair nazik bir mesaj aldım, Ayrıca, bu bölgedeki seyahatimi sonlandırmamı rica etti. Bu ürkütücü bir mesajdı; fakat mülki amir ile olan görüşmemde onun memnuniyetsizliğe meyilli olmadığını anladım,aynı zamanda benim Karadeniz kıyılarına ziyaretimin gerçek amacı konusunda kendi kafasında çeşitli egzersizler yaptığı açıkça belli olmasına rağmen, o gerçekten beni sadece politik konulara karışma çılıgınlığından uzak tutma arzusu içerisindeydi; ona da karşılaştığım diğer Ruslara olduğu gibi bir kişinin uzak diyarları sadece spor amacıyla ziyaret etmesine inanmak imkansız gibi geliyordu. Kafkaslardaki İngiliz mukimler tarafından , benim İngiliz ajanı olduğumdan şüphelendikleri konusunda birkaç kez uyarıldım, ve aslında polise tam olarak tanımlanmıştım ve izlenmekteydim. Fakat benim için bir talihsizliktir ki, Kerçe olan vapur sadece her Çarşamba gelmekteydi ve ben üç bıktırıcı günü Duapse’de geçirmek zorunda kaldım” (Phillipps-Wolley, sayfa 168-169).
XII. ANAPA SOHUM ARASINDAKİ DAĞLAR ÇERKESLERİN AV SAHASIYDI
Kaynak bu konuda şunları ifade ediyor :
Soçi’de kalırken bana daha önce Kafkasya’dan ayrılan Çerkesler’in Karadeniz sahili boyunca Anapa-Sohum arasında uzanan ana sıradağlara yıllık olarak sefer düzenledikleri, bu seferlerde kışlık kullanım amacıyla tuzlamak üzere av hayvanları elde ettikleri söylendi. Bana bilgi veren kişi, bu seferlerden birinde, kendi vahşi tabiatlarından sürgün edilmeden birkaç sene önce, yedi Çerkes ile birlikte olmuştu ve en az bir haftasının gelip gitmelerden oluştuğu 15 gün boyunca, alışık olunmayan geniş torbaların hemen hiç kullanılmamasına rağmen , sekiz silah 42 parça dağ keçisinden oluşan muazzam tek bir yük yaratmıştı. Ayrıca avlanan hayvanlar arasında ayı dağ keçisi,yabani koyun, geyik de vardı ve bu avlanma faaliyetine rağmen avlanan hayvanlar arasında hiç yaban öküzü görmemişlerdi. (Phillipps-Wolley, sayfa 344)
XIII. RUSYA TERMAL KAYNAKLARA DA BÜYÜK BİR İŞTAHLA SARILMIŞTI
Çerkeslerin psıxuabe (sıcak su) dedikleri termal kaynakların üzerinde artık Rus askeri hastaneleri yükseliyordu. Termal meraklısı Rusya Çerkesya’da gördüğü her sıcak su kaynağına hızla tesisler kondurmaya başlamıştı. Bu konuda da şu bilgi mevcut :
“Enem’den 40 verst uzaklıkta Pscekupz yakınlarındaki termal-mineral su kaynakları üzerinde 300 yataklı bir Rus askeri hastanesi mevcuttur” (Phillipps-Wolley, sayfa 88).
Wupsou Murat abi. Senin yazıları okuyunca 5 tarih kitabı karıştırmış hissine kaptırıyorum kendimi.
Aklına eline sağlık abi.
