

Çerkeslerin, bulundukları ülkelerde demokratikstandartların yükseltilmesi yönünde mücadele ederlerken önemli bir noktayı gözden kaçırmamaları gerekiyor,
Çerkeslerin ulusal kimliklerini koruma mücadelesi sadece bir demokrasi mücadelesi olmayıp sorun daha derin, karmaşık ve anavatanları ile sıkı sıkıya bağımlıdır,
Demokrasi mücadelesi verilmesi ve bu mücadelenin kazanılmış olması Çerkesler için hiçbir zaman ulusal kimliğin korunmasının bir garantisi olmayacaktır, bu sadece hedefe varmada bir araç olarak değerlendirilebilir. Çünkü, Çerkes ulusal sorunu, aynı zamanda soykırım ve sürgüne uğramış ve dünyaya dağılmış bir halk olma ve anavatanlarında dahi azınlık ve bölünmüş bir durumunda olma sorunudur.
Son zamanlarda, demokratik hakların kazanılması ile anavatan dışında da Çerkeslerin kimliklerini koruyabilecekleri algısı yerleştirilmeye çalışılmaktadır ki bu son derece yanlış düşüncedir. Dernekler ve diğer sivil toplum kuruluşları aracılığı ile , kültür ve dilin korunmasına yönelik çalışmalar şüphesiz değerlidir ve bu tüp çalışmalar her zaman yapılmalıdır ancak bunun yeterli görülmesi ve bu yolla diyasporada kimliğin korunarak yaşanabileceği algısının yerleşmesi tehlikesine dikkat etmek gerekir..
Çünkü artık bu yolla ulusal kimliği korumak mümkün değildir…
Örneğin, kimliğin ana unsuru olan dili ele alalım ,
Bireysel veya kurumsal olarak anadil ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılabilir; Kurslar, dil sınıflarının açılması, dil ile ilgili ögelerin yazılı ve elektronik ortamlara kayıt edilmesi, hatta çerkesçe tv gibi kazanımlar bile sağlanabilir, Peki ama bu dili kimler hangi ortamda, hangi yaygınlıkta kullanacaklar? Kim konuşacak ve kim dinleyecek..? Üzülerek belirtmek gerekir ki, her tür çabaya rağmen Çerkesçenin diyasporadaki akıbeti dile getirmekten korktuğumuz gibi. Konuşan kalmadığı zaman dil, ölü bir dil pozisyonuna girer ve ölü bir dilin canlandırılabildiği vaki değildir,
Dünyada bunun bir tek istisnası vardır o da İbranicedir. Ancak İbranicede tam olü olmayıp Yahudiler tarafından ibadet dili ve müzik dili olarak hep kullanılmıştır ve İsralin gücü ve politik iradesi sonucu tekrar canlandırılabilmiş ve birinci resmi dil statüsü kazanabilmiştir.
Bu sebeple, derneklerin ve diğer STK ların kuruluş amaçları , ‘’ Kültürel değerleri koruma ve Sosyal Yardımlaşma ‘’ konseptinden çıkarak Anavatan ‘’XEKU‘’ da bütünleşme ve nüfus olarak orada yoğunlaşma ‘’ yönüne evrilmelidir. Aksi taktirde , ileri demokrasi şartlarına ulaşılmış ama bir de bakmışız ki , en uygun şartlarda bile karma evlilikler yolu ile asimile oluvermişiz ve kimliğimizi taşıyacak kimsecikler kalmamış..!
Bulunduğumuz yerlerde demokrasi mücadelesi yaparken ve haklar talep ederken sorunun esasını kaçırmamak gerekir. Esas olan nedir? Esas olan, Çerkes kimliğinin korunabilmesinin, Çerkesya’da toprak bütünlüğünün sağlanması ve bu coğrafi bölgede kimliği devam ettirebilecek asgari bir nüfus yoğunluğunun temini ile ancak mümkün olabileceği gerçeğidir.
Diyasporada yaşayan Adigeler, Çerkesya olmadan, Xeku ‘göz ardı ederek, oradaki soydaşları ile sıkı işbirliğine girmeden varlıklarını koruyamazlar ve bu sebepten, diyaspora ve anavatan Çerkesleri arasındaki ilişkilere zarar verecek söylem ve politikalardan özenle kaçınmak gerekir.
İleri demokrasi, birey yaşam standartlarımızı yükseltebilir ancak toplumsal kimliğimizi korumada yeterli olmayacaktır.
Yaşadığımız yerlerde demokrasi standartları artınca Çerkes milletinin musmutlu şahlanacağını düşünenler Yakup abinin yazısını es geçmemeli. Demokrasi insanca yaşamak ve bireysel özgürleşmeyi sağladığı için güzeldir. Ama tek başına halkların yaralarını sarmaz.
Demokratik iklimden faydalanarak ne yapacağınız size kalmış bir şeydir.
