Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao İbrahim
ÇERKESYA TOPRAKLARINDA İLK OLİMPİYAT
07 Kasım 2013 Perşembe Saat 11:13

Türkiye Cumhuriyetinin 90ncı kuruluş yıldönümü nedeniyle Tsemez (Novorossiysk) Başkonsolosluğunda 29 Ekim günü yapılacak törene davetli idim. Arkadaş gurubu ile birlikte törene katılmayı düşünüyordum. Atalarımız Türkiye halkları ile omuz omuza, kanları ve canları pahasına Cumhuriyetin kuruluşu için mücadele etmişlerdi. Onlara duyduğumuz saygı gereği bu törende bulunmam gerektiğini düşünüyordum. Ayrıca,Mıyekupe’de yaşayan Türkiye vatandaşları olarak, Konsoloslukla olan işlerimizde mümkün olan yardım ve kolaylıkları esirgemiyorlardı. Konsoloslukla oluşturulan bu iyi ilişkilerin korunması ve geliştirilmesi için de orada bulunmamız gerekiyordu. Benim gibi düşünenlerin az olmadığını kutlamalar esnasında gördüm. Kutlamalara Mıyekuape’den hatırı sayılır bir katılım vardı.

Başkonsolos konuşmasında Novorossiysk ile Samsun şehirleri arasındaki ilişkilerden övgü ile söz etti, hemşerimiz Samsun Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz’a teşekkür etti.

Kuruluş ve gelişimine sağladıkları katkıdan dolayı Cumhuriyet, tüm Türkiye halklarının olduğu kadar Çerkeslerin de Cumhuriyetiydi. Bununla birlikte Çerkesler olarak cumhuriyet döneminde dilimizi, tarihimizi, kültürümüzü koruyup geliştirme konusunda çok büyük sıkıntılarla da karşılaşmıştık. Günümüzde en büyük Çerkes nüfusunun Türkiye’de yaşadığını biliyoruz ancak Türkiye Çerkesleri gerek diğer ülkelerdeki (Rusya, Suriye, Ürdün, İsrail) soydaşlarından ve gerekse diğer Türkiye halklarından özellikle de Kürt, Ermeni ve Lazlardan dil ve kültürlerini koruma bakımından daha geri durumdalar. Türkiye televizyonlarından her halkın dilinden şarkılar duyabildiğimiz halde bizim şarkılarımız yine garip ve öksüz. Yaşadığımız ülkeler içinde televizyonculuğun en gelişkin ve yaygın olduğu ülke Türkiye olmasına rağmen televizyon yayınlarından en az yararlananlar yine Türkiye Çerkesleri.

Bununla birlikte Çerkesçenin öğrenilmesi konusunda son zamanlarda ortaya çıkan imkanları da küçümsememek gerekiyor. Söylemek istediğim Düzce Üniversitesinde Çerkes dili edebiyatı bölümünün açılmış olması, Çerkesçe’nin seçmeli ders olması ve Adana’da Çerkesçe öğretecek bir kreşin oluşturulması gibi gelişmeler. Bu yeni imkanlardan olumlu sonuçlar alabilmek için önce zihinlerde bir devrim gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bununla kasdettiğim,Türkiye’de artık Çerkesçenin yaşatılamayacağı gibi bir yanılgıdan herkesin kendisini kurtarmasıdır. Çerkesçe eğer Nalçık, Mıyekuape ve Şerceskale’de yaşatılabiliyorsa İstanbul,Kayseri,Samsun ve Düzcede yaşatılamaması için bir sebep yoktur. İsrail’de ve Kosova’da yaşatılabiliyorsa Antalya ve Reyhanlı’da yaşatılmaması için de bir sebep yoktur.

Yapılması gereken dili bilen herkesin yeniden konuşmaya başlaması, dili yaşamın her alanına sokmak için çaba gösterilmesidir. Başlanmamış işin içinde yılan vardır der Çerkes atasözü. Bir başlanırsa devamının geleceği görülecektir.

Bu arada dilimizin adının Çerkesçe olarak kayıtlara geçmemesi için kendi kurumlarımızca gösterilen çabalar da dikkatten kaçmamaktadır. Halkımız Türkiye’de Çerkes olarak tanınmaktadır ve Çerkes adının Türkiye’de politik bir karşılığı vardır. Çerkes adına bu itibarın kazandırılması için halkımız büyük emek harcamıştır. Çerkesçe diye bir dilin olmadığı yalanına sığınarak dilimizin adını kayıtlara Adiğece olarak geçirenleri tarih affetmeyecektir.

******

Tsemez (Novorossiysk)’e gitmemizin amacı tabiki sadece 90 ncı tıl törenlerine katılmak değildi. Tsemez ile birlikte, Karadeniz kıyı şeridinde bulunan Gelencik ve Anapa şehirlerinde de kısa bir gezinti yapmak da istiyorduk. Her üç şehir de doğal liman olarak niteleyebileceğimiz koyların kıyısında kısa mesafelerle kurulmuştu. Şehirler temiz ve bakımlıydı. Kıyı boyunca halkın denizden yararlanmasını sağlayacak geniş meydan, park ve yürüme yolları, seyir terasları mevcuttu. Kuruluşundan günümüze şehirlerin yaşamında etkin olmuş olay ve kişilerin anıtları meydanları süslüyordu. Tabi ki Bu anıtların bir kısmı da 19 ncu yüzyıl Çerkes Rus savaşlarında halkımızın canına okuyan general ve amirallere aitti. Çerkes halkına her kötülüğü yapmış olanların anıtları meydanlarda yerini alabiliyordu ama vatanını savunmuş olan Çerkeslerin anıtları bir türlü yapılamıyordu. Rus- Çerkes savaşlarında canlarını verenler için yapılmış bir anıt hala yoktu. Bu savaşların ünlü kahramanı Tığujıko Kızbeç’in anıtının yapımına da engel üstüne engeller çıkarılmaktaydı.

Anapa’da Osmanlı Devleti tarafından 1783 yılında yaptırılan daha sonra Rusların eline geçen kaleninin sadece giriş kapısı günümüze kalabilmişti. Kale kapısının yanı başında ise M.Ö.VII nci yüzyılda yaşamış Gorgippi şehir devletine ait arkeolojik buluntuların yer aldığı müzeyi gezdik. Bu esnada Çerkesya topraklarında ilk olimpiyatında Gorgippi şehir devletinde yapılmış olduğunu öğrendik. Bir taş levhada Olimpiyatta derece almış sporcuların adları yer alıyordu. Bu sporcuların bir kısmının adları Yunanca olmakla birlikte başka halklara ait sporcu isimleri de yer alıyordu ki bunların arasında Çerkeslerin atalarından olan Sind halkına ait sporcuların da olması kuvvetle muhtemeldi. Burada yeri gelmişken 2014 Soçi olimpiyatları üzerine iki cümle etmek gerekirse, ortada dolaşan haberlere göre Olimpiyatlar sona erdikten sonra genel olarak Kafkasya’ya yönelik politikaların sertleşeceği, Adiğey’in Krasnodar ile birleştirilmesinin tekrar gündeme getirileceği yolunda.


Anapada Osmanlı Kale Kapısı


Gorgippi devletinde yapilan olimpiyatlarda derece alan sporcular listesi

Müzenin kurulu olduğu alanda Gorgippi devleti zamanında bir tüccara ait olan evde bulunan şarap imalathanesini gördük. Burası Anapa limanına yaklaşık yüz metre mesafedeydi. Rehber burada üretilen şarapların Anadoluya satıldığını söyledi. Osmanlı kalesi de limana aynı mesafedeydi. Bu durum tarih boyunca Anapa limanının ne kadar fonksiyonel olduğunu düşündürdü.


Anapa arkeoloji muzesi


Anapa arkeoloji muzesinde sarap imalathanesi


Anapa arkeoloji muzesinden

Günümüzde Adiğe Cumhuriyeti sınırları dışında kalan ve Çerkeslerin yaşamadığı bu üç şehirde Greklere, Türklere ve Ruslara ait eserler mevcut iken yörenin en eski halkı olan Çerkeslere ait en küçük bir emareye rastlanmıyordu. Coğrafi yer isimleri de olmazsa buraların eski Çerkes toprakları olduğunu anlatacak bir ipucu gözükmüyordu. Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki en büyük limanı olan Novorossisk şehri için ilk kuruluş yıllarında Tsemez adı kullanılmıştı. Şehrin eski adı hala dikkatli bakan gözlerden kaçmıyordu. Karadeniz kıyısı boyunca yerleşim yeri ismi olarak Natuhayevskaya, Şapsugskaya, Abinsk,ve benzerlerine, nehir isimleri olarak Teşebs, Abin, Adagum, Ubin, Pşad gibi isimlerle karşılaştık. Karşılaştığımız her isim bize tarihin derinliklerine doğru bir yolculuk yaptırıyordu.

Mesela bir yerleşim yerinin adı olarak Natuhayevsk. Natuhuay’lar 19 ncu yüzyılın ortalarına kadar Azak denizinden başlayarak Gelencik’e kadar uzanan kıyı bölgesinde yaşamışlardı.1783’te Anapaya Osmanlı kalesi yapıldığında kale çevresi Natuhuay köyleri ile çevriliydi. Çerkes -Rus savaşlarının bir çok safhası Natuhuay topraklarında cereyan etmişti. Çerkes halkının önemli liderlerinden Zaneko Sefer Natuhuaydı. Daha iki asır öncesinin somut bir gerçeği olan Natuhuay topraklarında şimdi ismi Natuhuay olan bir Rus Kasabasından başka Natuhuay’lara ait hiçbir şey kalmamıştı. Natuhuaylar da bir Adiğe boyu olarak tarih sahnesinden silinmişlerdi.

Tsemez’den Krasnodar’a doğru yol alırken Abın levhasını görüyoruz. Günümüzde bir Rus kasabası olan Abın Çerkeslerin 19 ncu yüzyılın ortalarına doğru savaş kurultayını topladıkları yerin adı.O zamanlar kurultay toplanabildiğine göre Çerkesya’nın en güvenlikli yeri olması gereken bu yer artık uzun zamandır Çerkeslerin yaşam alanı olmaktan çıkmış durumda.

Bu kısa geziden çıkardığım sonuç şu ki: Çerkesya topraklarının her karışını gezip görmek,dikkatli gözlerle araştırmak ,halkımızla ilgili bulduğumuz her şeyi not etmek,belgelemek ve bunları halkımızla paylaşmak gerekiyor.Unutturulmaya çalışılan tarihimizi korumak ve geliştirmek için hepimize görevler düşüyor.


Geziye katilanlar hepsi birarada..

Çetaw İbrahim- Maykop


Bu yazı toplam 5007 defa okundu.





Semih Akgün

Günlük, otobiyografi gibi türler yazılarda beni cezbeder, ancak gezi notları hepsinden çok.
Ellerine, gözlerine, yüreğine sağlık değerli İbrahim.
Daha çok yaz ve Çerkesya nefes alsın!
Sağ olasın!

09 Kasım 2013 Cumartesi Saat 15:21
Mahmut Ademey

Mutlaka belgelendirmek gerekiyor belgesi vesikası olanı bile inkar ediyorlar her konuda daha organize ve daha bilimsel çalışmakta toplumumuz adına büyük faydalar var

08 Kasım 2013 Cuma Saat 15:24
CANDEMİR (KAYSERİ)

Varolun İbrahim bey.Bize böyle yazılar lazım işte.
Zamanında nelere sahip olduğumuzu ve neleri kaybettiğimizi bilmek için.Halklar neleri kaybettiğini bilmezse neyi isteyeceğinide bilemez.
Fotoğraflarla belgelediğiniz gezi yazınızi kah üzülerek kah umutlanarak okudum karmaşık duygularla.
Tekrar sağolun

08 Kasım 2013 Cuma Saat 13:45
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net