

Başlıkta yer alan sorunlar günümüzde canımızı sıkan en önemli ulusal sorunlarımızdan bir kaçı .Bu sorunların herhangi birini ele alırken öncelikle sorunun en önemli tarafı olarak kendi toplumumuzun hata ve yanlışlarını görmezden gelip, sorunun sebebi olarak karşımızdakileri işaret etmeyi alışkanlık haline getirirsek bundan en büyük zararı yine kendimiz görürüz.
Önce Suriye meselesinden başlayalım.1990 lı yıllarda Rusya federasyonu dünyanın hiçbir yerinde yapmadığı bir uygulamayı Suriye’de yapmış, Suriye Çerkeslerine bulundukları yerlerdeki Rusya Federasyonu konsolosluklarına müracat etmeleri halinde R.F. vatandaşlığı vermiştir. Bu uygulamadan yararlanan Suriyeli Çerkes sayısının bin civarında olduğu söylenmektedir. Yani Suriye Çerkeslerinin yüzde biri kadarı.
Tanıdığım Suriyelilere diğerlerinin niçin bu haktan yararlanmadıklarını, kendilerine yeterince duyuru yapılıp yapılmadığını sorduğumda, bu uygulamadan bütün Suriye Çerkeslerinin haberi olduğunu ancak “Komünistlerin vereceği pasaporta ihtiyaçlarının olmadığı, kapılarına kadar getirse bile Rusya pasaportu istemediklerini” söylemiş oldukları ifade edilmektedir. Zamanında bu pasaportları almış olanların şimdi hiçbir sorunla karşılaşmadan vatanlarına gelebildikleri ortadadır.
Suriye’de iç savaş başladığında bir gurup Suriye Çerkesi Adiğey ve Kabardey Balkar parlamentolarına yardım çağrısında bulunmuşlardı. Bu konuyu görüşmek üzere Sivil Toplum Örgütü Adiğe Xase’nin toplantısında bulunmuştum. Şam Adiğe Xase başkanı telefonla toplantıya bağlandığında “Kendilerinin rahat ve güvende olduklarını,bir sorunlarının olmadığını, vatana dönmek isteyen kimse olmadığını” ifade ettiğini hatırlıyorum.
Bundan bir yıl kadar önce Mıyekuape’ye dönmüş olan üç çocuklu bir ailenin zor durumda olduğunun öğrenilmesi üzerine bir ailenin ihtiyacı olabilecek gıda, kıyafet ve ev eşyaları kısa bir sürede toparlanarak aileye götürülmüştür. Bundan bir kaç gün sonra bu ailenin Türkiye’ye döndüğü görülmüştür.
İç savaş çıktığından bu yana vatana yerleşmek amacıyla gelen hiçbir Suriye Çerkesi geri gönderilmemiştir.(Bir iki istisna hariç)Gerek Adiğey ve gerekse Kabardey Balkar hükümetleri konu ile yakından ilgilenip gelenlerin sorunlarının çözümü için birçok tedbirler almaktadır. Dönen Suriyelilerle ilgili bir haberin yer almadığı gazete sayısı ve televizyon programı yok gibidir. Penehes köyünde Suriyeliler için konut inşaatlarına başlanmıştır.
Durum böyle iken Sayin Cevdet Hapi’nin söylediği gibi “Rusya Suriyelileri kapıdan içeri sokmuyor” demek doğrumudur. Veya yapılan şeyleri söylemek, doğru haber vermek Rus tezlerine destek olmak mıdır?
“Rusya Suriyelileri kapıdan içeri sokmuyor” diye toplumu yanıltmaktansa yapılanları düzgün bir şekilde söyleyip yapılmayanları da talep etmek en doğru olanıdır .Bu bağlamda Rusya’dan talep edilebilecek olanlar Suriyeli Çerkesler için büyük sıkıntı yaratan vizenin kaldırılması, oturum izni
kotasını yükseltmesi, Türkiye’nin yaptığı gibi gelen Suriye Çerkeslerinin barınma ve iaşesini sağlaması olabilir.
ANADİLDE EĞİTİM
Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Çerkesler yaşadıklar her yerde azınlık olmaları nedeniyle anadilde eğitim konusunda maça 3-0 yenik başlamak durumundadırlar. Bu farkı kapatabilmek için de daha azimli, daha mücadeleci, daha talepkar olmak zorundadırlar. Bunlar yoksa salt Anayasa ve yasalarda yer alan maddelere güvenerek bir yere varamayız.
Tarih boyunca Adiğe dilinin varlığı Adiğe insanının bu dili konuşma, kullanma istek ve kararlılığına bağlı olmuştur. Eğitim anadilin gelişip zenginleşmesine katkı sağlamıştır ancak Adiğe dilinin varlığının eğitime borçlu olduğunu söyleyemeyiz. Anadili konuşma istek ve kararlılığının olduğu yerlerde Adiğece korunabilmekte, bu istek olmadığında ise dil yokolmaktadır. Bugün dünyanın her yerindeki Çerkesin öncelikle dili konuşma ve kullanma istek ve kararlılığını koruması gerekmektedir.
Adiğe dilini ailesinden öğrenmeden Kreşe, okula başlayan çocuğun Rusça’ya rağmen kreş ve okulda Adiğe dilini öğrenme imkanı çok zayıftır. Bu nedenle anne babaların çocuklarını Adiğe dilini öğretmiş olarak kreş ve okula göndermeleri dilimizin varlığı için olmazsa olmaz bir koşuldur. ”Atın başı geçtikten sonra kuyruğuna uzanma” der Adiğe atasözü.Çocuğuna dilini öğretmeden kreş ve okula göndermişsen artık onun dilini öğrenme şansı yok olmuş demektir.
Bugün Adiğey ve Kıyı Boyu Şapsığ da olan budur.Özellikle şehirlerde oturan ailelerin büyük bir kısmı kendisi gayet iyi bildiği halde Adiğe dilini çocuğuna öğretmekten kaçınmaktadır.Hal böyle olunca okulda ders saati azmış çokmuş, varmış yokmuş diye yakınmanın, Sayin Cevdet Hapi gibi Rusya”nın dil politikalarına eleştiriler yollamanın hiçbir faydası yoktur.
Önce biz üstümüze düşeni yapacağız, çocuğumuza dilimizi öğretip okula göndereceğiz sonra kalanını yaşadığımız ülke yönetimlerinden talep edeceğiz.
KIYI BOYU ŞAPSIĞ
Şapsığ ulusal rayonu’nun kuruluşu ile ilgili ayrıntılı bilgi Nart dergisinin 18 nci sayısında mevcuttur. Rayonun kuruluşu büyük ölçüde Türkiye’den gelip o tarihlerde bölgede yaşamış olan vatansever insan Yusuf Suat Neğuç’un çalışmaları sayesinde olmuştur.1924 yılında kurulan rayon 1943 yılında isminin Lazarevsk rayonu olarak değiştirilmesiyle son bulmuştur.
Rayonun yaşatılamamasındaki baş neden bölgedeki Adiğe nüfusunun azlığıdır.1942 yılında 1500 km.kare olan rayon topraklarında 4 bini Adiğe olmak üzere 17.500 kişi yaşamaktadır.(Nüfusun yüzde 24’ü kadar.)Karadeniz kıyı şeridindeki şehirlerin büyüyüp gelişmesiyle bu oran çok daha aşağılara düşmüştür. Bu nedenle artık ulusal rayonun tekrar kurulması,aynı suda iki kez yıkanılamayacağı gibi bir gerçeğe dönüşmüştür.
Bununla Kıyı Boyu Adiğelerinin varlıklarını korumaları imkansızdır demek istemiyorum. Kendileri ata topraklarında, tarihi köylerinde yaşamaktadırlar. Adiğey ile her alanda ilişki içerisindedirler. Dil ve
kültürlerini yaşatacak birikime sahiptirler. Çağımız bu alanda bir çok yeni imkanlar da sunmaktadır. Bütün mesele azim ve kararlı bir şekilde varoluş mücadelesini sürdürebilmektir.
Bu konuda Türkiyede yaşayan Çerkeslere ve özellikle Şapsığ kökenlilere de görevler düşmektedir.Kıyı boyu Şapsığ ile ilişkileri sıklaştırmak, bu köylere dönüş yapmak isteyenlere yardımcı olmak,onlara varoluş mücadelelerinde yalnız olmadıklarını hissettirmek bu görevlerin bazılarıdır.
DÖNÜŞ
Gelecek yıl sona erişinin 150 nci yılına erişeceğimiz Çerkes Rus savaşları nedeniyle vatanından sürülüp dört bir tarafa dağıtılan Çerkes halkının varolabilmasi için yeniden vatanda bir araya gelinmesi gerektiği tartışılmaz bir gerçektir. Bununla birlikte halkımız bu gerçeği henüz anlamış ve kabul etmiş değildir. Durum böyle olunca geçen asrın ikinci yarısında doğmuş olan dönüş düşüncesini de yeniden bir süzgeçten geçirmek gerekmektedir. Söz konusu olan, dönüş varoluş, aksi yokoluş söyleminin doğru olup olmadığıdır.1970 lerde ki dünya şartlarında düşünüldüğünde bu görüş doğru olabilecekse de günümüzde Çerkeslerin iki büyük parçasının yaşadığı Çerkesya ve Türkiye’de şartlar değişmiştir.O günkü şartlarda Türkiye Çerkesleri ulusal varlıklarını yaşatma konusunda büyük umutsuzluk içindeyken son yıllarda yeni umutlar doğmuştur. Çerkesya’da ise Sovyet döneminde daha bir güvence altında olan ulusal haklarımız bu sistemin yıkılması ile risk altına girmiştir.Bu durumda gerek Çerkesya’da ve gerekse Türkiye’de varoluşun koşulu verilecek kararlı ve azimli mücadele ile orantılı hale gelmiştir.
Dönüş varoluş aksi yok oluş sloganı dönüşe hazır olmayan insanlar üzerinde yıkıcı etki yaratmaktadır. İnsanlar nasıl olsa yokolacağı düşüncesi ile yılgınlığa düşmekte, hiçbir siyasi mücadelede bulunmamakta, şahsen yapabileceği çalışmalardan dahi kaçınmaktadır. Mesela, bildiği herşeyi çocuğuna öğretmekle yükümlü olan anne,bildiği dili dahi çocuğuna öğretmekten kaçınmaktadır. Çünkü Türkiye’de nasıl olsa dilin yaşatılamayacağı gibi bir düşünce kafasına enjekte edilmiştir.
Öncelikli sorun varoluştur. Gerekli mücadele verildiği takdirde hem vatanda hem Türkiye’de varoluş mümkündür. Dönüş ise ancak var olan insanların verebileceği bir karardır.
Çetao İbrahim
22/11/2013 / Maykop
Sayın Çetave,
Somut duruma değil, birtakım bireylerin ne deyip ne demediklerine bakıyor, o gibi şeylere takılıp kalıyor olmalısınız. Yok 20 yıl önce Suriyeli Çerkeslere vatandaşlık hakkı tanınmış da onlar kabul etmemişler de, vs. Cahildiler yanılmış olabilirler. Geçin bunları. Siz bugüne, somut duruma bakın. Şimdi bu insanlar evlerini, mal ve mülklerini ve her şeylerini geride bırakıp can endişesiyle anayurda sığınmak istiyorlar. Üzülerek sığınmak diyorum. Anayurda sığınılmaz dönülür. Onları bu halde bırakanlar utansınlar...
Adıge Başkan Thakuşıne Aslan “Bir şekilde anayurda dönmeyi başarana yardımcı oluruz” (haberlerden) dedi. Dikkat edin Rusya’ya giriş yapacak ya da girişi başarmış olanları kastediyor. Ötesine karışamıyor, yetkisi yok. Bu nasıl bir cumhuriyet ve nasıl bir cumhuriyet başkanı? Ya Kaneko Arsen, Nalçik’te Caylık Otelde barına 60 biçare Suriyeliye yardım elini uzatmış mı, yoksa su ve elektriklerini kestirip onları sokağa mı attırmış? Bilemiyoruz. Ama beklemeyelim.
Anayurda gelenler için konut yapımına başlandı diyorsunuz. Penehes Köylülerinin kişisel yardımıyla köyün çöplüğü temizlenerek 11 küçük ev inşaatına başlanmış. Resimler ve Açumıj Hilmi Türkçesiyle Adıge mak sitesinde (Adygvoice.ru). Buna da eyvallah. 11 ev değil, 111 ev inşa edilmiş olsa bile, binlerce aile aç, perişan, ırz ve can güvenliğinden yoksun iken, sorun çözülmüş mü oluyor?
Sorun RF Hükümetinin sınırı açması, Suriyeli sığınmacıları koşulsuz kabul etmesi ve onlara kol kanat germesi ile çözülür. Kazakistan’dan dönen Rus’a kucak açması gibi savaş cehenneminden kaçan Adıge'ye de kucak açmalı. Böylece günahlarının bir kısmını, kefaretini ödemiş olur. Rus ayırım yapmamalı.
Kitleler can derdinde, siz perakende kişilerden söz ediyorsunuz. Parası olan için sorun yok, basar parayı ABD'ye, Fransa'ya, RF'ye de gider. Sorun onlar değil. Sorun RF Hükümetinin inadı terk edip bu biçare insanlara sınırı açması, onları kabul etmesi.
Şayet samimi/ dürüst idiler ise, 1990’larda tanıdıkları vatandaşlık hakkını, ihtiyaç doğduğunda, şimdi, niye esirgiyorlar? Lütfen Adıgelerde kusur aramaktan vazgeçin. Felâket anı biçare insanları suçlayacak an değil. Boğulmakta olan insan azarlanmaz, kurtarılmaya bakılır.
20 yıl önce istememişlerdi, şimdi istiyorlar. Ona bakmak gerekir…
Sayın Çetave,
Anadili eğitimi konusunda da yanılıyorsunuz: Rus politikalarını eleştireceğinize Çerkes ailelerini sorumlu tutuyor, olmayacak şeyleri öneriyorsunuz. Globalizm çağında hiçbir aile tek başına asimilasyon sürecini durduramaz, süreci kesemez. Dil eğitiminin tercihe bırakılacağı, bırakılmayacağı durumlar vardır. İsviçre’de bir öğrenci kendi federe devletinde ya da belediye biriminde (Gemeinde 'de/ Bucak biriminde) hangi dil resmi dil ise onu öğrenmek (okumak) zorunda. Örneğin Graubünden federe devletinde (Kanton) üç resmi dil var: Almanca, İtalyanca ve Romanşça. Bu sonuncu dili zorunlu ders dili olarak okuyan öğrenci, okulunda hangi ikinci resmi dil okutuluyorsa onu almak/ öğrenmek zorunda (Alm, Fr, İt.). Seçimlik dil ise, İngilizcedir, eğer varsa İspanyolca, vs dillerdir.
Rus eğitim politikasını elbette eleştireceğiz. Bunu eleştirmekten,
düzeltilmesini istemekten başka bir çıkar yol var mı? Hele ekonomi, globalizm/ küreselleşme çağında. Birçok Rus ailesi de, olasıdır çocuğunun Rusça değil İngilizce öğrenim görmesini tercih edecektir.
Peki Rus Devleti o tercihe izin veriyor, dilinden vazgeçiyor mu? Rusça okutulmamasına izin veriyor mu? Rus kendisi için hak gördüğü bir şeyi niye başkasına eşit anlamda tanımıyor? Örneğin, İsviçre modelini benimseyebilir, engelleyen mi var?
Politik savaş vermeden bu gibi sorunları dile getirmek ve çözmek olanaklı mı?
KIYI BOYU ŞAPSIĞE konusu,
Kıyıboyu Şapsığe ve özerkliğinin kaldırılması konusunda birçok yazı var ama aydınlatılamamış birçok yön de olmalı. Buna girmeyeceğim. 1943’te, kuşkusuz üstten gelen bir talimatla, 5 üyeli Şapsığ rayon yürütme kurulu (üst yönetim) toplandı. Üyelerin 3’ü Rus, ikisi Şapsığ idi. Şapsığ üyelerin muhalefeti ve Rus üyelerin kabulü ile özerkliğe son verilmesi kararı alındı. Karar Moskova’ya bildirildi, iki yıllık bir "sürüncemeden” sonra, “24 Mayıs 1945'te Rus SFSC Yüksek
Prezidyumu (Rus üst yönetimi) tarafından” onanarak kesinleşti (Vikipedi). Neden gecikme oldu? Herhalde Şapsığların da topluca Sibirya’ya sürülmeleri gündeme gelmiş, ardından bir kısmının sürülmesi ile yetinilmesi benimsenmiş olmalı. Bunun başka ne gibi bir açıklaması olabilir?
1942’de 17,500 nüfusun sadece 4 bininin (% 24) Adıge olduğunu söylüyorsunuz. Ancak bu sayı Lazarevsk adı verilen ilçedeki Adıge nüfus. Tuapse Adıge/ Şapsığ nüfusu 4 bin sayısının dışında. Tuapse’de 2002’de kuşkulu Rus resmi nüfus sayımına göre 3,522 Adıge/ Şapsığ/ Çerkes nüfus bulunuyordu (bkz. Туапсинский район,Википедия).
Şöyle diyorsunuz: “Karadeniz kıyı şeridindeki şehirlerin büyüyüp gelişmesiyle bu oran çok daha aşağılara düşmüştür. Bu nedenle artık ulusal rayonun tekrar kurulması,aynı suda iki kez yıkanılamayacağı gibi bir gerçeğe dönüşmüştür”
Bu da Adıge tezlerini mi yoksa Rus tezlerini destekleme niteliğinde midir? Bugünkü Adıge Cumhuriyeti’nin o zamanki Adıge nüfus oranı Şapsığ’ınkinden de düşüktü: 1939'da yüzde 22,8. Abhazya’nın Abhaz oranı 1939’da yüzde 18 idi, yani Şapsığ’daki yüzdeden de daha düşüktü. Farklı görüşler de var:
Bir Kafkasya uzmanı olan Mirza Bala, Karadeniz kıyısındaki Şapsığ sayısının 10 bin olduğunu ve bunun 6,500’ünün Şapsığ Ulusal Rayonu’nda bulunduğunu yazmıştır (bkz. “Çerkesler”, İslam Ansiklopedisi). Bu nüfusa ne oldu? 20- 30 bin olması gerekirdi. Buhar mı oldu, yoksa Sibirya’da sürgünde mi kaldı? Öldü mü, sağ mı? Sorup soruşturan da yok. Sahipsiz bir konu Şapsığ konusu. Kimileri de "eften püften bir konu " diyorlar kuşkusuz, bazı Rus parlamenterler gibi.
1864 'te Çerkesya niçin yok edilmişse, Şapsığ da o nedenle, stratejik nedenlerle yok edildi. Bunu ben değil, Şapsığ 'ın ilk Adıge Xase Başkanı Teşu Murdin söylüyor.
Rus Şapsığ’la kedi fare oynar gibi oynamıştı. Sınırları sık sık değiştirildi, bazı köyler ilçe dışına atıldı, bazıları alındı, sonra yine atıldı. Doğru dürüst araştırıp yazan yok. Büyük politikalar peşindeyiz ya…Merkez ilkin Tuapse idi, sonra Kalej oldu, ardından kıyıdaki Sovetkvace köyü, en sonunda da Lazarevsk/ Psıšuape beldesi oldu.
Çetave İbrahim, oran yüzde 24’e düşmüştü, daha da düştü, bu nedenle ulusal rayonun yeniden kurulması olanaksız diyor. Havlu atmak olmuyor mu bu?
Günümüzden örnekler sıralayayım: Hantı- Mansi Özerk Okrugu, Hantı % 1,2 (19 bin), Mansi % 0,7 (10 bin); Nenets Özerk Okrugu, 1939’da Nenets oranı % 11,8, şimdi % 18,7; Yamalo- Nenets Özerk Okrugu, Nenets oranı % 5,9.
Konuya Rus resmi tezleri yönünden bakmak yanılgı olur. Oran düştü diye bir ulusun ülkesi elinden alınması, o yere Lazarevsk gibi Şapsığ/ Çerkes katili bir Rus filo komutanın adının verilmesi haklı görülebilir mi?
Sayın Çetave biraz daha dikkat diyelim.
Doğrusu suriye çerkesleri ile ilgili tespitleriniz beni çok şaşırttı ve yazının tamamını okunmaya değer bulmadım.
Rusya, Suriyeli Çerkeslere kapısını kapatmıştır,bunu bilmeyen yok,sizin kırk dereden su getirip Rusyanın aksini yaptığını söyleme çabanız enteresan.Özellikle yok Bir suriyeli aile beğenmemişde geri dönmüşde v.s Bunları bir örnek olarak alıp toptancı eleştiriniz çok hatta haddinden fazla itici.Orada yerli diyelim artık yani hep orda olanlar Türkiyeli çerkesler içinde neler neler söylüyorlar,fikriniz nedir doğrumu yani ?
