

Balkar çoğunluk nüfuslu Hasanıya ve Belaya Reçka’da tarım arazilerinin Balkar köylülerin kullanımına verilmemesini protesto eden Balkarlar ayaklanma çıkardı ve Belaya Reçka yolunu kapatarak bir eylem yaptılar.
Balkar İhtiyarlar Konseyi yayın organı Balkar Bülteni’nde Kabardeyler için ‘topraksız Çingeneler’ ifadesinin kullanıldığı kışkırtıcı bir yazı yayınlandı. Çerkes aktivistler yüz yıllık Hasanıya ve Belaya Reçka köylerinin Balkar toprağı olmadığını vurguladılar. Sonrasında karşılıklı suçlamalar(1)…
Bu tür kışkırtıcı söz ve eylemler ilk kez olmuyor.
Daha önceleri gerek Çerkes ve gerekse Karaçay-Balkarlar içinden münferit çıkışlar olmuştu.
Her iki taraftan aşırı kişiler karşı tarafı “yerel/ yerli/ otokton unsur olmamakla” suçlamışlardı.
Buna göre Karaçay-Balkarlar; Türkçenin ayrı bir lehçesinde (Tatarcaya benzer bir lehçede) konuşuyorlar, kökenleri Orta Asya’ya dayanıyor. Dolayısıyla bölgeye dışarılardan gelmiş bir etnik unsur.
Kabartay-Çerkes (Doğu Adığe) gruplarının asıl vatanlarının Kuban’ın kuzeyi olduğu ve Hazar İmparatorluğu’nun askeri gücünü oluşturan Kabarların imparatorlukla çatışarak Kafkas dağlarına sığındıkları, dolayısıyla bu toprakların Kabartay Çerkeslerine ait olmadığını açıkça söylüyorlar.
Her iki iddia da basit iddialar sayılmazlar, bir yanlarıyla doğru, bir yanlarıyla da doğru değil.
Çünkü Çerkesler de, Türki gruplar da, kuzeyin verimli ovalarında, Kuban’dan, Don ırmağına kadar olan geniş stepleri en azından bin yıldır paylaşıyorlardı.
Eğer IX.yy.’da Hazarlar ile Kabarlar arasında düşmanlık belirmeseydi, doğudan Moğollar XIII.-XIV.yy.’lar bölgeyi istila etmeselerdi, X.yy.dan itibaren Ruslar Çerkesya’ya göz dikmemiş olsalardı kimin verimsiz ve yüksek dağlık alanlara sığınmaya gereksinimi olurdu ki!
Ancak -miş'li geçmiş zamanla konuşmanın kime ne yararı var?
Tarih geriye sarılamaz ki!
Bu bölgeler dağlık, engebeli ve zor coğrafyalardır.
Çok eski tarihlerden bu yana bölge büyük insan topluluklarını barındırmıyorsa da, Antik Koban uygarlığını ortaya çıkarmış olduğunu bilmekteyiz.
Koban uygarlığını yaratan insanların torunları bugün, hem Karaçay-Balkarlar, hem de Çerkes/ Adığe/ Kabartaylar arasında yaşıyorlar. Hatta Svan ve Osetler arasında da...
Yani bugün hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar, kendilerini ne hissederlerse etsinler Koban'ın çocukları hala oradalar.
***
Her ne kadar Kabartay-Balkar ve Karaçay-Çerkesya’da bir kısım verimli alanlar olsa dahi, Çerkesya’nın eşsiz doğası, ticaret, turizm ve sanayiye elverişli Karadeniz’in doğu kıyı ve limanları ile verimli tarım alanları, Krasnodar Kray ile onun içinde bir cep durumundaki Adigey Cumhuriyeti’nde kalmıştır.Bugün üç cumhuriyete (Adıge, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkes), iki kray (Krasnodar, Stavropol) ve bir oblasta (Rostov) ayrılmış alanlar tarihsel anlamda Çerkesya diye anılmış olsa bile, soykırım ve sürgün sonucu bölge % 90 oranında Çerkes/Adıge halkından arındırılmış durumdadır.
Günümüzde tarihsel Çerkesya adını verdiğimiz XIX.yy.öncesinin coğrafyasında, bugün Çerkes/ Adıgeler toplam nüfusun % 10-11 kadarını oluşturuyorlar.
Savaşa katılmamış, soykırıma uğramamış ve sürgün edilmemiş, sadece küçük bir grubu ile sonradan göçe katılıp Ortadoğu coğrafyasına gelmiş olan Karaçay-Balkarlar, Adığelerden boşalmış arazileri sahiplenerek çoğalmış bulunuyorlar.
Bugün Karaçaylar ve Ruslar, tarihsel yerli halk olan Adığelerden daha büyük bir demografik gelişme olanağına kavuşmuş bulunuyorlar.
Buna Karaçay ve Balkarların, Çerkes soykırımı ve toplu sürgünü sırasında bazı Çerkes yetim ve öksüzlerine sahip çıkmaları ile gerçeklemiş doğal asimilasyonu da ekleyelim.

Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde ise durum bunun tam tersi, Çerkesler % 12, Karaçaylar da % 41 oranında. Cumhuriyette % 7,8 oranında Abazalar da varlar.
Bu durum, yönetsel açıdan da, Rus üst yönetimi tarafından kullanılıyor ve birleşme yolları tıkanıyor.
Sovyetler Birliği döneminde yapay idari birimler oluşturularak, sorunlar yaratılmıştır. Örneğin Şapsığların ve Çerkeslerin (KÇC) Adıgey ile birleşmeleri önlenmiş, 1926’da Karaçaylardan ayrılmış olan Çerkesler/ Çerkes Özerk Oblastı, 1957’de eski/ lağvedilmiş Karaçay Özerk Oblastı ile birleştirilmiş, Kazakistan’dan geri getirilen Karaçaylar yeni özerk oblastta eski Çerkes Özerk Oblastı topraklarına da yerleştirilmişlerdir.
Bu yeni statüden elbette Karaçaylar kârlı çıkmıştır. Özetle, Karaçayların önemli bir bölümü, 1957’de kaldırılan Çerkes Özerk Oblastı arazisine ve onun merkezi Çerkessk kentine yerleşme olanağına kavuşmuştur.
Klasik bir bakış açısı gibi gelse de durumun en anlamlı özeti budur.
Böylesi durumlarda kışkırtmalara gelmemek, ortamı germemek, olayları lehimize çevirecek, barışçı bir çözüm yolu bulmak önem taşır.
Ve her iki taraf, Karaçay-Balkarlar da, Çerkes/ Kabardeyler de yetenekli önderlerin öncülüğünde olaylara müdahil olmalı, ortak çıkar ve dayanışma ruhu yaratılmalı, ortam sakinleştirilmeli.
Ama öylesine bir önderlik nerede?
Dikkat ederseniz, görünmez elin (!) bütün derdi, sorunları Karaçay-Çerkes/ Kabardey-Balkar çelişkisinde tarafsız imiş görüntüsü altında çatışmayı körükleme biçiminde.
Her ne olursa olur, fakat bütün bu işlerin sonunda Kafkasya ve Kafkas halkları bütünüyle zarar görür. Başkaları da!
Ve tabii Kafkasya’daki Türk -Çerkes çatışmalarından “Bir taşla iki kuş vurulmak isteniyor!”
İkinci kuş Türkiye’deki iç barıştır.
Böylesi bir durum Kafkasya sınırlarında hapsolup eriyecek olan olaylarla sınırlı kalmaz.
Orada olanlar tümüyle dünyadaki en büyük Çerkes diyasporasını içinde barındıran Türkiye’yi de dolaylı yönden ilgilendirir.
Kaldı ki Kürt sorununu halledememiş ve korkunç bir kan banyosundan (PKK ile ve ülkenin güneydoğusunda yaşanmış çatışmalar) çıkmış bir Türkiye için yaklaşmakta olan Çerkes sorunu hiç de iyi sonuçlar vermeyebilir.
Bu olasılık Türkler ve Türkiye, Çerkesler ve Çerkesya için de aynı oranda istenmeyecek bir durumdur.
Geleceğe yönelik bir projeksiyon yaptığımızda, oyunun kaybedenleri açıkça görünmektedir.
Tarihe baktığımızda Çerkesler, Türkiye ve Türklerin en doğal müttefiki ve din kardeşidir.
Osmanlı- Rus savaşlarında Adığeler Osmanlı’yı desteklerken, Karaçay ve diğer Türki halklar edilgen/ kayıtsız kalabilmişlerdir. Türk desteği, Adığe soykırım ve toplu sürgününde (deportasyon) rol oynamıştır.
Yine de, Karaçay-Balkarlar ile Çerkes-Kabartaylar arasında provası kaçtır yapılan çatışma ortamı, iki halkın -Türkler ve Çerkeslerin- arasını sadece Kafkasya’da değil, Türkiye’de de açma potansiyeline sahiptir.
Bundan çıkar uman çok sayıda güç olmakla birlikte, oyunun kazanmayı umanı da ortadadır!
Olaylardan siyaseten beslenen bir yapılanmanın bölgede egemen güç olduğu herkesçe bilinebilir.
Kısaca çıkar odaklarının başında bir taşla iki kuşu avlayacak olan da bellidir.
Öyle ya! Hem Çerkes milliyetçiliğinin yükselişini durdurmak, Karaçay ve Abazin kartını kullanarak, yaklaşan Soçi Olimpiyatlarına karşı çıkan Çerkes muhalefetini gölgelemek ve bertaraf etmek birincil amaçsa da, ayrıca Türkiye’de gelişen barış ortamını ve halklar arasındaki dostluğu torpillemek, halkları birbirine düşürmek ve çözülmeyi hızlandırabilmek gibi basit bir formülün, en ilkel uygulama biçiminin sert ayak sesleri bu provokasyonların arkasında aranmalıdır.
***
Bu tür provokasyonların ardında, Rus derin devletinin olduğuna dair bizi düşünmeye sevk eden önemli bir gerçek daha var.Çerkesya’nın her köşesine, Güney Kafkasya ve Orta Asya’dan çeşitli sebeplerle kopup gelen farklı toplulukları yerleştirilmekte.
Rusya; Karadeniz kıyıları boyunca, tarihi Çerkesya’nın Şapsığ yöresi ile içeride bulunan Adığey Cumhuriyeti’ne gelen Çerkeslerin yurtdışından geri gelmelerini kabul etmez, sınırlar koyar ya da bazılarını sınırdışı ederken (2), Kazakistan ve Kırgızistan’dan dönen Rusların ve hatta Kürt, Ermeni ve daha başka halkların bu yerlere yerleşmelerine destek veriyor (3).
Buradan tarihi Çerkes topraklarına yerleşen halklara (ki bunların içine Rus halkını da koyalım) karşıt, ayrımcı, diğerileştirici ve düşmanlaştırıcı bir tutum almak istemediğimizi ve Çerkesya ülkesinde her halka, Çerkes sinesinin ve evinin açık olduğunu da belirtelim.
Ancak her halkın doğal olarak yapacağı gibi, bizim de önceliğimiz Çerkes halkının çıkarı, ülkesinin bütünlüğüdür. Bu ülkenin asli rengi solmamalı ve karakterini yitirmemelidir.
Üstelik yüzlerce yıldır Çerkes halkının içinde farklı kökenlerden gelen insanlar vardı ve halen de yaşamaktadır.
Halklar arasında barış, Çerkesler için de bir önceliktir ve insancıl tutumumuzu sürdürmek bölge ve insanlık için büyük faydalar taşır.
Bizim söylemek istediğimiz bir diğer durum, Rusların kendi egemenlikleri altında tuttuğu bu topraklarda bazı komşu ülkeler aleyhine örgütlenmeler nasıl bu kadar rahat yürütülebilmektedir ve yönetimden ne karşılığında, nasıl, ne tür destekler almaktadır?Amacımız farklı ulusal mücadeleleri ve yöntemlerini sorgulamak değil, ancak bunun bölge, ülke ve halklar arasına getireceği zararlardır.
Kim bu zamanda şiddeti ve silahlı mücadeleyi kutsayabilir?
Çerkes halkını derin düşüncelere sevk eden, ülkelerinin giderek farklı etnik unsurlarla doldurularak, azınlık durumuna düşürülmeleri ve halen Çerkes diyasporasından anayurda dönüş yollarının açılmamasıdır..
Rusya ile ilgili koskoca sorunlarımız ortadayken, içimizden ya da sırtımızdan hançer yememeliyiz.
Çerkesler, tüm bölge halklarına yönelik yapıcı ve barışçı tutumunu sürdürürken, kendi meşru haklarını da savunmayı ihmal etmemeli.
Eğer cumhuriyetler arasında sınırlarla oynanacaksa, burada daima alacaklı olan Çerkesler olacaktır.
Onun için Balkar'a, Karaçay'a kızmaya ve öfke ile ayağa kalkmaya gerek yok.
Putin rejiminde, Moskova'dan destek almadan Kuzey Kafkasya'da hiçbir gücün sınırları değiştirmesi mümkün değil. Ve Soçi olimpiyatları öncesinde Moskova'nın bir sınır değişikliği yapması da söz konusu değil. Olimpiyatlardan sonra da, Moskova, bugünkü statünün devam etmesini ister. Çünkü böylece, Çerkesler, Rusya'ya "soykırım"ı kabul ettirmek yerine Balkarların daha çok toprak sahibi olma çabalarını engellemek ile uğraşmak zorunda kalacaklar. Yani bu son krizin, Çerkesleri Soçi Olimpiyatlarına muhalif çalışmalardan uzaklaştırmak isteyen Moskova'nın Balkar liderleri cesaretlendirmesi nedeniyle çıkmış olması muhtemel...
Moskova, uzun vadede Kuzey Kafkasya'da bir kalkışma olasılığını bertaraf etmek için etnik gerginlikleri büyütmek istiyor olabilir(4)...
Bütün tarihsel belgeler ortada.
Bütün arazilerin, köylerin tarihsel olarak kime ait olduğu belli.
Tarihi haritalar, seyahat notları, kronikler, kim nerede, ne zaman yaşamış, nereden, ne zaman, ne şekilde çıkartılmış?
Barış ve dayanışma için tüm Kafkasyalılar bir araya gelmek ve ortak bir zemin oluşturmak zorundadırlar. Aklın yolu budur.
Dünya yeterince büyük, bütün insanlara yetiyor, paylaşmasını bilmek gerek.
Kayıkçı kavgasına gerek yok.
Burada her zaman yapılmak istenen bizim önümüzü dahi göremeyecek noktaya getirilmemiz ve birbirimizi yememiz.
Ki ağabey ulusun (kötü yöneticileri eliyle) bunu başardığı ortada.
Fakat tarihen borçlu olan o.
Ufak tefek tavizlerle bizim gözümüzü boyayarak, bu sorunlardan kurtulmaya çalışacaktır.
Bu arada da halkların arasına mayınlar döşeyerek, bir daha bir araya gelememelerinin zeminini de oluşturmaya çalışacaktır.
Ancak bilinse ki halklar arasında taşlar bir kere yerinden oynadı mı bir daha kolay oturmaz!
Kısaca kim ne yaparsa, misliyle kendine döner, kim ne söylerse misliyle kendine!
Onun için çok düşünüp daha az söylemek ve empatiyle karşındakine yaklaşmanın yollarını aramak gerek.
Kafkaslar'da halklar birbirleriyle anlaşmak ve çatışmamak zorundadır. Ve anlaşmazlıklar ve çatışmalar "Ağabey" tarafın tahmin ettiği gibi onun çıkarına da fazla gelmemektedir!
Bu birleşende Ruslara, Rus komşulara da yer vardır, Türkilere de.
Fakat bu ülkeye binlerce yıldır adını vermiş bir halkı Çerkes/ Adığeleri, görmezden gelmek, yerini daraltmak ve köşeye sıkıştırmak daha ne zaman ve nereye kadar?
(1) Anlamsız ayaklanmalara, etnik temizliğe ihtiyacımız yok - 1.12.2013 - Timur Kuaşev http://www.ajanskafkas.com/haber,29987,anlamsiz_ayaklanmalara_etnik_temizlige_ihtiyacimiz.htm
(2) KARARLILIK TUTARLILIK DEVAMLILIK –Semih Akgün http://www.cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=3613
(3) HALKLAR CUMHURİYETİ'NDE KÜRT İZLERİ- Qasımlo Gımgım- Özgür Politika Gazetesi http://kurd-tarihi.blogspot.com/2009/10/adgey-cumhuriyeti-kurdleri.html
(4) KABARDEY-BALKAR'da YENİDEN GÜNDEME GELEN ETNİK GERGİNLİĞİN ARKASINDA MOSKOVA MI VAR? Valery Dzutsev http://www.jamestown.org/programs/nc/single/?tx_ttnews%5Btt_news%5D=41701&tx_ttnews%5BbackPid%5D=24&cHash=c2f4ddfa98fd0d745d86fb558e6beace
(5) http://www.policy.hu/gunya/project.html
Olimpiyatlar öncesi bu tür provakasyonlar olacaktır elbet.
Kardeş halkları birbirine düşürme girişimleri de.
Benzerlerine Oset-İnguş, Avar-Kumuk, Lak-Kumuk çelişkilerinde de tanık olduk. Uyanık olmak gerek desek de, oyun kurucu güçlü.
Bazen etnikler kendi içinde dahi derlenip, toparlanamıyor ve birlik oluşturamıyorlar.
Devletler el altından birbirilerinin gözünü oymaya çalışırlar. Bölünmeleri için ellerinden geleni ardlarına koymazlar. Sonra da kendi içinde ki güçsüzleri "Bölücü" diye suçlarlar. Çerkesler; açık ve seçik, gerek Türkiye, gerekse de Çerkesya'da bölünmeden yana olmadığını, şiddet hareketlerini desteklemediklerini, her zaman ve şekilde barış dilini kullandığını kanıtlamaktadır.
05 Aralık 2013 Perşembe Saat 12:39