Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr. Kurmel Ömer Aytek
ÇERKESYA JEOPOLİTİĞİ : HER ŞEY FARKLI OLSAYDI
03 Şubat 2014 Pazartesi Saat 23:41
Her şey bugünkünden farklı olsaydı… Mesela, jeopolitik netameli bir kavram olmasaydı… Ratzel ve talebesi Kjellén’in geliştirdiği Organik Devlet Teorisi Haushofer’in Münih okuluna temel oluşturmasaydı… Rusya Federasyonu sınırları içinde barışçıl yollarla bir Çerkesya Cumhuriyeti kurulsaydı… Çerkesya’nın yakın ve uzak çevresi nasıl tanımlanırdı?.. Çerkesya ile çevresi arasındaki ilişkileri hangi dinamikler belirlerdi ? Çerkesya’nın hukuki varlığı nasıl bir tarihi ve coğrafi bilince denk düşerdi?

Çerkesya’nın Yakın ve Uzak Çevresi

Çerkesya’nın çevresi en yakından en uzağa doğru Geniş Karadeniz,Büyük Ortadoğu,Geniş Orta Asya ile Yeni Orta ve Doğu Avrupa’dan meydana gelirdi. Açılımı da şöyle olurdu : 

1. Geniş Karadeniz : Balkanlar,Ukrayna,Kafkasya,Hazar Denizi Havzası
2. Büyük Ortadoğu : Kuzey Afrika,Levant,Basra Körfezi,Kafkasya,Orta Asya,Güney Asya
3. Geniş Orta Asya : Kazakistan,Özbekistan,Türkmenistan,Kırgızistan,Tacikistan,Afganistan, Pakistan
4. Yeni Orta ve Doğu Avrupa : Vişegrad Dörtlüsü (Polonya,Macaristan,Çek Cumhuriyeti, Slovakya),Estonya,Letonya,Litvanya,Belarus,Moldova,Ukrayna

Geniş Karadeniz Jeo-Sistemi

Burası Çerkesya’nın en yakın çevresidir.Soğuk Savaş boyunca periferik bir rol üstlenen Karadeniz Bölgesi son 20 yılda Balkanlar, Kafkasya ve Hazar Havzası’nı kapsayacak biçimde genişledi.Bu genişleme şu dinamiklere dayanıyordu :

1. 1990’lı yıllarda Hazar Havzası’nda hidrokarbon kaynaklarının bulunması. Bu rezervlerin Basra Körfezi ve Batı Sibirya’dan sonra dünyada üçüncü sırada olması.
2. Bölgenin, Hazar Havzası rezervleri ile Avrupa pazarı arasında enerji koridoru haline gelmesi.
3. Romanya ve Bulgaristan’ın NATO ve AB üyeliğiyle Batı’nın sınırlarının Karadeniz kıyılarına ulaşması, Kafkasya ile komşu olması.
4. 11 Eylül’den sonra terörle mücadele bağlamında bölgenin stratejik öneminin artması. Afganistan ve Irak’taki NATO kuvvetlerinin ikmalinde Balkanlar ve Güney Kafkasya’nın  (özellikle Gürcistan ve Azerbaycan) kritik bir lojistik rol oynaması.

Eski Sovyetler Birliği üzerindeki dört “donmuş çatışma”nın hepsi (Abhazya, Güney Osetya,Dağlık Karabağ ve Transdinyester) burada yer alıyor.Rusya ile Gürcistan arasındaki 2008 Savaşı bu çatışmaların pek de donmuş olmadığını, bölgesel görünen savaşların kolayca küresel sonuçlar doğurabileceğini gösterdi.

Sovyetler Birliği ile Yugoslavya’nın aşağı yukarı aynı tarihlerdeki çöküşünün ardından Soğuk Savaş’ın kanlı finali Balkanlar’da yapıldı. Bosnalı Sırpların Sırbistan’a bağlanmak istemesiyle başlayan çatışmalar 1995 Dayton Antlaşması ile son buldu. Antlaşmaya göre eski Yugoslav cumhuriyetlerinin sınırları değişmeyecekti. Moskova, Dayton Antlaşması’nın kendi çıkarlarını dikkate almadığını düşünüyordu. Ruslar küçük düşürüldüklerini düşünerek ilk defa o zaman Sovyet geçmişine özlem duydular.

1995 yılında Sırbistan’ın Kosova eyaletinde hükümet güçleriyle etnik Arnavutlar arasında çatışmalar başladı. Sırpların Bosna’da işledikleri insanlık suçlarını Kosova’da da tekrarladıkları iddiaları üzerine NATO BM’den onay almadan Belgrad’a karşı askeri harekat başlattı. Rusya’nın itirazı yine dikkate alınmadı. Moskova NATO bombardımanını bir tehdit olarak algıladı. Rusya’nın Kosova’da kırılan ulusal gururu, kararlı bir lider portresi çizen Putin’e iktidar yolunu açtı.

Ruslar 1999 yılının sonunda başlayan İkinci Çeçen Savaşı ile Kosova arasında bağ kurdular.Eğer NATO tek başına karar alarak egemen bir devlet olan Sırbistan’a saldırabiliyorsa Rusya Federasyonu da kendi toprakları üzerinde askeri güç kullanabilirdi.

Kosova’nın bağımsızlığı (2008) Rusya Federasyonu için bardağı taşıran damla oldu.Yugoslavya parçalandığı zaman iç sınırlarına dokunulmamıştı. Ama şimdi Sırbistan’ın sınırları değişiyordu. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da rızaya dayanmayan ilk sınır değişikliği idi.

Kosova eyaletinde iki ateş arasında kalan 200 civarında Çerkes 1998 yılının Ağustos ayında devlet yardımıyla Adigey Cumhuriyeti’ne kesin dönüş yaptı. Bu, Sovyetler sonrasında Çerkesya’ya ilk ve şu ana kadar tek toplu dönüş idi.

1994 yılında Azerbaycan ile Batılı petrol konsorsiyumu arasında “asrın anlaşması” imzalandı. ABD 1997 yılında Hazar Havzası’nı “yaşamsal çıkar alanı” ilan etti. Böylece Kafkasya’da enerji güvenliği ve NATO genişlemesi sebebiyle jeopolitik rekabet başladı. Rusya’nın amacı enerji altyapısı üzerinde Sovyet döneminden kalan tekelini korumaktı. ABD ise Avrasya’daki kaynaklara özgürce erişmek istiyordu. Washington bunun için Rusya ve İran topraklarından geçmeyen Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını destekledi.

Gül (2003) ve Portakal (2004) devrimleri Rusya Federasyonu ile Batı arasındaki sıcak ilişkinin sonunu getirdi. En çetrefilli konu NATO’nun Ukrayna ve Gürcistan’a verdiği üyelik sözüydü. Rusya’nın aklında hala Kosova vardı. Sırbistan’dan sonra NATO’nun hedefi Rusya Federasyonu olacaktı. Rusya batıdan ve güneyden çembere alınmak isteniyordu.

Rusya,Kosova “oldu bittisine” aynı yıl içinde Güney Osetya ve Abhazya’yı tanıyarak cevap verdi.
Ağustos Savaşı (2008) çok-kutuplu dünya düzeninin ilk savaşıydı. Sadece bölgesel değil,kıtasal ve küresel dengeler açısından da dönüm noktası oldu. NATO’nun Karadeniz ve Kafkasya’ya doğru genişlememesi için Rusya güç kullanmaktan çekinmemişti. Ukrayna ve Gürcistan Polonya ve Baltıklara benzemiyordu.

Rusya karşısında Batı’dan umduğu desteği alamayan Gürcistan savaştan sonra politikasını değiştirdi. Bölge ülkelerine ve halklarına yaklaştı. Gürcistan Parlamentosu 2011 yılında Çerkes Soykırımı’nı resmen tanıdı. Ayrıca Saakaşvili yönetimi Soçi Olimpiyatları konusunda Çerkes aktivistlerin tezini destekledi. Ancak 1 Ekim 2012'de yapılan parlamento seçimlerinde Bidzina İvanişvili’nin Gürcistan Rüyası adlı seçim ittifakının galip gelmesiyle Gürcü-Çerkes ilişkileri soğumaya başladı.

2013 yılının Kasım ayında Vilnius’ta düzenlenen Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde Ukrayna Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşmasını imzalamaması başta başkent Kiev olmak üzere ülkede kitlesel protesto gösterilerini tetikledi. Protestocular AB’yi refaha ve hukuk devletine giden tek yol olarak görüyorlar. Ayrıca, bu süreçte Almanya’nın rolünü görmek lazım. Almanya, geçmişte Polonya ve İsveç’in sürüklediği, Doğu Ortaklığı projesine ciddi bir destek veriyor. Berlin Rusya’ya karşı başta Ukrayna olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinin arkasında duruyor, özgür iradeleri ile seçim yapmaları gerektiğini söylüyor.

Büyük Ortadoğu Jeo-Sistemi


Sovyetler’in çözülmesi Çerkesya ile Ortadoğu arasındaki eski bağları ortaya çıkardı. Bunu daha geniş bir tablo üzerinden okursak 1991 sonrasında Ortadoğu’nun sınırlarının kuzeye ve doğuya doğru genişlediğini görürüz. Bugün Büyük Ortadoğu Kuzey Afrika’dan Endonezya’ya uzanıyor ve Kafkasya’yı da içine alıyor.Irak’ın işgali (2003) iki bölge arasındaki ilişkiyi daha ”organik” hale getirdi; Kafkasya Ortadoğu’nun cephe gerisi oldu.

Bugün Suriye, Ürdün ve İsrail’de koloniler halinde yaşayan Çerkesler’in tarihini geriye doğru işletirsek 19. yüzyıla uzanırız. Bölge ilk kitlesel Çerkes göçünü Balkanlar’dan aldı. Bunlar 1860’lı yıllarda Çerkesya’dan sürüldükten sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından Balkanlara iskan edilmiş göçmenlerdi. Berlin Anlaşması (1878) uyarınca Balkanları da terk ederek Anadolu’ya ve Suriye Vilayeti’ne yerleştirildiler. Çerkes göçü 1878 yılından sonra yavaşlayarak da olsa devam etti.Göçün yeni kaynağı artık Çerkesya idi. Çerkesler özellikle Amman’da ve Golan Tepeleri’nde Osmanlı güvenlik aygıtının önemli bir parçası oldular.

1967 Arap-İsrail Savaşı,1970 Kara Eylülü ve Suriye’de 2011 yılından beri yaşanan iç savaşın gösterdiği gibi Ortadoğu’daki her istikrarsızlık sivil Çerkes nüfusun can güvenliğine tehdit oluşturdu.
1979 yılında dönemin Amerikalı ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski, Afganistan’dan başlayarak Afrika’ya uzanan bir “kriz yayı”ndan sözediyordu. Kriz yayı Soğuk Savaş’ın ardından eski Yugoslavya ve Sovyet topraklarını da kapsayacak şekilde genişleyerek geri döndü. Artık Çerkesya ve diaspora ülkeleri hep birlikte bu altüst oluş coğrafyasının üzerinde yer alıyordu. Kriz önce  Yugoslavya’daki Çerkesleri vurdu. Şimdi sıra Suriye’de…

Suriye, Lübnan’dan sonra Ortadoğu’nun en zengin mozaiğine sahip.Bu mozaiğin parçalarından biri 100 bin kişilik Çerkes topluluğu. Nüfus açısından Suriye Çerkes diasporasında  Türkiye’den sonra ikinci sırada geliyordu. Yaygın bir kanaate göre Suriyeli Çerkeslerin tamamına ülkeyi terk ederek Ürdün,Lübnan ve Türkiye’ye sığındı. Bir yandan Rusya’nın çıkardığı engeller, diğer yandan Çerkesya’nın imkanlarının yetersizliği nedeniyle anayurda dönenlerin sayısı artmıyor.Bir çok zorluğu aşarak anayurda dönüş yapmış olanların kaderi de Kremlin’e bağlı.

Ürdünlü Çerkeslerin sayısı ile ilgili tahminler 25.000 ile 80.000 arasında değişiyor. Ülkenin çok sorunlu bir jeopolitiği var. Doğal kaynakları yok ve ekonomisi dış yardıma bağımlı. Halk Kralı hedef almasa da reform talep ediyor. Çerkesler kurulduğundan bu yana rejimle özdeşleşmiş durumdalar. Sokağın radikalleşmesi onları da hedef haline getirebilir. Nitekim tedirginler.Ama çoğu anayurda dönmek yerine Türkiye’ye yerleşmeyi düşünüyor. Bunda son 20 yılda yaşadıkları İslamileşme sürecinin etkisi var.

İsrail’deki 3.000 civarındaki Çerkes Kfar-Kama ve Reyhaniye köylerinde yaşıyor. Nüfusça daha büyük olan Kfar-Kama 1950 yılından beri öz-yönetim (self government) hakkına sahip.Bu onu Çerkes diasporası içinde benzersiz yapıyor. İsrailli Çerkesleri emsalsiz kılan başka bir özellik daha var ; onlar  “ne Yahudi,ne Arap” olmalarına karşın “hem İsrailli,hem Müslüman”lar.

Ortadoğu’nun sorunlarının çözümü siyasi reform, ekonomik kalkınma, insan hakları, özgür basın ve ifade özgürlüğü, kadınların toplumsal yaşama katılması, eğitim seviyesinin ve standartlarının yükselmesidir. Yani modernleşme ve daha fazla demokrasidir. Ama kitlelerin daha fazla demokrasi talebi, yaşadıkları her ülkede statüko ile iç içe geçmiş Çerkesler için ne anlama geliyor ?

On yıllar boyunca Suriyeli Çerkesler’in diasporanın en ezilmiş unsurları olduğu önyargısı son üç yılda bitti. Çünkü Çerkesler ne Esad’a karşı ayaklandılar ,ne de kitleler halinde anayurda geri döndüler.1967 yılında Golan Tepeleri’nden göç onları yoksullaştırmış olsa da,her şeye sıfırdan başlayarak meslek, unvan, para ve mülk sahibi olmuşlardı. Farklı derecelerde de olsa statükonun bir parçası haline gelmişlerdi.

Türkiye’yi ön plana çıkaran sadece en kalabalık Çerkes nüfusuna sahip diaspora ülkesi olması değil. 200 yıl öncesine dayanan modernleşme çabasının ürünü olan demokrasi kültürü, yurttaşlık bilinci, piyasa ekonomisi, sivil toplum dinamizmi ve periferiden merkeze modernleşme dinamiği Çerkesler için de çok önemli kazanımlardır. Bu “yumuşak güç” unsurları sayesinde Türkiye sadece Çerkes diasporasının lideri olmakla kalmayarak; içinde anayurdun olduğu Çerkes dünyasının da “merkez ülke” haline gelebilir.

Geniş Orta Asya Jeo-Sistemi

Geniş Orta Asya,beş eski Sovyet cumhuriyeti Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan,Kırgızistan, Tacikistan artı Afganistan ve Pakistan’ı kapsıyor. Kafkasya ile birlikte düşünüldüğünde bölgeyi stratejik açıdan yaşamsal kılan üç faktör var :

1. Zengin petrol ve doğal gaz kaynakları,
2. Avrupa ile Çin arasında uzanan ve Rusya’yı da yakından ilgilendiren “Yeni İpek Yolu”,
3. Uyuşturucu trafiği ve terör ihraç etmesi bağlamında istikrarsız bir Afganistan’ın bölgede güvenlik tehdidi oluşturması.

2014 sonrasında Afganistan’ın istikrarsızlaşma ihtimali Çerkesya’yı da yakından ilgilendiriyor. Kabardey-Balkar ve kısmen Karaçay-Çerkes’de cihatçılar ile devlet arasındaki çatışmalarda en büyük zararı siviller görüyor ; temel özgürlükler kısıtlanıyor ve insan hakları ihlal ediliyor.Ayrıca,sosyal doku zarar görüyor.

19. yüzyılda Rusya’nın Türkistan’ı işgali üzerine Çarlık ve Britanya İmparatorlukları arasında,
Rudyard Kipling’in isim babalığını yaptığı” Büyük Oyun” başladı. Afganistan tampon bölge olarak iki devlet arasında bölündü. Modern jeopolitiğin kurucusu Sir Halford Mackinder’in Kalpgah (Heartland) teorisi ile Orta Asya’nın önemi 20. yüzyılda daha da arttı. Mackinder’e göre Orta Asya,Kafkasya ve bir kısım Rusya topraklarından meydana gelen kalpgahı yöneten güç Dünya Adası’na (Asya,Avrupa, Afrika) ve nihayet dünyaya hakim olacaktı.

Modernizasyon Orta Asya’ya ilk defa Bolşevik Devrimi ile girdi. Çerkesya’da olduğu gibi,yukarıdan aşağıya baskıcı bir toplum mühendisliği uygulandı. Moskova ile ilişkisi merkez-periferi modeline dayanıyordu. Sovyet haritacıların çizdiği keyfi sınırların sonucu olarak Kuzeydoğu Özbekistan’da Kazaklar ; Özbekistan’ın güneyinde (özellikle Semerkand, Buhara) ve Kırgızistan’da (Fergana Vadisi) Tacikler ; Fergana Vadisi’nde ve Batı Tacikistan’da Özbekler yaşıyor. Ayrıca,Kuzey Afganistan’da da kalabalık Tacik,Özbek ve Türkmen toplulukları var. Bu karmaşık yapı istikrarı tehdit ediyor.

Orta Asya’da en güçlü ülkeler Kazakistan ve Özbekistandır. Geniş Kazak toprakları Rusya ile Orta Asya’yı ayırmaktadır. Bölgenin siyasi liderliğine oynayan Özbekistan’ın en büyük avantajı Timur ile kurulan tarihi süreklilik ve Semerkand,Buhara gibi çok güçlü medrese geleneğine sahip kültürel merkezlerin varlığıdır. Bu, post-etnik modern milliyetçiliğin içselleştirilmesinde Özbekistan’ı Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve hatta Kazakistan’ın önüne geçiriyor. Ama diğer yandan da bu ülkelerde Özbek yayılmacılığı endişesi yaratıyor.

Afganistan’ın bugün yaşadığı sıkıntıların sorumlusu Sovyet işgalidir. Ülkenin ekonomisini yok ederken toplumsal dokusunu da harap etti ;cihat kültürünü ve aşırılıkçılığı Afgan siyasi kültürünün esas ögesi haline getirdi.11 Eylül terör saldırılarının ardından gelen Amerikan işgali bu direniş kültürünü günümüze taşıdı.

Rusya başından itibaren Afganistan’daki NATO operasyonlarını destekledi. Hava sahasını açtı ve Orta Asya’da askeri üsler kurulmasına itiraz etmedi. Çünkü uyuşturucu kaçakçılığı ve terörle mücadele Amerikan-Rus çıkarlarının örtüştüğü alanlar.

Ancak ABD’nin İpek Yolu Stratejisi kapsamında Afganistan ve Orta Asya ekonomilerini entegre etmek istemesi İran ve Çin gibi Rusya’yı da rahatsız ediyor. Post-NATO Afganistan’da doğması muhtemel güç boşluğu da Rusya’yı kaygılandırıyor. Çünkü aşırılıkçılar Afganistan’dan Orta Asya’ya, Kuzey Kafkasya’dan Rusya’ya sızabilirler. Ayrıca uyuşturucu trafiği Orta Asya üzerinden Rusya ve Avrupa pazarlarına yönelebilir.

Putin’in siyasi kariyerindeki en iddialı projesi 2015 başında hayata geçirmeyi planladığı Avrasya Birliği olacak. Birliğin hedefi batıda AB’yi, doğuda Çin’i dengeleyerek Rusya’yı yeniden dünya gücü haline getirmektir. Avrasya Birliği ayrıca Rusya’nın yeni yol haritası, “Avrasya tercihi” manifestosudur. Rusya-Beyaz Rusya-Kazakistan çekirdeği etrafında oluşacak birliğin kapısı eski Sovyet cumhuriyetlerine açık olacak. Kritik soru, Avrasya Birliği’nin gönüllülük esasına ve “eşit” üyelerin ortaklığına dayanıp dayanmayacağıdır.

Yeni Orta ve Doğu Avrupa Jeo-Sistemi

Yeni Orta ve Doğu Avrupa,20. yüzyılın Intermarum (denizler arası) coğrafyası ile kabaca örtüşüyor. Intermarum Birinci Dünya Savaşı sonrasında Polonya lideri Mareşal Pilsudski’nin projesiydi.Baltık Denizi ile Karadeniz arasında dost devletlerden oluşacak bir hat ile Rusya ve Almanya’nın birbirinden ayrılması öngörülüyordu. Polonya’nın desteklediği Promete hareketi bu projenin bir parçasıydı. Ancak başarıya ulaşamadı.

Eski Sovyet uyduları olan Vişegrad Dörtlüsü (Polonya,Macaristan,Çek Cumhuriyeti ve Slovakya) Soğuk Savaşta Doğu Avrupa olarak anılıyorlardu. Şimdi Orta Avrupa ülkeleri olarak tanımlanıyorlar. Eski Sovyet cumhuriyetleri olan Estonya,Letonya,Litvanya,Belarus,Moldova ve Ukrayna ise bugün Doğu Avrupa’yı meydana getiriyorlar.

Soğuk Savaş’ın son döneminde Amerikan Dışişleri Bakanı Baker Sovyet lideri Gorbaçev’e NATO’ya doğru genişlemeyeceği sözü vermiş ve Almanya Sorunu çözülmüştü. Ancak verilen söz tutulmadı ; NATO 1999 ve 2004 yıllarında eski Sovyet cumhuriyetlerini ve uydularını kapsayacak şekilde iki dalga halinde genişledi. Bazı gözlemcilere göre NATO’nun varlığı Balkanlar’daki gibi bir insanlık trajedisinin önüne geçmişti.

Belarus, Moldova ve Ukrayna’dan oluşan Yeni Doğu Avrupa bir gri alandır. ”Tam ve özgür” Avrupa’ya mı dahil olacağı, yoksa otoriter Avrasya kültürünün parçası haline mi geleceği henüz belli değildir. ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinde Çin’i dengelemek için Rusya Federasyonu’na taviz vermek zorunda kalması Moskova’nın burada yeniden güç kazanmasına yol açabilir.

Çerkes aktivistlerin 2010 yılındaki Estonya ziyaretinde siyasi destek sözü aldıklarını unutmamak gerekiyor.Baltık-Karadeniz hattındaki ülkelerin Çerkes Sorunu’na gelecekte de ilgi göstermeleri sürpriz olmayacaktır.

Sonuç

Küresel güç ve ekonomik dinamizm Batı’dan Doğu’ya kayıyor. Asya-Pasifik dünya siyasetinin merkez bölgesi oluyor. Atlantik ve Pasifik kıyılarını birleştiren Avrasya serbest ticaret coğrafyası olacak. Bu, Rusya Federasyonu’nun batı ile doğu arasında transit ülke haline gelmesi anlamına geliyor. Rusya Federasyonu  bu işlevi yerine getirebilmek için dışa açık, çoğulcu ve modern bir orta sınıf toplumuna dönüşmek zorunda.

Bu,Çerkesya’ya dışa açılma ve evrensel normlarla tanışma fırsatı sunuyor. Bu fırsatı değerlendirmek için Çerkes dünyasının yeni bir küresel sinerji yaratması gerekiyor. Küresel sinerji sayesinde Çerkes diasporası ile anayurdu arasında yapıcı bir ilişki egemen olabilir ve çoğulcu, demokratik “yurttaşlar Çerkesya’sı” doğabilir.

Yükselen Asya-Pasifik’in verdiği mesajı göz ardı etmemek lazım; burası dünyada para ve teknolojiyle tanışıp asırlık bilgeliğini koruyabilmiş tek bölgedir. “Düşmek, etrafı görmemektendir” demiş Fikret.

Dileğimiz Çerkes halkının kentli, çoğulcu, modern bir orta sınıf toplumu haline gelmesi ve Çerkesya’nın Asya-Pasifik‘ten sonra Hint Okyanuslu ve Arktikli günleri de görmesidir.


Bu yazı toplam 8341 defa okundu.





Hudeberdiqo Murat

Ömer Aytek beyin makalelerini değerleyecek kişilerin çoğalması toplumumuz için umut verici olacaktır.
Yalnız sayın ömer beyden ricam makalelerinin sonuna yazısında kullandığı bazı terimlerin tanımlarını eklemesi olacak.

Wuzınşav

11 Şubat 2014 Salı Saat 14:32
Meretuko Melih

Sayın Dağıstanlı, eğer Ö.A. Kurmel'in bıraktığı yerde iseniz o ne yapsın?
Bende o zamanlar Fatihte ki dernekteydim. O zamanlardan iyi hatırlıyorum Aytek başkaları gibi Çerkes=Kafkas demezdi. O her zaman bu konuda tutarlı ve ılımlı bir kültür (Çerkes) milliyetçisi ve Kafkas birliğini de desteklerdi.
Bugün ne değişti derseniz? Bence daha tutarlı ve ayakları yere daha sağlam bir şekilde basıyor. Reel-politik ortamdan kendinizi soyutlamadan düşündüğünüzde sizde Kafkas birliğinin, Çerkes milliyetçiliğiyle hiç bir şekilde çelişmediğini ve kurusıkı Rus düşmanlığıyla bu işlerin yürüyemeyeceğini görmeniz gerekir.
Kafkas dayanışmasını zedelemeyen bir Çerkeslik neden bir Dağıstanlıyı rahatsız ediyor anlayamadım. Bir Dağıstanlı olarak Çerkesya'nın mutedil özgürlükçülük anlayışına destek vermeniz gerekmezmi? Milli bir Çerkesya, tüm Kafkasya için iyi bir gelişme değil mi?

06 Şubat 2014 Perşembe Saat 12:29
İhsan Ateşoğlu

Sayın Ömer Aytek Kurmel Beyin yeniden yazmaya başlamasını Çerkes halkı için hatta daha evrensel boyuttada büyük bir kazanım olarak değerlendiriyorum. Kendisine başarılar dilerim.

Sayın Ateş Sayın Kurmelin gerçektende yüksek analizler içeren yazısı karşısında sizin yazdıklarınızı ancak konuyu anlayamamış olmanız ile açıklayabiliyorum. Jeopolitiğin kurucularından ve sonraki takipçilerinden dem vurmanız işin dahada vahim boyutudur.

Mevcut jeopolitik tüm varlığıyla bilimsel temellerle varlığını uygulaqmassını uygulamada gösterirken jeoplitik gibi bir kavrama Çerkesya ne olacak yaklaşımı anlamsızdır.

Alternatif yada eleştirel jeopolitik jargonu ve fikri yapısından besleniyorsunuz diyecem onada dair bir iz işaret göremiyorum. Jeopolitik metaforları sayın kumel mükemmel bir şekilde anazliz etti. Düşüncem odur ki bu konuda yazmaya devam edecek.

Entellektüel yada metodolojik olarak sayın yazarın yazısına meydan okuma gayretiniz beyhudedir Kemal bey. Çerkesya bir büyük bütünlük içinde ele alınmalıdır. Klasik jeopolitiğin ötesinde temel jeopolitik unsurlar arasına etnik ve kültürel temellerde katılmıştır.

Sayın Aytek beyin yazısında Çerkesler ve Çerkesya için stratejik bir paradigmanın jeopolitik temeller içerisinde şekillendiği görülmektedir.

06 Şubat 2014 Perşembe Saat 02:08
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net