Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Awtle Laşin
SEN VE BEN
13 Şubat 2014 Perşembe Saat 21:50

Soğuk bir gündü. Her zamanki isyan ettiğim soğuk poyraz esiyordu. Ağzımdan buhar bulutçukları çıkarken beni kolumdan tuttun ve bir pastaneye götürdün.  Sökülmüş ama hala yerinde olan Adige bayrak amblemli beyaz şapkamı çıkardığımda darmadağın olmuş saçlarım sana komik gelmiş olmalıydı.

Hangisi daha yeşildi bilemiyorum, bayrağım mı gözlerin mi? Ben bağımsızlık fikirlerimle, tutarlılık arzumla övündüğüm sırada, kahkahayı bastın. Pastanın üzerindeki pudra şekerinin yüzüme yapıştığından güldüğünü geç kavrayacaktım.

Aniden çalan telefonunda duyduğum ezgiyle, içimde daha önceden var olan, ama açılmayı bekleyen büyük bir boşluk açıldı. O boşluk, huzursuz, susuz, ideolojik bir boşluktu.

O var oluş sendin.

Kimliğimdi...

Sermayenin küreselleşerek vatansızlaştığı, ‘’işçilerin vatanı yoktur’’ sloganının benimsendiği, milliyetçiliğin geri kalmış ülkelere has olduğunun sanıldığı bir zaman diliminde tanışmıştım senle.

Sana göre asıl mesele toplumun içindeki sınıf ayrımı değildi. Vatanımız asıl meseleydi. Siyasi bağımsızlıktan yoksun olan mensubu olduğum halkımın güçlü edebiyatı, çektiği acıları, öfkeleri, çığlıklarını duyuracağı yegane kürsü olduğundan sık sık bahseder, edebiyatımızı tanımamızı söylerdin. Elime kalemi aldığımda yazmanın beni de özgür kıldığını anlayamazdın halbuki.

Başımıza gelenleri çekirge saldırısına benzetirdim, sana göre talihsizlikti. Öyle ya dünya tarihinde, ezilen ve soykırıma uğrayan tek halk biz değildik. Ruanda, Kamboçya, Bosna  v.b de vardı. Soçi‘yi farklı kılan neydi?  Soçi asla adige toprağı olarak gösterilmedi. Sanki Çerkesler o şehirde hiç var olmamış,  yaşamamıştı. İkimiz de Soçi dendiğinde, kabrini arayan cesetlerin şehri olduğunu anlar, gözlerimiz dolardı.  Neden Soçi, dünya basınının da hak ettiği ilgiyi ve tepkiyi bulamıyordu?

Sen tüm bunlarla beraber halkımızdaki hemen hemen mahvolmak derecesindeki durgunluğu görürdün. Ben ise çok ütopiktim. Ben benim gibi olanlardan ayrıcalık beklerken, sen gerçeklikten koptuğumu düşünür, her toplum gibi Adıge toplumunun da kendi sınıfını kendi ideolojisini yarattığını hatırlatırdın.

Dönüş bana göre alternatifken, sana göre zaruriydi. Ben serçeydim sen kartal sana göre, ben kabul etmesem bile. Hem ben niye serçe olmak zorundaydım?

Çerkes tanımlaması herkeslerce tartışmalıyken, sana ‘’her milletin bir dili ve kendine has değerleri var. Bu özellikleri çerkeslik potası altında eritmeye çalışmak adil mi? o topluma karşı saygısızlık değil mi?’’  derdin.

Diaspora benim için, rahatça eleştiri yapabildiğim mekanken, sana göre yok olma özgürlüğüne sahip  ti.

İkimizin de kışın ortasında, 4 yıl arayla doğduğumuzu ve kışın doğan insanların hayatlarının zor olduğunu söylediğimde, Mayıs’ın 21’ ini hatırlatırdın. Olumsuzlukları meteorolojiye bağlamamamı, gezegenlere suç atmamam gerektiğini söylerdin.

Ben vatanımız hakkında olumlu olumsuz eleştirilerde bulunurken, sen onun hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını, buna lüzum olmadığını sertçe söylerdin. Sonra da serçenin peşinden koşardın ve bu kartalın değerini düşürmezdi yine sana göre.

Dahası iki farklı isimle, kimlikle,  zorunda bırakılan ikinci dünya savaşında ailesine ve kendisine her türlü acıyı, işkenceyi tattırmış olanların (!)  üniformasını giyen dedem, acaba yaşasaydı bizi nasıl karşılardı? Burada durur muydu? Yoksa gider miydi? Gitmek dönmek miydi?

Son olarak; *Sana hayat veren köklerine ihanet etme. Onlar aldatılacak ahbaplar değildir.


* The Roots  ( Kökler ) dizisinden alıntıdır.


Bu yazı toplam 4392 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net