

21 Mayıs: Çerkes Soykırımı ve Toplu Sürgünü
Soçi, Nisan 1864, Rus İmparatoru/ Çar II. Aleksandr’ın kardeşi, Kafkas Orduları Başkomutanı, Büyük Prens –Grandük- Mihail Nikolayeviç, boyun eğmiş Çerkes toplulukları temsilcilerine hitaben şöyle konuşuyor: ‘Topraklarınızı Rus yerleşimciler için ayırdık, oralara Rusları yerleştireceğiz, bu yerlerden gideceksiniz, gitmeniz/ göçe hazırlanmanız için size bir ay süre veriyorum” (1).
Ev sahibi 'kiracıyı' kovuyor sanırsınız.
Rus Rus’u yalanlıyor.
150 yıldan beri Çerkesya ve Çerkes diasporası Çerkes soykırımı ve sürgününün acılarını yaşıyor.
Bir önceki yazımızda Rus tarafının ne denli yalancı ve kendilerini küçük düşürücü söylemler içinde olduklarını, RF Devlet Başkanı Vladimir Putin’den de alıntılarla vurgulamıştık. Dr. Karden Murat da “Andersen’den Masallar” başlıklı makalesinde aynı yalancılığın örneklerini sunuyor.
Emperyal Rus’a göre, Karadeniz kıyıları ve bu arada Soçi, 1829 Edirne Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nden alınıp Rusya’ya ‘ilhak edilmiş’ eski Yunan toprakları imiş. Putin böyle diyor. Soçi’de Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar ve Türkler yaşamışlar. Çerkeslerin esamesi okunmuyor tabii.
Rus tarihi değiştirmiyor, yok ediyor.
Yukarıda değindiğimiz kısa alıntı, Rus askeri tarihçi Semen Esadze'nin, “Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali” adı altında Murat Papşu tarafından Türkçeye çevrilen kitabından, kitapta şunlar da söyleniyor: Büyük Prens Mihail Nikolayeviç, bağlılıklarını bildirmek üzere Soçi yöresinde "toplanan Çerkes liderlerinin yanına gitti. Onlar kavimlerine göre kabul edildiler; hepsi kendi halkı adına kayıtsız şartsız bütün emirlere itaat etmeye hazır olduklarını bildirdiler" (2).
Büyük Prens’in topraklarını boşaltmalarını ve göç etmelerini istediği bu kişiler, Putin’in dediği gibi Yunanlılar, Bizanslılar ya da Türkler miydiler?
Bazıları çeviride 'yanlış terimler' kullanıldı, sözgelişi ‘Gorski/ Dağlı sözcüğü kitapta Çerkes biçiminde çevrilmiş olabilir’ diyebilir. Kuşkuları gidermek için alıntıyı sürdürelim: “Büyük Prens’in gelişine yakın, Rusya İmparatoru’na boyun eğdiğini bildiren kavimlerin bütün liderlerinin toplanması emredildi. Şapsığlar, Goylar, Vıbıhlar, Cigetler ve Ahçipshuların birkaç lideri geldiler” (3).
Sözü edilen bu liderler ve temsil ettikleri topluluklar içinde Yunanlı ya da Türk olan tek bir kişi olsun var mıymış? Sözgelişi Şapsığlar Adıge/ Çerkes değil de Yunanlı, Romalı, Bizanslı ya da Türk mü olmuşlar imiş?..
Yani Rus Rus'u ya da tarih Rus'u yalanlıyor. Ne denli çabalasa bile Rus, Çerkes tarihini asla yok edemez...
Büyük bir süreç, Çerkesya’nın ülkesi ve milleti ile birlikte yok edilmesi
Yazılarımızda belirttik. 1774’te Kabardey yöreleri, Osetya ve Balkarya resmen Rusya’ya ilhak edildi. Egemen Çerkes toprağı Kuban Irmağı güney havzası ile Karadeniz kıyılarına sınırlandı.
1782’de Çerkesya kıyısında, Çerkeslerin izin vermeleri üzerine/ ittifak gereği Osmanlılar Anapa ve Soğucak (daha sonra ‘Sucuk- Kale’, şimdi Novorossiysk) askeri kalelerini kurdular.

1767-1783 yılları arasında Kafkasya ülkeleri ve günümüz sınırları
1812 Bükreş Antlaşması ile Karadeniz kıyılarının denetimi Rusya ile yenik Osmanlı Devleti arasında 'bölüşüldü'; kıyının kuzey kesimi, Kuban Irmağı ağzı ile daha güneyde Bzıb Irmağı arası (Çerkesya kıyıları) Osmanlı Devleti’ne, Bzıb ile Poti (Riyoni Irmağı) arası ve Batı Gürcistan toprakları (İmereti Krallığı ve oraya bağlı Abhaz ve Mingrel prenslikleri toprakları) Rusya’ya bırakıldı.
Ruslar aralıksız Çerkeslere saldırıyorlardı ama Osmanlıların kılı kıpırdamıyordu. Örneğin, Adıgeler “1801- 1825 yıllarını kapsayan 25 yılda 25,255 ölü ya da tutsak verdiler. Bin at, 60 bin sığır ve 100 bin koyun yitirdiler. Rus Ordusu’nun toplam ölü kaybı ise 2,100” idi (4). Devam edelim: “Temmuz 1825. Maykop’a uzakça olmayan bir yerde,(şimdiki Adıgey'de, Maykop ilçesi merkezi Tulski beldesi yakınındaki Mıyeko Irmağı kıyısında) Pşı F. A. Bekoviç- Çerkasskiy komutasındaki Khersonskiy Alayı ile Abzahlar çarpıştılar. Abzahlar verimli/ ekime elverişli yerlerini/ topraklarını koruma amacıyla, daha önceleri de söz konusu Rus alayı ile birçok kez çarpışmışlardı. Ancak bu kez Abzahlar yenildiler. Bu son savaşta gösterdiği yiğitlik nedeniyle Bekoviç-Çerkasskiy'e dördüncü dereceden Aziz George (Georgiy) nişanı verildi. Maykop adı da ilk kez, nişan ekindeki taltifnamede/ taltif yazısında geçmiş oldu” (5).
Hani Çerkesya Osmanlı 'korumasındaydı'? Koruma böyle mi olurmuş?..
Osmanlı niçin Anapa ve Sucuk-Kale’ye kapanmıştı? Çerkesler Osmanlı Devleti’ne bağlı idiyseler niçin Çerkeslere yönelik Rus işgal ve saldırılarına karşı ilgisiz kalıyor, önlem almıyor ve Çerkesleri korumuyorlardı?..
1829’da Anapa ve Sucuk-Kale (Novorossiysk) kesin olarak Rusların eline geçti. Ayrıca Çerkesya kıyılarının denetimi de Osmanlılardan Ruslara devredildi. Ancak bu durum, gerçekte, Çerkesya’nın bir Rus imparatorluk toprağı olduğu anlamına gelmiyordu. Çerkesya yine bağımsızdı, egemendi.
Ruslar Sucuk-Kale’den güneye ilerleyerek kıyıdaki ĤuÍıĵıy limanını ele geçirdiler; burada Gelencik adlı bir deniz üssü kuracak, ĤuÍıĵıy'dan Yekaterinodar’a (Krasnodar) doğru uzanan bir askeri yol (hat) inşa edeceklerdi.
1837-1839 yılları boyunca Çerkesya kıyıları Ruslarca işgal edildi, kıyı boyunca Gagra'ya uzanan bir kıyı hattı (yol) inşa edildi. Hat üzerinde askeri kaleler, bu arada 1838'de Navaginsk Kalesi de (şimdi Soçi) kuruldu. Rus deniz çıkartmalarına karşı yurt direnmesinde bulunan Çerkeslerin kanı sel gibi aktı. Doğudan da ilerleyen Ruslar Laba Irmağına ulaştılar.
Rus, sınırları daralmış Çerkesya'yı dört bir yandan, karadan ve denizden tam bir kuşatma ve abluka altına almıştı.
1840 ilkbaharında Çerkesler Rus kale ve hatlarına karşı genel bir taarruza geçtiler, kıyı hattını yıktılar, Rus ilerleyişini geçici olarak durdurdular ve kıyının bir kesiminden (Şapsığ kıyılarından) Rusları kovdular.
Öte yandan Çeçenya’da bir dini devlet kuran Şeyh Şamil Çerkesya’ya da el attı, Abzahları yanına çekti, sonuç olarak Çerkes direnişi bölünmüş ve zayıflatılmış oldu. Bölünme Şamil’in naibi Muhammed Emin’in Şamil’i izleyerek Rus safına geçmesi olayına, Aralık 1859 yılına değin (1848-1859) sürecekti.
Avrupa Kıtasına uluslararası bir düzenleme getiren 1815 Berlin Kongresinde Osmanlı Devleti Avrupalı devletler arasında sayılmamıştı. Bu nedenle Çerkesya korumadan yararlanamamış, Rus saldırılarına açık topraklardan biri durumuna düşmüştü. Rusya 1829 Edirne Antlaşması ile uluslararası topluma Çerkesya’nın bir Rus toprağı olduğunu kabul ettirmeyi başardı.
1853-1856 Kırım Savaşı Çerkesya’ya hayır değil, uğursuzluk/ yıkım getirdi. 1856 Paris Antlaşması Osmanlı Devleti’ni Büyük Avrupa Devletleri arasına aldı ama Çerkesya’nın ve Çerkeslerin geleceğini Rusların insafına bıraktı. Çerkesler göz göre göre feda edilmişti.
Soykırım, etnik temizlik ve toplu sürgün/ deportasyon
Sonradan Rusya Savaş Bakanı olacak olan Kafkas Orduları Kurmay Başkanı General Milyutin, 1857’de Çerkes sorununu çözmek için Çerkeslerin bir bölümünün kuzeydeki Don Bölgesine göç ettirilmesini/ sürülmesini gizli bir raporla o zamanki başkent St.Petersburg’a önerdi (7). Öneri Rusya’daki Müslümanların tepkilerine yol açabileceği kaygısıyla askıya alındı. Daha uygun çözüm yolları, alt yapı hazırlıkları üzerinde çalışılmaya başlandı. Çalışmalar Osmanlı hükümeti ve Batılı hükümetlerce de kuşkusuz izleniyordu.
Göçü teşvik için Osmanlı Devleti 1855’te yasakladığı Çerkes esir/ köle ticaretini 1857’de serbest bıraktı; 1860’da Trabzon ve İstanbul’da Çerkes esir pazarları yeniden kurulacak, Çerkes kölelerin satışı başlatılacaktı.
1859 yılında General Loris-Melikov Rus hükümetince görüşmeler yapmak üzere İstanbul’a gönderildi, Kuzey Kafkasyalı Müslüman göçmenleri kabul etmesi için Osmanlı Devleti ile görüşmeler başlatıldı. Bir mutabakat sağlandı. Görüşme ayrıntılarını tam bilemiyoruz. Ancak uygulama ortada ve bir fikir veriyor. Osmanlı, gelenleri göçmen statüsü çerçevesinde kabul etti. Buna göre ailelere parasız toprak verilecek, ev, hayvan, tarım araç ve gereci sağlanacak, üretici olana dek geçimleri devletçe üstlenilecekti. 1858’de Arazi Kanunu çıkarılmıştı, ailelerin tapulu topraklara ve muhtarlıklara kavuşmaları, modern anlamda köyler kurarak topluma örnek olmaları amaçlanmış oldu. Çerkesler anayurtlarındakine benzeyen toprak ve yaşam koşullarına kavuştular. Bağımsız yaşam sona ermiş olsa da, bu kadarı bile yeni yerlerine tutunmayı ve uyumu kolaylaştırdı. Türk köylüler ise özgür yaşamı ve özgür köy sistemlerini henüz tanımıyorlardı, bey ve bürokrasi boyunduruğu altında inliyor ve çok yoksul bir yaşam sürdürüyorlardı.
İlk göçler Kabardey ve Oset soylularının önderliğinde (elbette Rus hükümetinin desteğiyle) 1860 yılında başlatıldı. Ruslar Müslüman nüfusu azaltmayı, asıl hedef olarak da gündemdeki büyük bir felâketi (toplu Çerkes sürgününü) gizlemeyi, bu tür göçlerle perdelemeyi amaçlıyorlardı. Ruslar göçlerin isteğe bağlı olarak gerçekleştiğini, serbest göçler olduklarını propaganda ediyorlardı. Şimdi de öyle diyorlar.
Çok sayıda Çerkes kölesi beyleri (pşı) tarafından esir pazarlarında satıldı.
1859 kışı ile 1860 yılı ilkbaharını bağlayan ara süreç Rus politikasında bir değişiklik olduğunu açığa çıkardı. Anapa- ĤuÍıĵıy (Gelencik) hattı dolaylarında yaşayan Natuhaylara ilişkin Rus politikası değişti. O zamana değin dağlarda ve vadilerde barınan Çerkesler düze indiriliyor, yönetme kolaylığı için Çerkesler büyük köyler kurdurularak bir araya toplanıyor, eski Çerkes köyleri Ruslara (Kazaklara) veriliyor, ek olarak boşaltılan akarsu vadilerinde yeni Kazak köyleri (stanitsa) kuruluyordu. İşte bu faaliyet, köylerin Kazaklara devri ve yeni Çerkes köyleri kurulması politikası Natuhay’da durduruldu (6). Sürgünün ilk işareti alınmıştı. Çerkesya, azat edilecek Rus serflere/ toprak kölesi köylülere tahsis edilecekti. Rus köylüsü (serfler), Kazaklar gibi örgütlü ve savaşçı değildi, bu bakımdan tam bir güvenlik altına alınmamış yerlere yerleşmek istemeyecekti.
1860’da Kafkasya'daki üst düzey 5 Rus generali Çerkes sorununu görüşmek üzere bir araya geldi. Kafkas Orduları Başkomutanı Kont Baryatinski, Savaş Bakanı General Milyutin ve Kont Yevdokimov Karadeniz kıyısında yaşayan Çerkeslerin Türkiye’ye gönderilmelerinin hem kendileri ve hem de Rusya’nın geleceği için en yararlı çözüm olacağı görüşünde birleşti. Beşli içinden General Filipson Karadeniz kıyısındaki Çerkeslerin Türkiye ile ticaret yapmalarına izin verilmesi halinde sorunun barışçı yöntemlerle çözülebileceğini savundu ama kabul ettiremedi.
Çünkü, Rusya’ya Çerkeslerin kendileri değil, toprakları gerekliydi. Çerkesler sürülecek, boşalan topraklara güvenilir Rus nüfusu getirilip yerleştirilecek, ülke Ruslaştırılacaktı.
Rus hükümeti generallerin kararını uygun ama yetersiz buldu. İç kesimde yaşayan ve Şapsığlardan sonraki kalabalık topluluk olan Abzahlar da sürgün kapsamı içine alınmalıydı.
1860 yılında Şapsığ ve Vıbıh-Ciget yöreleri dışındaki bütün yöreler Rus yönetimine alınmıştı. Bu arada Çerkesler arasında toplu sürgün olacağı, Çerkeslerin topraklarından çıkarılacakları haberleri dolaşmaya başlamıştı. Kaygılı ve gergin bir ortam vardı. Batı kaynaklı istihbarat verileri Çerkeslere de ulaşıyor olmalıydı.
1861 yılında Kont Baryatinski yerine Başkomutanlığa atanan Kont Yevdokimov, Aralık 1859’da Ruslara boyun eğen ve iki yıldan beri barış içinde yaşayan Abzahlara ansızın saldırdı ve barışı bozdu. Devlet kendi yurttaşını hedef almıştı.
Bunun üzerine Abzahlar çaresiz Şapsığ ve Vıbıhlarla birleştiler.Topraklarını, ülkelerini savunmak için, Adıgeler 13 Haziran 1861’de parlamenter bir yönetim, Soçi merkezli bir Çerkes Devleti kurdular. Çar II. Aleksandr Eylül 1861’de Kuban Oblastına geldi, sınırda, Maykop yakınındaki Hamketi’de Çerkeslerle görüştü, Abzahları Şapsığlardan ayırma taktiği denemesinde bulundu ama başaramadı.
Çerkes Devleti temsilcileri, kendilerinin de Rus yönetimindeki Çerkesler (Bjeduğ, K’emguy, Besleney, Kabardeyler, vb) gibi vatandaşlığa alınmalarını ve sürülmemelerini talep ettiler. Çar, kabul için birtakım olmayacak şartlar öne sürdü. Aslında barış ve kabul yanlısı değildi, sürgün kararını çoktan vermişti. Öne sürdüğü şartlardan biri de asker kaçaklarının/ Çerkeslere sığınmış Rus askerlerinin kendilerine teslim edilmesi şartı idi. Teslim etme bu kişilerin idam edilmeleri, ölüme gönderilmeleri anlamına gelirdi. Çerkes Devleti temsilcileri böylesine bir onursuzluğu kabule yanaşmadılar. Sığınmacı Rusları da kapsayacak bir barış antlaşması ve bir genel af arayışı içindeydiler.
Soykırım ve sürgün uygulaması
10 Mayıs 1862’de yürürlüğe giren bir Rus hükümet kararı gereğince, sınırları belirlenmiş bir alanda yaşayan Dağlı (Çerkes) nüfusunu 'göç ettirme' görevi Kuban Ordusu komutanlığına bırakıldı. Sürgün sahası Maykop’un solundan akan Belaya/ Şhaguaşe Irmağından başlıyor, Bağımsız Çerkes Devleti topraklarının tamamını, ayrıca işgal altındaki Natuhay yöresi ile en güneydeki Ciget yöresini de kapsıyordu. Bu sınırlar içinde yaşayan yerli nüfus toplu biçimde göç ettirilecekti.
İki yıl süren savaş sonunda sözü edilen alanda, Kuban ve Bzıb ırmakları arasındaki Karadeniz kıyılarında tek bir Çerkes bireyi ve tek bir Çerkes evi ayakta bırakılmadı. Binlerce köy ateşe verilip yakıldı. Çerkes Devleti toprakları kapalı/ yasaklanmış askeri bölge statüsü içine alındı ve Kuban Ordusu yönetimine verildi. Sivil gözlemci ve basın mensuplarının bölgeye girişleri yasaklandı. Çok sıkı bir denetim ve sansür uygulandı, bölge üzerinde adeta kuş bile uçurtulmadı.
İşte böylesine koşullarda bir ölüm kalım savaşı yürütüldü, Rus askerler büyük çapta katliamlar yaptılar, toplu halde öldürülenler uçurumlardan atıldılar. Örneğin, Pşeha Irmağı vadisi sivil ölülerle dolup taştı.
Yüzbinlerce uygar insanın yaşadığı bir bölge, Çerkes Devleti toprakları tamamen insansızlaştırıldı. Büyük bir ulus, ulusal geleceği olmayan, ulusu imha eden bir sürgün girdabına yollandı ve dağıtıldı.

1881 yılında (Sürgünden 17 yıl sonra) eski Çerkesya'da Adıge yerleşim yerleri. 15 sayısı ile gösterilen adaların en güneyi Abhaz, diğerleri Adıge. Şimdiki Kıyıboyu Şapsığe ise henüz oluşmamış.
Çerkeslere kendi ülkelerinde yaşama olanağı tanınmadı, bir bağımsız ulus son bireyine değin ya öldürüldü ya da yurtdışı edildi. Ulusun ulus olarak varolma/ yaşama hakkı elinden alındı. Buna soykırım denmeyecek de ne denecek? Birileri anlatabilirler mi bunu?..
Ceza hukukunda aynı anda işlenen suçlar arasında en ağır olanı esas alınır ve ona göre ceza verilir. En ağır suç, 1861 yılı Bağımsız Çerkesyası nüfusuna karşı işlenmiş olan suçtur, bütün bir ulusu hedef almıştır.
Geçmişte, olası Rus kaynaklı, “Kuzey Kafkasya edebiyatı” (doğrusu- edebiyatları), “Kuzey Kafkasya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı sürgüne tabi tutuldu” gibisine görüşler öne sürülmüştü. Böylece büyük bir soykırım gerçeği sulandırılmak, gizlenmek isteniyordu. Sosyolojik ve etnik anlamda Çerkeslerin yüzde 90 ya da 95 kadarının ülkesini terk etme durumunda kaldığı görüşüne birşey diyemeyiz. Ama siyasal anlamda durum farklı, bu anlamda Çerkeslerin tamamı sürülmüş sayılır. Yaşayan Çerkesler bir soykırım yaşandığı gerçeğini değiştirebilirler mi?
Bu konuda 1767-1783 Çerkesya haritası ile 1881’deki ve günümüzdeki etnik haritaları karşılaştırmak yeterli bir bilgi verebilir (Her üç harita da yazı metni içinde). 1881 yılı haritasında Çerkes yerleşim alanları, eski Çerkesya toprağında küçük alanlar/ adalar haline dönüşmüştü, Karadeniz kıyı bölgesinde ise tek bir etnik ada, örneğin Şapsığ diye birşey kalmamıştı (Kıyıboyu Şapsığe daha sonra oluşacaktı) (8)…
Ölçü ve tanımlama, yaşayanlara göre değil, savaşta, zorlu sürgün yolculuğunda ölenlere, öldürülenlere, sürülenlere ve yok edilen ulusa göre yapılmalıdır, konmalıdır.
Çerkeslerin başına gelenin Yahudilerin, Kızılderililerin ve Ermenilerin başına gelenden ne farkı var? Onların hepsi öldürülmüş müdür? Öldürmeler aleni mi yoksa gizli, örtülü mü yapılmıştır. Çerkeslere de aynı yöntem uygulanmıştır. Öldürmeler genellikle gizli yapılır. Srebrenitsa ve Bosna'daki soykırım uygulamaları aleni mi yapılmıştır? Katledilenler toplu mezarlara merasimle mi gömüldüler? Rus niçin Çerkeslerle ilgili askeri/ resmi arşivleri açmıyor? Buna karşın, yine de gerçeği söyleme yürekliliğini gösteren Rus aydınları var, onlara çok şey borçluyuz.

Eski Çerkesya topraklarında günümüzde kalmış olan Çerkes yerleşim adaları, kahverengi ile gösterilmeyen yerler Çerkeslerin artık yaşamadığı yerlerdir.
Nogay soykırımı diyoruz. Sadece Kırım’a bağlı topraklarda (Taman Yarımadasında ve Azak Denizi doğusunda) yaşayan Nogaylar yok edilmiş, soykırıma tabi tutulmuştur, Stavropol ilinde ve Dağıstan’da yaşayan Nogaylara dokunulmamıştır. Yaşayan Nogaylar bir Nogay soykırımı olmadığının kanıtı ve ölçütü olabilir mi?
İçimizdeki Rus işbirlikçileri ve beslemeler yavaş yavaş açığa çıkmaya başladılar, etkileri azaldı. Daha da azalacak. Bu da bir uyanış ve siyasal toparlanma dönemi yaşandığının kanıtı. Suriye Çerkeslerine Rusya'nın uyguladığı giriş yasağı ve Kırım'ın işgali gözleri açtı. "Bir musibet bin nasihatten yeğdir" dememişler boşuna.
Toparlanmak için dernekler yetmez, bir siyasal örgüte, daha yalın bir ifadeyle bir siyasal partiye gereksinim var. Başka partiler içinde kişiliksiz roller oynamakla bir yerlere varılamaz. Bir parti etrafında bütünleşmeye çalışmak, demokratik platformlarda bir araya gelmek, dayanışmak ve bir güç oluşturmak gerekir, bu yolla bir gelecek yaratılabilir.
(1) – Semen Esadze, “Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali”, s.120.
(2) – aynı yer, s.120.
(3) – aynı yer, s.119.
(4) - “Eski Belgelerde Adıgeler”, Adıge mak’tan çeviri, 11 eylül 2013.
(5) - “Eski Yazılı Belgelerde Adıgeler”, Adıge mak’tan çeviri, 8 eylül 2013, Cherkessia.net, Tarih.
(6) - Prof. Çuvıç Anjel, “Kırım Savaşı ve Ertesindeki Çerkeslerin Tarihi (1853-1856)”, Cherkessia.net, Tarih.
(7) - Ali- Hasan Kasumov , "Çerkes Soykırımı"; T.V.Polovinkina, "Çerkesya Gönül Yaram".
(8) - Şapsığlar için bkz. "Adıge Özerkliğinin 90. Yılında Durum- I" başlıklı makalemiz.
Soykırımı soykırımcıların yüzüne tüküreceğiz, katile katil demek suç olur mu?
Sağol abi, yazın tüm hakikatleri ayan beyan ortaya koyuyor.
