Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
FİLİSTİNİZM
11 Ağustos 2014 Pazartesi Saat 00:25

Kurbanlar ve Festivaller

Vatanı Olmayan Hiç Bir Çocuk Güvende Değildir!
                                                          Filistinli Sihem
                                                                              
Tarihi yazıyı bulan ve uluslararası ticareti ilk başlatan Fenikelilere kadar uzanan Filistin, birinci dünya savaşından hemen sonra Balfour (02 Kasım 1917) deklerasyonu adı verilen İngiliz hariciyesinin Filistin de bir Yahudi devleti kurulmasına karşı olmadığını belirten görüşünden sonra yoğun Yahudi göçüne sahne oldu. Hemen bu tarihlerden itibaren de bölgenin yönetimini elinde bulunduran İngilizler ile Araplar ve Araplar ile Yahudiler arasında şiddet olayları patlak verdi. Filistin de ki Yahudi göçmen nüfusu ikinci dünya savaşı ile birlikte hızla artarak milyonları buldu. Savaştan sonra 1948 de İsrail devleti kuruldu. Bu oldu bittiyi kabul etmeyen Arap devletleri İsrail ile 1948–1967 (Altı Gün)–1973 (Yom Kippur) tarihlerinde 3 kez savaştı ve Arap devletleri bu savaşlardan hezimetle ayrıldılar. Ayrıca 1956 tarihinde Süveyş kanalının millileştiren Mısır ve Nasır a karşı da İngiliz-Fransız desteğinde güçlü bir İsrail saldırısı oldu ve SSCB’nin nükleer silah kullanma tehdidi ile durdurulabildi.

Bu savaşlardan sonra Filistin de Arap-Müslüman toprakları sürekli daralırken İsrail sınırlarını genişletti. Araya Lübnan iç savaşının girmesi ile (1975–1990) herkesin herkesle savaştığı çetrefil bir durum ortaya çıktı. Güney Lübnan’ı işgal eden İsrail ve kuzeye asker sokan Suriye gibi aktörlerin de katılımıyla dengeler köklü olarak değişti. Filistin’in Yaser Arafat komutasındaki İlk intifada hareketi 1987 den başlayarak 1993 deki Oslo barış görüşmelerine, ikinci intifada hareketi ise Eylül 2000 ile Şubat 2005 arasında yaşandı.  Bugünlerde dünya gündemine oturan Gaza ya da Gazze bölgesi de eski Filistin topraklarının işgal edilen fakat daha sonra Oslo barış süreci ile birlikte Filistinlilere geri verilen Akdeniz kıyısındaki dar bir kesimini (40 x 8 km) oluşturuyor.

Gazze eski Mısır dilinde (Kop dili) Ghazzat ’değerli şehir’ anlamına geliyormuş buradan İbranice güçlü kale demek olan Gazza türemiş ve diğer dillerde ki kullanımına da İbranice aslından tevessül etmiş. Arapça karşılığı Gaza yani kutsal savaştır. Moğolların fethedebildikleri en güney beldesi Gazze 26 Ocak 2006 tarihindeki seçimlere kadar Bati Şeria denen sınırdaş olmadığı diğer bölgeyle birlikte Filistin’in Müslüman-Arapların ellerinde kalan son toprak parçasıydı. Bu iki bölge birlikte tek bir yönetime Filistin devletine bağlıydı. Fakat özgür seçimleri Mısır merkezli Müslüman Kardeşler (İhvanı Müslümin) örgütünün Filistin kolu olan Hamas’ın kazanması akabinde başta ABD olmak üzere kimi batı ülkeleri ve İsrail devletleri Hamas in terörist örgüt olduğu gerekçesi ile Filistin devletine yaptıkları nakdi yardımlarını kestiler.

Zor durumda kalan Filistin yönetiminde iktidar için çatışmalar baş gösterdi ve Hamas’ı batı Şeria’ dan kovan merhum lider Arafat’ın El Fetih örgütü yönetime zorla el koydu. Hamas ise ancak Gazze şeridi denen bölgede tutunabildi. Ardından Arafat döneminde ve sonrasında ülkede yapılan yolsuzlukların söylenceleri ortalıkta dolaşmaya başladı. Ve bizatihi Arafat in Fransız kökenli esinin Paris’de on milyonlarca dolarlık banka hesapları olduğu iddia edildi. Hamas ile El Fetih’i birbirinden ayıran başlıca teorik görüş faklılığı; El Fetih, batı devletlerinin siyasetine yakın olarak İsrail’in varlığını kabul ederken, Hamas’ın buna ve şiddetle karşı olmasıydı.

Filistin ve Filistinliler için yeterince hamasi cümleler kuruldu bunları tekrar etmeye gerek yok. Başta Arap dünyasının tümü olmak üzere Batı ve ABD’ne bağımlı hatta onların güdümündeki devletlerin ve yöneticilerinin, Filistin sorununa kalıcı bir çözüm bulma umudu nedeyse hiç denecek kadar az. Çünkü bu kanlı coğrafyada Müslüman ve Arap halkları kendilerini kandırmaktadırlar. Daha ötesinde bu kurgusal durum halkların kendine güvenini yok ederek giderek eblehleşmeye yol açmakta. Batıda Filistinizm den kasıt iste bu eblehleşme surecidir. Hem büyük düşman İsrail ve en büyük tedarikçisi ve askeri-mali-teknolojik destekçisi ABD’den maddi yardım alacaksınız, hem de yaptığı hiçbir anlaşmaya uymayan saldırgan İsrail’in güvenliğini barış için birinci koşul olarak dayatan batının desteğindeki İsrail’e karşı mücadele edeceksiniz!

Bir yanda batı ülkelerinin tutarsızlığı öte yanda Arap ülkelerinin tutarsızlığı, Filistin halkını cendere içerisinde eritip sıvılaştırmaktadır. Gazzede yaşayan Filistinli savaşırken ondan daha büyük batı Şeria ve hatta İsrail içinde yaşayan Filistinliler ne yapıyor? Derin bir sessizlikle olup bitenleri TV’lerden izliyorlardır muhtemelen. Filistin için en büyük sorunlardan birisi de yerelleşmedir. Filistinlilerin sorunu Arap coğrafyasından sıyrılarak nerdeyse İsrail’in iç içi mertebesine düşürülmüştür. İsrail devleti de geniş olanakları ile bu meseleyi bir terör sorununa indirgemeyi ve dünya kamuoyuna böyle algılatmaya çalışmaktadır. Özgürlük için mücadele eden bir halk için, dünya kamuoyu tarafından egemen devletin iç içi ya da terör ve güvenlik meselesi olarak algılanmak olabilecek en kötü politik senaryodur.

Yahudi siviller ise Gazze ye yapılan bombardımanı canlı izleyebilmek için yakınlardaki tepelere doluşarak sevinç naraları atarak şampanya patlatıp kutluyorlar savunmasız insanların üstüne yağan bombaları! Hayvani dürtülerin etkisindelermi yoksa bu tavırları gayet de insani mi? Yapılanlara insanlık dışı diyoruz ya mesela, yapılanlar hangi insanlığın dışında kalıyor? Pekâlâ, insanlık dışında olandan kasıt basit bir hayvanileşme mi demek oluyor?
Öyleyse siz hiç hem cinslerine toplu katliam yapan bir kuş sürüsü ya da maymun topluluğu gördünüz mu? Demek ki Gazze de işlenen cinayetler, katliamlar insanlık dışı değil, tam tersine insanlık içi vaka-i adiyeden saymamız gerekiyor. Soykırım mağduru olduğunu iddia eden bir halkın torunları ordularının bir halka soykırım uygulamasını sevinçle karşılıyor, coşkuyla destekliyor! Akademisyenleri askerlerine Filistinli kızlara tecavüz edilmesi gerektiğini böylelikle erkek kardeşlerinin savaşmayacaklarını telkin ediyor!

İsrail gazetecileri Filistin soykırımını meşrulaştıracak tezler uretip yayınlıyor her gün,çünkü kendilerinin tüm barış tekliflerine karşın başka türlü yaşamayı bilmeyen Filistinliler’in yok edilmeleri gerekliymiş! İsrail meclis başkan yardımcısı da aynı yolda giderek Filistinlilere soykırımın gerekli olduğunu söylüyor. Siyasetçileri orduya, hamile kadınları karnından vurarak mermiden kar etmeyi öneriyor! Bu aşağılık durum kelimenin tam anlamı ile cinnet değilse nedir? Büyük İsrail için vaktin geldiğini düşünen Yahudiler sadece eski bir geleneklerini canlandırıyorlar. Günah Keçisi ayinini.Eskiden Yahudiler farazi olarak günahlarını bir keçiye yükleyerek onu çöle kovalarlarmış.
Simdi modern zamanlarda abluka altına aldıkları Gazze yi ağır bombardımanla çöle döndürüp bütün günahlarını Filistinlilere yükleyerek kadim pagan gelenekleri uyarınca arınma ayini yapıyorlar. Rezillik- kepazelik başka hiçbir halk İsrail milleti kadar alçalmadı. Bütün bu katliamlara direnebilmek için Filistinli anneler, ikisi İsrail mermilerine kurban olmak üzere, ikisi evi geçindirebilmek çalışmaya ve ikisi de yekdiğerinin yedeği olmak üzere altı çocuk doğurmak zorunda.
 
Batı, insani şiddeti- hatayı kendinden kovup bugünkü kültürel var oluşunu sağlayan iyi hasletlerin zıddı olan tüm kavramları doğunun şahsında kişileştirerek ve onu yok etmek suretiyle ancak kendi hümanizmini kurabileceğini varsayarak diğer medeniyetler ile arasındaki farklılığı canlı tutmaktadır. 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrası Amerikan dünyası tarafından başlatılan saldırılar ‘’Medeniyetler Çatışması’’ tezine uygun şekilde tüm dünyaya yayılmış vaziyette. Myanmar’dan Çin zulmündeki Doğu Türkistan’a, Orta Afrika Cumhuriyetlerinden Filistin’e, Kuzey Kafkasya’dan Avrupa’ya dek Müslümanlar üzerinde İslam medeniyetini hedef alan çatışmalar cereyan etmekte. Hollywood da bu gerilime ve çatışma ortamlarının psikolojik alt yapısını oluşturacak profesyonel görsel kılıflar üretmekte gayet başarılı çalışmalara imza atmakta.

Batı medeniyetinin uzantısı olan İsrail’de kendi hegemonyasını ve dini kültürünü bölgede ihdas edebilmek için Filistin’i yok etmeye azmetmiş gözükmektedir. İslami kimlik yasağı tüm diğer medeniyetlere hastalık gibi yayılmış durumda. İslamiyet’in yaşanmasının ve İslam kimliğinin yasaklanmasının ardında günah keçisi arama özentisi ile Müslümanları radikalleştirme gayretleri at başı gidiyor. Kimliğin ezilmesinin ardından, yasaklanan İslami kimliğin, egemenlerin istedikleri doğrultuda bir dönüşüme tabi tutulması da hedefte tutuluyor. Basta Müslüman ülkelerde olmak üzere logo dinler, ya da su katılmış İslam en soft hali ile süzerenlerin tespit ettiği kişilerin şahsında görücüye çıkıyor.  Dünyanın lider kimliği Judah-Christian karışımı olan ‘Batılı’ kimliğidir, Uzakdoğulu Hindu-Budist kültür elindeki ekonomik - nükleer güç ile kendini savunabilirken, İslam’ın parçanmış dünyasında taklitten öteye geçmeyen hali ile ne herodianlık başarılabilmiş ne de zealot geleneği devam ettirilebilmiştir.

Gerçek şu ki bütün Arap ve Müslüman coğrafya batının elinde oyuncak derekesine düşürülmüştür ve bu olay yeni de değildir. Arap dünyasının ağabeyi geçinen Mısır’da, Arap baharı devrimi ile gelen serbest seçimlerde iktidarı alan Müslüman Kardeşleri (İhvanı Müslümin) istemeyen batı dünyası ve ABD, Mısır’a yaptığı yardımları durdurduğunda, Mısır ordusu, ABD den gelecek 4 milyar dolar yardım için kendi seçilmiş hükümetini devirerek demokrasiyi ayakaltında çiğneyip diktatörlüğün kucağına geri dönmekte bir beis görmedi. Hemen ardından başını eğmeyen Hamas’ı diz çöktürmek için, Gazze’nin Mısır’a açılan tek kapısı refah sınır kapısını efendilerinin emri üzerine kapattı. Zaten Mısır’da darbe yapıldığında Kahire’ye giden ilk yabancı misyon şefleri İsrail hükümetinin görevlileriydi.

Hakeza Suudi Arabistan günde 1–1,5 milyar dolarlık petrol gelirine rağmen parasını ABD bankalarının haricinde bir yerde tutabilir mi? ABD için petrol evet önemlidir ama petrol parasının nerede tutulacağı daha önemli bir konudur. İsrail’in Gazze’de giriştiği son katliamlar 15.gününe girdiğinde TV’lere çıkan Suudi Arabistan kralı dünyayı duyarsızlıkla suçlayan bir konuşma yaptı! Peki ya sen ne kadar duyarlısın? 15 gündür Gazze üzerine tonlarca bomba yağarken başını nerelere sokabildin?   

Irak zaten fiilen üçe bölünmüş durumdadır ve müttefikler 1991 birinci Körfez Savaşının en başında söyledikleri sekli ile Irak’ı en sonunda parçaladılar. Irak, Arabistan ve Mısır çıktıktan sonra körfez ülkelerini kayda almaya gerek yoktur. İran ise tarihi boyunca komşuları ile savaşan bir yapı geliştirmiştir ve bugün olup bitenlere bir etkisi olmayacaktır. Keza İran için molla rejiminin ayakta kalması sorunu, bütün dünyanın yanıp tükenmesinden daha önemli bir konudur.

Türkiye ise Filistin meselesinde tarihi geçmişe sahip olsa bile bölgede yumuşak gücü ile giriştiği harekâtında başarılı olsa bile etkisi geçici olmuş ve basta Suriye olmak uzara Irak ve Filistin konularında da etkinliğini yitirmiştir. Bu bir zorunluluk halidir çünkü büyük güçler sert gücünün yani askeri gücünün geniş harekât kabiliyeti olmadığını bildikleri Türkiye’yi bölgeden uzakta tutmayı başarmıştır. Bu hırçınlık ile İsrail yönetimi hakkında gazete manşetleri aracılığıyla sürekli didişse bile aktif gücünü harekete geçiremeyen, bunun için yeterli ideolojik vizyonu ve ekonomik yeterliliği, teknolojik becerisi ve askeri kapasitesi olmayan Türkiye, bölgedeki sorunları sadece iç politika malzemesi olarak tüketmektedir.    
 
Karşı tarafta ki İsrail ise olabilecek devlet modellerinin en kötüsü olan dini ve ırkçı bir devlettir. Darvin ve takipçileri, örneğin aslında bir sosyal darwinizm modeli olan nasyonal sosyalizmin (Nazizm) ırkçı temayüllerini doğal genetik ve evrimsel üstünlüğe dayandırırken, İsrail ırkçılığı direk tanrısal boyuttan işe koyulmaktadır. Yani tanırının Yahudileri ustun irk olarak yarattığına diğer insanları ise onların kölesi olmak için var ettiği safsatasına dini vecibe olarak inanmaktadır. İşte Filistin’de uyguladıkları gaddarlığının ve fütursuzluğunun kaynağı inandıkları dinin, siyasal sürümü olan, Siyonist ideolojinin gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.

İsrail bir savaş devletidir (warfare state). Mevcut dogmatik (dini) doktiriner ideolojik yapısı ile başka türlü olması da imkân dâhilinde değildir. İsrail’i kuran ve halen yöneten zihniyet cuntası sunu gayet iyi bilmektedir ki; İsrail yayılmacı ve düşmanlık üreten kan dokucu ihlallerinden vazgeçtiği, durduğu anda donarak katılaşır ve buz kristalleri gibi tek bir vuruşla dağıtılabilir ya da kısa bir zaman zarfında çöl güneşi altında eriyerek kumlar arasına karışarak yitip gidebilir. Bu ve benzer nedenlerden dolayı saldırgan İsrail’e istediği tüm toprakları (arzi mev’ud) ve tüm ayrıcalıkları teslim etseniz dahi kesin olarak mağlup edilinceye kadar durmayacaktır. İsrail şiddeti örgütleme tekelini eline alarak iyi ve kötü şiddeti adlandırarak kendi iç hukukunu ve devletinin ihtiyacı olan toplumu inşa etmiştir. Ona göre kendisinin Filistin’e uyguladığı şiddet iyiye yönelik yaptırım gücü ve meşru olmakla birlikte karşı taraftan gördüğü mukabele ise kötü şiddet algısının tümü olmaktadır ve ne yazıktır ki hür dünyanın çoğu yöneticisi de faşist İsrail yönetimi gibi düşünmektedir veya düşünmeye zorlanmaktadır.  

Aynı şekilde dünyaya yayılmış Yahudi sermayesi de ekonomi üzerinde yüksek devlet denetimi olan ülkelerin legal olarak girdiği sermaye-finans piyasalarında illegal spekülasyonların (vurgunculuk) merkez odağı olarak faaliyet gösterir. Bir yandan borsaları fonlayarak ülke yararına iyi bir iş yapmış görüntüsü verirken diğer yandan zirveye ulasan ticari kurulları, hükümetleri ve onun nezdinde piyasaları zor durumda bırakack menfi siyasal hareketlerle çökerterek olgunlaşan meyveleri toplamaya koyulur. Bakun’in deyimiyle insan emeği üzerinden spekülasyon yapan parazit Yahudi milleti var olusunun anlamını böylelikle ancak bulabilir. Yani ülkenin istikrarını bozarak yıkıcı ve kendisinin azami kar ettiği kaos ortamlarını yaratarak!

Neden işler böyle oldu sorusu herkesin kafasında donup dolasan bir muammadır. Bu coğrafyanın totaliter baskıcı devlet yönetimleri halklar üzerindeki en gelişmiş psikolojik silahı olan ve resmi ideolojilerinin bir parçası haline getirdikleri inkâr ve çarpıtma (obskurantizm)  bilgiye erişimi engelleme, düşünceyi yasaklama çalışmaları ve toplumu kendi işine yarar şekilde dönüştürme mühendislikleri sayesinde kendi insanlarının özgün özelliklerini köreltti.  Gelişimini durdurdu, toplumun aklını kullanmasını kısıtlayarak eblehleştirdi. Siyaset ve buna paralel olarak devlet kendine bir daire çizdi o dairenin içindekileri meşru, diğerlerini yasadışı ilan etmek suretiyle halkın içinden çıkabilecek farklılıkları düşman görerek tırpanladı.

Halkın - hayatın, devletin ve siyasetin gelişmesi durdu, halklar donakalırken yalanan eblehleşme buzlar çözüldüğünde kendini paçozluk olarak ele verdi; ‘’Paçoz kendi çıkarları için her yolu mubah sayan, küstah, beş para etmez, sokak kurnazı, zevzek, müptezel, basmakalıp, palavracı, içtensiz, rüküş, hoyrat, pespaye,nekes, terbiyesiz, aşağılık, ahlaksız, kalleş…Topluma musallat olan iblis ayarlı paçozluktur. Dostoyevski puşlost der.Paçozluğun dini, ırkı, sınıfı, cinsiyeti yoktur…(Alev Alatlı)’’ Fakat ne olursa olsun ne kadar ileri düzeyde akıl tutulması yaşatılırsa yaşatılsın, sürü halinde aklı kaybettirilen halkların fertleri günü geldiğinde tek tek bilinçlenecek ve bu kör karanlığı yırtacak, kısır döngüyü aşacaktır, ayni zamanda bütün bu olup bitenlerin hesabini da soracaktır. 

Arap ülkeleri, Filistin halkını gaddar İsrail karsısında on yıllardır kurban rolünde bekletirken aslında kendi ayinlerini yaşamaktaydılar. Kötülüğü kovmuş iyi ve müreffeh hayata adım atmışlardı. Bedevi çobanları, çöl sahrasına ardı ardına gökdelenler dikerken, yüz milyonlarca dolara turistlik palmiye adaları inşa ederken, binlerce kısraklık at sürüleri beslerken, otuz iki uçaklık kafilelerle yaz tatillerine uçarken veya adeta camdan imal edilen süper lüks yatlarda buz gibi viskilerini yudumlayıp, altın musluklu kurnalarda banyo yaparken, aslında ellerine bulasan Filistinli kurbanların kanında Arap festivalini yaşıyorlardı.

Kurban her ayinin zirvesidir ve her festivalin sonunda bir trajedi yaşanması kaçınılmazdır. Şu farkla; kadim zamanların trajedileri, olemp tanrılarının elinden zulüm gören ve halkları veya davaları uğruna ölen kahramanların hazin sonunu anlatırken, modern trajediler yanı başlarında cereyan eden haksızlıklara ses çıkarmayan pompei düşkünlerinin kahredici sonlarını anlatmış olacak. Halkın yeniden kurulusunu sağlayacak olan mitosu yaratacak olan cezalandırıcı trajik etki Suriye ile başladı. Irak, Ürdun ve nihayetinde Arabistan’a kadar durmaksızın yayılarak devam edecek. İlk örneği IŞID ve Kürtler. Arap coğrafyasına inerek onu ele geçirecek olan darbelere hazırlanmaktalar. Daha sonra mezhepsel kavgalar. Ama asıl kavga İsrail’in savaş makinesini tekrar ve tam kapasite ile çalıştırmasından sonra yaşanmaya başlayacak olanlardır.  Araplar için festivaller sona ermiş trajediler çağı başlamış olacaktır.

Trajediler, köhneleşmiş düzenlerinin yıkılarak toplumların yeniden kurulmasını sağlayan hakiki kavşak noktalarıdır.


Bu yazı toplam 4352 defa okundu.





Çetaw Seteney

Sayın Besher İsrailin Gazzede giriştiği katliamı Çerkeslerin orada ne kadar rahat yaşadıklarına endeksli düşünmek doğru olmaz.
Çerkeslere etnik haklarını kullandırmaları ayrı konu Filistin sorunundaki zalimlikleri ayrı.

saygılarımla

12 Ağustos 2014 Salı Saat 16:56
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net