


Ladik Gölü (Samsun)
I23 Ağustos Cumartesi günü Ankara’dan Merzifon’a gittim.Tokat Erbaa Kozlu (Betmıthabl) Köyü Kafkas Kültür Derneği 30 Çerkes çocuğu için bir aylık bir kamp açmıştı. Kampta Adıge dili ve gelenekleri öğretiliyordu. Daha önce haberi bana Adıge Dil Derneği Başkan yardımcısı emekli asker Tsey Yılmaz Dönmez vermiş, bir seminere çağrılı olduğumu bildirmişti. Yılmaz bey beni Merzifon’da karşıladı.
İlginç bir yön bu yöredeki köylerde de Kafkas (Çerkes) dernekleri kurulmaya başlanmış, birçok köy derneği de daha şimdiden kurulmuş durumda. Kozlu Köyündeki dernek de bunlardan biri. Başka bir ilginç yön de bu derneklerin Kaffed'e üye olmamalarıydı. Örneğin Merzifon derneği Kaffed’den ayrılmıştı.
DÇB’nin Rusçu ve onun alt örgütü Kaffed’in de yandaş tutumunu kınıyor olmalıydılar.

Kozlu/ Betmıthable Köyünde, soldan sağa- ben, Hatko Nuri, Tsey Yılmaz, köyden yüksek inşaat mühendisi Branj Cihangir Özhan, köyden ve dernek yönetim kurulu üyesi Melgoş Ayhan, en sağda da eski köy muhtarı Nazım Taşkan (şimdiki muhtar ise Hacko Salih Ağın).
Tsey Yılmaz yörede tanınan ve sevilen biri. Genç, eşi Adıge Dil Derneği Başkanı Naje Ali İhsan Tarı’nın köyünden, Konya Ilgın’dan. Naje Ali İhsan İngilizce ve Arapça bilen biri.Yüksek İnşaat Mühendisi olarak, Irak ve Moskova’da inşaat işlerinde bulunmuş ama servetini Maykop’ta yitirmiş, ardından yeniden toparlanmış biri. Her ikisi, Naje Ali İhsan ve Tsey Yılmaz ulus ve dil sevdalıları, Hatko Nuri Ersoy da bu ekipten.
Yılmaz bey Merzifon’da hayli Çerkes bulunduğunu söylüyor. Kuzeybatı yönündeki sıradağları işaret ediyor. Orada, sırtta 3 Besleney köyü var. İlk geldikleri dönemde inşa etmiş oldukları evler hâlâ ayakta. Bu evlerin özelliği çivi kullanılmadan, geçmeli, ağaçların birbirine geçirilmesiyle yapılmış olmaları. ‘Görmeni isterim’, diyor ama yormak istemiyorum, vakit de sınırlı, Pazartesi sabahı Ankara'da bulunmam gerekiyor. ‘Turistik yerler, yaz mevsiminde serinlemek için çok kişi oralara gidiyor. Son derece konuksever insanlar’ diyor. Sadece onlar mı, oralarda karşılaştığım her bir Çerkes de böyle, konuksever ve cana yakın.
Tsey Yılmaz’la birlikte yola koyulduk. Giderken eliyle sağa sola dağılmış Çerkes köylerini işaret ediyor, 'gidelim mi?' diyor. Her birini gezmeye kalkışsak gün yetmezdi. Yolumuz üstünde bir Çerkes köyünden geçiyoruz, ortalıkta kimse görünmüyor. Herkes işinde ve gücünde olmalı. Tütün mevsimi.
Merzifon – Erbaa arası 70 km kadar, ikisi de 60 biner nüfuslu. Erbaa’da Çerkes sayısı daha fazla. Asıl Çerkes yoğunluğu ise Turhal’da imiş, orada bir ortaokulda Çerkesçe öğretiliyor ama oraya gidemedim.
Yarı yolda Ladik Gölü ile karşılaşıyoruz. Bu tatlı su gölünün güney kıyısında Ladik Belediyesinin bir turistik tesisi var. Tesise yakın bir yerde bir Çerkes/ Abzah köyü var. ‘Bu yörede en çok Abzah var, sonra Besleney, Şapsığ ve bir miktar da Kabardey, dahası K’emguy da var’ diyor Yılmaz bey. 'Gel burada bir su ve çay içelim’, diyor. Hava sıcak, arabayı durduruyor. Ben de gölü üstten göreceğimiz bir yere çıkalım, diyorum. O da “Öyle yapacağız” diyor, terasa çıkıyoruz. Gölün manzarası güzel. Garsonlardan birine çay ve su söylüyoruz. Bir genç iş elbiseleriyle yanımıza koşuyor. Yılmaz beyi tanımış. Tesiste çalışanların içinde Çerkesler de var. Yılmaz bey beni tanıtıyor, o da “Ben Soğanlı Köyü Kafkas Kültür Derneği Başkanı Tuncay, derneği yeni kurduk” diyor. Bizi köyüne davet ediyor, çay getiren garsona da “Çayı geri götür, yemek, balık hazırlasınlar” diyor. Teşekkür ediyoruz, yemek yediğimizi söylüyoruz.
“Bırakmam, gölün Turna balığı meşhur, burada yemelisiniz. Sizi köyüme götürüp konuk etmeliyim. Yoksa bırakmam”, diyor, bize köy ve yöre hakkında bilgi veriyor. Köyleri Soğanlı biraz daha yukarıda. Daha üstte de köye ait Akdağ denilen bir dağda bir maden suyu kaynağı var. Su borularla aşağıya, düzlüğe, yol boyuna indiriliyor, su bir tesiste ‘Akdağ’ adıyla şişelenerek Türkiye'nin her yerine pazarlanıyor. Arıtma ve şişeleme tesisinde Soğanlı Köyünden 15 – 20 kadar kişi çalışıyor. Yani Çerkesler için de bir gelir kaynağı olmuş köyün bu suyu.

Ladik Gölü karşısında - Ortadaki Tuncay bey.
Görecektik bu Çerkesleri, buraları Balıkesir ili Çerkeslerine göre dilini ve geleneğini daha fazla korumuş olan bir yöre. Türkçe bu yörelerde devre dışı gibiydi. Karşılaştığım hemen herkes Çerkesçe konuşuyordu. Özel olarak bir araya geldiğimizde yaşlılar en çok Çerkes Ethem’i soruyor, hakkının yenip yenmediğini merak ediyorlardı. Özellikle İsmet İnönü sevilmeyen, nefret edilen biri. Atatürk konusuna pek girmek istemiyorlar, “Atatürk’le ilgili yasaklar kalkacak mı acaba?” demekle yetiniyorlardı.
Ben de elimden geldiğince bildiklerimi anlatıyor, Ethem’in Düzce’de 4 günde 53 kişiyi ağaçlara astırdığını, idamları Göynük’ten gelen Albay Refet beyin (Bele) durdurduğunu, Çerkes Ethem’in Ankara’nın, Mustafa Kemal’in talimatıyla Düzce’ye girdiğini, sert davrandığını, Çerkes infazları nedeniyle Ethem’in, ağabeyi Reşit beyden zılgıt yediğini söylüyorum. Bunları bildiklerini söylüyorlar.
Biri, “Asılanların hepsi Adıge mi idi?” dedi, ben de Abazalar da bulunduğunu bildiğimi, daha fazla bilgim olmadığını söyledim.
***
Konuya dönelim: Tuncay beyden izin isteyip ayrılıyoruz, derken Tuncay bey arkamızdan koşuyor, elinde 3 şişe Akdağ suyu var, yolda içersiniz diyor, arabaya kadar gelip bizi uğurluyor.
Yılmaz arabayı dağa vuruyor, Soğanlı köyüne gidiyoruz.“Şöyle bir turalarız, köyü görmüş olursun, açıksa derneğe de uğrarız” diyor. Yörede gördüğüm dağ köyleri birbirine benziyor, virajlı asfalt yollar, köyler birer vadide, evler vadi ya da yol boyunca sıralanmış. Yer yer meydanlıklar var. Adıge anayurdunda, eski Abzahe'deki benzeri bir tarzda bir yaşam sürdürülüyor. Evlerin birçoğu modern, güzel yapılar. Çalışıp para biriktiren köyüne dönüp güzel bir ev yaptırıyor. Evlerin açık balkonları ve terasları var. Türk köylerinden farklı oldukları hemen göze çarpıyor. Türk köylüleri içki içmekten artırıp fazla sayıda modern konutlar üretemiyor olmalılar. Ruslar da içkici bir toplum.
Türk ya da Kürt köylerinde eskiden ahır ve konut aynı binanın içinde olurdu. Hayvanlarla iç içe bir yaşam vardı. Görmüşlüğüm çok. Gübre ve hayvan kokusu onlara rahatsızlık vermezdi, alışıktılar. “Kokuyorlar” diyerek Çerkes kızları Türk köylerine gelin olarak gitmeyi istemezlerdi. “Geri ve adet bilmiyorlar, bacakları tavuk pisliği içinde' diyerek Çerkes gençleri de Türk ya da başka milletten köylü kız almakta çekingen davranırlardı. Bildiğim bir istisna, Balıkesir’in birçok Çerkes köy kızlarının Türk köylerine gelin gitmekte olduklarıydı.
Düzceli Çerkes kızları da Türk köyüne gelin gitmeyi kabul etmezlerdi. Hoş şimdi Çerkes köyüne de gitmek istemiyorlar ya.
Çerkes köylerinde koyun ağılları köy dışında, büyükbaş hayvan ahırları da arka bahçelerde ve eve uzak yerlerde. Temizliğe önem verme dışında, Çerkesler arasında hırsızlık olmadığı için de bu böyle. Yabancılar Çerkeslerden korkuyor, Çerkes köyüne gidip hırsızlık yapamıyorlardı. Olursa Çerkesler hırsızları izler, sanırım bağışlamazlardı.
Türk köylerinde hırsızlık çoktu. Bu nedenle evin alt katı hayvanlara, üst katlar da hane halkına ayrılmıştı. Ayrıca hayvanların çıkardığı sıcak soluklar ve buğu, kışın konutu daha sıcak tutardı. Şimdi, tabii gelişme oldu, çoğu yerde hayvanlar alt katlardan çıkarıldı, eve bitişik ya da ön avluda inşa edilen yeni ahırlara alındı. Ancak dağlardakiler dışında, ağıllar yine yakın yerlerde. Koku tam kalkmadı ama bu da bir ilerleme. Çerkeslerle ilişkileri artan ya da Çerkeslere yakın yerdeki Türk köyleri ise daha da modernleşmiş durumda.
***
Soğanlı Köyüne varıyoruz. Nefis bir hava. Sevimli bir yer. Köy vadi boyunca uzayıp gidiyor. Yolun her iki yanına aralıklı olarak evler serpiştirilmiş. Bahçeler geniş. Elma, armut, erik,kiraz, dut ve ceviz ağaçları, meyve bahçeleri ve üzüm bağları göze çarpıyor. Ortalıkta hayvan görmüyoruz. Evlerin dış balkonlarında, Şapsığların ‘dıbzıқe’, Abzahların ‘dıbzıće’ dedikleri verandalarda, haşpaklarda kızlı erkekli gençler oturuyor, konuşuyor ve çay içiyorlardı. Bunu sadece Çerkes ve Abaza köylerinde görebiliyoruz. Gençlere ve ailelere rahatsızlık vermek istemedik. Yolumuza devam ettik.
Yolda bir evin önünde, yol kenarında bir kadın, bir kız ve 8-10 yaşlarında bir oğlan çocuğu ile karşılaştık. Yılmaz derneği sordu, şimdi açık olmadığını, akşamları açıldığını, istiyorsak ilgililere haber gönderebileceklerini söylediler. Yılmaz, daha sonra görürüz diyerek arabayı geri çevirdi. Genç kız eliyle durmamızı işaret etti, “Eve buyurun” dedi, vaktimiz olmadığını anlayınca da elindeki bir avuç iri siyah böğürtleni bize uzattı. “Üçünüz de Çerkes misiniz?” diye sordum. “Sayılırız” dedi genç kız gülümseyerek. “Niye öyle dedin?” diye sordum. Kadını işaret etti, “Bu Türk gelin ama bizden daha Çerkes, iyi Çerkesçe biliyor” dedi.
'Nasipse bir dahakine konuğunuz oluruz' diyerek ve teşekkür ederek ayrıldık. Dönüşte de verandalara dağılmış köylüleri ve o gençleri yeniden gördük. Gençler öğrenci olmalıydılar. Buralarda eğitime çok önem veriliyor. Bu konuya daha sonra daha genişliğince değinmeye çalışacağım.
(Devamı gelecek)
Muhuttin Qoundur çerkes etem gerçeğini filim yapıyor umarım ses getirir
05 Eylül 2014 Cuma Saat 17:22Herşeyin kötü gittiğini düşünenler için bir parça umut.
Büyük emek göstererek umudu gözlerimizde ışıtan herkese çok çok teşekkürler.
Çerkes halkının dirilişi, gençlik, eğitim ve yüreklilik ile başarılacaktır.
Teşekkürler....
