

Çerkes sürgün ve soykırımının 150 nci yılında, günden güne ağırlaşarak devam eden sorunlarımızın daha iyi anlaşılır ve görünür kılınması için, içinde bulunduğumuz 2014 yılı büyük önem taşımaktaydı. Bu amacla,Türkiyede mümkün olan yerlerde resim sergileri açmayı tasarlamıştım.
Ressamlarımız ki, tarihimizi en eski çağlardan bugüne kadar tablolarına yansıtmışlardı. Geleneklerimiz, yaşam şeklimiz ,folklörümüz,mitolojimiz,halkımızın kültür adına ürettiği her şey onların tablolarında mevcuttu.Ressamlarımızın bütün bir yaşamlarını vererek yarattıkları bu değerli eserlerin diyaspora Çerkeslerince de görülmesi gerekiyordu.
Adiğeyli altı ressamın eserlerinden oluşan ilk sergimiz 10 Mart-10 Nasan tarihleri arasında İstanbul Güneş Sigorta sanat galerisinde, ikincisi 20-31 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Sanayi Odası Sanat Galerisinde izleyiciler ile buluştu.
Bu iki serginin gerçekleşmesinde değerli katkılarından dolayı sayın ressam Ahmet Özel,sayın Yaşar Nogay,sayın Orhan Halman ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği yönetimine,sergiyi izleyen sanatseverlere,tablo satın almak suretiyle destek olan hemşerilerimize teşekkürü borç biliyorum.
Ankara'da 20-30 Eylül tarihleri arasında KAFDAV adına Galeri URAY'da gerçekleştirilen üçüncü sergi daha kapsamlı idi. Bu sergide, Adigey,Karaçay-Çerkes ve Kaberdey -Balkar'dan 19 ressam 101 adet tablo ile,Türkiye Çerkeslerinden on sanatçı da 20 kadar eseri ile yer almıştı.Serginin bu haliyle şimdiye kadar Çerkes dünyasında düzenlenmiş en geniş katılımlı resim sergisi olduğunu söyleyebiliriz.
Çankaya Belediye Başkanı'nın açılışını yaptığı serginin yine Çerkes dünyasında en fazla izlenen sergilerden olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu sergilerle,150 yıl önce karşılaştığımız felakete rağmen halkımızın varolma mücadelesinden vazgeçmediğini gösterebilmiş olduğumuzu düşünüyor ve sergileri başarılı buluyorum.Bununla birlikte bu sergiler vesilesiyle tesbit etmiş olduğum bazı sorunları da belirtmek istiyorum.
Her resim sergisinin açılış amaçlarından biri de ressamlara destek olmak amacıyla bir miktarda olsa tablo satabilmektir. Desteklenmesi gereken ressamlar bizim ressamlarımız olunca bu ihtiyaç daha da artmaktadır. Bu kadar zengin ve çeşitli eserlerin yer aldığı Ankara sergisinde sanatseverlerin satınalma konusunda bu kadar isteksiz davranmış olmaları üzücü ve düşündürücüdür.
Serginin Eskişehir ve İzmir’de sergilenmesi çabalarımızın karşılıksız kalmış olması da yine düşünülmesi gereken bir konudur. Unutulmamalı ki resim sanatı bir ulusun kendini ifade edebilmesinin en etkili yollarından biridir. Bu nedenle sıkça yapmamız gereken kültürel etkinliklerimizden olmalıdır.
Ressamlarımız, onların yarattıkları eserler, sergi salonları,bu salonları bize tahsis etmeye hazır yöneticiler ve bu sergileri izlemek isteyen insanlar vardır. Sergi için yapılması gereken, Sivil Toplum Kuruluşlarımızın ve sanatsever insanlarımızın harekete geçmesidir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki 2014 yılının her ayında Türkiye'nin bir büyük ilinde bir sergimizin olmaması için geçerli bir sebep yoktu. Ressamlarımız yaptığı yüzlerce eser depolarda beklemek için değil halkımızın görmesi içindir.
Bir diğer eksiklik, vatandaki ressamlarımız gibi Türkiyeli Çerkes ressamlarında bir çatı altında örgütlenmeleri zorunluluğudur. Bu sayede birbirleriyle olan ilişkiler gelişeceği gibi özel veya ortak sergiler açmaları da kolaylaşacaktır.
****
Sergi nedeniyle bulunduğum Ankara'da KAFDAV tarafından düzenlenen “Vatanlarından sürülüşlerinin 150 nci yılında Çerkesler” konulu bilimsel konferansa katılma fırsatı buldum. Konferansa çağrılan çok sayıda bilim insanından bir kısmı gelmemiş,bir kısmı da gönderilmemişti. Konferansa katılan bilim insanlarının Rusça okudukları bildirileri anında Türkçeye çevrildi. Çevirmenlerin konuşmacıların hızına ayak uyduramamaları nedeniyle bir hayli anlam kaybı yaşandığını da belirtmek gerekir. Kitap halinde yayınlanacağı söylenen konferans bildirilerinin tarihimize ilgi duyan herkesin dikkatle okuması gerektiğini düşünüyorum.
“Doğru ile Eğri” adlı kitabı Türkçeye de çevrilmiş olan, Çerkes dostu tarihçi İgor Kutsenko'nun konferansta bulunamayışı büyük eksiklikti. Konferansa katılmasına izin verilmeyen Kutsenko'nun bildirisi, konferansa katılan başka bilim insanı tarafından okundu.
Bilim insanları,150 yıl önceki olayları çeşitli yönleri ile anlatma çabası içindeydiler. Çerkeslerin başından geçen olayları anlatırlarken yerine göre göç, sürgün, tehcir, sınır dışı etme gibi kelimeleri kullandılar ancak balçıkla sıvanamayan bir gerçek vardı.
19. yüzyılın ortalarında Kafkasya'da görevli generaller, Don Kazaklarının Çerkesya'ya yerleştirilmesi, Çerkeslerin de Osmanlıya sürülmesi planlarını yapmış, bu planlar “Kafkasya Komitesi”olarak adlandırılan komisyon ve Rusya Çarı tarafından da onaylanmıştı. Bu amaçla Osmanlı tarafıyla da anlaşmaya varılmıştı.Bilim insanları konferansta, Çerkes sürgün ve soykırımının planlı programlı bir şekilde icra edildiğini belgeleriyle ortaya koydular.
Gerek bu konferans gerekse resim sergisi nedeniyle 150. yılın önemli etkinliklerini gerçekleştirmiş olan KAFDAV ve Başkanı Sayın Muhittin Ünal'ı tebrik ediyorum.
****
2014 Rusya'da kültür yılı ilan edilmişti. Bu nedenle merkezi bütçeden Adıgey'e de ciddi bir destek çıkılmış olmalı ki birkaç yıldır yapılamayan Adığe Kültür Festivalinin yapılmasına karar verilmişti. Çerkesler tarafından kültür denince ilk akla gelen dans ve şarkı olduğu için festivale Çerkeslerin yaşamakta olduğu çeşitli ülke ve bölgelerin dans ve şarkı gurupları çağrılmıştı.Guruplar Mıyekuapelilere ve şehrin misafirlerine uzun zaman unutamayacakları dans ve müzikle dolu günler yaşattılar.
Festivalin en büyük ödülü, savaş sonrası Suriye'den Adığey'e yerleşip Halk Şarkıları Topluluğu İslameyde solist olarak çalışan Der Abir'e verildi.Festivalde net olarak görülen sonuç şuydu:Günümüzde Çerkesler Ruslarla,Türklerle ve Araplarla olmak üzere üç büyük parçaya bölünmüş olarak yaşıyorlar.Çerkes kültürü adına ortaya koyabileceğimiz ne varsa Ruslarla birlikte yaşayan Çerkeslere ait.Olaya bir de bu yönden bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Diyaspora Çerkeslerinin kültür ve sanatlarını koruyup geliştirme adına içinde bulundukları kötü durumu, sürgünden sonra başlarına gelen ikinci büyük felaket olarak görüyorum.Bir ülkede yaşayan halkların folklör ürünlerini derleyip toplamak ve gelecek kuşaklara aktarmak o ülkedeki bilim kurumlarının temel görevleri arasındadır.
Dünyada sadece Anadolu Çerkesleri tarafından kullanılan mızıka ve onunla icra edilen parçaların Türkiye’de bu güne kadar hiçbir müzik kurumu ve otoritesinin ilgi alanına girmemiş olmasını akıllara durgunluk verici bir durum olarak görüyorum.
Son yıllarda mızıkanın yaşatılması adına kurslar tertipleyen dernekleri ve bu çalışmalara emek verenleri tebrik ediyorum. Mızıka ve onunla icra edilen parçaların unutulmaması ve yaşatılması adına arkadaşlarım Kaya Şenvar ve Cankat Acı ile birlikte bazı çalışmalar başlatmış bulunmaktayız.Bu amaçla Türkiye'nin çeşitli yerlerinden mızıka sanatçılarının çaldıkları parçaları sütüdyo ortamında kayıt altına aldık.Kayıt çalışmalarını Cankat Acı İstanbul'da devam ettirecek.Daha sonra derlediğimiz parçaları CD haline getirmeyi düşünüyoruz.Derleme çalışmalarımız bittikten sonra da Türkiye'de ve Adığey'de mızıka konserleri yapmak istiyoruz.Bu çalışmalarımıza katkı sağlayabilecek olanların desteklerini bekliyoruz.
Güzel sözleriniz için teşekkürler Nahit Ağbi.
16 Ekim 2014 Perşembe Saat 23:01