Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çuşha Wumar
Diaspora Çerkesleri ile Rusya Arasındaki İlişkilerinden Çıkarılacak Dersler
05 Aralık 2014 Cuma Saat 21:20



Bütün dünya soğuk savaş yıllarını sürekli gergin tutulan ABD-SSCB silahlanma yarışını korku için izledi.ABD’nin dibinde Küba’ya SSCB’nin yerleştirdiği nüklüer başlıklı füzeler, Almanya’yı ikiye bölen Berlin Duvarı, Demir Perde’nin gerisindeki sırlarla dolu yaşam, karşılıklı propaganda savaşları içinde geçen yıllar. 1980’li yıllara gelindiğinde silahlanma yarışını kaybeden SSCB, Gorbaçev’in “glasnost” açıklık politikasıyla dağılma sürecine girdi.


SSCB döneminde NATO ülkesi olan Türkiye’de Çerkesler  kominizme karşı yürütülen  “kara propaganda” nın  etkisi, kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte “Hain Çerkes Ethem” damgasıyla baskı altına alınan Çerkeslerin anavatanlarıyla  her hangi bir ilişki kurmaları imkansız hale geririlmişti.


Çarlık Rusya’sının yıkılıp SSCB’nin kuruluş süreci, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılıp Türkiye Cumhuriyetinin kurulma yıllarına denk geldiği için Çerkeslerin bir birlerinden haberleri yoktu. II.Dünya Savaşından kaçabilen bazı Çerkesler Avrupa’ya, Türkiye’ye, Suriye veya Ürdün’e sığınmışlardı. Onların aktardıklarıyla durum daha vahim hale gelmişti. Diaspora’da yaşayan Çerkesler arasında da sağlıklı bir ilişki yoktu. Osmanlı topraklarına sere serpe yerleştirilen Çerkesler yaşadıkları bölge ve ülkelerin kaderini yaşadılar.


Dünyadaki Çerkeslerin yavaş yavaş birbirlerinden haberdar olmaları savaşların durulup uluslar arası ilişkilerin gelişmeye başladığı 1950-60 ‘lı yıllarda mümkün hale gelmeye başlamıştı. Diasporadan anavatana ziyaretlerin başlaması 1965 den sonra başlamıştır.


Türkiye’den giderek Anavatanı 1969 yılında  ilk ziyaret eden rahmetli Çuşha İzzet Aydemir ve yine 1970’li yıllarda Ürdün’den gelerek ilk ziyareti yapan Cevdet Hatip ( shopash)’un anılarını bire bir kendilerinden dinleme şansına eriştim.


Rahmetli İzzet Amcam, “ Anavatanı ziyaret edelim diye arkadaşlara konuyu ben açtım. İstanbul’dan Vasfi Guser ve Ankara’dan 4 arkadaş karar alıp Ankara’daki Rusya Federasyonu Büyükelçisinden randevu alıp gittik. Büyük Elçi bizi büyük bir memnuniyet ve şaşkınlıkla kabul etti. Zira o yıllarda Rusya’ya gitmek başlı başına insanlara korkutucu geliyordu. Büyükelçi “ben sizin bütün Kafkasya gezinizi resmi yollardan halledip masrafları da karşılatacağım, siz pasaportlarınızı en kısa sürede çıkartıp bana ulaştırınız.” dedi. Tabi o yıllarda pasaport çıkarmak için bile devletten izin alıyorsun, bana çok engel çıkardılar ama inatla çıkardım. Arkadaşlarıma pasaportlarını yollamaları için aradığımda teker teker türlü bahaneler öne sürdüler. Ne yapayım, utana sıkıla Büyükelçiliğe gidip “arkadaşlarım pasaport alamadılar, bir tek ben alabildim. Gönderebilirseniz ben tek başıma gitmeye hazırım. Büyükelçi tebessüm ile karşıladı ve tabii anladı durumu. “Ben sizi devlet protokolü ile göndereceğim, hiç endişe etmeyiniz.” diyerek bütün anavatan gezimi ayarladı.


Cevdet Hatip ( shopash) anavatnı ziyaret ettiği sırada yaşadığı ilginç bir anıyı şöyle dile getiriyordu: “ Ben Ürdün’den kalkıp özel aracımla anavatanı ilk ziyaret eden kişiyim. Ziyaretimi  Rodina organize etmişti. Nereye gitsek hep resmi yetkililer eşlik ediyordu. Halktan kişilerle bire bir temas kurmamız engelleniyordu. SSCB dağıldıktan sonra yine bir ziyaretim sırasında Nalçık’dan bir adam beni buldu. “Ben sizin ilk Nalçık’a geldiğiniz zaman yanınıza gelip “Anavatan dışında yaşayan bir Çerkes nasıldır, ne yer ne içerler, orada hal ve vakitleri nicedir, bizim gibi dili, xabzesi  kalmış mıdır...” diye tüm merakımı gidermek için konuşmak istemiştim ama KGB beni apar topar uzaklaştırdı.Şimdi artık rahatlıkla sorabilirim.” diye heyecanla Rusya dışında yaşayan Adığeler hakkında yüzlerce soru sormuştu. İlk gittiğimde Kril alfabesiyle Adığe dili ders kitaplarıyla doldurup bagajda Türkiye’ye götürmüştüm. Düzce’de peşime MİT takıldı. Suriye sınırına kadar Türkiye’den Çerkes arkadaşlar beni saklaya saklaya götürdüler.”

Bu iki küçük anı sanırım her iki devlet içinde yaşayan Çerkeslerin ne kadar baskı altında tutulduklarını, adeta Çerkeslere nefes aldırmadıklarını anlatmaya yeter. 


1989 yılına kadar karşılıklı birkaç cılız ziyaret yukarıda sözünü ettiğimiz baskıcı politikalar gölgesinde yapılabilmişti. Ankara’da Sürgün 125. Yıl Anma etkinliğinin yapılmasından sonra karşılıklı ziyaret trafiği giderek artmıştır.


1990-2000’li yıllar arasında önce Ankara KKKD, Kaf-Kur, KAFDER ve KAFFED aracılığıyla Rusya Federqasyonu Büyük Elçiliği ile karşılıklı ilişkilerin arttığı dönem olmuştur. Bu dönemde Abhazya-Gürcistan Savası, ardından I. ve II. Rus-Çeçen Savaşı yaşanmış, Kafkasya’da SSCB’nin dağılma bedelini en ağır biçimde ödeyen çoğrafya olmuştur.


Böyle karışık ve zorlu geçen yıllar boyunca Türkiye’deki Kafkas Derneklerini temsil eden bir çok heyet Rusya Federasyonu Büyük Elçisinden randevu talep ederek anavatan ile aramızdaki ilişkilerin daha doğru ve gelişen düzlemde yürümesi için diplomatik görüşmeler yapmışlardır.


Görevim gereği bu tür toplantılara çok fazla sayıda katılma şansım olmuştur. Dernek yetkilileri heyet halinde Büyükelçi kabul odasında çoğu zaman bir saat süren, talep ve temennilerin dile getirildiği konuşmalar yapar, bazen taleplerini Rusya Devlet Başkanlığına veya ilişkili devlet makamlarına iletilmek üzere yazılı belge takdim edilir, Büyük Elçi her defasında memnuniyetle Rusya’ya ileteceklerini, kendilerinin aracı olduğunu, Rusya’dan gelecek cevaba göre bilgilendireceklerini, bizim ile ilişkileri her zaman sıcak tutmak istediklerinden söz ederek uğurlarlardı. Onca katıldığım çok önemli Büyük Elçilik görüşmelerinde, Türkiye’deki Çerkes Derneklerinin yazılı veya sözlü olarak talep ettikleri her hangi bir konuda, Rusya’nın yine yazılı veya sözlü cevap verdiğine asla tanık olmadım.


Rusya Büyükelçiliğine veya Konsolosluğuna verdiğiniz hiçbir yazıya “resmi alındı” belgesi alamazsınız, vermezler. İlerde kanıt olabilecek hiçbir belge vermemeye özel itina göstermektedirler.


Mesela 1992-1996 yılları arasında, şahsen içinde kendi başvurum da bulunan 32 adet çifte vatandaşlık başvuru belgesini teslim ettiğime dair (ısrarla istemem rağmen) alındı belgesi vermediler. Bugün DÇB Başkanı kalkıp “1992 de çifte vatandaşlık yasası çıkmasına rağmen diaspora Çerkeslerinden başvuru olmamıştır.” yalanını söylemektedir. Gerçekte çifte vatandaşlık yoluna belirlemek ve diğer başvuracak Çerkeslere örnek teşkil edecek bir yol yaratma amacıyla 4-5 yıl önümüze çıkarılan bütün engelleri aşmamıza rağmen dosyalarımız Moskova’ya dahi ulaştırılmamıştır. Zaten bu  yolu açmaya hiç niyetleri yoktu., öyle de yaptılar.


Rusya Federasyonu Büyük Elçiliği, Türkiye’deki Çerkeslerin adeta “ağlama duvarı” haline gelmiştir. Çerkesler olarak taleplerimizi hep bu kör “duvara” söylemişiz.


Rusya-Çeçenistan Savaşı, başından sonuna kadar Rusya’nın planladığı, Çarlık Rusya’sından kalma Kafkasya politikasının bir devamı niteliğindedir. Bağımsızlık isteyen küçük halklara bir ders niteliği taşıdığı gibi, dağılan SSCB’nin yeni sahiplerine peşkeş çekildiği dev yolsuzlukları örtbas edildiği, Rus halkını “savaş” gibi çok önemli milli bir meseleyle uyutup devletin çok önemli kurumlarının içinin boşaltıldığı ve tarihte savaş yıllarında Rusya Federasyonunun kayıtlı bütçeye sahip olmadığı çok özel bir savaş operasyonudur.

Çeçen savasıyla sindirilen diğer Kafkas halklarının bugünkü durumu SSCB dönemden daha geriye götürmüştür. Rusya, Kafkasya’yı terörün içine sürükleyerek sindirmekte ve baskı altında yönetmektedir.


Sovyet döneminde  örf, adet, ahlak ve kültürel bakımdan “Kafkasyalı” insanı tüm SSCB’de yüceltilirken ve saygın bir imaja sahipken, bugün “dağlı, vahşi, barbar, yolsuzluk ve mafya yuvası, terör üreten” şeklinde  pompalanan  söylemlerle bilinçli bir şekilde ayrımcılığa ve ırkçı saldırılara maruz bırakılmaktadır.  


Rusya gerek Çarlık döneminde, gerekse SSCB döneminde anavatan topraklarından sürdüğü  Kafkasyalıları sürekli yakın takibe alarak izlemiştir. Anavatanda kalan halklarla dış teması, haberleşmeyi keserek içeride yaşayan halklara yalanlarla bezenmiş tarih bilgisi sunarak, dışarıda yaşayan sürgündeki insanların kapitalizmin kölesi haline getirildiğini, onların kapılarında kul-köle edildikleri yalanıyla beslemiştir. 


Yukarıda anlattığım dönemlere dikkat edersek Rusya, Anavatan ile diaspora Çerkesleri arasında hiçbir ilişki yokken sürekli halkı yalan bilgilerle besleyerek, karşılıklı ziyaretler arttığında da ne yapıp edip aradaki ilişkileri bozacak ve kontrolü elinde tutacak argümanlar yaratmaktadır.


Şimdilerde Rusya, diaspora Çerkeslerini anavatan Çerkeslerden uzak tutmak için “Batının etkisi altına girmiş Çerkeslerin Rusya’yı zayıflatmak amacıyla “Soykırım ve Sürgün” taleplerini dayatıyorlar” suçlamasıyla  kapılarını Çerkes aktivistlere kapatıyor. Ukrayna sorunu konusunda Batı’ya uygulamak istediği “Rusya düşmanlarına  Rusya’ya giriş yasağını” Çerkeslere de uygulamak istiyor ve DUMA’dan yasa çıkarmaya hazırlanıyor.


Görüldüğü gibi TC, Türkiye’deki Çerkesleri, Rusya da anavatandaki soydaşlarımızı ortaçağ karanlığında  yaşatmaya devam ediyor. 


Çok sınırlı etnik haklar veriyormuş gibi yaparak yavaş yavaş öldürüyorlar.


 İki devlet bir araya gelip görüşmeler yaptığında, basına yansıyan gündemler dışında mutlaka aralarında gizli anlaşmalar da yapmaları mümkündür. Doksanlı yıllarda her iki devlet bir masaya oturduğunda Rusya Kürt kartını, Türkiye Çeçen kartını masaya koyardı. Faili meçhul çinayetler, Çeçen komutanların İstanbul’da sokak ortasında katledilmesi,  hiç birinin nedense yakalanmamsı, Çeçen mülteci kampındaki sığınmacılar simit parası bulamazken   silahlarla kuşanmış halde Suriye savaşında ortaya çıkması…üzerinde düşünülmesi gereken konulardır.


Rusya, DÇB aracılığıyla Çerkes diasporasını nispeten en yüksek düzeyde temsil eden KAFFED’i yanında görmek veya göstermeye çalışıyor. Çünkü DÇB’nin varlığı ançak KAFFED ile devam ettiği sürece mümkündür. Oysa KAFFED kurulduğu tarihten beri diaspora Çerkeslerinin biriken sorunlarını (anavatana dönüşün mutlaka serbest bırakılması, Çerkeslerin tarihte uğradığı haksızlıkların telafisini, anavatanda bölünüp parçalanan Adığe Cumhuriyet ve yönetimlerin tek çatı altında toplanması, anavatanda dil ve kültürel varlıklarıyla barış içinde yaşamak istediklerini, anavatan-diaspora Çerkesleri arasında sürekli iyi ilişkiler geliştirmek istediklerini) her ortam ve zeminde dile getirmesine rağmen bu talepleri Rusya hiç zaman dikkate almamıştır. Tüm dünyada yaşayan Çerkeslerin artık Rusya ile sorunlarını çözmek için güç birliği oluşturma zamanı gelmiştir. Önümüzdeki en büyük sorun daha güçlü örgütleme sorunudur. 150 yıldır Çerkeslerin başındaki en temel sorun 50 kadar ülkeye yayılmış Çerkeslerin anavatanda kendilerine bir gelecek oluşturmamasıdır.       



Bu yazı toplam 3964 defa okundu.





Hudeberdiqo

Belge sunarlar mı hiç adamlar sessizce işlerini yapıyorlar. Sizde çok şey istiyorsunuz Wumar bey.
Birde ^^böyle şeyler yazarak Rusya ile ilişkilerimize zarar veriyorsunuz ^^ezberinede hazır olun.

07 Aralık 2014 Pazar Saat 08:57
Tsey Musa

Ömer bey'in yazısında dikkat çektiği bir konu var.
Görüşmelerde yazılı belge verilmemesi sözlü temennilerle görüşme yapan çerkes kurumlarının savuşturulması konusu.
Aynen öyle.
Ben şimdiye kadar ne kaffed'in sitesinde ne diğer görüşme yapanların yayın organlarında Rusya yetkilileri tarafından sunulmuş yazılı bir açıklama görmedim duymadım.

Kısaca arkalarında belge bırakmıyorlar.

06 Aralık 2014 Cumartesi Saat 13:06
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net