Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr. Karden Murat
ALJAMİADO
22 Aralık 2014 Pazartesi Saat 17:11

İspanya’da Endülüs (Andalucía), hala çok büyük Müslüman izleri ile ayaktadır. 

Sevile’de, İspanyolca duymasanız, insanların dış görünüşlerinden modern bir Arap kentinde dolaşıyor olduğunuz hissine kapılabilirsiniz. 

“Aljamiado” fenomeni, İber (İspanya) yarımadasının Hristiyanlar tarafından yeniden ele geçirilmesi ile (reconquista)  başlamıştı. 

İspanya yarımadasının Hristiyanlar tarafından ele geçirilmesinden hemen sonra,  Müslüman ve Yahudilerin din ve kültürel özgürlükleri, Hristiyan hükümranlar tarafından garanti altına alınmış idi. Fakat sonraları baskılar başlamış, Müslüman ve Yahudilere ait olan ve kendi dil ve alfabeleri ile yazılmış olan eserler yakılmış ve yok edilmiş, gerek Müslüman ve gerek Yahudilere vaftiz olup Hristiyan olmaları ya da sürgün edilmeleri ya da ölmeleri şeklinde seçenekler sunulmuştu. 

Elbette haklı olarak, ölüm ya da sürgün seçeneği bütün bir toplum tarafından kabul edilebilecek bir seçenek olamayacağı için, vaftiz olup Hristiyanlığa geçenler bunu şeklen yapmışlardı, yani dışarıda Hristiyan imiş gibi gözükmeye, onlarla aynı davranışları sergilemeye, fakat kendi özel alanlarında gerçekten Müslüman ya da Yahudi gibi yaşamaya devam etmişlerdi. Bu şekilde Müslüman olup da Hristiyan gibi gözükenlere Morisko (Morisco) ve Yahudi olup da Hristiyan gibi gözükenlere ise Marrano denmişti, kripto Müslümanlık ve kripto Yahudilik durumu doğmuştu.

 “Morisko”lar, yani kripto Müslümanlar (kripto Yahudiler de aynı şekilde) ibadetlerini yaparken yakalandıklarında, ya da Kur’an da dahil olmak üzere Arapça harflerle yazılı herhangi bir kitap, yazı v.s ile yakalandıklarında akibetleri engizisyon mahkemelerinde yargılanmak ve cezalandırılmak idi. 

Domuz eti yememek, şarap içmemek, kiliseye gitmemek bir kimsenin Morisko, yani kripto Müslüman olduğuna dair en büyük delillerdendi. Bu nedenle, ölüm tehlikesi söz konusu olduğu için, bazı Müslüman din alimleri konuya ilişkin fetvalar yayınladılar ve böyle zor durumda kalanların, yani “ikrah” altında olanların bu tür fiilleri icra edebilecekleri kabul edildi. Bazı din alimleri “ikrah” yerine,  “takiyye” terimini de kullandı (Dissimulation in Sunni Islam and Morisco Taqiyya, Devin Stewart, Al-Qantara XXXIV 2, 2013, pp. 439-490)

Daha sonra, bir Hristiyan imiş gibi gözükmelerine rağmen, Moriskoların İspanya’dan sürülmelerine karar verildi,1600’lü yılların başında sayıları 300.000 kadar olan Morisko, İspanya’dan sürüldü. 

7 yaşın altındaki çocukların aileleri ile gitmelerine izin verilmedi, hepsi alıkonuldu,  rahiplere ve din sınıfından olmayan ancak çok dindar olan ailelere dağıtıldılar. Örneğin Sevile’de bu şekilde 300 çocuk geride kaldı. [An Urban Minority: The Moriscos of Seville Author(s): Ruth Pike Source: International Journal of Middle East Studies, Vol. 2, No. 4 (Oct., 1971), pp. 368-377]

Sürülenlerin geri dönmeleri halinde cezalandırıldıkları da, tarihi kayıtlardan tespit edildi. 

Sürgüne rağmen İspanya’da kalmayı başaran Moriskolar da oldu, en son 1700’lü yılların başında engizisyon mahkemelerinin bazı Moriskolara cezalar verdikleri görüldü. Hatta 20. yüzyılın sonlarına kadar, İspanya taşrasında yaşayan Moriskoların olduğu tespit edildi. 

İspanya’da sürgüne dek ve sürgün sonrası yaşayan Moriskoların Arapçayı kullanmaları (Arap harfleri ile yazmak da dahil olmak üzere) yasaklandığı için Arapça unutuldu. Arap harflerinin kullanımı da yasak olmasına rağmen Moriskolar, İslam dini ile ilgili konuları ve diğer yazışmalarını, Arap harfleri ile ve fakat İspanyolca yapmaya başladılar. Neredeyse bütün bir İslam literatürünü, hadisler de dahil olmak üzere, İspanyolca’ya çevirip Arap harfleri ile yazdılar. Böylelikle, Arap harfleri ile İspanyolca yazımına “Aljamiado” (Arapça;ajamiyah) adı verildi. 

1583 yılında katarakt yüzünden görme yetisini yitirmiş olan Pedro Crespi’nin üzerinde, yasak olmasına rağmen Arapça harfler ile yazılmış bir metin ele geçirilmiş ve engizisyon soruşturmasına tabi tutulmuştur. Engizisyon tercümanı, söz konusu metnin Kur’an’dan bir ayet, 112.Surenin, yani İhlas Suresi’nin 1. ayeti olan: “De ki: O, Allah'tır, bir tektir." ayeti olduğunu açıklamıştır. [Morisco Women, Written Texts, and the Valencia Inquisition, Ronald E. Surtz, The Sixteenth Century Journal, Vol. 32, No. 2 (Summer, 2001), pp. 421-433]

İspanya’nın asimilasyon için uyguladığı yöntemler; Arapça harflerle basılmış kitapların ve Arapça konuşmanın yasaklanması, doğum, evlilik, ölüm, hayvan kurban edilmesi ve kesimine ilişkin ritüellere izin verilmemesi idi. Hayvanlar kesilirken bedenlerinin ve başlarının doğuya, Mekke’ye doğru çevrilmesine izin verilmedi, kadınların kapalı giyim tarzları yasaklandı, evlerin kapılarının Cuma günü açık olması ve böylelikle Müslümanların özellikle Cuma günleri ibadet yapamamaları garanti altına alındı, Arap dili ile konuşmak ve yazmak yasaklandı. Morisko’ların, deniz kenarlarında, sahiller boyunca yerleşmeleri ve oralarda yaşamaları, Osmanlılar ile ilişkiye geçebilecekleri endişesi yüzünden engellendi.

Müslümanlar, bu zulme karşı çeşitli pasif yöntemler geliştirdiler. Örneğin “las fadas” ; Zorunluluk nedeniyle vaftiz edilen bebeklerin evlerine getirildikten sonra küçük bedenleri, “kutsal su ve yağ” dan arındırıldı, ve bebekler dualar ve yakarışlar eşliğinde yeniden İslam’a adandı, onlara Müslüman isimleri verildi. 

İsa ibn Jabir, 1456-1462 yıllarında Kur’anı, Arap harflerini kullanarak İspanyolcaya çevirdi.

Eğer Moriskolar tarafından yazılan şeyler İspanyolca ise niçin bunların Arap harfleri ile yazılması ihtiyacı hissedilmişti ? 

Bazıları, Moriskoların Arap harfleri kullanarak İspanyolca yazmalarının sebebinin, engizisyon soruşturmalarından kaçmak olduğunu ileri sürdüler, ancak bu mümkün değildi, çünkü “aljamiado”, engizisyon görevlileri tarafından deşifre edilebiliyordu. Dolayısıyla Moriskoların bunu yapma sebeplerinin, engizisyon soruşturmalarından kaçabilmek olmadığı son derece açıktı.

Moriskoların, İspanyolcayı Arap harfleri ile yazmalarının sebebi,  Arap harflerinin Müslümanlara saygı objesi olarak muhafaza edilmesi isteği idi. Ayrıca, ilahi mesajın insanlara iletiminde Arapça dili ve onun harfleri seçilmişti. Bazı Kur’an ayetlerinde de bu duruma işaret edilmişti. (26:192, 43:1-2).

1606 yılında bir Morisko, Arap harfleri ile yazılan fakat İspanyolca’ya tercüme edilmiş olan Kur’an’ı, Arap harflerinden Latin harflerine geçirdiği için özür dileyen bir paragraf dahi kaleme almıştı.

Moriskolar arasında Arapça yok olup gitmesine rağmen, yazdıkları İspanyolca olsa bile, Arap harflerinin kullanılması kendileri açısından çok değerliydi, sebebi ise Arap harfleri kullanımının, zulme karşı bir sembol olması idi.  

Bir dilin başka bir alfabe ile ifade edilmesi özellikle İslam tarihi açısından uzun bir geçmişe sahiptir; İranlılar, Osmanlılar, Urdular. Yahudiler tarafından İspanyolca, Almanca, İtalyanca ve Arapça’nın Hebrew ile yazımı da aynı hususa işaret eder. Bütün bu örneklerde, motivasyon benzerdir; söz konusu harfler, bir dil grubunun kültürel ya da dinsel bağlarının dışa dönük ve açık işaretleridir. Morisko’ların Arap harfleri ile İspanyolca yazmaları, “İspanyolca’nın İslami bir görünüm biçimidir ("una variante islamica del espaniol"). [Language and Identity in Late Spanish Islam, Consuelo López-Morillas, Hispanic Review, Vol. 63, No. 2 (Spring, 1995), pp. 193-210) ]

Aljamiado, Arap harflerini İspanyolca’da kullanırken, İspanyolca yeni karşılıklar da türetmek zorunda kalmıştı. Mesela “dormitança”, “dormir” (uyku) dan türetilmiş bir kelimedir, ve İspanyolca’nın standart kurallarına göre türetilmemiştir. “Dormitança” kelimesine bir günah ya da hoş görülmeyen bir davranış anlamı yüklenmiştir. İspanyolca’da “Dormir”,  insanların normal uykuları iken, Moriskolar tarafından türetilen “dormitança”, aynen sabah ezanında geçen “namaz uykudan daha hayırlıdır” (Es-salatu Hayrun Mine'n Nevm) cümlesinde olduğu gibi , “namaz gibi İslami yükümlülükleri yerine getirmeyi engelleyecek uyku” anlamına gelmektedir, çünkü uykunun yani “dormir”in İspanyolca’da olumsuz bir anlamı yoktur.

İnsanlar, özellikle dinleri ve/veya milliyetleri ve/veya vatanları ile ilgili herhangi bir şey kendilerine dayatıldığında ona karşı tepkiler geliştirirler. 

Çerkeslerin bütün olumsuzluklara rağmen, diasporada 150 yıldır hala kimliklerini ayakta tutuyor olmaları, gösterdikleri direnişe işaret etmektedir. Hiçbir millet isteyerek, gönüllü bir şekilde yeryüzünden silinip gitmemiştir. 

Uykunun dilimizde de mutlak olumlu bir anlamı yoktur, olumsuz anlamları da vardır. 

Üzerinde “ikrah” olmadığı halde, insanları olduklarından farklı görünmeye, “takiye” yapmaya zorlayacak olan, ya da olayları olduğundan farklı gösterip gerçeği ıskalamamıza neden olan mekanizmalar, birileri tarafından yaratılmış ve halihazırda işletiliyor olabilir. Fakat bunlar ancak diaspora gerçeğinin üzerini örter, var olan asıl durumu görmemizi engeller. Bunun kimseye bir faydası yoktur.


Bir Morisko, Yuse Banegas, 1500’lü yıllarda Aljamiado ile  söyle yazmıştı: 

“…Evladım, geçmişe dönmek mümkün olmadığından, geçmiş için ağlamıyorum, eğer bu topraklarda var olabilir ve bunu devam ettirebilirsek sizlerin görecekleri şeyler için ağlıyorum, bu topraklarda zalimlik ve ümitsizlik dışında hiçbir şey olmayacaktır…. Müslümanlar, Hristiyanlar gibi olacaklardır, Hristiyanların ne giysilerini reddedecekler ne de onların yiyeceklerinden uzak duracaklardır…. Allah Müslümanlara, Hristiyanların faaliyetlerinden ve kalplerinde Katolik dinini taşımaktan uzak durmayı ihsan eylesin…Eğer kısa süre içerisinde kendi kendimizi ayakta tutmamızın önü kesilecekse, son güz ne zaman gerçekleşecek, son günler ne zaman gelecek…Eğer babalarımız dinimizi küçük görmüş ve ona leke sürmüş iseler onların torunları torunları torunları nasıl olupta dinimizi methedecekler ? Eğer (Endülüs’ü) ele geçiren (Hristiyan) krallar sözlerinde durmamışlarsa, kim bilir bu kralların haleflerinden neler neler göreceğiz…” [Religious Dissent and Minorities: The Morisco Age, The Journal of Modern History, Vol. 81, No. 4 (December 2009), pp. 888-920]

Yazık ki Çerkesler her nerede bulunurlarsa bulunsunlar _ister diaspora, ister vatanları_ “zulüm coğrafyası” sınırları içerisinde kalmaktadırlar. Çerkeslerin bütün çabası gelecekte yeryüzünden silinip gitmemek içindir. 

Çerkeslere sunulan ve sanki esas konu hiç değişmemiş gibi hala gündem bulabilen eski reçeteler ve bu eski reçetelerin türevleri olan “yeni” reçeteler, Çerkeslerin yeryüzünden tamamen silineceği günü yaklaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bütün bu reçetelerin ortak özelliği, Çerkeslerin daima hareketsiz kalmalarını ya da hareket ediyormuş gibi gözükmelerini sağlamaya çalışmalarıdır.  

 

“Son gün”ün gelmemesi için gerçekten gayret gösterenlerden olmalıyız.  


Bu yazı toplam 9928 defa okundu.





Viva Espana

Araplar için hazin sondur endülüs ve gırnata.Tarık bin ziyad destansı şekilde anlatılan cebeli tarık boğazını geçip 5000 kişiyle ispanya ve portekiz futuhatına başladığında bunun bir dönüşü olacağı belli idi.
Önünüz düşman, ardınız deniz demişti tarık bin ziyad ve gemileri yaktırmıştı. araplar ancak pirenelerde durdurulabildi. Ne işi vardıysa arapların iber yarım adasında...
Bir diğer kader aynı şekilde malta ve sicilya içinde geçerlidir.Tarik ve kültür çizgileri değişmiştir onlarında. ne fetihçi araplardan eser kaldı nede fethedilen yerli halktan. Ve artık el hamra öksüz kurtuba olmuş cordoba oley oley çığlıkları ise allah allah kelamından mülhem.
hrıstiyan avrupa ölüm kalım savaşını iber yarım adasında kazandı. herkes yerine döndü.
Moriskolarda bir gereksiz bedeldi her iki taraf içinde.Beş bin yağız arap savaşçısı ile ispanyol dilberlerin zoraki aşkından arda kalan.... çok ta önemli değil aslında...

07 Şubat 2015 Cumartesi Saat 12:58
hapi cevdet yıldız

İspanya Müslümanlarını çektiği eziyeti tanıttığınız için Murat bey teşekkürler. Dinî zulüm hâlen var. Yazık ki, Rusya'da da Müslüman ve Çerkes düşmanlığı güçlü.

Umarım bu aydınlatıcı yazı bir şeylere yarar, uykulu gözleri açar. Dönüş dene şeyin altın tabak içinde bize sunulmayacağının anlaşılmasına vesile olur. Dönüş, Fahri ve Necdet beylerin söyledikleri gibi, "Hadi köyümüze geri dönelim, Fadime'nin düğününde halay çekelim" nostaljisi değildir.
Murat beyin yazısı, umarım daha gerçekçi arayışlara vesile olur.

29 Aralık 2014 Pazartesi Saat 17:34
SEMİH AKGÜN

Özellikle Osmanlı döneminde de çok yaygın bir uygulamaydı.
Çok buyuk miktarlarda Ermeni, Rum, Süryani, Keldani, Nasturi ve Gürcü köylüler müslüman kisvesi altında, kendileriini saklayarak yüzyıllarca yaşamaya zorlanmıştı.

Aynı şey, Zerdüştilik, Yezidilik ve Bahailik gibi farklı inanç sahipleri için daha da katı bir yaşam gerçeğiydi.
Onlar Ehl-i kitap dışında oldukları için daha şiddetli cezalara maruz kalıyorlardı.
Çünkü onlara sahip çıkacak bir devlet, bir kurum, bir ototrite dahi yoktu.
Onlar açıkça Osmanlı'nın putperest ve lanetlileriydi.

Osmanlı döneminin son 400 yılında yani Yavuz'dan itibaren Aleviler'e karşı yürütülen kampanyalar ise açıklıkla ortada.

Arada Tanzimat dönemleri sırasında, batının zorlamasıyla Hristiyan ve Yahudi toplulukları için görece özgürleştirmeler oldu.
Bunlardan bazıları Gülhane Hatti Hümayunu'na kanarak kendilerini açıkladılar.
Fakat içindekini dışarıya vurmalarının, kendi inançlarını özgürce ifade etmelerinin cezalarını çok sertçe gördüler.
Ortadoğu ve Balkanlar zaten şiddetli bir milliyetçilik hummasına tutulmuştu.
Dinsel özgürlüklerin kısıtlanması ve insanların birbirlerine karşı tahammülsüz olmaları, aşırı milliyetçi ve hoşgörüsüz tavırları gündeme getirdi.
Osmanlı'nın daha hızlı çözülmesi ve toplumsal dokusunun parçalanması da işte böyle insanların birbirlerine karşı tahammülsüzlükleri ile ortaya çıkmış oldu.

Halen günümüzde Yehova Şahitleri ve Dinsizlere karşı sert ve demokratik olmayan tavırlar, bize bu geçmişi yüzümüze net olarak çarpmaktadır.

Yani dinsel-mezhepsel-ideolojik veya ulusal hangi kümeye bağlı olursanız olunuz, zulüm zulümdür.
Zulüm, insanlığa sığmaz ve özgürlüklerin düşmanıdır.

Değerli Murat; bu muhteşem yazınızı yürek dolusu alkışlıyorum.
Zira Çerkesya'da da, Endülüs'ten yüzyıllar sonra olmasına rağmen, benzerlerinden çok daha kötüsü yaşandı.
Hem Soykırım, hem Sürgün, hem yerinde asimilasyon yapıldı.
Koskoca bir ülke, ufak ufak kopartılarak, tümüyle işgal edildi ve adına Nova Russiya denildi.
2,5- 3 milyonluk koskoca Çerkes halkı lime lime ezildi, parçalandı, yurdundan kopartıldı ve sonuç; bugün ki durum.

Ha bu arada ilginç bir haber; Bir meslektaşım olan Yahudi bir hanım, 500 yıl önce engizisyondan kaçıp Osmanlı'ya sığındığını, Yahudi Cemaatinden aldığı bir evrakla belgeleyerek başvurdu ve İspanya, dolayısyla Avrupa yurttaşlığı aldı.

Bu çok olumlu ve güzel bir haber.
Yani üzerinden 500 yıl geçmiş bir olay olmasına rağmen bir ülke, çok eski yurttaşlarına yaptıklarını küçük de olsa telafi yoluna gidiyor.

Çerkesya; Umut Yükselt!
Tekrar, tekrar, tekrar...

Selam ve sevgilerimle.

24 Aralık 2014 Çarşamba Saat 11:09
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net