Karakter boyutu :
ESADİZM

29 Temmuz 2015 Çarşamba Saat 16:02

Bir güruh tarafından Esad’a karşı her türlü güç kullanımı, “savaşa karşıyız”, “komşu ülkenin içişlerine karışılmamalı”, “kirli bir savaş” , “vekaletler savaşı” gibi söylemlerle reddedilirken, başka cephelerde ise güç kullanımı meşru ya da en azından sevimli gösterilmektedir. Suriye,“emperyalizm'' ve Batılı güçlerin tuzak kurduğu ülkeler” sınıfına dahil edilirken, söz konusu güruh hazzetmedikleri ülkeleri düşman ülkeler olarak kodlamakta ve başlarına ne gelirse gelsin bu ülkeleri “emperyalistlerin mağdur ettiği ülkeler” grubuna dahil etmemektedirler.
“Eski güzel günler”in adına hatırşinaslık örneği sergileyen bu topluluk, baba Esad’a olduğu gibi oğul Esad’a da kalpten bağlı.
Fakat, Esad rejiminin Suriye’deki Kürtlere muamelesi, “bir yerlerden” aşina olduğumuz hadiselerle dolu.
Suriye rejimi, bir yandan PKK’ya ve Irak’ta Saddam rejimine karşı savaşan Kürtlere kendi ülkesi içerisinde güvenli limanlar yaratırken, kendi Kürtlerine karşı son derece acımasız davranmış, onlara göz açtırmamıştır.
Kürt dili, kültürü, Kürtçe isimler yasaklanmıştır ve buna karşı gelenler hapsedilmiş, işkenceye maruz bırakılmış ve ülkeden zorla ayrılmaları sağlanmıştır. Düğünlerde bile Kürtçe şarkı söyleyenler polis ve istihbarat servisi tarafından takip edilerek hapse atılmış, Nevruz kutlamaları ve Kürtçe müzik yasaklanmış, okullarda ve işyerlerinde Kürtçe kullanılmasına engel olunmuştur. Kürtçe yer isimleri, Kürtçe işletme adları Arapça adlar ile değiştirilmiş, Kürtlerin çocuklarına Arapça isimler koymaları teşvik edilmiştir.
Suriye’deki Kürtlere karşı bu şekilde davranan rejim, Ermeni ve Asuriler için çok geniş haklar tanımış, örneğin kendi dillerinde okullarını kurmalarına olanak verilmiştir. Şam’da bulunan Batılı bir diplomat, bu ülkede bulunan Kürtlerin, diğer devletlerin Kürtlere uyguladığı ayrımcılıktan daha fazla, Suriye’nin kendilerine karşı ayrımcılık uyguladığını düşündüğünü söylemiştir.
Türkiye’de Kürtçe’ye karşı kısıtlamalar zaman içerisinde azalırken, 2010 yılında Suriye’de kısıtlamaların şiddetinde herhangi bir azalma söz konusu değildi.
1962 yılında Haseke bölgesinde, kimlerin göçmen olarak bu bölgeye gelip yerleştiği ve kimlerin köklerinin zaten bu bölge olduğu konusunda bir nüfus sayımı yapılmıştır. Vatandaşlığını nüfus kütüğü ya da diğer şekillerde ispatlayamayan kişiler vatandaşlıktan çıkarılmış, vatandaşlık hakları ellerinden alınmış ve “yabancı” adı altında özel bir kütüğe kaydedilmişlerdir. Bu şekilde, “devletsiz” Kürtlerin sayısı Suriye’de 300.000’i bulmaktaydı. Devletsiz Kürtlerin evliliklerini ve çocuklarını nüfus kütüklerine kaydettirmeleri olanaksızdı. Ayrıca gayrımenkul ve araba sahibi olmaları, memuriyete girmeleri v.s de yasaklanmıştı.
1965 yılında Suriye otoriteleri, Türkiye sınırı boyunca 15 km derinlikte bir bölgeyi “Araplaştırma Kuşağı” olarak ilan etmişti. Bu bağlamda, Kürtlere ait olan araziler kamulaştırılmak suretiyle, oraya sonradan yerleştirilen Arap çiftçilere dağıtılmıştır. 2008 yılında Suriye Devlet Başkanı bir kararname yayınlayarak, bu şekildeki arazilerin mülkiyet devrini kural olarak yasaklamış ve özel bir ön izne bağlamıştı. Haseke bölgesinin tamamı da “sınır bölgesi” kapsamına alınmış ve aynı yasak orada da uygulanmıştır.
Suriye’nin, Kürtlere karşı bu dönemdeki paradoksal tutumu , “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” anlayışı ile açıklanmaktadır.
Bütün bunlara rağmen Suriyeli Kürtler’in çoğu, Suriye’de Esad rejimine karşı silahlı bir mücadele yürütmemiş, Türkiye’de silah ve şiddeti bir yöntem olarak kullanan PKK’ya katılmışlardır.
****
Suriye Kürt Bölgesi’nde politik olarak iki ana gövdenin bulunduğu gözükmektedir. Birincisi Kürt Demokratik Birlik Partisi PYD ve ikincisi ise Kürt Ulusal Konseyi. PYD, PKK’nın bir yan kuruluşudur. Kürdistan Ulusal Konseyi ise, Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetiminin etkisindeki 16 farklı partiden meydana gelmektedir.
Ahmet El Jarba liderliğindeki Esad’a muhalif Suriye Ulusal Konseyi ile Abdulhekim Başar lideriğindeki Kürt Ulusal Konseyi, Başar’ı Suriye Ulusal Koalisyonu’nun başkan yardımcısı yapan bir anlaşma imzalamıştı.
Suriye Ulusal Konseyi ile birlikte hareket eden Kürtlerin Geleceği Hareketi lideri Meşal Tamo, bir suikast sonucu, 2011 yılında, Kamışlı’da öldürülmüştür. Tamo, Suriye muhalefetine ilk katılanlardan birisi idi. Suriye Ulusal Konsey’inde yönetici durumuna gelen bir Kürt lider olan Tamo suikastının arkasında Esad rejimi ve onun müttefiklerinin olduğu düşünülmektedir.
PYD, Abdullah Öcalan’ın “demokratik konfederalizm” modeline göre kurulmuş bir yapıdır. PYD’nin amaçları arasında “Kürt haklarının anayasal olarak tanınması”, “demokratik özerklik ve özyönetim” de bulunmaktadır. PYD, Esad rejimi ile bir Suriye geleceğine inanmaktadır.
İkiye bölünmüş durumdaki Suriye’li Kürtlerin bir kısmı Esad rejimine karşı muhalefet saflarında yer alırken, diğer kısmı Esad rejimini desteklemektedir. PYD, Suriye’de 2011 yılında, ayaklanma başlangıcından hemen sonra, Esad rejimi tarafından yaratılan sahte muhalifler eliyle kurdurulan “Demokratik Değişim İçin Ulusal Koordinasyon Kurumu” nun ilk katılımcısıdır.
PYD, PKK ile organik bir bağının bulunmadığını ileri sürse de, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ideolojisini ve felsefesini kabul etmektedir. PYD 2003 yılında PKK’lılar tarafından kurulmuştur. PYD, ayrı bir devlet için çalışmayacağını, mevcut devlet sınırları içerisinde Kürt problemini çözme hedeflerinin olduğunu açıklamıştır. Bu tutum PKK’nın o dönemdeki yeni motivasyonunu yansıtmaktaydı. Suriye’de bulunan bir diplomata göre, bir çok Suriye’li Kürt PKK içerisinde aktif idi, bir çok Suriye’li Kürt aile’nin ölmüş ya da aktif olarak PKK bünyesinde fertleri mevcut idi. Bu aileler daha sonra PYD sempatizanı durumuna dönüşmüştür.
PYD’nin Kürt politik rakipleri Azadi ve Kürdistan Demokratik Partisi, ve dahi Mesut Barzani, PYD’ye, Esat rejimi ile bağlantıları olduğu suçlamasını yöneltmektedirler.
PYD lideri Salih Müslim,2013 yılında, France24 kanalına verdiği bir röportajda, Suriye’nin kuzeyinde bir özerklik kurma amaçlarının olmadığını, Kürtlerin bölgeyi geçici olarak ellerinde tutmak şeklinde bir sorumluluklarının olduğunu, politik çözüm için Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin, Asurilerin kendi bölgelerini kollamaları gerektiğini söylemiştir.
Adil ve demokratik seçimler yolu ile iktidarda kalması mümkün olmayan Esad rejiminin, iktidarda kalmak için her yolu denemesi ise Esad meftunları açısından mübah ve alkışlanası bir durum.
Arap dünyasının lideri olmak için yarıştığı Irak karşısında seküler Esad’ın, İran-Irak Savaşı’nın daha ilk günlerinde, Arap güçlerine karşı Farsi güçleri desteklemesi, devrimci mollalar tarafından yönetilen İran’a destek için, Irak’ın Suriye’den geçen ve Akdeniz’e ulaşan petrol boru hattını kapatması, müstehzi bir çözüm örneği idi. Bugün de “ilerici devrimci güçlerin” Suriye’de “yabancı savaşçı” statüsünden asker ve militan olarak bulunan İran ile el ele tutuşması başka bir ironi.
Gerek Sünni ve gerek Şia tarafından “İslam Dışı” olarak görünen Nusayrilik nedeniyle Hafız Esad, dini açıdan saygınlık kazanabilmek için, Lübnan’da bulunan İranlı din adamı İmam Musa Sadr’dan bir fetva almıştı. Bu fetvaya göre Nusayriliğin, “Şii İslam’ın bir topluluğu” olduğu yazılı idi. Böylelikle Esad, Lübnan’daki Şii topluluklar nezdinde dini meşruiyet kazanmış, İmam Musa Sadr ise güçlü bir siyasi lideri kendi müttefiki haline getirmişti.
Lübnanlı Hristiyan bir politikacı, sık sık görüştüğü Hafız Esad hakkında şunları söylemişti: “Hiçbir zaman kendi müttefiklerini tamamen benimsemez ve hiçbir zaman düşmanlarıyla açık bir şekilde çarpışmaz, o belirsizlikler uzmanıdır; bir Hitchcock politikası” .
Bugünlerde, egemen bir ülkenin içişlerine, yabancı güçler tarafından işgaline karşı duran anti emperyalist! Esad rejimi, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki işgali lehinde, Birleşmiş Milletler’de oy kullanan birkaç devletten birisi idi.
Suriye’de “yabancı savaşçı” lara karşı olan Esad rejimi, Suriye’de yabancı savaşçı istihdam etme şerefine yıllar önce nail olmuştu . 1973 ve 1974 yıllarında Suriye Küba’dan tank operatörleri, helikopter ve MIG pilotları istihdam etmişti. 1975-76 yıllarında Sovyet pilotları açık bir şekilde MIG 25’leri uçurmuşlardı. Müslüman Kardeşler hareketinin tavan yaptığı 1980’lerin ortasında 500 KGB ajanı, Suriye muhaberatını eğitmek için Şam’ın güneyine konuşlanmıştı. 1982 yılında Hama isyanı üzerine Suriye İç Güvenlik Şefi Ali Duba, Sovyetler Birliği’nden yardım talep etmiş ve bunun üzerine şehir-sokak çarpışmalarında uzman olan 12 Sovyet görevlisi Hama’ya gitmiş ve bunlardan üçü öldürülmüştü.
Şu anda Suriye’de çarpışan İran bağlıları ise, Esad muhipleri tarafından herhalde henüz Suriye’deki “yabancı savaşçı” statüsüne alınmamış olsa gerek.
Bugünlerde yabancı güçlerin ülkesinden elini eteğini çekmesini isteyen Suriye’deki hava savunma sistemleri, elektronik olarak Sovyet gemilerine ve Sovyetler Birliği’ndeki istasyonlara doğrudan bağlı idi. Bu haliyle Suriye, Sovyet güvenlik sisteminin bir parçası idi.
Esad, İsrail-Arap ihtilafını, askeri açıdan canlı tutmak zorundaydı. Askeri olarak canlı tutulamayan İsrail-Arap ihtilafı sadece “diplomatik bir tartışma” ya dönecek idi. Sadece diplomatik bir tartışma ise Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’daki rolünü büyük ölçüde azaltacaktı.
Suriye, 1980 yılında bütçesinin % 60’ını, 1981 yılında % 70’ini, 1986 yılında % 60’ını askeri harcamalar için ayırmıştı. Sovyet Bloğu ekonomik yardımlarının
% 50 si bütün Doğu Avrupa ülkelerine ayrılırken, geri kalan % 50’si Suriye’ye veriliyordu.
Papa suikastını gerçekleştiren Mehmet Ali Ağca, verdiği ifadesinde, kendisinin ve diğer Bozkurtlar grubu üyelerin Suriye’nin Lazkiye kentinde Bulgar ve Çek uzmanlar tarafından eğitildiğini söylemişti. Avrupalı terörist gruplar Baader Meinhof ve Kızıl Tugaylar, Suriye’nin kontrolü altında bulunan Lübnan kamplarında epeyce bir vakit geçirmişlerdi. Ağca ifadesinde Fransa, İtalya, Almanya ve İspanya’dan teröristlerin de eğitildiğine şahit olduğunu söylemişti.
1980 yılının Temmuz ayında, Esad’a düzenlenen suikastın hemen ardından, Palmira cezaevinde tutulmakta olan 1.000 kadar siyasi mahkum katledilmişti. Mahkumlar, bir duvarın önünde dizilmiş ve makineli tüfeklerle öldürülmüştü. Katliamı gerçekleştiren askerlerin her birine ise 100 Suriye parası ödül olarak verilmişti.
Hama’da, 1980, 1981 ve 1982’de olmak üzere üç kez çok büyük katliamlar gerçekleştirilmişti. 1982 yılında gerçekleştirilen katliam, Ortadoğu’nun en büyük ölçekli masum sivil katliamlarından birisi idi. 12.000 kişilik askeri birlik, tanklar, toplar, helikopterler eşliğinde masum sivillere saldırmış ve 24.000 kişi, bazı kaynaklara göre 40.000 kişi öldürülmüştü. 10.000 kadar Hamalı, ya cezaevine gönderilmiş, ya da kaybolmuştu.
PYD lideri Salih Müslim, 2012 yılında, Kurdistan Tribune adlı gazeteye; “Kürtlerin kendi hakları için savaşmaları gerektiğini, Kürtlerin şimdiye kadar Araplar, Türkler ve İranlılar için savaştığını, ancak bunun karşılığında hiçbir şey elde edemediklerini, Kürtlerin bu ayıbı ortadan kaldırmaları zamanının artık geldiğini ve Kürtlerin kendi halkı için savaşacağını” söylemiştir.
Esad rejimi ve onun müttefiki olan bazı Kürtler için savaşmak ve/veya mücadele etmek isteyenlerin, bunun karşılığında, Kürtlerin son verdiği ayıbı devam ettirmek dışında, mensup oldukları milletler için elde edecekleri hiç bir şey yoktur.
Bu yazı toplam 6544 defa okundu.
Mustafa Tok
Bu makaleyi okuyunca Suriye'de Rusya'nın şu anda ki faaliyetleri geldi aklıma.
Geçmiş iyi okununca gelecek tahmin edilebiliyor.
CANBERK
Vay be! suriyede kırk tilki geziyor desene.
Hepsinin kuyruğu da birbirine değmiş.
Besleney Fuat
Murat bey Suriyede ki politik çizgileri anlatan özet için teşekkür ederim.
Wuzınşaw
