

Amerikalı strateji uzmanı George Friedman “Flash Points: The Emerging Crisis in Europe/Parlama Noktaları: Avrupa’nın Yaklaşan Krizi” adını taşıyan kitabında Rusya ile Batı arasındaki “sınır bölgesini” iki kuşak halinde tanımlıyor.
Friedman’ın sistematiğini takip ettim. Birinci kuşaktan Litvanya; ikinci kuşaktan Polonya, Romanya ve Macaristan’ı seçerek bir bölge analizi yaptım.
Vilnius Mektubu:
Litvanya Rusya saplantılı bir ülke olarak tanınıyordu. AB Konseyi dönem başkanlığı Vilnius’a bunun tersini kanıtlama fırsatı verdi. Avrupalı siyasetin temelinde uzlaşma kültürü vardı ve Litvanya Avrupa ruhuyla uyumluydu.
Bununla birlikte AB’nin Rusya’yı hoşnut etme politikası Litvanya’da tedirginlik yaratıyor. Şahin damar yeniden güçlenebilir. Nitekim Litvanyalılar Rusya ile ilişkilerin öngörülebilir bir gelecekte düzeleceğine inanmıyorlar.
Litvanya’ya göre “Lizbon’dan Vladivostok’a Avrupa” vizyonu ütopyadan başka bir şey değil. Litvanyalılar “Lizbon’dan Vilnius’a Batı” tezine inanıyorlar.
Bu bakış açısının hayata geçmesi için Amerika ile ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğine düşünüyorlar. Bu bağlamda Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) özel önem taşıyor.
Varşova Mektubu:
Polonya Tusk-Sikorski günlerindeki gücünden hayli uzak. Normandiya Formatının da dışında bırakıldı. Bu Rusya’nın isteği, Fransa ve Almanya’nın rızasıyla oldu.
Polonya her şeye rağmen Ukrayna’nın gözden çıkarılacağı Yalta benzeri bir oldubittiyi kabul etmeyecektir.
Varşova’nın tehdit algısı diğer Vişegrad ülkelerinden, Fransa ve Almanya’dan farklı. Baltık ülkeleri, İsveç ve Finlandiya ile yakınlaşması kimseyi şaşırtmamalı.
“Eski Avrupa’yı” kaygılandıran, Polonya’nın öncülüğünde bir “güçsüzler koalisyonunun” kurulması olasılığıdır. Post-komünist ülkelerden oluşacak bu ittifak Moskova gibi Berlin ve Paris’e de kafa tutabilir.
2016 seçimleri yaklaşırken Polonya’nın diğer ülkelerle ilgilenmeyerek güçlenmeye odaklanması eğilimi özellikle genç seçmenler katında güçleniyor.
Bükreş Mektubu:
Amerika ile stratejik ortaklık 2008 Rus-Gürcü Savaşı’ndan bu yana Romanya ulusal güvenliğinin temel taşı olma özelliğini koruyor.
Ukrayna krizi sürecinde bu perspektif daha da güçlendi. Donbas’taki savaş Romanya’nın güvenliği için tehdit kabul ediliyor. İlhak edilen Kırım’la Romanya arasında sadece 300 kilometre var.
Yakın zamana kadar Bükreş Avrupa’ya eski-yeni ayrımı üzerinden bakıyordu. Buna göre Yeni Avrupa’nın güvenliğinin güvencesi –İngiltere’nin de dahil olduğu – Atlantik güçleriydi.
Ne var ki Avrupa dengeleriyle birlikte Romanya’nın öncelikleri de değişti. Yeni Avrupa’dan uzaklaşarak içine kapanan İngiltere’nin yerini Avrupa’nın vazgeçilmez ülkesi haline gelen Almanya aldı.
Romanya bugün kendisini cephe ülkesi gibi görüyor. Bu yepyeni bir algıdır. Avrupa’nın bu bölgesinde Romanya-Polonya ekseninin doğuşuna tanık olabiliriz.
Romanya için felaket senaryosu Amerika’nın Avrupa’dan çekilmesi, Berlin ve Moskova’nın uzlaşması, Orta ve Doğu Avrupa’da post-Sovyet güvenlik düzenlemesinin değişmesidir.
Budapeşte Mektubu:
Macaristan lideri Viktor Orban NATO ve AB içindeki Truva atı gibi görülüyor. Bununla birlikte Orban-Putin ilişkisi sıradan bir köle-efendi ilişkisine indirgenemeyecek kadar karmaşıktır.
Orban’ın siyasi kariyerine sıkı bir Sovyet muhalifi olarak başladığı ve 2010 yılına kadar Rusya’yı eleştirdiği hafızalarda.
Orban’ın Rusya ile ilişkilerine şimdiye kadar ekonomik çıkarlar yön verdi. Stratejik taahhütlere girmekten hep kaçındı.
Ne var ki Macaristan enerji alanında Rusya’ya bağımlı. Bu ciddi bir zaaftır.
Orban AB’yi eleştirse de Avrupa fonları olmadan ülkesinin ayakta kalamayacağını biliyor. Rusya ile ekonomik ilişkilerini güçlendirerek Batılı ortakları karşısında pazarlık gücünü artırmak istiyor.
Putin de Orban’ın manevralarının farkında ve niyeti Macaristan’ı kalıcı olarak Rusya kampına katmak. Kremlin Macaristan aracılığıyla NATO ve AB’nin karar süreçlerini etkilemeyi hedefliyor.
Paks nükleer santralinin genişletilmesi antlaşması Macar-Rus ilişkilerinde bir dönüm noktasıdır.
Antlaşma Orban’ı ciddi bir açmaza soktu.
Macar lider bir yandan iki yeni reaktör kurulması için Rusya ile antlaşma imzaladı. Yakın çevresindeki oligarklara avantajlar sağladığı söyleniyor. Diğer yandan AB’nin inşaata izin vermeme ihtimali var. Orban Brüksel’i küstürmek istemiyor.
Macaristan başbakanı en istemediği şeyi yapmak, bir karar vermek zorunda.
Orban zaman kazanmak istiyor ama Rusya’nın sabrı taşıyor. Nitekim Putin Orban’ı tehdit etti. Macaristan’ın antlaşmadan geri adım atması durumunda ekonomisinin zarar göreceğini söyledi.
Macar liderin işi kolay değil.
Aytek abi merhaba. Kafkasya bölgesini de etkileyen jeopolitik değişimlerin yanı sıra bu değişimlerin Çerkesleri nasıl kapsayabileceği konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizin öngörüleriniz nedir?
07 Ağustos 2015 Cuma Saat 14:38Friedman bence çağımızın önemli fütürologlarından. Keskin sezgileri ve provakatif analizleri var. ben ''Gelecek 100 Yıl'' kitabını okumuştum en son.
2000'li yıllardan 2100'e uzanan zaman zarfında savaşların nerede ve neden çıkacağını, hangi milletlerin ekonomik ve politik güç kazanacağını veya kaybedeceğini, yeni teknoloji ve kültür eğilimlerinin 22. yüzyılda yaşam biçimimizi nasıl değiştireceğini anlatıyordu.
Kitaptaki en ilginç bölüm, ABD ve Rusya arasında yeni bir soguk savaş döneminin başlayacağı ve sonuçta Rusya'nın yine mağlup olacağı öngörüsüydü.
Diğeri de, yeni yüzyılda Meksika, Japonya, Polonya ve Türkiye'nin yeni büyük güçler olarak öne çıkacağı teziydi.
Aslında son dönemde ABD'li stratejistler Türkiye'ye ayrı bir önem veriyor. Türkiye'nin bölgenin parlayan yıldızı olduğuna, bölgesel bir aktör olarak öne çıktığına dikkat çekiyorlar. Mesela Graham E. Fuller'de benzer vurguları yapmıştı.
“Avrupa Birliği yıkıldı, çağırsa da gitmeyin” diyen baba adam.
Buda sıkı bir yazısı
http://www.estanbul.com/gelecegin-super-gucu-turkiye-a-george-friedmanain-gorusleri-183428.html#.VcFXwvntmko
