

Ürdünlü Çerkesler’in anlatısı Türkiye, Suriye ve İsrail’e göre daha kentlidir. Öykünün orta yerinde Amman vardır.
Yazı metaforu ile söylersek… 19. yüzyılın son çeyreğinden 20. yüzyılın başına kadar geçen dönem giriş bölümüydü. 20. yüzyılın başından 21. yüzyıl başına gelişme bölümü; şimdi son sözün söyleneceği kısımdayız.
Burada bir parantez açıp Ürdün anlatısının dönüm noktalarına bir göz atalım.
Tarihi Dönemeçler
Çerkesler Ürdün Irmağı’nın doğu yakasında önce Amman’a yerleştiler (1878).
Sonra sırayla Vadi Sir (1880), Ceraş (1884), Naur (1901), Ruseyfe (1904) ve Suveyleh (1906) köyleri kuruldu.
Kuzeydeki Ceraş köyü Ajlun; Amman, Vadi Sir, Naur, Ruseyfe ve Suveyleh köyleri Balka mıntıkasına bağlandı.
****
Amman Hicaz demiryolunun ulaştığı 1902 yılına kadar sakin bir Çerkes köyüydü. Sonra çehresi değişmeye başladı.
Göç edenler arasında Salt, Şam ve Nablus’lu Arap tüccarlar; demiryolu inşaatında çalışmak üzere Kuneytra ve Anadolu’dan gelen Çerkesler vardı.
Amman zaman içinde önemli bir ticaret merkezi haline geldi.
Çerkesler demiryolu inşaatında işçi ve formen olarak istihdam edildiler. Böylece bir ücretliler sınıfı doğdu. Sınıfsal ayrışmanın tohumlarının bu dönemde filizlendiği söylenebilir.
****
9 Şubat 1921’de Amman’a ayak basan müstakbel Emir Abdullah Çerkes toplumunun saygı duyacağı bir profile sahipti. Dindardı. Peygamber soyundan geliyordu. Çerkesleri İstanbul yıllarından tanıyordu. Sadık bir askeri güce ihtiyacı vardı.
Çerkesler istikrarlı bir toplumdu. Savaşçılıklarıyla tanınıyorlardı. Amman ve civarında geniş topraklara sahiplerdi. Arap milliyetçiliği karşısında kendilerini tehlikede hissediyorlardı.
Mirza Paşa ve Osman Hikmet’in girişimiyle Abdullah için 40 kişilik Çerkes koruma birliği oluşturuldu.
****
11 Nisan 1921’de Trans-Ürdün Emirliği kuruldu. Amman başkent oldu.
Bürokraside çok sayıda Çerkes istihdam edildi. Ülke nüfusunun yüzde ikisine tekabül eden Çerkes nüfus (altı bin kişi) bürokrasinin yüzde yedisini oluşturuyordu.
****
Çerkes toplumunun statüsü 1928 yılında kurumsallaştı. Üç gelişme önemliydi.
1. 1928 yılında başlatılan arazi etüdü 1933’de tamamlandı ve toprak sahiplerine tapuları verildi. Sermaye birikiminin temelinde toprak zenginliği olan Çerkesler için bu çok önemli bir adımdı.
2. Şubat ayında yürürlüğe giren anayasa Balka mıntıkasına özerk statü tanıdı. Ceraş dışındaki beş Çerkes köyü Balka mıntıkasına dahildi. Çerkesler doğrudan saraya bağlandılar. Rejimle Çerkes toplumunun ilişkisi böylece tanımlanmış oldu.
3. Ağustos ayında kabul edilen yasa azınlıkların mecliste temsilini öngörüyordu. Çerkeslere her 5.000 kişi için bir sandalye tahsis edildi. Diğer gruplar için bu oran 27.000 kişi başına bir sandalye idi.
****
1948 yılında İsrail devleti kuruldu. Topraklarından kovulan Filistinli mülteciler Ürdün’e aktılar. Amman’da konut talebi patladı. Toprak fiyatları ve kira bedelleri tavan yaptı. Geniş arazilere sahip Çerkesler büyük paralar kazandılar.
Yeni zenginler çocuklarını ülke dışındaki okullara gönderdiler. Gençlerin sivil mesleklere yönelmesiyle askerlik ve siyaset gözden düştü.
Arap milliyetçisi Filistinli mültecilerin Çerkeslere yabancı olduklarını hissettirmesi dar ufuklu Ürdün siyasetine yeni bir parametre kazandı.
İki toplum kozlarını iç savaşta (1970-71) paylaştılar.
****
20. yüzyılın son ekonomik fırsatını 1975 yılında başlayan Lübnan iç savaşı sundu.
Beyrut’tan kaçan firmalara Amman kapılarını açtı. Kent batı yönünde yapılaştı. Başta Vadi Sir olmak üzere Çerkeslere ait toprakların fiyatı görülmemiş ölçüde arttı.
Yeni Kimlik, Farklı Misyon
20. yüzyılda Çerkes toplumuna para ve statü kazandıran Amman’dan şimdi beklenen küresel Çerkes hareketinin Ortadoğu bölge merkezi olmasıdır.
Amman bu rolü üstlenebilir.
Ürdün’de sanal güvenlik duygusu yaratan konfor alanı kalmadı. Çerkes köyleri büyüdüler veya Amman’la birleştiler. Sosyolojik anlamda köy ve köylülük kalmadı.
Bu siyasallaşma adına çok önemlidir.
Darısı Türkiye’nin başına diyelim.
Düzeltme: Acele yazma durumunda kaldığım için bazı yazım hataları yapmışım:
1) Aşağıdaki alıntının "..İsrail Kfar-Kama Beldesi Belediye Sayın Yahya Nepsev ile görüşmüştüm. Yazı "İsrailli Yahya Nepsev ile Eski Bir Görüşme"...doğrusu şöyle olacak."..İsrail Kfar-Kama Beldesi Belediye Başkanı Sayın Yahya Nepsev ile görüşmüştüm. Yazı "İsrail'den Yahya Nepsev ile Eski Bir Görüşme"...
2) Sondan ikinci paragrafta "Bu tablo federal anlayıştan çıkılamadığını..." yazısı da şöyle olacak: "Bu tablo feodal anlayıştan çıkılamadığını..."
Düzeltir, özür dilerim
Guzel, benim yayinlanmis bir makalem var: Amman from Village to Metropolis. Bunu "Arab Cities Transformations and Development" konferansinde sunmustum.
e.mailinize gonderebilirim
Sayın Dr. Ö. Aytek Kurmel,
Ürdün Çerkesleri üzerine özet bir bilgilendirmede bulundum. Güzel yazınızı zevkle okudum. Aklıma takılan bir iki nokta var. Şöyle diyorsunuz:
"Yeni Kimlik, Farklı Misyon
20. yüzyılda Çerkes toplumuna para ve statü kazandıran Amman’dan şimdi beklenen küresel Çerkes hareketinin Ortadoğu bölge merkezi olmasıdır.
Amman bu rolü üstlenebilir.
Ürdün’de sanal güvenlik duygusu yaratan konfor alanı kalmadı. Çerkes köyleri büyüdüler veya Amman’la birleştiler. Sosyolojik anlamda köy ve köylülük kalmadı.
Bu siyasallaşma adına çok önemlidir."
Köylülük ve ulusallık, köylülük ve kentlilik gibi kavramlar konumuna göre anlam kazanır. Kentlileşmişsin ama ulusallığı yitirmişsin, asimile olmuşsun. Ya da köylüsün ama ulusal bilincin oluşmamış. Her ikisi de arzulayamayacağımız şeyler olmalı.
Ürdün geri bir ülke, demokratik örnek olamaz.
Evet köylü Ürdünlü Çerkeslerin Osmanlı hükümetinin tahsis ettiği geniş toprakları vardı ama bu toprak Amman'ın başkent olması, dediğiniz gibi Filistinli nüfusun Amman doğusuna akması sonucu değerlendi. Ama bu değerlenme sanırım arsa spekülatörlerinin daha çok işine yaradı.
1988'de İsrail Kfar-Kama Beldesi Belediye Sayın Yahya Nepsev ile görüşmüştüm. Yazı "İsrailli Yahya Nepsev ile Eski Bir Görüşme" başlığı ile yayındadır. Görüşme sırasında Ürdünlü Çerkesleri sordum, zengin mal varlıkları bulunduğunu duyduğumu söylemiştim. Nepsev'den de şöyle bir yanıt almıştım:
"Pek bir şeyleri kalmadı, mal varlıklarını büyük çapta yiyip bitirdiler".
Yine 1980 ya da 1990'larda Ürdünlü bir Adıge kadın konuk topluluğu ile İstanbul Bağlarbaşı Kafkas Derneği'nde karşılaşmıştım. İçlerinde seçmeli Çerkesçe okutulan tek okulun (Emir Hamza Okulu olmalı) müdiresi de vardı.
Okulu, Çerkesçe eğitimi ve finans kanaklarını sormuştum. Müdire, "Amman'da ırmak kıyısında bir luna park var. Daha önce hayırsever bir Adıge kadın arsasını bizi Çerkes Kadınları Hayır Derneği'ne bağışlamıştı. Arsa Luna Park'ın içine alındı ve derneğimize, park gelirlerinden bir hisse verildi. Bu gelir, öğrenci velilerinin ödediği öğrenim bedeli ve diğer bağışlarla okulu açtık ve finanse ediyoruz.
Çerkesçe dersine gelince, Ürdün'de bazı sınıflarda zorunlu dersler dışında seçmeli dersler de var. Resim, müzik gibi seçmeli dersler yanında seçmeli ikinci bir yabancı dil de seçmeli ders olarak okutulabiliyor. Bu hakkı biz Çerkesçe için kullandık".
Durum nedir, bu hak hâlâ kullanılabiliyor mu, geliştirilebilmiş mi, bilemiyorum. Bizde magazin ve dans dışı öyle şeylere ilgi duyan kişi sayısı maalesef yok gibi.
Eğer Ürdün Çerkesleri hâlen söylendiği gibi varlıklı iseler, Üniversite eğitimi düzeyine ulaşmaları gerekmez miydi?
Sayıyı ilk dönem için 6 bin olarak veriyorsunuz. 1930'larda ya da sonra Ürdün'de diplomat olarak görev yapmış Büyükelçi Celal Tevfik Karasapan da anı kitabında Ürdün'de 8 bin Çerkes, 2 bin de Çeçen bulunduğunu yazıyor. Doğru mu bilemem. Şimdiki sayı nedir, onu da bilemem.
Ticaret konusuna gelince, yine 1990'larda yüksek düzeyden emekli bir Kabardey bürokratla İstanbul'da tanışmış, hayli süre görüşmüştüm. Söylediği şu:
"Bizde Çerkes esnaf yok. Çerkes geldiğinde veresiye mal vermezsen kötü olursun, arkandan konuşurlar. Verirsen alamazsın, istediğinde de seninle kavga eder. O işi Araplar yapar".
Peki Arap esnaf veya tüccar veresiye mal vermez mi diye sordum.
"Arap veresiye mal vermez" diye beni yanıtlamıştı.
Bu tablo federal anlayıştan çıkılamadığını, kentlileşmenin tamamlanamadığı anlatmıyor mu?
Ürdün'de kaç genç Çerkesçe bilir, bilemem. Ama İsrail'de kaç Çerkes Çerkesçe bilmez, işte onu bilirim: Sıfır.
Çünkü İsrail modern ve güçlü bir ülke. Yayılmacı politikalar gütmekte olması durumu değiştirmez. Saygılar.
