

Eski Çerkesler’de “Onur” sözcüğü nasıl algılanır, anlaşılır ve yaşanırdı?
Bugün dönüp geçmişe baktığımızda bunu derinden kavrayabilmek ne kadar zor?
Yaşamın, toplumun, eğitimin, politikanın, sanatın, sporun, her şeyin içi o kadar boşalmış ki inanılır gibi değil.
Karşımızda üzerindeki kıyafetlerin için dolduran etten-kemikten, akıldan-ruhtan, kararlı, istikrarlı, demir gibi kişilikler kalmadı. Yazıklansak bile bu böyle.
Örneğin Çerkesler’de toplum içinde büyük ve küçük herkesin bir yeri vardı. Aidiyetler doğrudan toplumun içinde güzel bir karşılık bulurdu. Toplumda, yaşça ve statü olarak hepsinin birbirine saygı göstermesi gerekirdi. Herkesin birbirini sevmek zorunluluğu yoktu ama, saygı ve tahammül şarttı.
Onore edilmek bir törensel davranış biçimiydi. Çerkesler onurları için yaşayan bir toplum idiler.
Hani bir elçilik toprağı, uluslar arası kurallara göre o ülkenin toprağı sayılırsa, Çerkesler içinde de onurun zedelenmesi, haneye tecavüz gibi sayılırdı. Tıpkı bir elçiliğe, o elçiliğin üzerinde bulunduğu ülke asker ya da polisinin ayak basması gibi.
Geçmişte yurdu, ailesi, toplumu için mücadele vermek, her Çerkes için nasıl bir görev ve sorumluluk olarak değerlendirilirse, onurunu korumakta eşit değerde görülürdü.
Bugün bu kozmopolit toplumda değerler artık yer değiştirmiştir. Bir zamanlar onuruna düşkün bu insanlar ne kadar da zor durumdalar. Toplumun iki yüzlü, sahtekar tutum, düşünce ve davranış biçimlerine karşı, kendilerini korumak ve kollamak için kaçmayı bir kurtuluş yolu olarak görüyorlar, bir fırsat. Çünkü toplum eski güzel değerleri yaşatma anlamında bir yoktan ve keşmekeşten ibaret.
Fakat hayır! Doğru olan toplumdan kaçış değil. Yanlışları, hataları düzeltmek ve olması gerektiğine çevirmek için uğraşmak ve mücadele vermek gerekir. Kaçış; çağdaş Çerkes için onurlu bir durum değildir.
Tarihi incelediğimizde, Avrupa, Asya, Afrika farklı örneklerde olduğu gibi Çerkes karakteristiği diğer topluluklarca ilgi ve merak konusu oluşturuyor. Örneğin Memluk devletinin Çerkes Sultanları gibi.
Çerkes bakışı, duruşu, kendine özgü onurlu davranışları ile başka toplumlar için çekim merkezi haline dönüşebiliyor. Çerkeslik tabii olarak kandan ibaret bir şey değil, bir toplumsal değerler manzumesi, bir örnek davranış kalıbı gibi de görülmekte.
Hatta Çerkes bugün kendi toplumunda dahi görmediği itibarı dışarı toplumlar içinde görmektedir. Bu sempati durumu toplum dışından çok sayıda insanı kendine çekmekte ve Çerkeslik yükselen bir değere dönüşmektedir.
Bu durum Çerkesliği cazibe merkezine dönüştürdükçe bizleri kendi değerlerimizi giderek daha fazla keşfeder hale getirecek, onore edecek ve uluslar arası ilişkilerimizde elimizi giderek güçlendirecek, misliyle özümüze katkı sağlayacaktır.
Fakat nasıl? Özümüzdeki onuru koruyarak, dik durarak, zorbaların karşısında eğilmeyerek, adalet ve doğruluktan şaşmayarak.

Geçmişte her Çerkes adeta onuru için yaşardı. Thamadeler (toplum önderleri) tüm halktan saygı gördükleri gibi, toplumsal tüm tabakalardaki insan katmanları da saygı görür ve onore edilirlerdi.
Örneğin dışarıdan biri kim olursa olsun meclise girdiğinde saygı gereği herkes kalkar ve seramonik olarak değer gördüğü belli edilirdi.
Yağcılık, gereksiz ve abartılı sözler sarf edilmez. Hele toplum içinde iyilik gibi görülse de bu tür durumlar saygısızlık olarak değerlendirilirdi.
Bir de her hangi bir kişi toplum içinde bir söz söyleyeceği zaman o sözlerin nereye gideceğini düşünür ve az-öz konuşurdu.
Çerkesler’in ataları bilge insanlardı. Çok güzel sözleri toplumsal belleğe yerleştirmek için uzun uğraşılar vermişlerdi. Belki bu durumun toplum olarak Çerkesler’de ömrün uzun olmasıyla da ilgisi olabilir. Böylece sözsel değerler dededen toruna, yaşama şansı bulabiliyor, gelenekler ve atasözleri, toplumsal yaşamda karşılık bulabiliyordu.
İşte bu atasözlerinden biri “Zıplıhe tıs, gupşıse psalthe!” Yani “Bakın da otur, düşün de konuş!”
Bir kimse toplumda yaptığı konuşmadan sorumludur. Düşünerek, aklederek, yeterince dikkat ve khabze kuralları ölçüsünde konuşmalıdır. Hem de Çerkes terbiyesine, onuruna ve toplumsal kurallarına uygun davranış ve tarzı çerçevesinde.
Sözü nereye getirdiğimi belki Çerkes Aktivizmi ile ilgili olanlar tahmin edebilir. Reyhanlı Çerkes Derneği-Adığe Khase Adına iki Çerkes 10 Şubat 2016 tarihinde 161 Çerkes’i temsilen bir bildiriyi Rusya başkonsolosuna vermişler.
Bu bildiriyi okuduğumda hiçbir şeye şaşmadım, fakat Adigey Cumhuriyetine dönüş isteği içeren bu metinde “onu düşmanlarına karşı birlikte savunmak istiyoruz” ifadesi nasıl olmuşsa yer bulmuş, ona şaştım. Yani dilekçeciler, geri dönüp Ruslar ile birlikte düşmanlarına karşı ülkeyi savunma andı veriyorlar.
Çerkesler için hakiki manada onursuzluk ile eş bir durum. Atalarımızın kemiklerini sızlatacak derecede kötü bir talep. Bu kadar onur kırıcı bir satıra her hangi bir Çerkes nasıl imza atabilir ve arkasında durabilir.
Rusya’nın, Çerkes halkına yaptıkları tarihen sabit olduğu gibi, bugün içinde güncel bir konudur. Kısaca geçip, bitmiş, kapanmış bir konu değildir. Çerkes milleti için soykırım henüz bitmedi ki!
Bu insanlar bu satır ile sözün nereye gittiğini hiç mi hesaplamamışlardır? Nasıl bir amaç uğruna, ne gibi bir şey karşılığında böylesi bir ödün verilmiştir?
Yalnız kişisel olarak kendileri için değil, içinde bulundukları Çerkes toplumunu da rencide eden bir talepname. Yazık olmuş. Bu bildiri, Ruslar’ın Çerkes halkına yaptığı bütün haksızlıkları göz ardı eden, görmezden gelen, onursuz bir çağrı olmuş.
Kerameti kendinden menkul Tarık Topçu (Hatko Schamis) ya da diğer bir adıyla Tarek Krumbholz en sonunda Hapi Cevdet Yıldız için yazı yazmış ve bir paravan kullanarak Mahmut Bi'ye saldırmış.Yazısında sadece benim siyasi analizlerim geçerli,diğerlerininki değil demek istiyor.Halbuki kendisi herhangi bir siyasi analiz falan yapmıyor,yapamıyor,çünkü buna birikimi yeterli değil.
”Düşmanlarına karşı beraberce savaşmak” istediği Rusyası,onun kulağına bir şeyler fısıldıyor,o da analiz diyerek derleme yapıp yayınlıyor.Demek bu Tarık Topçu adlı şahsiyet “Batı karşıtı”.Fakat nedense işi hep Batı ile Almanya ile oldu,oraya gitti,orada uzun yıllar kaldı,oranın vatandaşlığını da aldı.Fakat nedense hiçbir zaman ait olduğu Rusya’ya gidip orada kalmayı,orada yaşamayı tercih etmedi.
Hep anavatana dönüşten bahsetti ama hiçbir zaman anavatana dönmeyi düşünmedi,buna teşebbüs dahi etmedi ve hiçbir zaman da dönmeyecek.Hep Batıyı eleştiren Müslümanların daima Batıya sığınması gibi,o da Batı düşmanlığına rağmen yine Batıya sığındı.Niçin “düşmanlara karşı beraberce savunmak istediği” Rusya’sına gidip oraya yerleşmiyor ? Anlayan var mı ? Niçin Almanya pasaportu taşıyor ama anavatana dönüş için Rusya pasaportuna başvurmuyor.Her neyse konu uzun ama “kendisini güncellemeyen” biri varsa o da Tarek Krumbholz,yani Tarık Topçu,yani Hatko Schamis…Bu isim listesi uzar gider,belki yeni isimler de almıştır kimbilir sonunda “ov” eki olan.Tarık Hatkov güzel bir ad,neden olmasın…Tarek Krumbholz yani Tarık Topçu bir zamanlar güzel yazılar yazardı. Mesela yazdığı bir yazısında ne demişti bu büyük siyasi analistimiz: “Yine son zamanlarda kimi "dönüşçü" kadroların yaptığı gibi, yaşanan kimi sorunlardan veya zorunluluklardan yola çıkarak, DÇB'yi Abaza-Adige örgütlenmesi olarak lanse etmek de pek doğru gelmiyor bana. Yıllardır Çeçen’iyle, Abaza’sıyla, Asetin’i ve Adige’siyle birlikte düğünlere-derneklere gittik geldik. Birlikte güldük, birlikte ağladık. Hepimiz Kuzey Kafkasyalıyız: Çerkes'iz!.” (http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/arastirma/0074_henuz_caresiz_degiliz.htm). Vay be,demek Çeçeni Abazası v.s hepsi Çerkes miş.
Tarık Topçu en son bir paravan kullanarak Mahmut Bi’ye de saldırmış ve onu dönüşüm geçirmekle suçlamıştı.Kendisi hangi dönüşümlerden geçti bu yazısından anlaşılır.Üstelik “eski” lere bakacaksak eğer,kendisinin eskilerine de göz atmak gerekir.Türkiyede ne olmuştu,niçin ve nasıl Almanyaya gitti v.s.Bunları öğrenecek olanlar küçük dillerini yutabilirler.Bulunduğu ortama bir bukalemun gibi uyum sağlar kendisi.Nalına da vurur mıhına da vurur,nabza göre şerbet verir.Deha bir siyasi analist olduğu için kendi aklınca ve kendisiyle ilgili bazı siyasi senaryolar yazar ve yayar vs.
Bakalım ilerleyen günlerde kamuoyu ne gibi marifetlerini öğrenecek bu “siyasi” ip canbazının.Kendisi Rusya’ya deporte edilmeyi hak ediyor,ne dersiniz?
13 Şubat 2015 Cuma tarihinde "ÇERKES DAVASI SADECE ULUSAL DEĞİL ULUSLARARASI BİR DAVADIR" yazımdan üç paragraf;
"Görüntü de iyi niyetlerle beslenmiş bazı girişimlerin ardındaysa, politik hedeflerden yoksun olmayan ve tesadüfi sayılmayacak kaynaklar vardır. Ve aktivizmin rekabet içinde olduğu güç tarafından finanse edilmektedir.
Bu girişimler, özellikle sanki diyalog amaçlı gibi görünüyorsa da, Çerkes ve Rus toplumları arasında sözüm ona diyalog ve uzlaşmaya yönelik görünmektedir.
Çerkes tarafını temsil ettiğini iddia eden bazı gruplar, kuşkusuz cesurca görünümlerinin arkasında, Rus Devleti’nin manipülasyonunun yolunu açmaktadır. Gelecek zamanlarda göreceğimiz gibi daha açık girişimler Rus yetkililerle temasa geçmeyi hedefleyecektir. Keşke Rus devletinde samimi bir diyalog işareti görebilsek de, kalıcı ve onurlu bir barış sağlanabilse."
Sayın Semih Akgün
Bu bir gelişme değil ikiyüzlülüktür. Değiştirilmiş ikinci bir mektup vermediklerine göre tepkileri göğüsleyemediklerinden sitelerindeki metni değiştirmişlerdir.
Eğer ikinci bir mektup verildiyse imza listesininde değiştirilmiş olması gerekirdi. Zira sosyal medyada imzalarını geri çektiklerini bildiren çok sayıda kişi var. Velhasıl ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Yazık!
