

Haziran ayında Mayıs öyküsü anlatılabilir mi? Elbette. Zamanla kaim değilse neden olmasın?
Öykü Mayıs 1945’te Drau vadisinden Sovyetler Birliğine gönderilen mültecilerle ilgili.
Çoğu Çerkes, Karaçaylı ve Osetti. Ama asıl önemli olan Sovyet mültecileri olmalarıydı.
Stalin tarafından Müttefiklerden istenen… Kaderleri Yalta’da belirlenmiş… Müteffiklerin iade işlemini yükümlendiği Sovyet mültecileri.
1947 yılında son bulacak geri gönderme süreci Mayıs 1945’te başladı. Drau ilk perdeydi.
Çerkes, Karaçay, Oset mülteciler tıpkı Ruslar, Ukraynalılar ve diğerleri gibi benzer trenlerle benzer çalışma kamplarına gönderildiler. Aynı koşullar altında çalıştırıldılar.
“Ateş ve sudan geçerek” Drau vadisine girdiklerinde kurtulduklarına inanıyorlardı.
Oysa vadi bir tuzaktı.
Sovyetlerin kendilerine uzanamayacağı deniz aşırı ülkelerde yeni hayatlar kurmayı hayal ederken… Kurtarıcı gibi gördükleri insanlar tarafından Sovyetlere teslim edildiler.
1945-47 arasında iki yıl boyunca Sovyet muhacereti – yani sivil toplum – tüm renkleri ve tonlarıyla totaliterliğin ellerinde can verdi.
29 Mayıs’ı 11 Mayıs’ın hamasetinden ve 21 Mayıs’ın melodramından ayıran bu sivil toplum yanıdır.
29 Mayısı her yıl anmaya, onu bir diğer ritüel haline getirmeye gerek yok. Analiz etmek, bugüne bağlamak yeterlidir.
29 Mayıs’tan Rus düşmanlığı çıkmaz… Bugünkü mücadele de Ruslarla Rus olmayanlar arasında değil.
Bu bir değerler savaşı.
Açık toplum idealiyle oligark düzeni gerçekliği arasında bir savaş.
En başta Rusya’da gerçek bir federalizm kurulmadan hiçbir halk bu savaşı kazanmış sayılmaz.
En önemlisi de Çerkesler ve dostları çeşitliliklerini korurken ortak idealler etrafında toplanmayı başarabilmek zorundalar.
Başka bir deyişle “politik ulus” olmalılar.
Tıpkı Kırımlı Cemile’nin Eurovizyon 2016’da Ukrayna’yı Tatar ağıdıyla temsil etmesi gibi.
George Friedman Baltık-Karadeniz hattına “sınır bölgesi” der. Timothy Snyder’a göre burası “kanlı topraklardır”.
Polonyalılar ve Ukraynalılar gibi görece kalabalık halklar bile kendilerini yeterince anlatamamışlardır. Çerkeslerin durumunun daha da müşkül olduğunu söylemeye gerek yok.
Her şeye rağmen Çerkeslerin ait olduğu platform burasıdır. 29 Mayıs onları buraya taşıyacak mecradır.
'Drau Faciası' konusunda bir spekülasyon olabilir. Daha önce de yazdım. İki noktaya dikkat etmek gerekiyor. Birincisi olay 1944 yılında olmuş. Rusya'ya teslim edilenlerin başı olduğu söylenen General Kılıç Girey'in 1946 yılında Moskova'da idam edildiği Sovyet makamlarınca resmen açıklanmış.
İkincisi dostum rahmetli Şerafettin Şerefli'ye konuyu sormuştum. Dediği aynen şu: "Anlaşma gereği Sovyetlere iade edileceğimizi öğrendik. Üst rütbeli komutanlarımız gelip açıklama yaptılar. Subaylar sorumlu tutulabilirler. Bu nedenle sizler teslim olmayın, başınızın çaresine bakın. Erlere gelince, Sovyetler onları cezalandırmazlar. Onlar teslim olabilirler. Ben de kaçanlardanım. Duyduğumuza göre, Sovyetler iade edilen treni hiç durdurmamışlar. Doğruca Doğuya doğru yol vermişler. Hepsi çalışma kamplarına gönderilmişler". Sözü edilen rahmetli Musa Ramazan da tanıdığım ve dostum olan biriydi, ancak onunla ve Sefer Aymergen ile konuyu konuşmuş değilim.
Bu bakımdan hepsi kurşuna dizilmiştir gibisine iddiaların bağımsız kaynaklarca teyit edilmesi gerekir diyorum.
Musa Ramazan'ın anıları olmalı,
Şamil eğitim ve Kültür vakfından çıkmıştı kitap.
Nur Dolay Drau faciasını Lyon Çerkesleri FB sayfalarında yorumlamış.
Buraya etiketliyorum. saygılarımla.
''Nur Dolay: Bu olay biraz farklı. Alman esir kamplarinda yasayan Dagistan'li Ramazan (soyadini maalesef hatirlayamiyorum) beyin butun olayi en ince ayrintilarina kadar yazdigi bir kitap var, kendisiyle Istanbul'da gorusmustum, kitabi da birine odunc verdim ve geri gelmedi (kitabin adini da maalesef unuttum).
Ramazan beyin anlattigina gore savas sirasinda tarafsiz bir politika izleyen Turkiye Almanya'dan belirli bir sayida Kafkasyali'yi almak icin izin cikarmis ve kimligine yasina saglik durumuna bakmadan verilen sayida kafkasyali'yi alip Turkiye'ye getirmis. Savas sonunda Ingilizler de bir kismini almislar, ama sadece genc, saglikli, guclu kuvvetli erkekleri secerek. Gerisini kamyonlara doldurarak Avusturya'ya yolluyorlar, Ruslarla yapilan anlasma geregi onlara teslim etmek icin. Sonucu tahmin eden bazilari kamyonlardan atlayip intihar ediyor, teslim edilenler oracikta (anitin dikildigi yer) olduruluyorlar. Bu arada Ramazan beyin kitabini bulanlar en azindan bana referanslarini verirlerse sevinirim. Kendisi ne yazik ki bir kac yil once kanserden vefat etti.''
