

1848 devrim ateşi Habsburg İmparatorluğunu sardığında Macaristan Viyana’dan kopmak istedi.
Macarların imdadına hiçbir ülke koşmazken Çar I. Nikola Avusturya’ya yardım etmeye talip oldu.
Çar Macaristan’da başlayan isyanın Polonya üzerinden Rusya’ya sirayet etmesinden kaygı duyuyordu.
İki Rus ordusu Macaristan’a girdi.
Kısa ve kanlı bir çatışma oldu. 1849 yazında General Paskiyeviç “Macaristan majestelerinin ayaklarının altındadır” diyordu Franz Jozef’e.
***
Macarlar orta-Tuna havzasına dokuzuncu yüzyılda yerleştiler. O zamandan beri Asya ve Avrupa rekabet halindeler.
Nitekim 1956 Macar ayaklanmasının arka planında Avrupalı kimliği vardı.
Ayaklanma bastırılınca Macar halkı – bin yıl önce sırtını döndüğü – Doğunun tutsağı haline geldi.
Sovyet işgali Macaristan’ın özgürlüğüne ilişkin tüm umutları yok etti.
Ama “baskıcı Rusya” imgesi komünist dönemden çok daha eskiye, 1848 devrimine dayanıyordu.
***
Macar bakış açısının en uç örneğini romancı György Konrad dile getirmişti.
Sovyetlerin “ortaklarına geri teknolojiden daha fazlasını sunabilen bir uygarlık merkezi haline gelmesi gerekiyordu”.
Elbette Rus kültürünün Avrupalı yanları vardı. Sovyet siyasetinde reformcu bir damar da mevcuttu.
Konrad bunları teslim ediyordu. Ama bağnazlık galebe çalıyordu.
Konrad’a aşağıdaki sözleri söyleten de buydu:
“Sömürgeci sömürülenden daha geri olduğu zaman bağımlılık ilişkisi silahla sürdürülüyor” diyordu Konrad. “Oysa Macar turistler Sovyetler Birliğini gönüllerince gezebilseler… Pahalı olmayan lokantalarda yemek yiyebilseler… Mağazalarda aradıklarını bulabilseler… Açık fikirli Sovyet yurttaşlarıyla dostluklar kurabilseler… Sovyet ilerici sanatı dünyada öncü bir konuma yerleşebilse… Rus gazetelerinden dünya hakkında bir şeyler öğrenebilmek için Rusça öğrenmeye değse… Macarlar çıktıkları gezilerden ilginç ve özgür bir toplum tanıdıkları izlenimiyle geri dönseler kardeşçe duygular kendiliğinden gelişir. Ziyaret etmeye değecek bir komşunun olduğu düşüncesi kanla bastırılmış 1849 ve 1956 devrimlerinin tatsız anılarını silebilir.”
***
Konrad’ın 1980’li yılların başında sözünü ettiği şeye bugün “yumuşak güç” deniyor.
Nükleer cephaneliği olan Rusya’nın bugün de sahip olmadığı tek silah yumuşak güçtür.
Sayın Can Altıntaş,
Herhangi bir üniversitede ders vermiyorum.
Selamlar
Aytek abi merhaba, herhangi bir üniversitede ders veriyor musunuz acaba?
29 Temmuz 2016 Cuma Saat 14:26Macar yazar ve sosyolog György Konrad. Kuzeyli onun şu sözünüde not edin bence.
"Kanlı ete alıştığınız gibi iktidara alıştınız." büyük söz.
