
Rusya Federasyonu (RF) içinde, ulusal yöre anlamında 22 cumhuriyet, 1 özerk oblast ve 4 özerk okrug bulunuyor. Bunlar dışında, Putin döneminde yapılan birleştirmeler sonucu statüleri düşürülmüş okruglar da bulunuyor. Örneğin, Doğu Sibirya'daki Koryak Özerk Okrugu 1 Temmuz 2007'de özerklik adı düşürülerek Kamçatka Krayı içine alındı. 5 özerk okrug daha benzeri uygulamalara tabi tutuldu.
Bu son yörelerde de yerel diller, bazı resmi dil ayrıcalıklarından yararlanıyorlar. Bunların dışında şu ya da bu ölçüde korunan ve eğitimde kullanılan bazı küçük diller de kalmış olmalı.
Sayılarını bilemiyorum. Ancak bu dilleri konuşanların sayısı giderek azalıyor. Örneğin, 2010 yılında Koryak sayısı 8 bin idi ve bunların sadece 1700 kadarı (% 21) anadilini biliyordu. Bu da asimilasyonun boyutunu gösteriyor. Daha önce Koryakların ve yerli Sibirya halklarının çoğu istilâcı Rus Kazakları tarafından yok edilmişti. Bu da soykırımın sadece Çerkeslere uygulanmış birşey olmadığını bize gösteriyor.
RF'de sayılan 27 ulusal yöre dışında kray (büyük il), oblast (il) ve federal kent denilen yöreler de var. Bunlar genellikle Rus nüfuslu ve Moskova'ya direkt bağlı il yörelerdir. Adlandırma hataları var. Örneğin, kray için yanlış olarak "eyalet" denilebiliyor. Oysa kray, oblast, federal kent ve okruglar eyalet (devlet, state) değil, değişik adlar altında sıradan birer il (vilayet) birimidir. Sözgelişi bu birimlerin parlamentolarının yasa çıkarma yetkileri yoktur, sadece idari kararlar alabilirler, yasama yetkisi Moskova'daki RF Parlamentosu’na aittir.
Buna karşılık tamamı 21 (Kırım'la 22) olan cumhuriyetlerin RF Parlamentosu (yasama organı) ve Hükümeti (Yürütme organı) dışında, ayrıca kendi yasama (parlamento) ve yürütme (bakanlar kurulu) organları da vardır. RF tamamında resmi dil Rusçadır. Cumhuriyetler kendi yerel dillerini Rusça ile birlikte resmi dil yapabiliyorlar. Ancak kendi cumhuriyetlerinde bile yerel dili Rusça ile eşit düzeyde kullanamıyorlar.
Resmi dil uygulama örnekleri
Dil sorununun, tarihsel anlamda ve en mükemmel bir biçimde İsviçre'de çözüldüğü söyleniyor. İsviçre'de 26 kanton (devlet, eyalet) var. Kantonlar komün (Gemeinde/ ilçe veya bucak) denilen küçük birimlere ayrılır. Bazen tek bir köy bile komün olabilir. İsviçre’de toplam 2,889 komün (Gemeinde, bucak) bulunuyor. Bir kanton ya da komünün resmi dili olur. Komünler birleşir kantonu oluşturur. Bir kantonun tamamında tek bir dil konuşuluyorsa sorun yok, o tek dil kantonun resmi dili olur. Bu tip kantonlarda tek bir resmi dil olur, bütün resmi işlemler ve yargı kantonun dilinde yapılır.
Bir kantonda birden çok dil konuşuluyorsa, resmi diller komün
(ilçe ya da köy) esasına göre belirlenir. Örneğin, Graubünden Kantonu'nda
(Grisons) üç ayrı dil yöresi bulunur: Almanca
(% 74,6), Romanşça
(% 15,2) ve İtalyanca
(% 12). Ancak resmi dil olmasına karşın Romanşça konuşanların oranı, son iki yüzyıl içinde yüzde 50'den yüzde 15'e düşmüş, Almanca konuşan oranı ise yüzde 30-40'lardan yüzde 74 üzerine çıkmıştır. Almanca lehine bir asimilasyon söz konusu. İtalyanca ise konumunu aşağı yukarı korumuştur:
https://en.wikipedia.org/wiki/Griso...Bir komün’de tek dil konuşuluyorsa, - birden çok dilli komünler de vardır,- o dil resmi dil olarak kullanılır, okulda öğrenci o dilde zorunlu öğrenim görür, ancak komşu komünün ya da kantonun dili de okutulur. Bu nedenle İsviçreliler iki ya da daha çok sayıda dil konuşabilirler.
İsviçre’de sorun (dil asimilasyonu) şuradan kaynaklanıyor: Diyelim, Romanşça öğrenim gören öğrenci, duruma göre, ikinci dil olarak Almanca (% 65,6) ve varsa Fransızcayı (% 22,8), isterse ve o dil o okulda okutuluyorsa İtalyancayı (% 8,4) seçebiliyor, ancak Romanşça dışındaki dillerde konuşanlar küçük bir azınlığın dili olan Romanşçayı (% 0,6) seçmiyor, daha çok konuştuğu bir İsviçre dili olarak Almanca ya da Fransızcayı seçmeyi yeğliyorlar. İşin burasında yarar düşüncesi öne çıkıyor. İsviçre örneğinin sakıncalı yanı da bu, küçük dil (Romanşça) yeterli koruma altında değil.
İsviçre’de de büyük dile, Almancaya doğru doğal bir yönelme, akış var. Böylece, İsviçre'deki uygulamanın çoğunluktaki nüfus (Almanca) yararına sonuç doğurduğunu, dahası Fransızca konuşanların bile Almancadan yakındıklarını görebiliyoruz. Örneğin, tepki olarak Fransızca konuşulan kantonlarda Almanca sorulan sorulara yanıt verilmeyebildiği de söyleniyor. Bu da İsviçre’deki uygulama, ileride yeni düzenlemeleri gerektirebilir. Sözgelişi, 1979’da Protestan ve Almanca konuşan çoğunluğu bulunan Bern Kantonu’ndan ayrılan Katolik ve Fransızca konuşan nüfus adına Jura Kantonu kuruldu (70 bin nüfus).
***
İspanya'daki uygulama İsviçre ve Rusya’dakinden daha farklı, küçük dil adına daha güvenceli ve kesin koruyucu. Özerk bölge okullarında her iki dil, yani İspanyolca ile yerel dil (büyük ve küçük dil; İspanyolca ve yerel dil, Baskça, Katalanca, Galiçce, vs) birlikte ve eşit düzeyde resmi dil, her iki dil bütün devlet kurumlarında ve okullarda birlikte kullanılabiliyor, her iki dilin bütün okullarda istisnasız okutulması zorunlu. Rusya’da bu yok, Rusça yararına, küçük dil (ya da diller) aleyhine resmi ve fiili bir durum var.
İspanya’nın özerk bölgelerinde bir de okul tipini seçme serbestliği de var: Örneğin, Baskça temel eğitim veren okul birinci tip, burada Baskçaya daha çok, İspanyolcaya daha az yer verilir. İkinci tipte İspanyolcaya daha çok yer verilir ama Baskça da öğretilir. Üçüncü okul tipinde ise, her iki dil de eşit ölçüde, yani dengeli bir biçimde öğretilir, örneğin bazı dersler İspanyolca, bazı dersler de Baskça işlenir. Uygulama, Baskçanın (ve diğer dillerin) işlevini geliştirmeyi amaçlıyor. Rusya’da Rusçanın işlevinin artırılmasına öncelik veriliyor.
Rusya Federasyonu’ndaki dil politikası, Rusça dışındaki dilleri zaman içinde asimile etme üzerine kurulu. Örneğin, Stalin döneminden başlatılarak insanlığın ileride tek bir dilde birleşeceği ve konuşacağı biçiminde tezler öne sürüldü. Bunun aşamalı olacağı, önce bölgesel dillerin öne çıkacağı, Sovyetler Birliği bağlamında bölgesel dilin Rusça olduğu gibisine Rusçu/faşist görüşler ileri sürmüş, küçük cumhuriyet ve özerk yörelerde yerel dillerde eğitime son verilmiş ya da yerel dillerde eğitim Rusça öğretmede bir araç haline getirmişti.
SSCB Anayasası ve Rusça bilmeyenlerin çok olması nedeniyle anadili eğitimi birçok yerde kaldırılamamış, ders saati düşürülmüştü.
***
İspanya’da yerel dil, bazı uygulama ve hukuki düzenlemelerle de destekleniyor. Örneğin bir özerk bölgede işyeri açmak ve çalışma izni almak için o yerin dilini de (Katalan, Bask, Galiç, vs) bilme zorunluluğu var. Böylece yerel dil aleyhindeki durum pozitif ayrımcılık yoluyla dengeleniyor. Rusya’da da Lenin döneminde (1917-1924) uygulama ya da politika böyleydi, dengeleme adına yerel dile daha fazla hak tanıyordu. Stalin’le birlikte bu politika terk edildi.
İspanya’daki özerk bölgelerde yerel dili bilmeyen birine işyeri açma izni (ruhsat ya da lisans) verilmiyor dedik. Bunlar, geçmişte baskı görmüş, asimilasyona tabi tutulmuş dilleri ve o dillerde konuşan serbest meslek mensuplarını büyüğün rekabetinden koruma amaçlıdır. Uygulamadan olumlu sonuçlar alınmış, yerel dil yeniden itibar /değer kazanmıştır. Sonuç olarak, 1970’lerde nüfusun % 23’ünün konuştuğu Baskça, şimdilerde genç nüfusun çoğunluğu tarafından konuşulan ve yükselen bir dil olmuştur. Türkiye’de dinin devlet eliyle güçlendirilmesi olayı gibi, Bask, Katalan ve Galiç dilleri devlet olanağıyla güçlenmektedir.
Rusya’da ise aksine bir gelişme görülüyor: Yerel diller Rusça içinde yavaş yavaş eriyor, daha doğrusu bilinerek eritiliyor. Örneğin 2010 yılında Adıgey Adıgelerinin yaklaşık % 6’sı anadilini bilmiyordu (yaklaşık 8 bin). Birçok halkın durumu daha da kötü. Örneğin, Koryakların % 79’u, Nenetslerin % 51’i (44,640 Nenets’in yarıdan çoğu) artık anadilini bilmiyor. Anadilini bilenlerin çoğu da yaşlı nüfus. Liste uzatılabilir.
Birazdan değineceğimiz Rusya’daki cumhuriyetlerdeki duruma göre İspanya’daki özerk bölgelerde yerel dil daha fazla korunuyor, güvence altına alınmış bulunuyor. Bu bölgelerin ayrı yasama (meclis) ve yürütme (hükümet) organları var. Bu organların yetkileri Rusya’daki benzerlerine göre çok daha fazla: Güçlendirilmiş yetkiler.
***
Fransa'da ise Fransızca lehine bir kısıtlılık söz konusu. Asimilasyon politikaları devletçe destekleniyor. Fransa dil alanında Avrupa’nın en milliyetçi, en gerici uygulama örneği. Yerel dillere bazı kültürel olanaklar, seçmeli ders olarak okulda okutulma olanağı sağlanmakla yetiniliyor. Bunda Fransız Anayasası'nın katı ve değiştirilmesi zor asimilasyoncu ve Fransız milliyetçi kuralları belirleyici. Fransız Anayasa Mahkemesi azınlık dilleri ve yerel özerklikler konusunda çıkarılan reformist yasaları sistemli olarak iptal edebiliyor. Bu nedenle ciddi mesafe alınamıyor, engeller aşılamıyor. Türk anayasaları ve uygulamaları da Fransa'dan esinlenme.
Rusya Federasyonu'nda durum
Yukarıda değindiğimiz gibi, RF'de asıl resmi dil Rusça. Diğer diller Rusçanın vesayeti (denetimi) altında. Bu da bir asimilasyon politikasının uygulandığını kanıtlıyor. Resmi işlemler Rusça yapılıyor. Kamu ve eğitim alanında ve büyük oranda Rusça kullanılıyor. Sonuçta İsviçre'de Romanş dilinin başına gelen asimilasyon benzeri bir durum, RF'de de azınlık dillerinin başına geliyor. Fark, İsviçre'de yasal bir zorlama olmaması, istenirse durumun değiştirilebilir olması. Romanş okulu Romanşçayı öğretmek zorunda ve dilediği ikinci bir İsviçre dilini de seçme özgürlüğüne sahip. Ancak ikinci dil seçme işi zorunlu bir seçim. Benzeri bir uygulama Rusya’da yok. Rusya’da, diyelim Adıge başkenti Maykop’ta herhangi bir okulda, talep olmadığı sürece Adıgece okutulmaz, ama talep olsun olmasın Rusça zorunlu olarak okutulur.
İsviçre’de Romanşça adına anayasal düzeyde resmi dil olma ve eşitlik, uzun bir uğraş süreci sonunda kazanıldı ve Romanşça İsviçre’nin dördüncü resmi dili oldu, altın tepsi üzerinde armağan edilmedi. Önce üç resmi dil vardı - Almanca, Fransızca ve İtalyanca, sonra Romanşça geldi. İsviçre’de haklar genişletilirken, Rusya’da daraltılıyor, örneğin anadilinin kent okullarına göre daha fazla süreyle okutulduğu ulusal okullar ya da köy okulları tasfiye süreci içinde. Kalıntı olarak ulusal okullar hâlâ var.
İsviçre'de ise yasal engelden değil, düzenlemeden, daha fazla koruyucu önlem alınmamış olmasından kaynaklanan doğal bir asimilasyon süreci var.
İsviçre buna bir çözüm bulabilecek mi? Bilemiyoruz, yeni bir düzenlemeyle komün düzeyinde bir çözüm getirilebilir.
Adıge Cumhuriyeti
Rusya Federasyonu’na kendi isteği ile katılan Adıge Cumhuriyeti Adıge/ Çerkes dilini zorunlu bir eğitim dili olarak kendi okullarının tamamında okutma yetkisine sahip değil. Ancak belli sayıda öğrenciden (10 öğrenci) istek gelirse, Adıgece seçmeli ders olarak okutulabiliyor. O da çok kısıtlı bir ders saati tutarında olabiliyor. Anadilinde seçmeli ders saati süresi ilkokulda 3, ortaokulda 2, liselerde de haftalık 1 saat. Gerisi Rusça. Öğrenci isterse kendi dilini hiç okumayabilir, öğrenmeyebilir ama Rusçayı okumak, öğrenmek zorunda. İsviçre ya da İspanya örneği ile çelişen temel fark da bu. İsviçre ve İspanya’da anadili eğitimi zorunlu, asgari iki dil öğrenimi de zorunlu. Rusya’da ise zorunlu tek bir dil eğitimi var, o da Rusça.
Cumhuriyetlerin durumu böyle.
RF'de nüfus sayımı her 10 yılda bir yapılıyor, buna göre, yeni sayım yılı 2020. Şu anda devam etmekte olan asimilasyon sürecinin durumu nedir, bilemiyoruz, elde 2010 yılı ve öncesine ait veriler var. Ancak küçük dillerin hızla erimekte olduğunu Koryak ve diğer Sibirya dilleri örneğinden anlayabiliyoruz.
***
Rusya köylülükten ve bölgesel kısıtlamalardan henüz kurtulabilmiş değil. Feodal bağımlılıkları tasfiye edilememiş bir ülke. Bu nedenle asimilasyon bazı yörelerde daha yavaş işliyor. Ayrıca özerk cumhuriyet ve yörelerin (federal süjelerin) bulunması da asimilasyonu yavalatıyor. Örneğin, milliyetçi Türkiye’de köyden kente göç edenler aynı yöredeki yakın kentlere yerleşiyor ve köyle olan bağlarını koruyabiliyorlar. Diyelim, Düzce Çerkes köylüleri Düzce merkezine, Tokat’ın Erbaa ilçesi köylüleri de Erbaa ilçe merkezine yerleşiyorlar. Ancak uzak illerden, örneğin Rize ve Artvin'den İstanbul’a göç eden Lazların köyle ilişkisi tamamen kesilebiliyor, çoğu bir daha geriye/köye dönmüyor, sonunda da asimile oluyor.
Rusya'daki durum hayli farklı, kente göçün önünde bazı kısıtlamalar, engellemeler var. Diyelim, Adıgey'den ya da Hakas Cumhuriyeti'nden ya da başka bir yöreden ayrılan kişi, Türkiye’de olduğu gibi elini kolunu sallayarak Rusya'nın dilediği bir yerine göç edemiyor ve yerleşemiyor. Çünkü yerleşmek için önce o yörenin resmi makamlarından oturma ve çalışma izni alması gerekiyor. Paran yoksa zor alırsın. Kişinin nereden geldiği, mesleği ve maddi gücü değerlendiriliyor. Örneğin, o kişinin o yerde konutu yoksa oturma izni alamıyor. Paran varsa sorun yok, ev satın alabilirsin. Zengin ve paralı isen dilediğin yere yerleşebilirsin.
Ancak yöre içi (cumhuriyet ve il bazlı) göçlerde o denli bir kısıtlama ve engelleme yok.
Dayanışma ve destek de olabiliyor, daha kolay oturma izni alabiliyorsun, akrabaların yardımı oluyor, onların konutundan, kefaletlerinden yararlanabiliyorsun. Yöre içinde kişiye ödemesi kolay arsa tahsisleri de yapılabiliyor, kişi konutunu kendi inşa edebiliyor.
Yöre dışı göçler ise desteklenmiyor, aksine engellemelere tabi tutuluyor. Çünkü yöre dışı göçler teşvik edilecek olursa Sibirya ve Kuzeydoğu Kafkasya (İnguşetya, Çeçenya ve Dağıstan) gibi teşvikle ayakta tutulan yöreler boşalır, nüfus Moskova, St. Petersburg, Kaliningrad, Habarovsk ve Vladivostok gibi gelişmiş/ sanayileşmiş yörelere/ kentlere akar.
Bu nedenle yöre içi göçle yetiniliyor diyebiliriz.
Cumhuriyetlerin statüleri
22 cumhuriyet hukuken eşit haklıdır (Tataristan’ın statüsü olumlu yönde biraz farklı deniyor). Ancak hukuki değil, fiili durumları gereği farklılıklar da bulunuyor. Örneğin, iki dilli, 3 dilli ve daha çok dilli cumhuriyetler var: Adıge Cumhuriyeti'nde 2 dil (Rusça ve Adıgece), Karaçay-Çerkes'te 5 dil ( Rus, Karaçay, Adıge, Abaza ve Nogay), Kabardey-Balkar'da 3 dil (Rus, Adıge ve Balkar), Dağıstan’da da 14 ‘resmi dil’ var.
Radyo ve televizyonlar maddi olanaklara bağlı olarak bu dillerde yayın yapabiliyor, gazete ve dergiler çıkarılabiliyor. Ama bu yayınları dinleyen ve okuyan kişi sayısının giderek azalmakta olduğu da söyleniyor.
Söylediğimiz gibi Rusça dışı diller çok az kullanılabiliyor, cumhuriyetler parlamentolarında ise kullanılmıyorlar, sadece çıkarılan yasa ve kararlar yerel dillerde de yayınlanabiliyor. Bu bakımdan Rusya Federasyonu gıpta edilecek bir özgürlükler diyarı değil. Rusça dışındaki diller istenmeyen diller konumunda. İsviçre ya da İspanya'dakinden çok farklı, eski İngiliz sömürgelerini andırır bir durum söz konusu. Bunun değiştirilmesi olanaklı mıdır, RF Anayasası ve hukuku buna cevaz (izin) veriyor mu? Veriyor olabilir ama sözde kalıyor. Çözüm RF bağlamında demokratik dönüşüm olmasına bağlı.
Örneğin, Adıge Cumhuriyeti "Egemen Devlet" (bağımsız devlet) statüsüyle Rusya Federasyonu'na katılmıştı. Egemenlik daha sonra baltalandı. Peki, şimdiki durum nedir? Tam bilemiyoruz, tutarlı bir öngörü de yok, kaygan bir zemin var, herşey her an değişebilir. Mahallinden çok az bilgi akışı var. Dönüşçülerimizin çoğunun ağzından Rusya’ya övgü ve alkış dışında birşey dökülmüyor...Sorunu anlamak için ayrıca konunun uzmanı olman da gerekiyor...
Bizde o düzey var mı?..Bilemiyorum ama olmalı.
Önümüzde somut bir uygulama örneği var, değinmeden geçmeyelim: Yeni çıkarılan Federal yasaya göre yörelerin (cumhuriyet, kray, oblast, federal kent ve okrugların) başkan ve valilerinin, eskiden olduğu gibi halk tarafından seçilmeleri gerekiyor. Seçim 16 eylül 2016’da yapılacakmış. Söz konusu Federal yasanın yöreyi ilgilendiren bazı bölümleri Adıge Cumhuriyeti Parlamentosu- Khase tarafından iptal edildi. Tabii buradaki espriyi göremeyen bizden kişiler önce ayağa kalktılar, öğrenince de duruldular. Moskova iptal ve öneriyi kabul etmişse,bu durumda, Cumhuriyet başı (Łıŝha), bir prosedür süreci sonunda “Adıge Parlamentosu-Khase” tarafından seçilecek. Ama bu seçimi RF Devlet Başkanının önereceği üç aday arasından tercih biçiminde yapacak. Tam bir irade ve özgürlük yok. Dolayısıyla parlamentonun yetkisi kısıtlı, sınırlı. Ancak eskisine göre daha olumlu bir adım.
Eski duruma göre, RF Devlet Başkanı Adıge Parlamentosu-Khase’ye tek bir aday öneriyor, parlamento da onu seçiyordu. Bir tür atama yapılmış oluyordu. Seçmediğinde Moskova’dan ikinci aday önerisi geliyor, o da seçilmezse parlamento seçimi yenileniyordu. Prosedür böyleydi. Başka seçeneği yoktu.
Eskiden, Osmanlılar zamanında kazığa geçirilerek idam edilecek olan idam mahkûmunun, ucu sivriltilmiş ve yere çakılmış yağlı kazıkları cellat eşliğinde görme, inceleme ve geçirileceği kazığı seçme hakkı varmış. O hesap Moskova olarak önereceğimiz üç adaydan birini seçme, tercih etme hakkınız var deniliyor olmalı.
Łıŝhe seçimi
Yeni uygulamaya göre, Adıgey'deki partiler adaylarını RF Devlet Başkanına bildirecekler, Başkan da bunlardan 3 aday belirleyerek Adıge Cumhuriyeti Parlamentosu- Khase'ye gönderecek, Adıge Cumhuriyeti Parlamentosu- Khase de bu üç adaydan birini seçecek. O kişi de 5 yıllığına Adıge Cumhuriyeti Başı (Łıŝhe / glava) olacak.
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde de Cumhuriyet başının yerel parlamento tarafından seçileceği söyleniyor. Kabardey-Balkar’da ise Adıge seçmen çoğunluğu var, orada seçim nasıl olacak?
Onu bilemiyorum.
Adıgey Adıgeleri açısından en uygunu ise Cumhuriyet başının (Łıŝha) doğrudan doğruya, kısıtlamasız parlamento tarafından seçilmesi, Moskova’nın sürece karışmaması olabilir. O zaman Adıge ağırlığı / özerkliği (paritet) daha fazla korunabilir.
Böyle yapılmadığında, genel oya gidildiğinde yürütme erki/organı (hükümet) Rus nüfus çoğunluğunun eline geçebilecek, cumhuriyet darbe alacak, ulusal özelliği kayba uğramış olacaktır. Bu da hoşnutsuzluklara yol açabilecektir. Rus sessiz görünse de milliyetçi. Adıgey, Rus nüfusu adına değil, Adıge/Çerkes nüfusu adına kurulmuş olan bir devlettir. Egemenlik Adıgeler dışlanarak ya da ikinci plana düşürülerek kullanılamaz; Rus nüfusun iradesi esas alınamaz, Adıgeler dışlanamaz. Çoğunlukta olmaları Ruslara o hakkı vermez. En başta AC Anayasasına aykırı düşer bu. Devletin kuruluşu döneminde kabul edilmiş olan temel ilkeler, derogasyonlar (koruyucu kurallar) vardır ve hâlen geçerlidir. Derogasyonlar cumhuriyeti ve Adıge ulusunu koruma amaçlı konmuştur. Bunlardan biri de nüfusun dörtte biri olan Adıgelerin yasama (parlamento) ve yürütme (hükümet) organlarında eşit oranda temsil edilmeleri (paritet) ilkesidir...
Federal yasa iptali ile bu ilke korunmak istenmiş olmalı. Çünkü Adıgey sıradan bir Rus ili değil, özellikleri olan bir etnik cumhuriyettir/devlettir.
Daha önce Rusların Adıgey’i feshedip Krasnodar Kray’a katma gibi bir niyeti ve bir girişimi de olmuştu (2006).
Yerli nüfusun çoğunlukta olduğu Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri ile diğer bazı cumhuriyetlerde yerli nüfus sorunu yok, oralarda halk oyu ile cumhuriyet başları seçilebilecek. Hakasya, Altay, Udmurtya, Komi ve Buryatya gibi yerli halkın azınlıkta olduğu cumhuriyetlerde ne yapılacak? Bilemiyorum. O cumhuriyetler halklarına da Adıgelerde olduğu gibi koruyucu haklar (anayasal güvenceler ve derogasyonlar/ istisnalar) tanınmış mıdır? Onu da bilemiyorum. Bir bilen de ortaya çıkmıyor.
Bu türden konular Rusya’nın tabuları arasında, değinilmeyen sorunlar.
Sonuç
Rusya'da sivilleşme ya da demokratikleşme güçlenecek olursa anayurda Çerkes dönüşü, mal mülk edinme ve can güvenliği gibi konular da gündeme gelebilir, güvencelere bağlanabilir.
Böyle yapıldığında bir güven ortamı oluşabilir. Bunun için vakit, sanırım henüz erken. Rusya otoriter bir ülke. Eski anlayışlarda ısrar ediyor.
Aydınlarımızın bu gibi konularda bilgilendirme yazıları yazmaları, araştırmalar yapmaları yararlı olacaktır.