

Komünizmin çökmesiyle Rusya halkı manevi boşluğa düştü. Kimisi dine sığındı. Monarşizme yönelenler oldu.
Tarih anlatısı konusunda anlaşamayan Ruslar simgeler üzerinde de uzlaşamadılar.
Bunlardan biri bayraktı.
Rusya Federasyonu kırmızı, mavi, beyazı – yani imparatorluk renklerini – benimsedi.
Milliyetçiler ve monarşistler sarı, siyah, beyaz renklere sarıldılar. Komünistlerin seçimi doğal olarak kızıl bayraktı.
Bir diğeri ulusal marş konusuydu.
Sovyet marşının yerini Mihail Glinka’nın Yurtseverlik Şarkısı aldı. Ama tutmadı. Ne heyecan verdi ne de ilham.
Putin seçilince – sözlerini yeniden yazdırarak – Sovyet marşını geri getirdi.
Gerekçesi tarihi süreklilik ve geçmişe saygıydı. Sovyet tarihi yadsınırsa yaşlı kuşakların yaşamı anlamsızlaşırdı.
Halkın çoğu marşı sahiplendi.
Ve ulusal gün tartışması…
Yeltsin 7 Kasım’ın vurgusunu değiştirdi. Devrim Günü ayrıştırıcıydı. Yeni isim olarak Uzlaşma ve Uyum Günü kabul edildi.
Buna karşılık komünistler 7 Kasım’ı kızıl bayraklarla kutlamaya devam ettiler.
Putin yine müdahale etti.
2005 yılından itibaren 4 Kasım Ulusal Birlik Günü olarak kutlanmaya başlandı. Tercih tesadüfi değildi.
4 Kasım Lehistan’ın Rusya’yı işgalinin sona erdiği gündü (1612).
Putin göreve geldiği günden itibaren Sovyet tarihini yüceltti. Bu da tesadüfi bir seçim değildi. Rusya’yı süper güç yapma stratejisinin parçasıydı.
Bu hamle Sovyetlere özlem duyan kesimlerin duygularını okşadı. Ne de olsa Sovyetler Birliğinin çöküşü büyük bir utanç kaynağıydı.
Güven veren iktisadi sistem… Süper güç statüsüne sahip imparatorluk… İdeoloji ve ulusal kimlik birkaç ay içinde uçup gitmişti.
Ruslar glasnost sürecinde tarihlerine dil uzatılmasından sıkılmışlardı. Stalin rejimiyle işbirliği yapmış yakınlarının sorgulanmasından rahatsızdılar. Geçmişin ne kadar kötü olduğuna ilişkin nutuk dinlemek istemiyorlardı.
Putin’e göre Rus tarihinin sıkıntılı dönemleri vardı. Hangi ülkenin yoktu ki? Rusya’nın hataları hem daha azdı hem de diğerleri kadar korkunç değildi.
Mesela Amerika’nın Vietnam’da yaptıklarını yapmamışlardı. Geçmişlerinde Nazilik lekesi de yoktu.
Rusya suçluluk duygusuyla yaşamamalıydı.
Putin Stalin’in suçlarını yadsımıyordu. Sadece günahlarını ve sevaplarını tartıyor, “şanlı Sovyet geçmişinin kurucusu” kimliğinin ağır bastığını görüyordu.
Stalin modernleşme için terör kampanyası yürütmüş akılcı ve etkili bir yöneticiydi.
Bu tablonun toplumda da bir karşılığı vardı.
Halk kolektifleştirme politikasının sanayileşme için mutlak bir zorunluluk… Molotov-Ribbentrop Paktının gerekli… Brejnev yönetiminin fırsatlar dönemi… Sovyetler Birliğinin dağılmasının ulusal bir felaket olduğuna inanıyordu.
Sovyet rejimi siyaseten bitmiş olabilir.
Ama komünist sistemin sebep olduğu toplumsal travmaların ve patolojilerin iyileşmesi için uzun zamana ihtiyaç var.
Bu hiç kolay olmayacak.
S.Aleksiyeviç SSCB kuruluşunu ve dağılışını sıradan sovyet insanının ağzından anlatırken, insan doğasının en dibine iniyor. Komşularını, kendi öz çoçuklarını yeri geldiğinde çekinmeden parti için gammazlayan insanları, karşı devrimin sonucunda bekledikleri şeylerden ne kadar uzağa düştüklerini görüp dehşete kapılanları film şeridi gibi okutuyor. Koskoca yanılgılarla harcanmış milyonlarca hayata ışık tutuyor.
Olağanüstü bir kitap. Yorumlarda bahsedilmiş ama çevirisi çok iyi. Okunmadan anlatarak anlaşılmaz.
Nurhan hanım'ın sözünü ettiği kitabı 1 ay önce okudum. Son zamanlarda okuduğum en sarsıcı kitap ve çevirisi süper. Fakat hepsinden önemlisi yazılmış en güzel içeriden SSCB tarihi. Tarihin bir dönemini domine etmiş rejimin finali. Çünkü hiçbir kazanım özgürlüklerden kıymetli değil. Hiçbir sınıfsal kazanımın bedeli temel hak ve özgürlükler olmamalı. Kitap 500 sayfa bunu anlatıyor.
Sovyet deneyimini insanların tekil tanıklıkları üzerinden ele alması cabası. Kitapta okuduğum insan hikâyelerine hâlâ inanamıyorum. Bu kadar sarsıcı olacağını hiç beklemiyordum. Aytek bey'in kronolojisini özetlediği olayların tekil tanıklıkları tastamam kitapta var. Selamlar.
Aytek bey kardeşim özet tespitleriniz için sağolun.
Peki Rusya'nın Şangay beşlisi içinde ki nüfuzunun dengeler bakımından (özellikle AB) bugünkü boyutu nedir? Birde Türkiye'nin Rusya yakınlaşması uzun süreli siyasi açılım olur mu? ABden ne kadar uzaklaştık.
Baki selamlar.
