

AB’nin kurucu Roma Antlaşmasının altmışıncı yıldönümü kutlanırken bu tartışılıyor: AB kuruluş felsefesi unutuldu mu?
Robert Schuman ve Paul-Henri Spaak’ın isimleri Avrupa kurumlarında yaşatılıyor yaşatılmasına…
Ama sokaktaki Avrupalı onların kim olduğunu biliyor mu? … 25 Mart’ta neyin kutlanacağından haberi var mı?
Brexit kararı… Avro Bölgesi krizi… Yükselen popülizm… Dişlerini gösteren bir Rusya… Terör saldırıları… ABD Başkanı Trump’un öngörülemez olması.
Avrupa iç ve dış sorunlarla boğuşuyor. Yine de iyimser olmak için sebepler var. Kıta en uzun süreli barış dönemini yaşıyor.
En önemlisi… Bölünmüş bir Avrupa’nın öğrettiği trajik dersler hiç unutulmamalı.
İşte “AB kuruluş felsefesi unutuldu mu?” sorusuna verilen üç yanıt:
I. AB kuruluş felsefesi unutuldu:
Avrupa bütünleşmesi bir uyum ve barış arayışıydı.
9 Mayıs 1950 tarihli Schuman Bildirgesi şöyle diyordu: “Örgütlü ve yaşayan bir Avrupa’nın uygarlığa katkıları barışın korunması için vazgeçilmezdir.”
Bu miras günümüzde unutulmuş görünüyor.
Zira Avrupa Kalesi çağrıları yükseliyor… Yeni duvarlar dikiliyor… Mülteciler kapı dışarı ediliyor.
Hukukun üstünlüğü… Herkes için adalet ilkeleri… İnsan hakları… İnsanlık onuru ayaklar altına alınıyor.
II. AB kuruluş felsefesi unutulmadı:
Hatta bu değerlere gereğinden fazla bel bağlanıyor.
Birleşik Avrupa fikrini ilk dile getiren Winston Churchill’di… Sonra Harry Truman Amerika’nın NATO’ya katılımını Avrupa’nın birleşmesi koşuluna bağladı… Nihayet girişimi hayata geçiren Fransız devlet adamı Robert Schuman oldu.
Herkes aynı şeyi istiyordu: Avrupa’nın birleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçilmesi.
Bu mantık 1949 ruhunu güçlü biçimde yansıtsa da… Zamanımızda öncelikler değişti… Yirmi birinci yüzyılın meydan okumaları karşısında yeni bir mantığa ihtiyaç var.
Avrupa savaş başlatmanın kalıtsal ve kaçınılmaz olduğu saplantısını bir kenara bırakmalı… Farklı bir önceliğe… Zenginlik anlamına gelen çeşitliliğine odaklanmalıdır.
III. AB kuruluş felsefesi unutulmadı ama…
Avrupa gizil tehdidin farkında değil gibi görünüyor.
Bütünleşme projesi kıtanın kalıtsal istikrarsızlığına verilmiş bir yanıttı. Yetmiş yıllık benzersiz istikrar ve refahın ardından Avrupalılar işbirliğine devam etmek zorundalar. Avrupalılar işte bu gerekliliği unutmuş gibiler.
Birçok Avrupalı Brüksel’e sırtını dönebileceğini, yola kendi başına devam edebileceğini sanıyor… Bütünleşme maliyetinin çok yüksek olduğuna inanıyor.
Oysa istikrarsızlık Avrupa için kalıtsal bir hastalık… Genlerine işlemiş… Kaosa saplanmaması için bir bedel ödemek gerekiyor… Avrupalı bu bedeli ödemek zorunda olduğunun farkında değilmiş gibi davranıyor.
Avrupa iç ve dış baskılar altında bunalıyor. Birlikte hareket etmesi ve değişime uyum sağlaması gerekiyor. Bu maliyetli ve sancılı bir süreçtir.
Ama hiçbir şey yapmadan oturmanın bedeli daha da ağırdır. AB’nin kurucu kuşağı bunun farkındaydı.
Avrupalı seçmenler ve liderler AB’nin neden kurulduğunu iyi biliyor. Ama bir şeyin farkında değiller gibi.
Bugünkü riskler 1957 yılının riskleri kadar yüksek… Bunun farkında olmamak… Zamanımızın trajedisi budur!
AB'nin hristiyan kulübü olduğu yanlış değil. Bence öyle oldukları için fersah fersah ilerleyebilecekken artık gerçekten kendini sorgulatır hale gelmiş bir birlik.
Daha önce de defalarca dile getirildi ama, şimdi bakıyoruz, bir Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Yunanistan, Letonya vb. ülkeler Türkiye'den gelişmişlik ve de bütçe bakımından fersah fersah gerilerdeyken, o ülkeleri oldu bitti ile birliğe alıp, Türkiye'yi dışarıda bırakarak, aslında "büyük oyun" olan Ortadoğu'daki amaca hizmet etti.
Sonra türkiye'deki her sorun kendilerini direkt etkiledikçe de "European Union is Concerned" kalıbını bize hediye etti.
Papa sembolik evet ama sembolizmi hiç küçümsemeyelim.
60. yılında dağılma riski yaşayan birlik. Sorunların olduğu doğru; ama bu birlik öncesinde Avrupa'da yaşananlar da düşünülürse, AB'nin değeri daha iyi anlaşılabilecektir. Martin Schulz-Emmanuel Macron ikilisiyle geleceği kurtulabilir belki. Maalesef sağcılar son yıllarda her yerde aşırı milliyetçilik ve dinci fanatizmi körüklüyor, toplumları birbirine düşman ediyor, ekonomiyi de iyi yönetemiyorlar. Popülist sağcı liderleri Rusya açıkça destekliyor. İlk yapacakları iş kendilerini sorgulatır olmaktan çıkmaları.
AYTEK ABİ 'AB'NİN KURULUŞ FELSEFESİ UNUTULDU MU' BİLMİYORUM AMA BU ADAMLAR ÇOK İKİ YÜZLÜ.
KEREM BEY PAPANIN ELİNİ ÖPMEYE GİTTİLER ÇÜNKÜ ORASI ENİNDE SONUNDA BİR HRİSTİYAN KULÜBÜ.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, 'AB ÜYESİ ÜLKELER VATİKAN'DA BULUŞTULAR. PAPA NE ZAMANDIR AB BİRLİĞİ ÜYESİ OLDU? HAÇLI İTTİFAKI KENDİNİ ENİNDE SONUNDA GÖSTERDİ. SİZ TÜRKİYEYİ MÜSLÜMAN ÜLKE OLDUĞU İÇİN AB'YE ALMIYORSUNUZ. BEN BUNLARI KONUŞTUM YA, YARIN SEYREDİN' DEDİ DÜN.
BİZİM MUHALİF AÇIKGÖZLERDE HEMEN LAF YARIŞINA GEÇTİLER. YAHU 2 DAKİKA DÜŞÜNÜN. AB LİDERLERİ SAFLARI ŞIKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR,BUGÜNE KADAR HRİSTİYAN KULÜBÜ DEĞİLİZ DİYORLARDI. ŞİMDİ NASIL Kİ İÇTEN ÇATIRDAMAYA BAŞLADILAR, SAFLARI SIKLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR, PAPA'NIN ELİNİ ÖPMEYE KOŞUYORLAR. ADAMLAR BİRLİK BOZULMASIN DİYE YIRTINIYORLAR, BİZİM BÜYÜK MUHALİFLER ERDOĞAN NE DEMİŞ, ÖKSÜRMÜŞ MÜ, BİRİNE YAN MI BAKMIŞ ONUN DERDİNDE. HER ZAMAN SAVUNDUĞUM ŞEY, BÜ ÜLKEDE İKTİDAR SORUNUNDAN ÇOK MUHALAFET SORUNU VAR. BİTTİ.
SELAMLAR
