1997 doğumlu bir genç düşünün. Galatasaray taraftarının bir zamanlar “iki direk arasında” maç seyrettiğini düşünemez bile, duysa da inanmaz.
1963 doğumlu babası için “iki direk arası” bir yakın tarih anlatısıdır.
1925 doğumlu dede “iki direk arasının” parçasıdır.
“İki direk arasından” çıkış Metin Oktay’la başlar.
***
Futbol sevgisinin ve taraftarlık bilincinin henüz geniş kitlelere mal olmadığı yıllarda lise çok önemli bir güçtür.
Lise sporcu kaynağıdır… Galatasaray zaten birçok spor dalında öncüdür… Liseliler hazır bir taraftar potansiyelidir… Maçlara birlikte gidilir, birlikte dönülür… Liseliler Taksim Stadının kapalı tribününün sol tarafını tamamen doldururlar.
***
Beyoğlu semtiyle ilişkiler zayıftır… Galatasaray semt takımı değildir.
Zaten Pera İstanbul Rumluğunun kalesidir… Galatasaray’ın öz-görevi ise Türk olmayan takımları yenmektir.
Galatasaray futbolunun “epik” dönemi Kadıköy’de geçer.
Genç Ali Sami (Yen) futbol oyununu ilk defa Kadıköy çayırlarında izler… 1908 ve daha birçok şampiyonluk Kadıköy’de kazanılır.
Beyoğlu ile ilişkiler maçların Taksim Stadında oynanmasıyla başlar... Futbolcular formalarının üzerine giydikleri siyah ceketleriyle liseden Taksim’e yürürler… Maçlara böyle gidilir.
Galatasaray’ın Beyoğlu ile ilişkisi Fenerbahçe’nin Kadıköy, BJK’nın Beşiktaş semtiyle kurduğu ilişkiden çok farklıdır.
***
Güneş krizi Galatasaray için bir sınavdır.
Yusuf Ziya (Öniş) öncülüğündeki bir grup futbolun profesyonel oyuncular tarafından oynanması gerektiğini, Galatasaray Kulübünün kapılarını liseli olmayanlara açmasının şart olduğunu savunur.
Muslih Hoca (Muslihiddin Peykoğlu) liderliğindeki liseciler buna karşı çıkarlar. Onlara göre futbol bir ruh işidir.
Muhalifler 1933 yılında Ateş-Güneş Kulübünü kurarlar. Kulüp kısa ömrü boyunca çok başarılı olur.
Türk futbolu 1951 yılında profesyonelliğe geçer. Aynı süreçte Yusuf Ziya Öniş Galatasaray Kulübü başkanı seçilir.
Onu Ulvi Ziya Yenal ve Refik Selimoğlu izler. İkisi de Güneş’in kuruluşunda etkin rol oynamışlardır.
Galatasaraylı gerçeği görmüştür.
***
Kulübün köklerinin köklü bir okula dayanması, arkasında semt desteğinin olmaması (çoğu liseli) Galatasaray taraftarının ancak “iki direk arasını” doldurabilmesinin ana sebebi gibi görülebilir.
Ama asıl neden 1931-49 arasındaki 18 yıl boyunca şampiyonluk kazanılamamış olmasıdır.
***
Metin Oktay 1955 yılında Galatasaray’a transfer olur.
Onu milyonların gözdesi yapan sadece golcülüğü ve efendiliği değildir.
Metin Oktay liseliler arasında yerleşik bir ön yargıyı yıkmıştır. O Galatasaray’ı paraya tercih etmiş bir “alaylıdır.”
Yani Güneş krizinde tercihini liseden yana koyanları yanıltmıştır.
***
Galatasaray sevgisi 1955 yılından itibaren Metin Oktay’la birlikte büyümeye başlar.
Galatasaray taraftarı Dolmabahçe Stadı kapalısının “iki direğinin” dışına taşar.
İkinci dönüm noktası 1970-73 yılları arasında üst üste kazanılan üç şampiyonluktur. Galatasaray kabuğunu kırmıştır artık.
Sonra Jupp Derwall’li yıllar ve Avrupa başarıları gelir.
Nihayet 1996-2000 arasında üst üste kazanılan dört lig şampiyonluğu, UEFA Kupası ve Süper Kupa…
Galatasaray taraftar sayısında Fenerbahçe ile rekabet eder hale gelmiş, hatta kimi anketlere göre geçmiştir.
***
Galatasaray sosyolojisi gerçekten ilginçtir.
Üç büyükler içinde okuldan doğan tek kulüptür… Mektepli kulüpler arasındaysa tek büyüktür.
Geç kitleselleşmiştir… Süreç sancılı olmuştur.
Önce sokaktaki adama ulaşmıştır… Sonra seyirci taraftara dönüşmüştür… Günümüzün önceliği sağlam bir kulüp-taraftar ilişkisinin kurulmasıdır.
***
Futbol artık bir sanayidir. Birçok dünya devinin üye sayısı yüzbinlerle ölçülmektedir.
Galatasaray Spor Kulübünün de halka açılma zamanı gelmiştir.