

Gürcü seçkinlerin siyasi gücü on dokuzuncu yüzyılda sıfırlandı.
1864 öncesinde ve sonrasında Gürcü toprak aristokrasisinin öncelikleri farklıydı.
O yıla kadar Rus bürokrasisine karşı ayrıcalıkların korunması önemliydi. 1864 sonrasında Ermeni burjuvazi Gürcü aristokrasisinin çıkarlarını tehdit ediyordu.
***
1801 yılında Tiflis’in nüfusu yirmi bindi. Dörtte üçü Ermenilerden oluşuyordu.
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tiflis’e Gürcü göçü başladı. 1897 yılında Ermenilerin payı % 38’e düştü.
Yine de siyasi ve ekonomik dengeler değişmedi. Gürcüler çeperde kalmaya devam ettiler.
***
Kırda nüfus homojendi. Gürcülerin mukayese yoluyla farklılıklarının ayrımına varmalarına yardım edecek yabancı bir topluluk yoktu.
Bu süreç Tiflis’te – en çok da Ermenilere bakarak – yaşandı. Ulusal bilinç kent ortamında gelişti.
İki toplumun dili… Kiliseleri… Değerleri farklıydı.
Kültürel farklılıklar sınıfsal çelişkilerin üzerine bindi. Çelişkiler daha da derinleşti.
***
1890’lu yıllara gelindiğinde Tiflis ve Batum’da bir Gürcü işçi sınıfı doğmuştu.
Bu insanlar kırdan kopup gelmiş, atölyelerde, fabrikalarda, rafinerilerde çalışmaya başlamışlardı.
Gürcü milliyetçileri ve liberalleri bu sınıfı ihmal ettiler. Marksistler aynı hataya düşmediler.
Kapitalizmi verili bir durum kabul ettiler. İşçileri siyasetlerinin temeline koydular.
***
Gürcü Marksistler Polonya’da okumuş… Marksizm’le burada tanışmışlardı… 1890’lı yılların başında Gürcistan’a döndüler.
“Üçüncü kuşak” (“mesame dasi”) olarak anıldılar.
İçlerinde en tanınmış olanlar N. Jordanya ve P. Makharadze idi.
Cenin halindeki kapitalizmi entelektüel bir eleştiriye tabi tuttular.
***
Monarşi devrilecek… Demokratik toplum doğal akış içinde doğacak… Sosyalizme geçilecekti.
Marksizm durumu analiz etmekle kalmıyor, değiştirme fırsatı sunuyordu. Çekiciliği bundan kaynaklanıyordu.
Gürcü halkı Rus bürokrasisinin ve Ermeni burjuvazinin ikili hegemonyası altında bunalıyordu.
Marksizm düşmana karşı kullanılabilecek milliyetçilik-dışı bir silahtı.
Yabancı hegemonyası ve kapitalist sömürü ancak sınıf temelli bir kurtuluş savaşıyla yenilebilirdi.
***
Soylu kökenli Gürcü aydınlar ilk defa Gürcü işçisi ve köylüsüyle el ele veriyordu. Önlerinde toplumsal dönüşüm hedefi vardı.
Bununla birlikte Gürcü Marksistler – Rusya çapında örgütlenmiş – işçi sınıfı hareketin parçasıydılar.
Bu durum 1917 ertesinde etkisini gösterecek, Gürcü Menşevikler bağımsızlık fikrine uzun süre mesafeli kalacaklardı.
Sayın Kurmel Gürcistan'ın son 200 yıllık özetini ilgiyle okudum. Çerkeslerin Gürcülerin tarihini iyi bilmesi gerekir. Bana göre Gürcistan gerçeği bir labaratuardır. Sık sık yazılarını çevirdiğiniz T.Waal'ın http://cherkessia.net/makale_detay.php?id=3737 makalesi önemli ve son cümlesi özellikle.
^^Modern Gürcistan otoriter rejimlerin hüküm sürdüğü bir bölgede açıklık ve başarı öyküsü konumunda bulunuyor. Ne var ki mevcut eğilimler bu gidişin tersine dönmesinin mümkün olduğunu düşündürüyor ^^
SELAMLAR.
Kapağı NATO ve AB'ye atan üç Baltık ülkesini saymazsak, Sovyetlerin enkazından türeyen on beş devletin bence en reformisti şu anda Gürcistan.
Yolsuzluk ve şarklılıkla en çok mücadele edeni. Gelgegelim, etrafında Türkiye, Rusya ve Azerbaycan gibi ülkeler var ve medeni dünyadan coğrafi olarak kopuk oluşu bakımından işi zor.
Erzurum'da ateist bir tiyatrocu olmak gibi bir şey. Her şeye rağmen yakında AB' ye girmeye en yakın ülke.
