

Bir çırpıda dile getirilen on yıl (1908-18)…
Üç farklı evre: 1908-11, 1914-15, 1918…
Üç farklı dönüş anlatısı.
Birinci Evre: 1908-11
1908 yılı birçok açıdan milattı: Çerkesler diasporada ilk defa hukuken örgütlendiler… “Çerkes” unvanını ilk defa hukuken kullandılar… Çerkes Teavün Cemiyeti ilk dönüşçü örgüttü… Çerkes ulusal hareketi dönüş düşüncesi etrafında örgütlendi… Dönüş Çerkes halkının ulusal ülküsüydü.
Balkan Savaşlarına kadar İttihatçılar doğrudan başta değillerdi. İktidarı uzaktan denetliyorlardı. Henüz partileşmemişlerdi.
Dönüşün dili barışçıldı. Dönüşten öte bir amaç yoktu. Yani döndükten sonra bağımsızlık ilan etmek veya başka devletlerle birleşmek söz konusu değildi.
Çerkes diasporası aynı devletin – Osmanlı’nın – sınırları içinde yaşıyordu. Teavün Cemiyeti diasporanın ortak örgütüydü.
İstanbul’da faaliyet gösteriyordu. İstanbul Çerkes çalışmalarının da başkentiydi. Çalışmalar kültürel ağırlıklıydı. Ağırlık noktası asimilasyon sorunuydu.
Çerkes diasporası mutsuz olmaktan öte bitişin eşiğindeydi. Osmanlı bürokrasisi tarafından – iklimine alışık olmadıkları topraklara – gelişigüzel yerleştirilmişti.
Fiziksel tükeniş, yoksulluk, cehalet ve kimlik kaybı bir arada ilerliyordu.
Sorun yeni değildi. Yeni olan şey sorunun bu kadar açık biçimde dile getirilmesiydi.
Çerkes aydınlar daha on dokuzuncu yüzyılın sonunda bir mutabakata varmışlardı: Çerkesler imparatorluğun en geri halkıydı.
Ama derin bir tevekkül içindelerdi. 1908 kuşağı önce bu boyun eğişe itiraz etti.
1864’den bu yana Çerkesya’dan göç devam ediyordu. Çerkesya Dar-ül Harp görülüyordu.
Önce yeni göç dalgalarına kapıları kapatmak gerekiyordu; sonra Çerkes kolonilerini uygun bölgelere toplu halde yeniden yerleştirmek.
Ve elbette dönüş… Çerkesler ancak Çerkesya’da yaşayabilirlerdi.
Dönülecek topraklar boştu. En azından Ğuaze öyle diyordu. Biraz emekle yeni topraklar yerleşime açılabilirdi.
1905 Devrimi Rusya’ya özgürlük getirmişti. Çerkesya müreffehti. En önemlisi, Dar-ül İslam’dı.
1908 kuşağı bu mutsuzluk potansiyelinden toplumsal bir dönüş talebi çıkarmak istedi. Ne var ki dönüş düşüncesi bir aydın hareketi olmaktan öteye geçemedi.
Halk mutsuzdu mutsuz olmasına ama gündeminde dönüş yoktu. Yaşadığı onca felaketten sonra Halife’nin ülkesinde yeni bir hayat kurmaktan başka bir şey düşünmüyordu.
İkinci Evre: 1914-15
1914 yılında tablo tamamen değişti. Osmanlı devleti Birinci Dünya Savaşına girdi. Çarlık Rusya’sı ile düşman kamplarda yer aldı.
Değişim aslında Balkan Savaşlarıyla başlamıştı. Rumeli’de toprak kayıpları üzerine gözler Anadolu’ya çevrilmiş, azınlıklara karşı güvenlikçi politikalar uygulanmaya başlanmıştı.
Militan Türkçülük ve asker-millet terimi başat anlayış haline gelmişti. İttihatçılar partileşmiş, doğrudan iktidara gelmişlerdi.
1914 yılından itibaren – İttihatçıların yan örgütleri gibi çalışan – siyasi komiteler kuruldu. Çerkes Teavün Cemiyeti geriye çekildi.
Dönüşün dili sertleşti. Artık amaç Çerkesya’yı kurtarmaktı.
İsviçre’de yaşayan Gürcü Ulusal Demokrat sürgünler Alman dışişleri bakanlığına bir konfederasyon şeması sundular. Öneri Berlin’in ilgisini çekti.
Kafkasya’da dört parçalı bir konfederasyon kurulacaktı: Çerkesya, Dağıstan, Gürcistan ve Azerbaycan.
Bu şema doğrultusunda İstanbul’da 1914 yılı sonunda Kafkas Komitesi kuruldu. Çerkesler, Dağıstanlılar, Gürcüler ve Azerilerden oluşuyordu.
Çerkes diasporası Çerkesya temsilcisi gibi davranıyor, kabul görüyordu.
Alman ve Osmanlı hükümetlerinin Bakü petrolleri üzerinde anlaşamaması komitenin akıbetini belirledi. Azeri ve Gürcü üyeler ayrıldı. Komite isim değiştirdi.
Ve iniş başladı.
Çerkesya – Çerkes diasporası dışında – artık hiç kimsenin ilgi alanına girmiyordu. Savaş koşullarında dönüş gerçekleşmedi.
Üçüncü Evre: 1918
30 Ekim 1918’de Mondros Antlaşması imzalandı. İstanbul 13 Kasım’da işgal edildi.
Çerkesler son bir girişimde bulundular. Kasım 1918’de dönüş için İngiltere’den destek istediler.
Londra talebe sıcak bakmadı.
Dönenlerle yerleşimciler arasında kan dökülebilirdi. İngiltere zaten yeterince meşguldü. Yeni sorumluluklar altına girmek istemiyordu.
Zaten Çerkesler topraklarını gönüllü terk etmişlerdi. Hıristiyan bir gücün yönetimi altında yaşamak istememişlerdi.
Bir de Enver Paşa faktörü vardı: Kafkasya’da İslami bir hareket örgütlemek istiyordu. Müslüman halkların en savaşçısının dönüşünü bu koşullar altında desteklemek akıl işi miydi?
Üstelik Çerkesler yaşadıkları yerlerde İngiltere’nin çıkarlarına daha iyi hizmet edebilirlerdi.
Bitirirken
Çerkesler zamanın ruhuna uygun olarak her yolu denediler.
1908-11 arasında barışçıl bir dil… 1914-15 yıllarında Almanya’nın desteğini aramak… 1918 yılında İngiltere’ye yaklaşmak.
Hepsi sonuçsuz kaldı.
Osmanlı defteri bu şekilde kapandı. Bir dönem sona ermişti.
Çerkes kolonilerinin yaşadığı topraklarda farklı ulus-devletler kuruldu.
1908 ruhuna rağmen Türkiyeli Çerkesler – 1923’den itibaren – tablodan silindiler. Bu bir ironi değil miydi?
Hayır…
Teavün Cemiyetinin birikiminin baş taşıyıcısının Anadolu Çerkesliği olması gerekmiyordu.
Zira İstanbul Çerkes diasporasının tamamının siyasi ve kültürel merkeziydi. Amman, Kuneytra ve Filistin de dahil olmak üzere…
Teavün Cemiyeti de Osmanlı Çerkesliğinin örgütüydü.
Bunun sonucu olarak 1908 ruhu Suriye’ye kaydı. Blenav Batuko Harun gibi İstanbul’da faaliyet göstermiş aktivistler Suriye’ye döndüler.
Bununla birlikte Kafkasya dışındaki çalışmaların asıl merkezi 1923 yılında itibaren Avrupa oldu.
1923 yılının hem bitiş hem başlangıç olması kimseyi yanıltmasın; dönüş düşüncesinin tarihi düz bir çizgi halinde ilerlemedi.
İstanbul’daki kadro Avrupa’ya geçmedi. Avrupa’daki başlangıcı farklı bir kadro, farklı bir örgüt yaptı.
Zaten tarih 1908-1918 arasında da ilerlemeci değildi. Bir çırpıda dile getirilen on yıldan üç farklı evre, üç farklı anlatı çıkmıştı.
Türkiye Çerkesliğinin “örgütlü dönüş hareketi” için Kuzey Kafkasya Kurtuluş Teşkilatını beklemesi gerekiyordu.
1968 yılını milat kabul edersek elli yıllık bir bekleyişten söz ediyoruz.
Sayın Ümit Duman,
"Çerkeslerin topraklarını gönüllü terk ettikleri" değerlendirmesi elbette İngilizlerin değerlendirmesidir. Tersi düşünülemez bile.
Tereddüde yol açtığım için özür dilerim.
Saygılarımla
Önemli özet Aytek bey. Elinize sağlık.
Dikkatimi çeken hep şu olmuştur, bizim camiada yazı yazarak anlatan insanlarımızın büyük çoğunluğu özet aktarım yapmayı çok bilemiyor. bu yönden de ayrıca teşekkürler ederim.
Diaspora özeti tablosuna bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz o zaman Ömer Aytek hocam; Sürgün sonrası ilk 60 sene Çerkes aydınları siyasi olarak hiç boş durmamışlar. İkinci 60 senelik dönem, suskunluk ve entegrasyon dönemi.
22 Ocak 2018 Pazartesi Saat 00:29