

İskandinavya ülkeleri küçük ve homojendi. Deniz aşırı kolonileri, yayılmacı hevesleri yoktu. Uzun süre anayasal rejimlerle yönetilmişlerdi.
1809 İsveç (aynı zamanda Norveç) ve 1849 Danimarka anayasaları geniş özgürlükler tanımıştı.
***
Buna karşılık İskandinavya yoksuldu.
Geçim kaynağı ormancılık ve balıkçılıktı. Bir avuç ilkel sanayi vardı. O da İsveç’te toplanmıştı.
İşçi-işveren ilişkileri –yirminci yüzyılın başında– berbat haldeydi. Kronik işsizlik hüküm sürüyordu.
***
Bölge iki dünya savaşı arası dönemde aşırı akımlara yönelmemişse bunda en büyük pay sosyal demokratlarındı.
İkinci Enternasyonal geleneğine radikalizm damgasını vurmuştu. İskandinavya sosyalist partileri bunu 1918 sonrasında terk ettiler.
1938 yılında Saltsjöbaden’de sermaye ve emeğin temsilcileri bir pakt imzaladılar. Geleceğin toplumsal ilişkilerinin temelini attılar.
Tarihsel bir adımdı.
***
Emek-sermaye uzlaşmasını mümkün kılan çok ciddi bir etken vardı. Sınıf çelişkisi önemsizdi. Proletarya takıntısı yoktu.
Zira proletarya çok küçük bir kesimdi. Sosyalistlerin toplumsal desteğinin çekirdeğini oluşturmuyordu.
Proletaryaya yönelirlerse azınlıkta kalırlardı. Toplumun çoğunluğunu oluşturan köylülüğe açılmaları şarttı.
Ayrıca, Avrupa Solunun kıra beslediği soğukluk kendileri için bir şey ifade etmiyordu.
***
Orta Avrupa ve Balkanlarda köylülük –yirmili ve otuzlu yıllarda– aşırı sağa yöneldi. Buna karşılık İskandinavya kırı sosyal demokratları tercih etti.
Sosyal demokratlar çiftçi kooperatiflerini destekliyorlardı. Küçük üreticilik yaygın ve verimliydi. Böylece sosyalist ön yargılar daha da zayıfladı.
***
Sosyal demokrasinin en başarılı örneği işçi-çiftçi platformu üzerinde yükseldi. Başka ülkeler için alışılmadık olan bu ittifak İskandinavya’da norm haline geldi.
İşçi sınıfı ve köylülük modern yaşama birlikte adım attılar. Aracılık eden sosyal demokrasiydi.
İskandinavya’da sosyal demokrasi bir siyaset yapma tarzından çok daha fazlasıydı. Modernleşmenin kendisiydi.
“İskandinavya modeli” olarak tanınan sosyal hizmetler emek-sermaye ve işçi-çiftçi uzlaşması üzerinde yükseldi.
***
Kuzey Avrupa refah devleti dünya çapında hayranlık uyandırdı.
Ne var ki bu tekrarlanması mümkün olmayan, benzersiz bir modeldi. İskandinavya’nın kendine özgü koşullarının ürünüydü.
Kaynak: http://cerkesyadiyalogu.com
Döneminde muhteşem bir deneyim idi mutlaka, sosyal değerler ile liberal değerleri kaynaştıran bir yapılanma idi İskandinav modeli.
Fakat toplumlar iyi ya da kötü, zirve yaptıklarında bir gevşeme, bir kendini salma ve durağanlaşma girdabına çekiliyorlar.
Gelişmeyi durdurmamak için bazı yöntemlere başvurmak gerekiyor. İlla diğerileştirme, düşmanlaştırma gibi çirkin yöntemlere gerek yok.
Akılcı, insancıl, mantıklı, barışçıl ve diyaloga açık yöntemler bulmak gerekiyor. Tabi bu bizim gibi dünyanın doğu cenahında henüz ekonomik gelişmesini dahi tamamlayamamış ülkelerde yaşayan halklar için erken bir tartışma olsa gerek.
Bizde hala liberalizm, her yönü ile (sosyal-politik-ekonomik vb) özgürlükçülük olarak algılanmıyor. Liberalim diyenler "Liboş" diye dalga geçilen, küçümsenip, aşağılanan insanlar. Ekonomik Liberalizm, açıkçası herkesin istediğini yapma özgürlüğü adeta eşek özgürlüğü olarak algılandığı bir rejim.
Bu tür toplumlarda kavramların pek çoğunun içi boşaltılmış oluyor.
Tartışmalar, tekdüze, sığ ve polemikten öteye gitmiyor.
Saygı, karşındakini dinlemek, özgürce tartışmak ve diyalektik süreçlerle toplumu daha yukarılara taşımak ne yazık ki başarılamıyor.
Teşekkürler Aytek Kurmel, yazınız sadece bir döneme ışık tutmuyor, geleceği de aydınlatıyor.
Selamlar Sayın Kurmel, sizinde iyi bildiğinizi düşündüğüm bir çelişki de şudur;
İskaninav ülkelerinde sosyalleştirme politikaları uygulanırken, sosyalist devletlerde devletçilik ilkesi benimsendi. İskandinav ekonomilerinde de devlet müdahalesi ve kamulaştırma vardı ama amaç olarak kamulaştırma ve devletçilik benimsenmedi. 1929 Buhranı sürecinde Sovyetler Birliği’nin az etkilenmesi, müdahaleci politikaları cazip kıldı. Dünya ekonomisinde Büyük Buhran nedeni ile yaşanan panik, müdahaleci anlayışın benimsenmesini sağladı. İskandinav ülkelerinde de her ülke kadar sosyalizm etkisi yaşandı ama diğer ülkelerden farklı bir etkileşim olmadı. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler özellikle soğuk savaş döneminde refah devleti anlayışını sosyalizm tehlikesi olarak algıladı.
