

1950 yılının sonbaharıydı..Her zaman olduğu gibi harmanlar kalkmış, unlar değirmende öğütülmüş ve ambarlara basılmış, peynirler kondepsolar fıçılara doldurulmuş, bal kovanları bjau den çıkarılmış, bir de Bığurbaş köylerine gidilerek buğday ile takas edilen patatesler guenlere konularak üzerleri örtülmüştü.
Demem o ki, bütün yaz boyu süren iş mevsimi bitmiş, tam da düğünlere gidilecek zamanlardı. Ben de o zamanlar 17 -18 yaşlarındaydım ve yeni yeni düğünlere girmeye başlamıştım. Yani tam da '' yi şaleğues yi deleğues '' dedikleri deli dolu çağlardaydım.
Uzunyayla'da uzak yakın hangi köyde düğün olursa olsun hemen herkesin haberi olur, gençlerde zaten her düğünün doğal davetlisidir. O akşam da bir düğün vardı ve Jamırzey köyünden Aşhot Enver Kunaşey'den Ju’ların kızı ile evleniyordu. Sabah Jamırzey'den çıkan düğün kafilesi gece Kunaşey' de olacaktı. Bu düğün kaçmazdı; bir arkadaşımla gündüzden atlarımız hazırladık ve akşamdan sonra Kunaşey’e doğru yola çıktık. Gece soğuk ve zifiri karanlıktı. Ama zararı yok, biz de atlarımızda o yollara alışık, Psışxue’yi sağımıza alarak vadi boyunca yol almaya başladık.
Lokuaje’yi geçip, uzaktan Kunaşey’in soluk ısıkları göründüğünde gece yarısına geliyordu. Köyden Ğoğu Fahri bizden biraz büyüktü ama bize sık sık gelir gider ve tanışırdık, onu ev sahibi ( bısım ) yapmaya karar vererek atlarımızı doğruca onun haşeşine sürdük. Fahri evde yoktu, düğüne gitti hemen getirtelim diyerek birini gönderdiler.
Çok geçmeden Fahri’de geldi, atımı görünce '' Senin bu atını tanıyorum, çok huysuz, ahıra alalımda köstek vuralım '' dedi. Atım gerçekten huysuzdu, zar zor ahıra alarak köstek vurdu. Çerkeslerde atının bakımı misafirin kendisi kadar önemlidir, Fahri atlarımızı biraz yemledikten sonra ahırdan çıktı.
Haşeş'de biraz dinlendikten sonra düğüne gitmek üzere dışarı çıktık. Biraz gittikten sonra bana dönerek '' Zeki geldiğine çok sevindim ama düğünde senin baban Yıwan Üzeyir’de içlerinde olmak üzere Uzunyayla'nın ileri gelen büyükleri de var, ona göre '' dedi.
Babamın da düğünde olması hiç hoşuma gitmemiş, bütün planlarım suya düşmüştü. “ Aman ha Fahri '' dedim, '' Benim düğünde olduğumu babama sakın duyurma, hiç olmazsa gürünmeden düğünü biraz seyreder '' çıkarız dedim. Baba ile oğlunun aynı ortamda düğünde bulunması düşünülmezdi bile..Hatta büyük kardeş ve wınekueşlerden bir büyük varken bile öyle ortalıkta uluorta dolaşılamaz, ancak düğün arkalarında zula bir yer tutulabilirdi. Fahri devam etti, '' Yav Zeki, düğünde Ata isminde bir delikanlı oynuyor, öyle bir güzel oynuyor ki ben onun gibisini hiç görmedim ''. Ben o zamanlar Ata abiyi tanımıyordum, '' Kim miş? '' dedim. '' Janıkuay’dan Şığalığue Haydar’ın oğlu diyorlar..”
Düğün köyün üst taraflarında büyük bir kette yapılıyordu. Gecenin içinden mızıkanın uzaktan uzağa yayılan o sihirli sesini dinleyerek düğün yerine vardık. İki lüküsün aydınlattığı düğün alanı tıka basa insan doluydu. Büyüklerin bacakları arasından oynayanları görmeye çalışan çocuklar, düğünün arkalarında biraz çekingen duran daha gençler, en önlerde ise daha büyükler kademe kademe sıralanmışlardı. Tek tük de olsa aralarda dolaşan orta yaşlılar ve bir de başlarını ve yüzlerini ceket, başörtü gibi şeyler ile örtülmüş olarak arada bir giren çıkan kadınlar görünmekteydi.
Biraz ilerleyince erkeklerin sıralandığı tarafın baş taraflarında daha yaşlılar ile birlikte sandalyede oturan orta yaşlı, gösterişli biri dikkatimi çekti. Bu duruma şaşırdım, zira Uzunyayla'da düğünlerde hiç bir şekilde oturma olmazdı. Fahri'ye yavaşca, '' O kim? '' diye sordum.'' Komşu köyümüz Jereştey’den İsmail Berkuk Paşa '' dedi. Bunu duyunca çok heyecanlandım, ağabeyim subaydı ve ondan sık sık söz ederken duymuştum.
Daha yakından görmek istiyordum, görünmeden o tarafa, arkalarına doğru geçtim. Aralarında düğünün thamadesi Tok Haj Ömer’in de olduğu büyükler ile sohbet etmekteydiler. Konuşmalarına kulak kesildim; Berkuk Paşa’nın son derece çekici ve oturaklı bir konuşması vardı. Paşa’nın düğünde sandalyede oturuyor olmasını yadırgadığımı söylemiştim, bunun sebebini de sonradan öğrendim; o aralar Berkuk Paşa hastaydı, oturmak istememiş ancak sonunda thamade heyetinin israfı ile oturmak durumunda kalmıştı…
