Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dr. Karden Murat
Les Oubykhes
12 Şubat 2022 Cumartesi Saat 13:37

Derdimiz, işi çığırından çıkaran, hezeyanlara kapılan, var olan tarihsel kayıtlarda eksik gördüğü bilgileri kendisi uydurarak tamamlayan kişilerle ilgili. Bir inşaat amelesi, üç bin yıl önce hangi halk hangi halktan türemiş, hangi halk nereden gelmiş konusunu, kendisine sunulan hayal denizindeki balıkların gerçek birer delil olduğunu zannederek ona buna sataşıyorsa iş çığırından çıkmış demektir. 


Bizim, abartısız bir şekilde kendisi olan, kafasını beş bin yıl önce hangi dilde kaç sessiz harf var, dünyanın en eski devleti, dünyanın en eski krallığı, Kafkasya’nın en önde gelen kavmi gibi konularla kırmamış insanlara ihtiyacımız vardır.      


Bu türden kafayı kırmış kişiler, her gün şapkadan bir tavşan çıkarma yeteneğine sahipler. Hokus pokusla “Çerkes” terimini her gün yoğurup, her gün farklı bir “şey” türetebilirler. Çerkes kelimesi nereden geliyor ? Bununla ilgili çok eski tarihlerde yazılmış, son derece açıklayıcı temel bilgiler mevcut. Fakat, bu temel bilgileri bir tarafa gömüp ya da görmezden gelip yeniden tarih yazmaya kalkan berber, tüpçü, muhasebeci, avukat, mimar, emekli asker, imam, çiftçi, besici, emekli gibi çok çeşitli mesleklerle meşgul olan insanlar var. Çerkes kelimesini, Adigelerle ilişkilendirmemek için sanki bir panayır açmışlar ve o panayıra, palyaço kıyafetini alan koşmuş. 


Neymiş efendim, Kas diye bir kavim varmışta, aslında Kafkasya’daki Kas kelimesi ile Çerkes’teki Kes aynı şeymişte, yok Çerkes çer yani asker kesen anlamına geliyormuşta, yok İran dilinde dört tane Kas demekmişte…Panayırda ne ararsanız var, palyaçolar her şeyi yapabiliyorlar. Daha dün, iki ellerinde sadece iki topu havaya atıp çevirirlerken, bügün üç, dört, beş ve daha fazla topu havaya atıp çevirebiliyorlar.  


Zannedersiniz ki eski bir kavmin ya da dünyanın en eski devletinin ya da en eski krallığının yazılı arşivini patlatmışlar ve oradan kesitler okuyorlar. Allah vergisi bir yetenekle, eski zaman seyyahları ya da antik yazarlar tarafından eksik bırakıldığını iddia ettikleri bilgileri tamamlayabiliyorlar ya da düzeltebiliyorlar. İşte insanın genel doğası; bilinmeyen konular üzerinde ahkam kesme ve bunları sanki gerçekmiş gibi sunma şeklinde çok sık bir şekilde orta yere çıkabiliyor.


Kitap yazmış bir tanesi “Falancanın Liderlik Sırları” diye. Sanki yazar bin yıl önce falancanın çadırındaydı, sanki onun liderlik sırlarını o çadırda tespit etti, sanki falanca kişi geride yazılı bir takım bilgiler bıraktı. Belki adamın bir liderlik sırrı mırrı yoktu, belki sıkıntıdan gün boyu uyuyordu, belki ülkeyi yönetmekten çok yemeklerle ya da kadınlarla ilgileniyordu, belki ülkeyi üç-beş teknokrat adam yönetiyordu, belki tek sırrı çok basit olmasıydı ya da sadece kaderin ona yardım etmesiydi. Fakat adam bu sırları tek tek tespit edip 2000 sene sonra yazabilmiş.  


İşte, bilinmeyen herhangi bir konu varsa ya da biliniyor ama derhal ve yakinen bir ıspat yoksa, orada “bilme enflasyonu” fenomeni gerçekleşir. Çeşitli sebze ve meyvelerin vücuda inanılmaz faydaları konusunda sallamalar gibi. Tekerlekli sandalyeye mahkumsanız lahana kürü yapın, kolesterol ilacı yerine dulavrat otu kaynatın için gibi envai çeşit tavsiyeler. İş öyle ileri noktalara taşınmış ki, karanfile saplanmış limonla evin havasındaki virüslerin öleceğine inanan insanlar var, karanfiller herhalde menzili arttıran antenler gibi görev yapıyorlar. Sahte bir şekilde profesör ünvanı taşıyan bir bitkici günün birinde televizyonda; “bir bitki neye benziyorsa ona iyi gelir” deyince gülmekten yerlere yuvarlandım. Ceviz beyne iyi geliyormuş, neden, çünkü beyne benziyormuş. Varın siz kıyaslayın, hangi organınıza benzeyen hangi sebze ve meyvenin neye iyi geleceğini. 


Bu kişilerin uydurduğu tarihi safsatalar da böyle bir şey. Bin yıl önce yazılmış bir bilgi var ama sen mahallede berberlik yaparken (berberler herkesten entelektüel olabilir, bunu alaksız bir duruma işaret etmek için kullanıyorum) o bilgiyi görmezden gelip, bir tarafından yeni bir bilgi uyduruyorsun, bunu da dolaşıma soktuğunda bir sürü cahil bunu benimsiyor, çünkü tedavüle sokulan bilginin doğru olup olmadığını kontrol etme imkanına çok az insan sahip ya da bazı durumlarda bunların doğru olmadığının ıspatı mümkün değil, çünkü olmayan bir şeyi ıspatlamak söz konusu değil.


Adam Rusça bilmeden, sadece Rusça metinlerden çevrilmiş olan kitaplar yayımlayabiliyor.  


Kafkasya’da, kimin uzaydan geldiği, kimin dünyalı olduğu, kimin nereden türediği, kimin kim ile akraba olduğu v.s konuları da safsatalarla doldurulmuş bir alan. Kafkas Dil Ailesi denince, bu dillerin birbiri ile bir akrabalığı bulunsa da bulunmasa da, aynı başlık altında şematize edilmiş. Uzun bir zaman önce bir Rus prens, kuzeybatı Kafkasya dilleri için “Abasgo-Kerket” demiş ve bunun üzerine mal bulmuş magribi gibi atlayanlar, Abhaz-Adige dil grubu diye bir şey uydurmuşlar ve sadece coğrafi bir başlık aynı zamanda iki apayrı halkın aynı kökten geldiği ve dillerinin de uzunca bir zaman önce tek bir dil iken ayrıştığı gibi saçma sapan efsanelere dönüştürülmüş. Çerkeslerin, komşularını sevmeleri için aynı kökten gelmeleri efsanesine lüzum var mı? 


Sonra vitesi daha da yükseltilmişler. Bakmışlar Apsuva ve Çerkes dili birbirinden çok farklı, her iki dilin kaynak aldığı bir kök dil olması gerektiğine karar vermişler. Bu iş için kurban seçilenler ise gerçek birer Adige-Çerkes olan Vubixler olmuş. Konuştukları dil, katıksız Adige-Çerkes dili olmasına rağmen, ve bir takım bilimsel çalışmalarda bu ağız aynen Bjeduğ ağzı, Şapsığ ağzı gibi çok eski bir Çerkesçe ağız olduğu gösterilmiş olmasına rağmen Vubixlerin aslında bir zamanlar bambaşka bir dil konuştukları ve sonradan “çok zor olan” bu dili bırakıp Çerkesçenin Şapsığ ağzını benimsedikleri gibi garip bir hikaye tedavüle sokulmuş. Dünyada hangi halk kendi dilini çok zor olduğu için bırakır ?  Halbuki, bazılarının,yaşlı bir adamdan derlediği Vubix dili diye tedavüle sokulan dil dahi tamamen Çerkesçe. Nitekim söz konusu dilin kayıtlarını dinleyip aynen Çerkesçesini size sunan insanlar var. 


Her zaman bir dilin, bu dili bilen diğerleri tarafından anlaşılmasını önlemek için, başka şekillerde kullanılması mümkündür. Nitekim Kaberdey Prensleri tarafından askeri operasyonlarda kullanılan ve Reineggs’in,  Sikowschir terimiyle kayda geçirdiği Çekhobze de (he,bildiniz,aslında Çek dili-şaka ama bunun Çek dili olduğunu iddia edecek olanlar bile çıkacaktır) bu sınıftan. Ama şimdi hemen bunun üzerine de atlayıp, Kaberdeylerin yönetici kısmı Çerkes değildi falan gibi garip iddialar da ortaya atanlar çıkacaktır, hatta bir gün A milletinden,bir gün B, diğer gün C, başka bir gün D milletinden olduğunu iddia eden moronlar olacaktır. 


Ama Çerkeslerle muhakkak ortak olmak isteyenler, Vubixleri, Çerkeslerle Abhazların ortak ataları ilan etmişler ve Vubix dili dedikleri dili de Apsuva ve Adige dili arasında bir dil yapmışlardır. Neymiş efendim, Apsuva dilinin % 55’i ,Adige dilinin yüzde 45’i  Ubıh diliymiş. Gösterin bakalım bunları, hangi kelimeler, tek tek gösterin, sayalım bakalım. Neymiş efendim, Vubix dilinde sessiz harfler hem Apsuva hem de Adige dilinden daha fazlaymışta, buradan da belliymiş Apsuva ve Adige dillerinin Vubix dilinden ayrıldığı. Neymiş efendim 4758 yıl, 16 gün, 7 saat önce bu diller şakkadanak birbirinden ayrılıvermiş, Vubix dili ortada kalmışta, Abhaz ve Adige dilleri biz senden ayrılıyoruz artık demiş. Olay başınıza geldiğinde olay yerinde miydiniz, yoksa olay yerine beş bin sene sonra mı geldiniz de, olay başımıza geldiğinde olay yerindeydik diyorsunuz ?


Bu sapkınların uydurmalarına göre Vubixler bir yandan Adigeleşirken bir yandan da Apsuvalaşmışlar ama bir kısım Vubixler de öylece kalakalmış, varlıklarını sürdürmüşler. Tarihte ilk kez, iki halk, türedikleri atalarıyla ve kök ve türemiş dilleriyle, aynı zaman diliminde yan yana yaşıyorlar, ne mutlu onlara, bu her halka kısmet olmayacak bir şey, mucize yahu, ötesi yok. Genellikle uydurma tarih kitaplarında bir halkın ortadan kalkması “zamanla filancalarla karışıp yok oldular” gibi ifadelerle yer bulur ama daha da uyduruk olanlar var demek ki. 


Tabi ortak bir Vubix ata olunca, nasıl ki Çerkesler (Adigeler) içinde Vubixler var, Abhazlar (Apsuvalar) içinde de Vubixler olmalıydı. Evet, nasıl ki “Çerkes Ubıhlar” var ise “Abhaz Ubıhlar” da olmalıydı, en sonunda tabi ki kendi elleri ile koymuş gibi Abhaz Ubıhlar da bulundu. Peki nerede bulundu ? Kendi köylerinde. Peki nasıl bulundu ? İşte diyorlarmış biz aslında Vubixiz diye. Peki kim diyormuş ? İşte bazıları demişmişmiş. Artık Çerkesler neden bahsetse, o bahsedilen filanca Abhaz köyünde de var deyip birileri orta yere çıkıveriyor. Bir zamanlar “Ahçıpsı” ismiyle uydurulan bir halk da vardı ve her köyden neredeyse o dönemlerde “Ahçıpsı” çıkmaktaydı, çünkü Soçi Olimpiyatlarının yapıldığı yerlerin Çerkeslere değil, muhayyel, bilinmeyen, gizemli, yok olan ama aslında var olan, var olan ama aslında yok olan başkaca halkalara ait ilan edilmesi gerekiyordu.  


Tabi bu kadar filimsel veri varken, sırf Çerkesleri bölmek için ayrı bir “Oubykh” halkı türetmek zaruretti. Çerkeslerin “Vubix” adlandırmasını beğenmeyip “Oubykh” oldular, neymiş efendim Evropalılar Oubykh diyorlarmış. Sen Yurop’da mı yaşıyorsun ki azizim ? Sanki hiç Vubix görmedik, sanki hiç Vubix akrabalarımız olmadı. Bu gibi tiplerin arasından birileri de orta yere çıktı ve “biz Çerkes değiliz, biz ayrı bir halkız, biz Oubykh halkıyız, Oubykh Adige değildir bizi rahat bırakın” dediler. Vallahi bu sınıftan olan “Oubykh” ların Çerkes-Adige olmasını zaten kim istiyor ki ? Gidin, hangi halktan olursanız olun, bu bizi asla ilgilendirmez. Gidin kendi örgütlerinizi kurun, gidin kendi müziğinizi, adetlerinizi, geleneklerinizi, kendi etik kodlarınızı hatta kendi dilinizi oluşturun, zerre ilgilenmiyoruz, sizi kendi halinize bırakıyoruz.  Biz Çerkesler ise, zaten Çerkes olan Vubixlerle beraberdir. Bizler “Oubykh” ları tanımıyoruz, Vubixleri tanıyoruz.   


“Oubykh” dedektörü yaşlı bir amca da, köy köy dolaşıp, binlerce  senedir “Oubykh”luğunun farkında olmayan Adige aileleri,  Oubykh oldukları konusunda ikna etmeye çalıştı. Reçete ise şöyleydi; hedef aileler tespit edilir, beşiğe alınır, gözleri bandajlanır, bir uykunun ardından bandajları açılan aile birden Oubykh oluverir. Artık Adige olmaktan kaynaklanan günahlarından arınmışlar, yeniden doğmuşlardır. Birdenbire bu aile, aslında filanca nehrin sol kuzey batı yakasında bulunan yerin güneyindeki derin bir vadiden oluverir, arada yol varmış çünkü. Zannedersiniz ki adamların ellerinde dünyanın en eski nüfus kayıtları, coğrafi eşleştirmeleriyle birlikte salimen mevcut ve bundan bahsediyorlar.


Her nedense, “Biz Adige değil, Oubykhuz, bizi rahat bırakın” diyenlerin ekserisi de sıkı birleşik Kafkasyacı. Adige olmaya tahammülü olmayan bu aklıevveller, birleşik Kafkasya idealini savunuyormuş, güler misin ağlar mısın?  


Abhazya’da Gali bölgesinde yaşayan Gürcülerin, Abhaz etnik kökenlerine dönüşleri için yasa hazırlanmış. Güya, Gali’de yaşayanlar aslında Gürcü değil Abhaz mış ve bu yasa ile burada yaşayan Gürcülere, asılları olan Abhazlığa dönmeleri için Abhaz soyadları ve etnik adı almaları ve ancak bu şekilde Abhazya pasaportu verileceği öneriliyormuş. Gali’de yaşayan Gürcülerin daha önce de Abhazya pasaportları ellerinden alınarak seçimlere katılma ve oy kullanma hakları ortadan kaldırılmıştı. Irkçılığa karşı olduğunu iddia eden fakat Abhazya’nın bu tür ağır ırkçı yaklaşımlarını görmezden gelen, iki deniz arasında birleşik Kafkasyayı savunan, kitabı sanki ortadan okuyormuş gibi yapan, her fırsatta gerçekleri savunan Çerkesleri ırkçı ilan eden taşralı yarı aydınların bu konuda söyleyebilecekleri hiçbir şey yok. Güya “insan haklarını” temel alan ve “hak temelli” faaliyet yürüten Kaffed’in de, bu Nazi uygulamaları hakkında söyleyecek tek kelimesi yok. Tokatın bilmem ne köyündeki madencilik faaliyetlerine karşı, çiçeği, yaprağı, böceği savunmaya kalkan Kaffed, Abhazya’nın Gürcülere karşı ırkçı uygulamalarına ses etmiyor. Ben bunlar kadar kafası karışık acaip bir insan güruhu şimdiye kadar görmedim. 


Yeniden tespit edelim; Bunların Birleşik Kafkasya dedikleri şey sadece Apsuvalar, Çerkesler, Osetler ve Çeçenlerden müteşekkildir. Yeni Kaffed başkanı yakın zamanda verdiği röportajda; “Programda “KAFFED’i temel olarak Kuzey Kafkasya halklarının ve Türkiye’deki Kuzey Kafkas diasporasının kültürel ve siyasi haklarını koruma, genişletme ve geliştirme ekseninde faaliyet gösteren geniş-tabanlı bir sivil toplum hareketinin çatı örgütü olarak tanımlayabiliriz” yazılı. Bu tanımlamadan hareketle genişlemek, Kuzey Kafkas halklarının -Oset, Çeçen, Dağıstanlı, Abaza, İnguş, Karaçay-Balkar- örgütlenmelerini –derneklerini- davet etmek gibi bir hareket olacak mı?” sorusunu aynen şöyle cevaplandırmıştır; “Ancak Karaçay veya Balkar Dernekleri ile aynı federasyon çatısında olmaktansa ilişkili olmanın her iki taraf açısından da daha yararlı olacağını kişisel bir kanaat olarak belirtebilirim”. Halbuki, Karaçaylar ve Balkarlar, Çerkeslerle diğer bütün halklardan daha fazla akrabadırlar, onlar neden dışlanıyor madem Kafkasya hedefiniz ve bütün halkları kapsıyorsunuz? Size kim inanır?   


Çerkeslere de, “kendi etnik kökeninden dönme” ritüelleri teklif ediyorlar. 


Bendenize de, “Oubykhluk” değil ama başka bir, hem de Kafkasya’nın en önde gelen kavimlerinden bir nation du caucase’den olabileceğim yönünde örtülü teklifler olmadı değil. Fekat bünye itibariyle, daima eskiden gelene önem veren tabiatımdan dolayı bunlara kulak asmadım. Bulduğum şeye, doğduğum ortama ve eskiye olan itimadım tamdır. Basamaklara döşenmiş yeni mermerleri değil, asırlar önce döşenmiş ve formu bozulmuş, erimiş mermerleri seven yapım olmasa ve yaşlı büyücülerin mucizeleri ile milliyetimi değiştirecek olsam neden başka bir nation du caucase’den olayım ki ? Evropa’lı olmak, Yuropyın olmak daha iyi bir şey değil mi ? Zaten öyle bir ihtiyaç olsa, İtalyan olmam kaçınılmaz. Zira Karden aile adı İtalya’da da mevcut. Son Evropa seyahatimde uğradığım kentlerden biri olan Floransa’da, Ponte Vecchio nam köprü üzerinde “Cardano” isimli bir işletme gördüm, o anda biz muhakkak İtalyanız diye düşündüm. Haksız mıyım ? Cardano yazıyor yahu, daha ne olsun, belgeli. Üstelik Gerolamo Cardano gibi akrabalarımız var, yani hava atmak gibi olmasın ama; rönesans döneminde matematikçi, fizikçi, astrolog ve hekim. Sonra adamın biri kalkmış bizim köyde de Kardenler var, köylerinden Karden bile çıkıyor, siz bizim millettensiniz diyor, hiç olacak şey mi?


Bu arada Karden’in, Hristiyanların ruhban sınıfı Kardinal’den (ki Kardinal,Papa’dan sonra en yüksek mevkiye sahip din adamı) geldiğini iddia eden ve İslamla sorunları olan çevreler de var. İnsan bir düşünür, bu kadar Kardinal bütün bir Katolik aleminde bile yok iken bu Çerkes milleti ne yapmış bunca Kardinalle ? Yok Şogenler de rahipmiş miş…Papa’dan sonraki en yüksek mevkiye sahip Kardinal Çerkeslerde ise, bu Çerkeslerin bir de Papası olmalı değil miydi ? Ama  muhtemelen Papa Çerkes değildi, kesin Obykhtu Papa. Yeri gelmişken, bu garip çevrelerin en sevdiği şeylerden biri de Çerkeslerin Müslümanlıklarına sataşmaktır, onlara göre Çerkesler Müslüman olmuş iseler de İslam aslında pek nüfuz edememiş Çerkeslere falan fıstık bir sürü hikaye. Çerkesler, öyle Ferah Ali Paşa ile falan ilk kez Müslüman olmuş bir millet değil. Çerkeslerin ilk kez Müslüman olmaları belki bin yıl kadar önce. Sizler Müslüman olmasanız, mensup olduğunuz topluluk Müslüman olmasa da Çerkesler Müslüman bir halk beyler. Çerkeslerin Müslümanlığı eğer size çok batıyorsa yapılabilecek bir şey yok.     


Tabi eski günlerin hatırına herhalde Teslis sistemine geçenler de oldu, Oubykh-Abhaz-Adige üçlemesi kullanılmaya başlandı. Fekat mirim, Oubykh ya da Evropalı olmayan öz-hakiki Çerkes ismi ile Vubix, Çerkeslerin adlandırması. Bu Obykh halkının kendi endo-etnonimi yok mu ? Bunu şundan diyorum, Adige ismi bir endo etnonim (kendilerini adlandırdıkları isim,başkaları Çerkes diyor), Obykh ismi bir ekzo etnonim (Çerkeslerin Oubykhları adlandırdığı Vubix ismi olsa gerek ama Fransızca olsun diye böyle diyorlar, belki yakında Fransızların adlandırması derler),Abhaz ismi de ekzo etnonim (kendilerini adlandırdıkları isim Apsuva ama başkaları Abhaz diyor). E o zaman mirim, pirim, üstadım, bu üçlemenin, ekzo etnonimlerden oluşuyorsa Vubix (hadi sizin için Obykh)-Çerkes-Abhaz olması, eğer endo-etnonimler kullanılıyorsa Pekh-Adige-Apsuva olması gerekmiyor mu ? Gerçi Adige olmayan ünlü bir “ses uzmanı amca”, Adige değil de doğru olanın Adığa olması gerektiğini de söylemişti ama onu dinlemediler demek ki.


İşte bütün bu uydurmaları ve hayalleri, sanki şaka yapar gibi önümüze hep roman ya da hikaye olarak da koyuyorlar. Yani bir nevi Simpsonlar çizgi dizisi gibi, sonrasında neler olacağına işaret edebiliyor. Yazar da o kadar bol ki sormayın gitsin. Bu kadar dar Çerkes aleminde, metrekareye en az beş roman-hikaye yazarı düşüyor. İmza günü yapıyorlar, yazar sayısı imza talep edenlerin sayısından kat ve kat daha fazla. Bence imza günü değil, okur günü yapsınlar ve yazarlar kendi kitaplarını, okurlara imzalatsınlar. Eski tip ansiklopedik bilgilerde, yani en azından benim çocukluğumda, “kişi başına düşen televizyon”, “kişi başına düşen otomobil”, “kişi başına düşen telefon”, “metrekare başına düşen insan sayısı” gibi gelişmişlik gösteren bilgilere yer verilirdi. Yazar başına düşen kişi sayımız değil de, kişi başına düşen yazar sayımız bayağı fazla. 


Neymiş efenim, Birinci Sürgün, İkinci Sürgün, Üçüncü Sürgünmüş. Birinci sürgün, Çerkeslerin Rusya tarafından sürgüne tabi tutulması, bunu anladık ama peki ya diğerleri ne oluyor ? Sıkı duralım; efenim ikinci sürgün de Çerkeslerin Balkanlardan Anadolu ve Ortadoğu’ya sürgün edilmesiymiş de bunu da Osmanlı yapmışta v.s. 93 Harbinde, Balkanlarda, Rusya’nın işgali ile bütün Müslüman ahali, çok büyük bir kıyımdan geçirilmiş ve bu ahaliyi de Osmanlı, kendi geride kalan mülkünde müsait bulunan alanlara yerleştirmiştir. Çerkesleri Balkanlardan Osmanlı sürdü demek, sadece bir IQ sorunudur.


Üçüncü sürgün de, 2 Mayıs 1923 Manyas Sürgünü imiş. Bazı Çerkes köylerinin 1923 yılında, böylesine haksız bir muameleye tabi tutulmasını elbette kınamalıyız. Fakat yapılmaması gereken şey, Çerkeslerin kendi vatanlarından Rusya tarafından sürgün edilmesine Birinci Sürgün deyip, 1923 olayına ise üçüncü sürgün diyerek, bu ikisini aynı kefeye koymaktır.


Günlerce yazsan bitmez, o kadar malzeme var. Tam yazı bitti derken yeni bir şey görüyorum, yeni bir şey okuyorum. Bazıları tutmuşlar bir site kurmuşlar. Ne için ? Çerkeslerden bazılarının, ileri sürülen birtakım safsatalara cevap vermelerine karşı cevap vermek, yeni safsafatalar ve polemik konuları oluşturmak için. Yahu, sizlerin işi ve gücü yok mu ? Eğer bir şeyi iş ve güç edinmek istiyorsanız, Gürcü tarihçilerin iddialarına cevap vermek üzere site kursanız yahut bu sitede onlara da cevap verseniz sizler için daha faydalı olmaz mı ? Neticede, yapay inanışa göre Abhazlar ve Çerkesler Vubixlerden ayrışmadılar mı ? O zaman beş bin yıl öncesine ait kadastro çizimlerinde bir parsel ha Çerkeslerin olmuş ha Apsuvaların ne fark ediyor sizin için? 


Adamın biri oturmuş, bir tarafından uydurarak otuz sene önce kitap yazmış. Böyle bir kitabı, kitapta yazıyor diyerek kaynak gösteriyor ve sırf kitapta yazdığı için onun herkes tarafından doğru kabul edilmesini istiyor. Bunu söyleyen adam, size karşı yalanlarını, 30 sene önce yalancı birinin yazdığı yalandan bir kitabı kaynak göstererek ıspat ettiğini zannediyor.


Eğer kitaplarda yazanlara bunca iman ediyorsanız, Gürcü tarihçilerin kitaplarında yazan tezlerini de kabul edebilirsiniz pekala. Gürcü tarihçiler, Abhazın bir yer ismi olduğunu, Kuzey Lazica ahalisinin kendilerini Aphsil ve Abask olarak adlandırdığını, milattan sonra 2. yüzyılda Mingrel dilinin bütün Lazika’da sosyal dil olduğunu, Abhaz dilinin Sebastopolis/Tskhumi yakınlarında kullanılan lokal-aile dili olduğunu, Lazika ülkesinin Sebastopolis/Tskhumi kısmının Mingrel Dili’nde “taşra” ya da periferi anlamına gelen “apkha” olarak adlandırıldığını, Aphsillerin ve Abaskların kendilerini Abkhaz olarak adlandırmaya başladıklarını, 8. yüzyılda prenslerinin evlilik yoluyla Kutaisi’de ikamet etmeye başladığını ve bu nedenle Lazika/Egrisi’nin Abkhazeti ismi ile de anılmaya başlandığını, Gürcü krallarının; “Gürcülerin ve Abhazların kralı” ünvanını taşıdığını, 11.yüzyıldan 13.yüzyıla kadar olan kroniklerde “Abkhazeti” ve “Abkhaz” terimlerinin Gürcistan ve Gürcü ile eş anlamlı kullanıldığını, 15. yüzyılda Gürcü Krallığı’nın çökmesi üzerine, günümüz Abhazyası da dahil olmak üzere ( (Abhazya ve Odişi dükalıkları olarak) bütün Batı Gürcistan’ın İmereti Krallığı’nın bir parçası haline geldiğini, Odişi Düklüğü’nün İnguri nehrinin güneydoğusunda hakim olduğunu, Abhazya Düklüğü’nün ise Gagra ve  Anakopia nehirleri arasında bulunduğunu, Abhazya Dükünün Odişi Düküne ve İmereti Kralına bağlı olduğunu, 1580-90’lı yıllarda Odişi ve Abhazya arasındaki sınırın Kelasuri nehri olarak değiştiğini, Abhazya’nın 16. yüzyılda Kuzey Kafkasya’dan gelen Abaz-Adige ve Karaçay gruplar tarafından işgal edildiğini, Hatta Abhazya’nın Prens Yinal tarafından ele geçirilmesinin Çerkes-Adige folklorüne bir gerçeklik olarak yansıdığını ve öldüğünde Pskhu’ya defnedildiğini, kuzeyden gelenler nedeniyle Abhazya’nın Hristiyan öğretisinden uzaklaştığını ve bunun 1470-1474 yılları arasındaki vaaz kayıtlarına yansıdığını, yabancı kaynaklarda kuzeyden gelip Abhazya’ya yerleşenlere “Abaz” dendiğini, kuzeyden gelenlerle yerel etniğin asimile olması sonucunda Apsua kimliğinin doğduğunu, Gürcülerin bu coğrafi bölgeyi isimlendirmesi nedeniyle bu topluluklara Abkhaz dediğini, Abhazların kendilerini isimlendirmeleri olan “Apsua” nın “Abaza” nın fonetik bir varyasyonu olduğunu, sonrasında Abhazya Dükünün bağımsızlık kazandığını, Odişi’nin hükümdarı Levan Dadian’nın Abhazya üzerinde kontrolü sağladığını, fakat hücumlara engel olmadığı için Kelasuri Surlarını inşa ettirdiğini, 1670-80 lerde Odişi’nin egemenliğinin sona erdiğini, Abhazya’nın İnguri nehrine kadar genişlediğini, Abzhua’nın Gumista ve Ghalidzga nehirleri arasındaki bölgede oluşmaya başladığını ve adının Gürcüce “orta ülke” anlamına geldiğini, 1830’larda Rusların yardımıyla Mihail Şerşavidze’nin gücünü Bzip nehrinden Khalidzga nehrine kadar sağladığını, Abhazyanın sadece bu tarihte sadece bu noktada tek bir politik birim olabildiğini,  Gagra kelimesinin Gürcü dilinde geçit anlamına gelen “gagari” kelimesinden geldiğini ve daha nicelerini yazmaktalar. Kitapsa buyrun, makaleyse buyrun, yazılı kaynaksa buyrun, buyrun cevap verin.  


Buna benzer işler öyle noktalara gelmiş ki, birbirleriyle çok derin akrabalık ilişkileri bulunan Çerkesler ve Karaçaylar arasında da sun’i ihtilaf ve düşmanlıklar yaratılmış.  Karaçay ve Balkarların aristokratlarını büyük ölçüde yitirmeleri, bunların kaybolup gitmeleri, gelenekleri ve tarihsel tecrübe ve gerçekleri de beraberinde alıp götürmüş, Çerkeslerle olan güçlü ilişkilerine dair anılar yitip gitmiştir. Kafkasya’da ve aynı zamanda Türkiye’de en büyük ve en verimli işbirliğini yapabilecek bu iki halk, adeta birbirlerinden tecrit olmuş gibi yaşamakta, birbirlerini görmezden gelmektedir. Aristokrasi hala kalıntılarını sürdürebilseydi belki durum çok farklı olacaktı. 


Bu arada, seçkincilik, elitizm kötü bir şey değildir. İnsanoğlu içerisinde ilk seçkin tabaka, maden devrinde ortaya çıkmış, madenlerin önemini derhal anlayan bu seçkin tabaka, maden sahalarını ve maden ticaretini kontrol etmeye başlamıştır. Herhalde bu akıl küpü seçkinler, Alp Dağlarını geçerken donan Ötzi isimli cesedin, hangi “en önde gelen Kafkasya kavmi”nden olduğu ile ilgilenmeyeceklerdi.     


Vubixler bizden, fakat L'oubykh ne ise, biz ona karışmıyoruz.  


Bu yazı toplam 3426 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net