

Adı bende saklı bir hısımım gelmişti o gün.
Kendisiyle ilk defa tanışıyordum, babamı bulmuş bir şekilde tanışmak istemişti.
Tesadüf bu ya, Hırant Dink'in öldürüldüğü haberi geldi o an.
Ben yıkıldım. Çok üzülmüştüm.
Bana şaşkın ifadelerle bakarak, "ne diye şu gavura üzüldün" dedi.
Ben onun bu şekilde konuşması karşısında ne diyeceğimi bilemedim, fakat babamla göz göze geldik.
O hısımın annesi 1915 olaylarında daha 2 buçuk yaşında bir yetim olarak bir müslüman evine dağıtılan binlerce çocuktan biri idi.
O gün bu konuşmalar olduğunda, gözyaşlarımı saklayarak sükut ettim, o da sustu belki bir şeyleri anlamış ya da hissetmiş olabilir mi?
***
Aradan 3 ay sonra ablası (ki bunlar 5 kardeştirler ve çok kalabalık bir aile) gelip kız kardeşime acı gerçeği öğrenmek ister gibi sormuş?
"Annemiz Rum'mu, Ermeni'mi idi? Sen bilirsin!" diye.
Demek ki onlar da e-devlet'ten mi artık nereden duymuşlar, fakat belli belirsiz duyumlar.
Uzatmayayım, bu gün yaşadığımız, bireyi olduğumuz toplumda, katillerin ve mazlumların, namusluların ve orospuların, tecavüzcülerin ve mağdurların, müslümanların ya da hristiyanların, paganların veya dindarların çocuklarıyız.
Öyle kaçmaya kimse yeltenmesin? Daha karpuz keseceğiz!
On binlerce dedesinin ve nenesinin hepsinin müslüman, namuslu, beş vakit namazında olduğunu iddia edenler bir tarafa ayrılsınlar da görelim!
On binlerce dedesinin ve nenesinin tek bir etnik ya da ulusal köke sahip olduğunu iddia edenler fena yanılıyorlar.
Bizim tek anne ve babadan geldiğimiz yalan, yüzbinlerce atadan bir parça taşıyoruz.
İnsan ırkının evrimsel süreçlerde atalarımız kimbilir ne haltlar yedi?
Tartışmak tabii yaptığımız en güzel şey!
Fakat birbirimizi suçlayarak, kötüleyerek, diğerileştirerek, düşmanlaştırarak hiç bir yere varamayacağımız ortada.
Akıllı olup aramızdan, tecavüzcü, ahmak, katil, hırsız, gaspçı ve düşman çıkartmamak.
Özetle; kendimiz olmak ve kendimiz gibi düşünmek iyidir.
Ancak arada masanın öbür tarafına geçip, o gözlerle olaylara bakmayı ve empati kurmayı düşünmeliyiz.
Her şeyi istisnasız doğru, hatasız ve güzel düşünse idik, bunca savaşlar, yıkımlar, ölümler, ardından ağlayanlar olur mu idi?
Demek ki önce akıl ve aynı anda vicdan gerekiyor bize.
Bütün bunlar içinde objektif bilim anlayışı.
Ne olursak olalım; "İnsan Irkı"nın bir parçası olduğumuzu, kendimizden olmasa bile başkalarının uğradığı haksızlıklara karşı koymamız gerektiğini ve geçmişin çamurlu, ıssız, karanlık ve yalnız sokaklarında kaybolmak yerine, aydınlık, güneşli, kalabalık sokaklarına inmemiz gerektiğini öğrenmeliyiz.
Acı ve pişmanlık duymak yerine, öngörü ile insanı/ insanlığı/ kendimizi, anlamak, tanımak ve kavramak iyi olacak.
Yoksa yıkıntılardan tüten dumanlara bakarak anladığımızda çok geç kalmış olacağız.
