

Bu yazıyı bugünkü Çerkeslere olduğu kadar, gelecekte yaşayacak olan Çerkeslere duyduğum sorumlulukla, son yıllarda önemli gördüğüm eylemlerin ve söylemlerin kayda girmesi amacıyla kaleme alıyorum. Amacım kimse ile tartışmak, kimseyi hedefe koymak ya da doğru olduğunu düşündüğüm bir noktaya çekmeye çalışmak, düzeltmek değil.
İnsan bazen kendisi için neyin faydalı neyin zararlı olduğunu muhakeme etmekte zorlanır. Bazen kayıplarının ne olduğunu fark edemez. Yine bazı durumlarda kendisine zararı dokunan şeylerden vazgeçemez. Evet zararlı olduğunu bildiği halde ve sırf yerleşik inançlarından dolayı bunu yapamaz. Ancak bizim kısır bir sarmalın için kaybedecek çok fazla vaktimiz yok. Benzer faydasız ya da zararlı davranışların tekrar tekrar karşımıza çıktığı bir ortamda kafamızı kuma gömüp herşey yolundaymış gibi rol yapma lüksümüz bulunmuyor. Gerçekliği olduğu gibi kavramak, kabul etmek ve çareler aramak zorundayız.
“KAFFED’le neden olmaz?” sorusuna yanıt aramadan önce Rus yanlısı tavrın deşifresi zorunludur. Bu yüzden bu tavrın özelliklerini ve bilinçaltındaki yansımalarını örnek olaylar üzerinden açıklamak gerekir.
Rus yanlısı tavrın boyutlarını, sınırlarını, özelliklerini doğru anlamak gerekir. Elbette sorulduğunda kimse Rusya yanlısı olduğunu kabul etmeyecektir ama davranıştaki yansımalara bakıldığında Rusçu tavır hemen anlaşılır. Bunu bazen o kadar doğal bir halde yaparlar ki bendeniz gibi dışardan izleyenleri şaşkınlık içerisinde “yaptıklarının ne anlama geldiğini hiç mi düşünmüyorlar?” diye derin derin sorgulamalara yöneltirler.
Örnek olaylar üzerinden açıklamak gerekirse; Diasporada Çerkeslerin durumunu gözlemlemek isteyen bir Rus araştırmacı, Putin muhalifi olduğu gerekçesiyle KAFFED’e bağlı Samsun Çerkes Derneği’nde misafir olarak kabul edilmedi. Çünkü bu kişiler, bu sözde kültür emekçileri, Türkiye’de oturdukları ve Türk vatandaşı oldukları halde kendilerini Moskova’ya ve Rus yasalarına daha çok bağlı hissediyorlar. Rusya’yı kızdırma kaygısı, Khabze’ye ağır bastı ve misafire “sen gelme!” dediler.
Diğer bir örnek de Mevcut KAFFED genel sekreteri’nin yaptığı faaliyetler olabilir. Nasıl bir vazife üstlenmişse kendi Rus kaygısı gözeten çizgilerinin dışına çıkan, sakıncalı(!) işler yapan kişileri telefonla arayıp hizaya çekmek zorunda hissediyor. Bunu mevcut görevinden dolayı yapmadığını biliyoruz. Genel sekreter olmadan önce de insanları arayıp kendince uyarılarda bulunurdu. Belki de bu canhıraş diğerkamlığı yüzünden genel sekreter yapıldı. Bilemeyiz. Evet Rusya’yı rahatsız edecek her türlü eylemden, söylemden kaçınmak gerektiğine inançla ve tamamen iyi niyetle(!) bunu yaptığını düşünüyor olabilir. Rus merkezli bilinçaltının dışa vurumu.
Başka bir örnek olarak Fahri Huvaj, KAFFED’in youtube kanalında yaptığı söyleşide (https://www.youtube.com/watch?v=YwQ7afAF6UE&t=8811s) önemli bir ifade kullandı. Kendisi 70’li yıllarda dört arkadaş anavatan Çerkesya’ya gitmek kararı aldıklarını ve bunu insanlara duyurmak gerektiğini (nedense) ifade ediyor. Kullandığı ifade şöyle: “Peki bunu nasıl duyuracağız insanlara? Duyurmamız lazım. Derneklerde bunu konuşamayız. O zamanlarda hiç ortam uygun değil zaten. Acayip bir anti-rus, anti-sovyet, anti-komunist propaganda var. Amerika’nın finanse ettiği, yönettiği bir anti propoganda var. Bizim Çerkesler arasında bu propaganda çok daha etkili. Bizim tuzu kuru abilerimiz, büyüklerimiz daha bir anti-komunist, anti-rus. Hele bizi vatanımızdan sürdüler, kovdular boyutu da eklenince Rusya’nın lafını etmek mümkün değil. O kadar kötü bir ortam yani”.
Fahri Huvaj’ın bilinçaltına yer etmiş şekliyle “o kadar kötü bir ortam” olarak tasvir ettiği o günlerden, günümüzde etkinliklerde Rus bayrağı taşıyan, Rusça eğitimi veren derneklere dönüşüme tanıklık eden herkes Rusçu tavrın Türkiye’deki Çerkesler arasında ne kadar mevzi kazandığını kendi gözleri ile görebilir.
Rusçu Tavrın Kazanımları
Diaspora, 50 yılı aşkın süredir bu Rus yanlısı tavrın etkisinde olmasına rağmen Çerkes toplumuna kazandırdığı somut birşeyden söz etmek mümkün değil. Çerkeslerin bırakın oturumu, vatandaşlığı; turist olarak bile Rusya sınırlarına girebilmesi için vize alması zorunludur. Rusya Federasyonu boyunduruğunda üç cumhuriyetimiz(!) olsa da Çerkeslere tanınmış özel bir statü bulunmamaktadır. Yine de “Anavatanla İlişkiler” bahanesine sarılarak bu tavrı sürdürmede son derece ısrarlılar. Aslında herhangi bir kazanım elde edilemediği gibi Moskova’nın keyfi bir söylemi ya da hukuksuz bir kanun metni ile kolayca yok edebileceği kadar kırılgan “anavatanla ilişkiler” mefhumuna bu kadar çok yatırım yaparken hangi fırsatları ve hangi mücadele sahasını yitirmemize neden olduklarının farkında da değiller.
Rus ordusu saflarında gençlerimizin ateşe atılmasına itiraz etmeyi akıllarına bile getiremezler. Senin geleceğinin garantisi olan gençler zorla ya da yoksulluğu, çaresizliği kullanılarak cephe hattına sürülüyor ve diaspora olarak senin buna en küçük bir itirazın bulunmuyor. Hadi anavatandakilerin eli kolu bağlı, esaret altında tutuldukları ortada. Senin esaretinin kaynağı ne? Senin elini, dilini ne bağlıyor? Bazı soruların verilebilecek cevabı olmaz.
Rusçu tavrın kazandırdığı hiçbir şey yok diyemeyiz elbette. Sorduğunuzda hemen ağızlarını Türkiye’den Rusya’ya giden öğrencileri söylerler. Toplum olarak kazanım bu kadar. Tüm dönüş hayali ve umudu (dikkat edin plan demiyorum. Plan yok çünkü) anavatana gidebilen öğrencilerin okul bittikten sonra ihtimalen anavatana yerleşmeye karar vermesi. Bunun yanında bazı şahsi kazanımlar olabilir. Mesela çocukları için Rus devlet şirketlerinde ve özel enerji projelerinde iyi maaşlı pozisyonlar, Rusya’da yatırım imkanları, bazı özel durumlarda nakit desteği ve başka kişisel kazanımlar vardır mutlaka. Kim bilir? Belki ulusal çıkarlar, bir zümrenin maddi kazanımlarına feda ediliyordur.
“Anavatanla İlişkiler” Tuzağı
Yukarıda da ifade ettiğim gibi son derece kırılgan olan “Anavatanla ilişkiler” konusuna çok fazla yatırım yaptılar ve bu ilişkiler bozulmasın diye talepsiz ya da itirazsız tatlı su STK’sına dönüştüler. Herhangi bir sebeple Putin çıksa dese ki “DÇB’yi kapatıyorum, Rusya’ya dönmek isteyen Çerkeslerin başvurularını reddediyorum. Mevcut yerleşik dönüşçülerin vatandaşlık haklarını da iptal ediyorum” bu durumda diaspora olarak yapılabilecek bir şey kalıyor mu? Rusya’ya daha fazla taviz vermek ve daha fazla boyun eğmekten başka planları var mı? İşte hukuk tanımayan Rusya’da “Anavatanla ilişkilerin” bu kadar kırılgan olduğunu çok iyi bildikleri halde tüm kartlarını Rusya yanlısı hareket etmekten yana kullanıyorlar.
Bunların “Anavatanla ilişkiler” dedikleri aslında “Rusya ile ilişkiler”. Dahası “Anavatan düşmanı” ilan ettikleri de “Rusya düşmanları”. Bu ikinci ifadeyi özellikle kullanamıyorlar. Çünkü herhangi bir kişiyi “Bunlar Rus düşmanıdır” diye pasifize etmeye çalıştıklarında deşifre olacakları için “Anavatan düşmanı” diyorlar. Komik ve saçma. İçlerinden biri son kongrelerinde bizim gibi düşünenler için “Ukraynacı” diyerek alaya aldı kendince. Oysa biz sadece Ukrayna ile değil tüm dünya ile ilişki ve işbirliği kurma gayretindeyiz.
Evet bu sahada kaçırılan büyük bir fırsat bulunmakta. Rusya’nın kızmasından çekinerek uluslararası siyasal sisteme sırtını dönmüş, diğer devletlere Çerkeslerin sorunlarını anlatarak dayanışma içinde olmaktan, herhangi bir talep oluşturmaktan, Rusya içindeki herhangi bir soruna itiraz etmekten itina ile kaçınan bir durumdalar.
Uluslararası siyasal sistemin sizi ve haklarınızı tanımasının önemini ve kıymetini Dağlık Karabağ örneği üzerinden açıklamak isterim. Dağlık Karabağ 30 yılı aşkın süre Ermenistan işgali altında kaldı. Uluslararası sistem bu bölgeyi hiçbir zaman Ermeni toprağı olarak görmedi. Daima bu bölgenin Azerbaycan’ın toprağı olduğunu teyit etti. Azerbaycan yıllarca bekledikten sonra kendisini hazır hissettiği bir anda Dağlık Karabağı askeri bir harekatla geri aldı. Avrupa’dan ya da diğer uluslararası aktörlerden “yaptırım, izolasyon, kınama” gibi açıklamalar geldi mi? Gelmedi. Bunun nedeni uluslararası sistemin meşru olarak sizi ve haklarınızı nasıl tanıdığı ve tanımladığı ile ilgilidir.
Bugün Çerkesya de jure ve de facto olarak Rus işgali altında olsa da kendimizi uluslararası sisteme anlatabilecek, siyasal anlamda Çerkesya’yı ve Çerkeslerin evrensel haklarını savunabilecek ve tanınma isteyebilecek oldukça elverişli bir zemin bulunmakta. Unutulmamalıdır ki Çerkesya’nın özgürlük mücadelesi oldukça güçlü tarihi, siyasi ve hukuki temellere sahiptir. Batı’da yükselen Rus karşıtlığı başta eski Sovyet ülkeleri olmak üzere pek çok devleti Rus tehditine karşı hassas hale getirdi. Tarihi arkaplanını yeterince bilmeseler de bazı batılı politikacılar, Çerkesya meselesine ilgisiz değiller ve bir zamanlar Litvanya’nın, Polonya’nın ve diğer eski Sovyet ülkelerinin olduğu gibi Çerkesya’nın da işgal altında olduğunu kabul ediyorlar. Ukrayna Parlamentosu’nun Çerkes Soykrımı’nı tanıma kararında kullandığı ifadelerin ne kadar açık bir hak teyidi olduğunu ve sıkı bir çalışma ile Ukrayna’nın aracılığıyla batılı devletlerden benzer kararları çıkartmanın mümkün olduğu herkesce bilinmelidir.
Çerkeslerin master stratejisi bu elverişli zeminde Çerkesya’nın işgal altında olduğunu ve Çerkeslerin başta kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere tüm gasp edilen haklarını uluslararası aktörlere (bağımsız devletler ve uluslararası örgütler) teyit ettirmeye çalışmak olmalıdır. Bu, geleceğe yapılabilecek en önemli yatırımdır. Rusya’nın sonu geldiğinde-ki her imparatorluk gibi onun da sonu geliyor- kendimizi sil baştan dünyaya anlatmak zorunda kalamayız. Politik bilinç geliştirmek konusunda zaten çok fazla zaman kaybettik ve daha fazla zaman kaybetmemeliyiz.
İşte “anavatanla ilişkiler” uğruna kendimizi dünyaya anlatma ve haklarımızı siyasal olarak tanıtma fırsatını elimizin tersi ile itiyoruz. Söz gelimi 50 ülkenin Gürcistan ve Ukrayna gibi Çerkes Soykırımı’nı ve Çerkeslerin özgür yaşama hakkını tanıdığını hayal edelim. Bunun olası bir Rusya sonrası senaryoda elimizi ne kadar güçlendireceğinin farkında mıyız? Öyle görünüyor ki bu zümrenin Rusya sonrası için uygulayacakları ne bir planları var ne de bir hazırlıkları var.
Bir yanda kırılgan ve keyfi şekilde her an bozulabilecek ve aslında somut olarak ne kazandırdığı da belli olmayan “anavatanla ilişkiler” diğer tarafta ise hukuki ve siyasi sonuçları asırlarca geçerli kabul edilebilecek resmi tanınma. Hangisine yatırım yapmak daha mantıklı?
Bizim baktığımız yerden görebildiğimiz kadarıyla KAFFED’in tek korkusu Rusya ile ilişkilerin bozulması. Bu uğurda kendi insanlarının emperyal bir savaşta ölüme gönderilmesini görmezden gelebilecek kadar çekiniyorlar Moskova’nın öfkesinden. Binlerce Çerkes genci Rus ordusu saflarında ölüme gönderildi ve KAFFED’de bu durumdan rahatsızlık duyan kimse bulunmuyor. Geleceğimiz olan gençlerimizi anlamsız bir savaşta yitiriyoruz ve buna verecekleri en küçük bir tepkileri yok. KAFFED sadece genel başkanları, anavatanları Rusya’ya sokulmadığında tüm bileşenleri ile tepki verebiliyor. Bu yüzden, anavatana gidişlerine blokaj konulmaması için “anavatanla ilişkiler” terimine sıkı sıkıya sarılarak anavatanları Rusya’ya bağlılıklarını her fırsatta teyit ediyorlar.
Yine bu “Anavatanla ilişkiler” diyenlerin kendileri ile çelişen bir icraatlerine kısaca değinmek gerekir. 2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş depreminden sonra anavatanda yaşayan Çerkesler hatrı sayılır bir miktar yardım parası topladılar. Deprem yardım parası oldu bitti ile yok edildi. Deprem sonrası anavatan ve diasporanın dayanışma içinde olması türlü türlü gerekçelerle engellendi. Sorumlu yok, yanlış yapan yok, herkes sonuna kadar haklı. Her nefeste anavatan ve diaspora arasındaki ilişkilerin önemine ve kıymetine vurgu yapanlar, gelecekte olası bir insani krizde ya da felakette anavatan ve diaspora arasındaki dayanışma arzusuna ciddi bir darbe vurduklarının farkında bile değiller. Yardımları gerektiği gibi ulaştıracağınıza güvenmeyen insanlar gelecekte olası felaketlerde neden yardımda bulunsunlar?
Vazgeçilemez DÇB ve onun sorumsuz başkanı:
“Anavatanla ilişkiler” diye her tepkiyi, her itirazı, her gayreti sönümlendirmeyi vazife bilenlerin ağzına baktıkları en önemli isim Dünya Çerkes Birliği Başkanı Sohrokov Hauti’dir. Bu kişiye ve bazen akıldan yoksun söylemlerine bazen de lazım olduğunda sıvışıp kaybolduğu durumlara bakmak gerekir.
Hauti’nin iki çıkışı önemlidir. Birincisi aklı başında Çerkesler nüfus sayımı yapılacağı zaman farklı isimler altında kendilerini yazdırmak yerine Çerkes isminde birleşip daha görünür olmak istediklerinde Hauti çıktı dedi ki “Biz Çerkes değiliz, biz Kabardeyiz”. Dünya ÇERKES Birliği Başkanı bu kişi diyor ki “Biz Çerkes değiliz”. İsimde kafa karışıklığı olmasın! Dünya Çerkes Birliği’nin Rusça isminde de Çerkes ifadesi yer almaktadır (Международная Черкесская Ассоциация). İşte “Anavatanla ilişkiler” diye bizi tümüyle etkisiz kılmaya çalışan insanlar bu adamın peşinden gidiyorlar.
Hauti, Esad sonrasında yeni bir siyasal düzen oluşurken Suriye’de yaşayan Çerkesleri zora sokacak bir açıklama daha yaptı. Suriye Çerkeslerinin, Esad’ı desteklediğini ilan etti. Siyasi durumu bilenler takdir edecektir ki yeni dönemde Suriye Çerkeslerini sıkıntıya sokabilecek bu açıklama daha çok Esad’ı bağrına basan Putin’in daha çok sempatisini kazanmak adına yapılmış bir açıklamadır. Gerçekten de Çerkeslerin dünyanın herhangi bir yerinde yaşayacağı sıkıntı Hauti’nin umrunda mı? Tabii ki değil.
Geçtiğimiz aylarda Rus Milletvekili Zatulin, Rusya’ya sadece günlük yaşamda Rusça’yı aktif şekilde kullanabilenlerin dönebileceği bir düzenleme önerisini meclise sundu. Bu düzenlemeye Anavatan’da yaşayan çok sayıda kişi itirazda bulundu ve çeşitli makamlara bu itirazlarını ilettiler. “Anavatanla ilişkiler” diyenlerin ağzına baktığı Dünya Çerkes Birliği Başkanı Hauti tabii ki bu itiraz mektubuna imza koymadı. Daha önce benzer bir şekilde Rusya’ya müracaat ederek depremzede Çerkeslerin, Çerkesya’ya dönüşüne izin verilmesi için yazılan dilekçede de Hauti’nin imzası yoktu.
Hauti bir yandan DÇB’yi istediği gibi kullanarak akla ziyan yalanları Çerkesler adına söyler, bir yandan da servetini katlar. İkiz binalarını, gasp ettiği arazileri “anavatanla ilişkileri” olanlar bilir. Bunların bildiği ama çok dillendirmediği başka bir husus daha var. DÇB başkanlığı seçimlerinde Hauti’nin karşısına bir kişin başkan adayı olarak çıkacağı öğrenilir. Bu kişi kongreden birkaç gün önce FSB tarafından bilinmeyen bir yerde tutulur ve DÇB kongresinde Hauti’nin yeniden başkan seçilmesinin ardından serbest bırakılır. FSB neden DÇB başkanlığı seçimine müdahale eder? Diasporayı Hauti gibi baskılayan, tehdit eden ve istendiği gibi hizaya çekmeye çalışan daha kullanışlı bir aparat bulamayacağı endişesi ile olabilir.
Bugünkü DÇB budur. Hauti, Moskova da dahil olmak üzerek tüm dünyaya Çerkesler adına yalanlar söyler, önüne gelen herkesi anavatana sokmamakla tehdit eder, yabancı devlet ajanı olmakla suçlar. Oysa kendisinin başkanlığı elde tutma konusunda FSB ile iş tuttuğu ortadadır. Açıkçası bizim, Rus karşıtı ya da Rus düşmanı olmamız için herhangi bir yabancı devletin tazyiğine, motivasyonuna, kışkırtmasına ihtiyacımız yok. Rus karşıtı olmak için Çerkes tarihini okumak yeterlidir. Tabii ki kendi özüne, milli değerlerine ve haysiyetine uygun şekilde düşünebilenler için.
Böl-Hükmet mi yoksa Birleştir-Hükmet mi?
Bize yıllardır ezberletilen BÖL-HÜKMET politikasının geçerliliğini Türkiye diasporası özelinde tartışmaya açmak gerek. Gerçekten birleşince mi güçlüyüz? Nerede birleşiyoruz? Ayrışsak başımıza neler gelir? Bu sorulara cevap arayalım birlikte.
Evet böl-hükmet taktiği anavatanda başarılı şekilde uygulandı ve uygulanmaya devam ediyor. Lenin’in Çerkesleri dört ayrı isim altında (Adigey, Kabardey-Balkarya, Karaçay-Çerkesya, Şapsuğya) dört ayrı idari birime ayırması nedeniyle etnik kimlik, aidiyet, köken araştırmaları hep problemli tartışma konuları olarak çıktı karşımıza. Bu günlerde bazı temel noktalarda birleşmiş gibi görünsek de bazı zihinlerde bu ayrışmaların derinleştiği görülebilmektedir. Hauti’nin yukarıda açıklanan “Biz Çerkes değiliz” hezeyanında görülebileceği gibi.
Rusya anavatanda bölerek hükmetmeyi gayet başarılı şekilde uyguluyor. Önce Stalin döneminde Şapsığ Ulusal Rayonu, Krasnodar Kray’a bağlanarak buradaki idari yapının özel statüsüne son verildi. Daha sonra Adigey Cumhuriyeti’nin Krasnodar’a bağlanması tartışmaları ortaya atıldı. Demografik tahribatı görmezden gelerek her çözümlemeyi mevcut nüfus istatistikleri üzerinden yapınca evet Adigey Cumhuriyeti’nin de var olmaması gerekir. Şayet Lenin, Çerkesya adı altında bir idari yapıda Çerkesleri birlik içinde tutmaya karar verseydi Şapsığ Rayonu’nun ilgası ya da Adigey Cumhuriyeti’nin Krasnodar’a bağlanması tartışmalarını yaşamayacaktık. Farklı kimlikler peşinde koşmayacaktık, kısır tartışmalarda nefesimizi tüketmeyecektik. Ama istenen tam da bu.
Neyse! Biz Türkiye’de böl-hükmet yerine başarılı şekilde uygulanan birleştir-hükmet taktiğine bakalım. KAFFED 2003’te çok sayıda derneğin bir araya gelmesi ile kuruldu. Kuruluşundaki gayreti veya iyi niyeti sorgulamıyorum. Elbette ilk akla geldiği şekliyle güçlü bir yapının oluşturulması son derece olumlu ve faydalı görünüyor. Ancak bugünkü uygulamaya baktığımızda KAFFED yönetiminin, yerel dernekleri ve thamadeleri hizaya çeken, dönüştüren, Rusya yanlısı bir çizgiye hapseden, bu mümkün değilse de Rusya karşıtı eylemden, söylemden alıkoyan bir formata dönüştürdüğünü görebilmek gerekir. Mevcut genel sekreterin, sakıncalı sosyal medya paylaşımları dolayısıyla insanları telefonla araması, kendilerini gayet uysal ve insancıl şekilde uyarması, sakıncalı söyleme kaynağında bir sansür uygulamaya çalışması, bu yönde kendisini vazifeli hissetmesi işte bu durumun bir yansımasıdır.
Aslında KAFFED’in, Moskova’nın dahliyle değil de iyi niyetli bir çaba ile kurulduğunu, Moskova’nın bu ideal formatı kendisi için yararlı bir aparat olarak hazır halde bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Moskova yönetiminin, Türkiye’deki diasporanın 50 küsür derneğini tek tek kontrol altına almak için, söylemlerini istediği hizaya çekmek için, itirazlarını kaynağında yok etmek için özel ekipler görevlendirmesi ve her biri farklı şehirde bulunan derneklere sürekli görevliler göndermesi gerekirdi. Oysa KAFFED gibi bir yapı kuruldu ve bu yapının kilit birkaç kişisini ikna etmek, kendi yanına çekmek ve bu sayede diğer bağlı dernekleri de kontrol altında tutmak mümkün hale geldi.
Yerel dernekler birlik oldukları, güçlü bir yapı oluşturdukları için sevinirlerken aslında bu güçlü yapının tek gücünün kendi üzerlerinde olduğunu fark edemediler. Yine de hem Türkiye hem Rusya devletleri nezdinde kendi temsil haklarını KAFFED’e devretmiş oldular. KAFFED ile istişare etmeden herhangi bir etkinliğe katılım sağlayamıyorlar. Örneğin çok uzak şehirlerdeki derneklerin folklorik etkinliklerine otobüs kaldıran dernekler, nispeten daha yakın bir yerde TRT ÇERKES’in açılması talebiyle düzenlenen mitinge KAFFED cevaz vermediği için katılamıyor.
Biz KAFFED’i eleştirdiğimizde bazıları “KAFFED’i kendi haline bırakın! Onlar o sahada çalışsın! Siz başka yönde ilerleyin!” diyorlar. İlk başta haklı gibi görünebilir bu ama fiiliyatta durum farklı. Attığınız her adımda, kurduğunuz her ilişkinin sabote edilmesinde vazifeli gibi çalışan bir KAFFED varsa karşınızda tümüyle görmezden gelemiyorsunuz. Hiçbir eyleminize kamuoyu önünde tepki vermese de arka planda sizin gibi düşünen ve sizinle çalışmaya hazır insanları etki altına almak için çabalar harcanıyorsa KAFFED’i görmezden gelmek mümkün olmuyor.
“Sürgün anmaları şahane olacak ama resmi hiçbir iz bırakmayacağız”
KAFFED yıllar boyunca soykırım ve sürgün anmalarının, Rusya’nın diplomatik temsilcilikleri önünde yapılmasına ısrarlı bir şekilde karşı çıkıyor. Ya Beşiktaş’ta denize karanfil bırakılsın ya da Kefken’de sürgün nöbetleri tutulsun, nart ateşi ya da meşaleler yakılsın ama asla Rusya’yı rahatsız edecek şekilde karşısına çıkılmasın!
KAFFED’in “Çerkes Soykırımı tanınsın!” yaklaşımı da sadece bir temenniden ibaret. Talep yok, itiraz yok, proje yok. Sadece diasporadan çıkacak seslerin susturulması, itirazların sönümlendirilmesi görevi görülüyor. Daha önce KAFFED’in sosyal medya hesaplarından “Türkiye’den Taleplerimiz” ve “Rusya’dan Taleplerimiz” başlığıyla bazı taleplerinin sıralandığı paylaşımlar yapılmıştı. Aynı zamanda kalabalık bir grup 21 Mayıs anması için Yenikapı’da toplanmıştı. Ben de bu etkinliği ve çalışmaları yakından izlemeye çalışmıştım. Bugün size sorarım: Bu görkemli çalışma nerede? Nereye ulaştı bu sözler, talepler, beklentiler? Hiçbir yere. Bu seneki anmalar Samsun’da yapıldı ve itina ile Rusya’yı rahatsız edecek eylem ve söylemlerden kaçınıldı. KAFFED’in Rusya, Türkiye ya da herhangi bir ülke nezdinde resmi bir müracaatı yine olmadı. İşin kötü tarafı listeler halinde sıralan ve sosyal medyada elden ele dağılan talep listelerine bugün ulaşılamıyor.
Konumuza dönecek olursak kendi halinde yaşayan Çerkesler, gerçekten haklarının savunulduğunu, dile getirildiğini düşünebilir ama resmi müracaatın olmadığı bir yerde Yenikapı’ya, Kefken’e ya da Samsun’a 10 milyon kişi de toplasanız Moskova’ya sesinizi, taleplerinizi iletemezsiniz.
Biraz aklını kullanan birisi Rusya’nın üstelik de Türkçe olarak sosyal medyada dolaşıma sokulan bir talebi umursamayacağını bilir. Bu tür eylemler, takipçilerinizin ya da size sempati duyanların gönüllerini kazanabilir ama resmiyette hiçbir karşılığı yoktur. Devlet yazılı müracaat olmaksızın herhangi bir çabayı dikkate almaz.
Kırgızistan’daki Rus Evi’nin çalışanlarının yaptığı gibi Türkiye’deki Rus Evi ile birlikte KAFFED ve bağlı dernekleri, Rus ordusuna gönüllü yazılacak eleman toplamaya kalkarlarsa şaşırmayacağım. Çünkü KAFFED şu anda Rus Evi gibi vazife görmektedir. Abarttığımı düşünenler olabilir ama birazcık yüz bulsalar “anavatan zor durumda” diyerek ne kadar saçma işlerin peşine düşeceklerini hayal etmesi benim açımdan zor değil.
İddia ile söylüyorum ki Çerkes ve Rus menfaatlerinin çeliştiği her durumda KAFFED tercihini Rus menfaatlerini savunmaktan yana kullanacaktır ve buna her zaman uygun bir kılıf ya da gerekçe bulup insanları ikna etmeye çalışacaktır. İkna olmayanlar da sosyal ilişkilerine ters düşmemek için ikna olmuş gibi görünecekler.
Bugünkü KAFFED budur. Tepkisiz, talepsiz, itirazsız KAFFED. Sadece üye derneklere ve kendi hinterlandı içindeki kişilere ayar vermekle vazifeli bir yapı. Çerkes Ulusunu, gerçek gündemi ve sorunları üzerinde çözüm aramaktan uzaklaştırarak enerjisini sönümlendiren, zamanını çalan, 5-10 yıl sonrası için gerçek bir fayda sağlayacak bir hedef ortaya koyamayan vizyonsuz bir aparattır. Soykırımın tanınması için meydanlarda kükreyen ama resmi anlamda hiçbir girişimde ve müracaatta bulunmayan samimiyetsiz bir kurumdur.
Yukarıda yaptığım tüm açıklamalar doğrultusunda görülebilir ki KAFFED ile olmaz. Tepkisiz, talepsiz, itirazsız KAFFED ile varlığımızı geleceğe taşıyamayız, haklarımızı savunamayız, kendimizi farklı toplumlara anlatamayız. Tüm stratejisi ve kaygısı Rusya’yı kızdırmaktan kaçınmak olan KAFFED’le yürüyebileceğimiz herhangi bir yol yok. KAFFED’i dönüştürmeye, değiştirmeye çalışmanın da beyhude bir çaba olduğunu da gördük. Bu yükü sırtımızdan atıp sadece Çerkeslerin hak ve menfaatleri için çalışacak olan yeni yapılar ile yol almaya çalışmak gerekir.
Çünkü bazıları için Abhazya, bazıları için Çeçenya vardır ama Çerkesya asla yoktur.
Rusya’nın müsade ettiği terminoloji vardır ama Çerkeslerin hak ve menfaatleri asla yoktur.
Bazıları için herkes vardır ama Çerkes asla yoktur.
Çerkeslerin içine düştüğü bu duruma gerçekten acıyorum ve üzülüyorum. Bu kadar teslimiyetçi, bu kadar tepkisiz, bu kadar cansız olmamalıyız. Uluslararası sistem ile işbirliği içinde haklarımıza sahip çıkabiliriz. Kurulacak diplomatik ilişkiler ve işbirlikleri kısa vadede hiçbir yaraya merhem olmayacak gibi görünse de uzun vadede çok faydalı sonuçlar üretecektir. Sabırlı, akıllı ve vizyon sahibi olmak zorundayız.
Mustafa bey soydaşım iyi güzel yazmışsın da KAFFED veya başka FED farketmez Türkiye Çerkeslerini temsil etmekten zaten çok uzaklar. Üye sayılarına kabaca bakarsan anlaşılır. Onu da zaten biliyorsundur.
Nerede yanlışlar yapıyorlar da,, bu millet bunların hiçbirine üye olarak destek vermiyor,, en başta mesele bu değil mi?
Tebrik ederim değerli kardeşim. Her satırına her kelimesine katılıyorum ve imzamı koyuyorum.
Yıllardır farklı platformlarda anlatmaya çalıştığım, Rusya'da yaşadığım olaylar kapsamında verdiğim hukuk mücadelesinde pozisyonumu ve tarafımı koruyarak seslendirdiğim düşüncelerimin tercümanı oldu bu yazı.
Çok değerli tespitlerde bulundunuz ve kıymetli yorumlar yaptınız. Geleceğimize yönelik kaygı duyan, düşünen herkes için ve kullandığınız yeni "birleştir-yönet" deyiminin özellikle diaspora kurumlarına yönelik ajite edilip halk üzetinde nasıl bir manipülasyon yapılarak yönlendirildiği bu ne idüğü belirsiz (ne için,nerde,nasıl birlik) birliktelik söylemine kaşılık anlamlı bir ifade oldu.
Mücadeleniz mücadelemizdir. Gönül birliği ve başarılar dilerim.
İşgal altındaki yaşadığım vatandan Selamlar.
İçtenlikli bir iç acı ve toplumsal sorumluluk duygusunu dile getiren bir makale. Çerkes halkının yaşadığı tarihsel travmaları, kimlik mücadelesi ve geleceğe dair kaygıları net bir şekilde ortaya koyuyor.
Çerkes halkı, 21. yüzyılda hâlâ görünürlük, temsil ve hak mücadelesi sorunlarıyla karşı karşıyadır.
Bugün, bu halkın taleplerini temsil etme iddiasındaki kurumlar, ya sessizlik içinde zaman yitirmekte ya da toplumsal enerjiyi boşa harcamaktadır.
Artık yeni bir yol, yeni bir ses ve yeni bir yapı kaçınılmazdır.
Temel Sorunlarımız aşağı yukarı özetlersek;
Kurumsal sessizlik ve talepsizlik,
Rusya merkezli çıkar dengelerine aşırı duyarlılık,
Uluslararası hukuk ve insan hakları mekanizmalarının kullanılamaması,
Toplumun demokratik taleplerinin kurumsal platformlarda yankı bulamaması,
Genç kuşakların ve aydınların süreçlere katılım eksikliği,
Sembolik eylemlerin stratejik hedeflere dönüşmemesi,
Medya ve mali açıdan zayıflık. vd.
Çok yararlı bir yazı ve oldukça ufuk açıcı.
Teşekkürler.
