Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hatko Vural
Çerkesya'nın Meşruiyeti
02 Mart 2010 Salı Saat 16:20

Hukuk dedikleri şey, hep birlikte değişim çağını adımladığımız şu zamanda adeta yeni bir ruhban sınıfı edasıyla girdi hayatlarımıza. Her zaman olduğu gibi, hala da korkmaktayız mahkemelerden. Fakat bu seferki durum biraz farklı. Renkli TV’lerin değil belki ama çok kanallı TV’lerin hayatımıza girdiği günlerden beri, ülke bir türlü devinim içine düştü.

Kâh ilerici olanlar muhafazakâr konumuna, daha doğrusu statükocu konumuna düştü; kâh muhafazakâr ve dahi tutucu olduğu ileri sürülenler, bir anda değişim gelişimin sembolizmi içinde buldular kendilerini.

Etiketleme bu zamana kadar birinci el süzerenler tarafından düzenlense de, hep beraber izlediğimiz bitmeyen vizyonda etiketlemelerin halk tarafından pek ciddiye alınmadığını gördük. Ya da belli bir süre etki etse de, mantık süzgecinden geçen durum değerlendirme muhakemeleri neticesinde, yıllarca öyle olduğu söylenenlerin aslında hiçte söylendiği gibi olmadığını gördük. Yani ülkede gördüğünün yarısına, duyduğunun hiç birisine inanmama vecizesinin gerçekten doğrulandığına şahit olduk.

Resmi-yarı resmi beyaz Türklerin tanımlama ve etiketleme tekellerine karşı özel TV’lerin tek başına kazandığı bir zafer değil bu. Asıl sıklet merkezini oluşturan, bilgi-görgü-yorum akışını sağlayan ve son 5 yılda büyük ilerleme kaydeden internet.

Peki kazanan kim ? Tabi ki halk. Papağan misali her dem aynı bilgiyi tekrar tekrar ezber etmek zorunda kalan halk, sonunda taze bilgi sayesinde ezberlerini büyük ölçüde bozabildi. Gelişim ve değişim de zaten ezber bozmakla başlar.

Fakat daha değişimden söz etmek için çok erken, bizim ülke henüz normalleşme safhasında. Asıl gelişim normalleşmeden sonra başlayacak.

Konumuza dönersek eğer, Çerkesya’nın meşruiyeti nereden geliyor?

Meşruiyetin kelime anlamı yasallık. Karşıtı gayri meşru. Yasal olma statüsünün ise neye göre belirleneceğini her zaman tam anlamıyla tanımlamak imkânsız gibi.

Mesela uluslararası kamu düzenini tesis etmek için kurulan BM’in (Birleşmiş Milletler veya Beceriksiz Mahluklar ) aldığı kararların çoğu veya bu alınan kararların uygulanabilirliği/uygulanmayışı tartışma konusudur. Çünkü BM Güvenlik Konseyi’ne daimi üye olan 5 ülke, alınan kararları pek tabi gerekçe göstermeden veto edebilme yetkisine haizdir. Geriye kalan 187 üyenin oyu bir hiç mertebesindedir. O zaman bu alınan karaların meşruiyeti nerede kaldı? Ehl-i keyf beş ülkeye devretsinler bütün yasal karar haklarını, olsun bitsin bu iş diyebiliriz.

Veya herhangi bir devletin kendi yasama organında düzenleyerek çıkarttığı bir kanun, uluslararası anlaşmalarla sağlanmış ve evrensel nitelik kazanmış değer ve nitelendirmelere ters düşebilir. Bu durumda tartışmalı hukuki sorunsalların tarafları konuyu BM’nin Lahey Adalet Divanı’na, AB mahkemelerine vb. kurumlara taşıyarak çözüm bulmaya çabalıyorlar.

Buna hakkı olmayan ülke halklarının ise vay geldi başına… Kendi hukuksal yumaklarına çaresizce dolanıp dururlar pek çok zaman.

Hukuk yasal olduğu kadar, doğru da olmalı; yasama ve yürütmeden bağımsız olduğu kadar, tarafsız da olmalı. Kaba kuvvetten her daim üstün olduğu kadar, bireyi özlük haklarını yaşamada devletin gelişmiş teşkilatına karşı koruma sağlamalı.

Meşruiyet Arapçada şeriat ile aynı kökenden gelme bir kelime. Hukuk ise halk ile aynı kökenden geliyor. Akılda kaldığı kadarıyla Konfiçyus’dan esinlenerek kelimelerin gerçek anlamlarını öğrenmek zorundayız. Kelimeler ve kavramlar bir detay değil, aksine günlük hayatımızın dikkatimizi pek çekmeyen ince çizgilerine varıncaya kadar bizi direk ilgilendiren bir dizi yaşamsal kuralın konsantre hali olabiliyor.

Kavramlar birleştirir. Kelimeleri doğru kullanmak da öyle. Aksi durumlarda topluma bir tür dağılmışlık ve anlaşamama durumu hakimdir. Sürekli bir anlaşamama hali var olan bir sistematikte tıkanıklığa; bu da ya devrim ya darbe arifesine götürür toplumu. İşleyen dinamik bir sistemi olmayan dağınık halkların bireyleri ise kaçınılmaz olarak çareyi bütünü tümüyle reddetmekte bulurlar. Yani bilinçli bir yok oluşu seçerler.

Çerkesler tam da bu kıvamdadırlar.

On beş yirmi yıldır sorunlu bir tanım olan Çerkes kelimesi, içerisinde barındırdığı nitelik ve kavramları da yitirme durumunda. Çerkesya ise daha yeni sayılabilecek bir olgu. En azından toplumun kendi geçmişi ve değerleri ile fazlaca ilgilenmeyen sakin kesimi için.

Çerkes tanımını bizzat birtakım Çerkesler karmaşık hale getirdi. Bunun basit açıklaması olaraktan da etnik isim ile kurulmasına izin verilmeyen Kafkas derneklerinin, açılabilmesi için bu gerekli idi denildi. Yani Çerkes yerine Kafkas kelimesi ve Çerkes halkı yerine Kafkas Halkları denildi, sonradan sadece Kafkas halkı şeklinde bir indirgemeci yapıyla halkın belleğine sunuldu.

Bu sadece panoramanın bir yüzü. Diğer yüzün geçmişi daha eskilere gidiyor.

Wilhem II ve Weimar Almanyasının derin etkileri olduğu su götürmez gerçeklik olan ülkenin Çerkes aydınları da bu ekollerin sunduğu geniş etkiden azade değillerdi. Bu, başlı başına bir inceleme konusu olmalıdır. Zira Çerkes yerine Kafkas’ı ikame eden sürecin, peşine Çerkes kimliğini Çerkes=Kafkas ve/veya Çerkes=Herkes kıvamına getirmesi, sebebi daha derinlerde yatan ve düzeyi daha çok jeopolitiğe kayan bir kıstastır. Sunulan olguyu halkların kendini aynı görmek istemesi şekline havale etmek doğru değildir. Halkların diasporada bulunuş şekilleri birbirinden çok farklı olduğu gibi, en başından beri sürdürdükleri sosyal politik var oluş mücadeleleri de çok farklıdır. Kaldı ki halkları var eden değerler zincirindeki dil, din, coğrafya vb. nitelikler de birbirinden çok farklıdır.

Yeni sahibi olduğumuz Çerkesya’nın tarihteki karşılığı 13 Haziran 1861’de bağımsızlığı ilan edilen Çerkesya devleti olmalıdır. Sınırları oldukça daralmış bu yapı 21 Mayıs 1864’de tarihin sonuna ulaştı ne yazık ki?

Tanımlamaların önemi ve Çerkes kelimesine sahip çıkılmasının gerekliliği için söylenebilecek en kestirme söz, “tanımlamanın sahip olmakla eş anlamlı olduğu”nu vurgulamak olur.

Adına tarih denen kolektif dünya hafızasında Çerkesya yer almıştır. Yaygın dünya dillerinin bütününde Çerkes ve Çerkesya’ya rastlamak mümkün. Ve bu tanımlama diasporada yaratılan yapay kavram kargaşasından hiç de etkilenmemiş, sapa sağlam durmaktadır.

Çerkesya’nın meşruiyeti, temel hukukun kavramlarıyla açıklanabilir mi?

Toplumun yaşamını düzenleme amacı (dağınık halde duran toplumu toparlama),

Toplumun gereksinimlerini karşılama (yok olmaya yüz tutan toplumsal yaşamı canlandırma),

Adaleti gerçekleştirme (Çerkeslerin 1864 öncesinde gasp edilen haklarının iadesi).

 Belki bu temel hukuk kuramını idealize ya da doğal hukuk normları çerçevesinde düşünmek de yerinde bir karardır. Yani bir coğrafyada belirli bir dönemde uygulanmış olan değil de; (artık) uygulanması gereken, dağıtılan toplumun sosyal ve idari ihtiyaçlarının giderilmesine azami katkı sunan adil hukuk olarak bakmalıyız. 

Çerkesya fikrinin ilk başlarda her yönden tepki çekmesi muhtemeldir. Nitekim öyle oldu. İdari açıdan kendilerine ayrılmış sınırları Moskova’ya endeksli “sıfır problem” yöntemiyle kullanan yerli otoriteler için Çerkesya fikri katlanılması zor bir formdur. Neticede sorunlarla uğraşmak kalifiye ve bir o kadar da canı gönülden çalışmak isteyen kadroların işidir. Bunun diğer adı herhalde bilinç olsa gerektir. “Çerkes nomenklaturası”nın bunlara harcayacak zamanı ve emeği yoktur. Vaziyet öyle anlaşılıyor. RF kanunlarında halkın kullanımına açık şekillerde hareket etme yeteneği bile gelişememiştir. Son Kabardey mera konusundaki gelişmeler bunu göstermiştir. Statükonun muhafazası ve sorunların dondurulması esas görevdir.

Fakat RF’nin KKFB’ni (Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi) kurması bir nevi sıkıyönetim ilanı anlamını taşımaktadır. Sorunlu bölgenin izolasyonu sağlandıktan sonra mutlaka eski defterler raflardan inecektir. O zamana kadar beklemek yerine RF yetkili organları nezdinde Çerkesya Federal Cumhuriyeti’nin hukuki dayanaklarını izah etmek, mutlaka tekrar değişeceği aşikar olan bu idari yapılanmanın çözüldüğü anda Çerkesler için büyük bir artıya dönüşecektir. Aksi durumda inisiyatif Moskova’da kalacak ve yeni idari yapılanma safhasında Çerkesler kısım kısım başka bölgelere eklemlenecektir.

2010 nüfus sayımı için anavatan derneklerinin topluma kendilerini Çerkes olarak yazdırma çağrısı yapması, Çerkesya’nın fikirsel tutmağı açısından büyük bir adımdır. 

Doğal Hukuk haklarının savunulması beraberinde toplumdaki aidiyet kavramını da geliştireceği için hem anavatan hem de diaspora Çerkesleri içinde var oluşun temellendirilmesi ve dillendirilmesi konusunda da ana dayanak vazifesi olacaktır. 

Uygulamada üzerinde durulması  gereken husus kanımca haklı iken haksız duruma düşme tehlikesidir. Bu, sadece Çerkesler özelinde hata yapması olarak değil, dış çevrelerin de inisiyatif kullanması ile alakalıdır. Çerkesya fikrinin kendileri açısından olumsuzluklar zincirinin en büyük halkası olabileceğini düşünen diğer toplumlar bu fikri dezenformasyona uğratmaya elbette uğraşacaklardır.

Çerkesya gönüllülerine düşen görev, tarihsel süreçlerin bizleri sürüklediği bu durumda haklılığımızı savunurken; yani Kafkasya’da RF sınırları içerisinde Çerkesya’nın oluşum sürecinde izlenecek yolu, ardından takip edecekler için derin izler bırakacak şekilde hukukileştirmek, fakat izlenecek yolun da adaleti hak etmesini sağlamaktır.

Çerkesya asla aşırıların sembiyotik mücadele arenası olmamalıdır. Her şeye daha iyi ve daha güzel bir ülkede komşularımız ile barış ve huzur içinde yaşamayı istemekle başlamalıyız. Ön yargılarımız adalet anlayışımıza üstün gelmemelidir.


Bu yazı toplam 3075 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net