

Doksanlı yılların ilk yarısında Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin dans topluluğunun tiyatral bir denemesi olmuştu. Bir buçuk saatlik bir gösteri başlıktaki bu cümleyle başlıyordu ve Uzunyaylalı, yetenekli, Tıp Fakültesi öğrencisi Kabardey’in dizeleri destansı bir anlatımla sürüp gidiyordu. Davudi sesli, Manyaslı Ubıh ‘Söyle Seteney Guaşe Tanrılarımızın kahreden öfkesi niye?’ diyen haykırışıyla her seferinde tüylerimi diken diken ederdi. Bu projeyi anlatmak değil derdim. Daha sonra onu da yazmak isterim. Şimdi derdim kendimce çok daha derin.
Bu günlerde Türkiye Çerkes Diasporası kalbimin sıkışmasına, moralimin bozulmasına, günden güne umutsuzluğumun artmasına neden oluyor. Ve kendimi hep ‘Söyle Seteney Guaşe, tanrılarımızın kahreden öfkesi niye?’ diye düşünürken, hatta zaman zaman fısıltının da ötesinde konuşurken yakalıyorum. Yine kolaycılık yapıp suçu tanrılara atıyorum, bir türlü hak ettiği kalitede bir çeviriyle Türkçeye kazandırılamayan, tam da hakim olamadığım, yarım yamalak bildiğim Çerkes mitolojisinden medet umuyorum.
İşin aslı kendi kendimize bu diaspora durumlarımızı ve kurumlarımızı pek abarttığımızı düşünüyorum.
Yeni tanıştığım her Çerkese Kafkasya, anavatan, asimilasyon konularını sordukça, boş bakışlara ve ‘bu da nereden çıktı şimdi, şurada keyifli keyifli otururken’ pofurdanmalarına o kadar sık tanık oluyorum ki. Çok sık görüştüğüm bir iki Çerkes ahbapla bile bu konuları konuşmaya çekinir oldum artık. Doğal Türk çevremle de zaten bu konuları konuşmak çok güç.
Bilge Çerkes kadını Seteney kulağıma fısıldasın istiyorum çözümleri. Desin ki bana; ‘Türkiye Çerkesliği ve anavatan Çerkesliği çok farklı kavramlar değildir’. Asetin bir arkadaşımın ‘Ne yani ben şimdi babaanneme sen Çerkes değilsin mi diyeceğim?’ sorusu karşısında Seteney, kulağıma en akıllıca cevabı fısıldasın. Rezil olmayım bunca yıllık dostuma. Oğlumun annesi, evdeki Abaza bile oldu bitti hayata geçirilen ‘Abaza Dernekleri Federasyonu’nu anlayıp, hak verdiğini söylerken, Seteney desin ki ‘tanrıları kızdırmayın, Çerkesya’yı unutmayın, evdeki Abazayı da ben ikna ederim dert etme sen’. Biraz çocukça da olsa bunları düşünürken yakalıyorum kendimi.
Geçen hafta yakın bir dostumla, Fenerbahçe Çeçen kampına gittik. Beş yıl aradan sonra ilk kez kampa gitmenin mahcubiyeti ve utancıyla, duyarlı bir insanın çocuk ayakkabısı bağışını ulaştırmaya aracılık etmenin iç huzuru birbirine karıştı. Kafkasya’nın en güzel fiziki özelliklerine sahip, genetik özelliklerini tam anlamıyla korumuş, bana göre gerçek Dağlı insanlar olduklarını düşündüğüm Çeçenler beş yıl önce bıraktığım yerden sefaletlerine devam ediyorlardı. Bu durum kamptakilerden ziyade Türkiyeli Çerkesler olarak bizim sefaletimiz, örgütsüzlüğümüz ve duyarsızlığımızdır. Altın saçlı Seteney, peki ben beyaz tülbentleri başlarından eksik olmayan, genç Çerkes kızlarının saçlarını saklamasını çok ayıp olarak değerlendiren, iş bilir halalarıma, kafaları Çeçen stilinden çok uzak, Türkiye’de belli bir ideolojinin göstergesi, bayrağı olan türbanlarla sımsıkı kapatılmış kamptaki genç kızları nasıl izah etmeliyim? Eh!!! Bizim örgütsüzlüğümüz, başkalarının oraları sahiplenmesine neden olmuş besbelli.
Ve ben bu karaladıklarımı tamamlayamadan, yollayacağıma söz verdiğim arkadaşıma yazımı ulaştıramadan, Vladislav Ardzınba’nın ölüm haberiyle sarsılıyorum şu aralar, Açumij’in cherkessia.net’ deki yazısından, Ardzınba’nın zaten tahmin ettiğim duyarlılığını, ince, naif taraflarını okurken, boğazıma o meşhur yumruk düğümleniyor. Söylesene Seteney ‘Ağlar mı Çerkes adamları?’. Bir avuç kalmış halkı kadar, Şapsığları ve Ubıhları da düşünecek kadar yüce gönüllü olabilen bu adam için ağlamaktan daha öte bir şeyler yapmak gerekiyor kanaatimce. Önce her Türkiyeli Çerkesin Ardzınba’nın bu duyarlılığını anlaması gerekiyor, sindirmesi ve kardeşliğimizi haykırması. Nartların kızı da yardım etsin bana, tanrıları öfkelendirmeden ikna edelim şu diasporik çelejleri. ‘Adigelere pasaport vermiyorlar!, bize ayrımcılık yapıyorlar!’ diye düşünüp böyle ileri görüşlü ve başarılı bir Abazanın ilk Cumhurbaşkanı olduğu ülkeye küsülemez, kızılamaz. En azından Ardzınba’nın hatırına daha bir sahiplenilmeli Canlar Ülkesi Abhazya.