Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao Nadir Yağan
Ardzınba'yı Uğurlarken
09 Mart 2010 Salı Saat 20:01

Eski bir palto gibidir benim Abhazya ile ilgili anılarım. Arada bir giyer, gezer, vakit geçirir, çıkarır yine yerine asarım. Ardzınba`nın kaybıyla o paltoyu yeniden elime aldım, sevdim okşadım, onun hakkında tanıdıklarımla konuşmak istedim.

İlk kez 1991’de yanımda en yakın arkadaşımla Sarp sınır kapısından geçerek gitmiştim o güzel ülkeye. Sevgisizlik, zulüm, ölüm, acı, çaresizlik, korku, umutsuzluk, henüz başlamamıştı.. Gerilenler kopmadan önceki yoğun huzursuzluk anlarıydı hissedilenler.

Sınırın öbür tarafındaki şehir Batum o zamanlar daha önce gidenler tarafından “siz geçince soymak için bir sürü gözü dönmüş aç insanın beklediği bir yer” olarak anlatılırdı. Ama çocuklukla yetişkinlik arasındaki insanlar başkalarının deneyimlerine ihtiyaç duymazlar bilirsiniz. Yeni hayatlara, yeni dünyalara uçmak için kanat sahibi olmaktır gençlik biraz da.

İşte biz de iki iyi arkadaş Sohum’a gitmek üzere bir akşam vakti Batum’dan taksiye binmiş yol boyunca aracımız Gürcü milislerce defalarca durdurulduktan sonra nihayet gece yarısı kazasız belasız Sohum’a varabilmiştik. Yolda epeyce korktuğumu hatırlıyorum.

Ardzınba’yı ilk o zamanlar  Sohum’da bir yemekte görmüştüm ama o bir devlet adamı ben bir sade vatandaş. Üstelik de ne Abazaca ne Rusça bilmiyorum. Hiçbir diyalogum olmamıştı. 

1993’de savaş devam ederken bir kez Ankara Xase’nin organizasyonuyla grup olarak daha sonra bir kez de kendi başıma gitmiştim. Bu sefer  “Bız Abhazların başkasının olanda gözümüz yoktur. Biz kimseye saldırmadık. Saldırıya uğrayan bizleriz. Tüm dünyanın olduğu gibi bizim de vatanımız ve özgürlüğümüz için mücadele etme hakkımız vardır. Bizim istediğimiz büyük Allah’ın bize layık gördüğü kaderimizdir. Kaderimize yazdığıdır. Öyleyse biz zafere ulaşacağız. Buna yürekten inanmanızı istiyorum.” sözleriyle artık daha iyi tanıyordum Ardzınba’yı. Zor anlarda kitleleri yönlendirme ve motive etme, başarmaya inandırabilme, ilham verebilme, başarıya odaklama becerisine sahip bir liderdi.

Asıl gidişim 1994 yılında oldu Abhazya’ya. Asıl diyorum çünkü İspanya’yı almaya giden Arap komutan boğazı geçtikten sonra askerlere geri dönüş olmadığını anlatmak için gemileri yakmıştır derler ya tabiri yerindeyse ona benziyordu bu seferki Abhazya seyahatim. Gemileri yakarak zorsa da yorsa da olsa da olmasa da diyerek savaşın fiilen  bittiği yıl Abhazya’ya yerleştik..

Bıraktığımız yerde “dönüşçüler” diye anılırken geldiğimiz yerde çoğunlukla sevgiyle ama bazen "nerden çıktılar" bazen de "devlet bunlara niye ev verdi” diye karşılanmıştık..Savaş sonrası kaos sürdüğü için  girdiğimiz mekanlarda sırtımızı duvara verecek şekilde otururduk ilk başlarda. Güven duygusuna tapınırdık handiyse. Esas kütleden bir farkımız yokmuş gibi düşünmeye çalışsak da alışkanlıklarımız, dualarımız, korkularımız farklıydı. Yaşamak ve güvende olmak  için topluca bir arada durmak, gruplar halinde yaşamak, bize dağıtılan silahları kendi güvenliğimizi sağlamak için kullanmayı öğrenmek bütün bunların yanında geçimimizi sağlayabilmek için mandalina, üzüm  toplamak gibi işlerde çalışmak zorundaydık.

Ardzınba hümanist yapısı, alçakgönüllü kişiliği, zerafeti, yenilikçi ve yaratıcı özelliğiyle bütünleştirdiği devlet başkanı niteliğiyle bizlerle yaptığı bir toplantıda  bize güç ve cesaret vermişti..Bu toplantıda da diğerlerinde olduğu gibi  Abazaca bilenler konuşmuş biz tercüme etme konusunda onların insafına kalmış Adıgeler sessizce oturmuştuk. Onun,  Adıge ve Abaza halklarının kardeşliğine her fırsatta vurgu yapan bir tarihçi olduğunu, “iki dil arasında istersem şu anda bin ortak kelime bulabilirim“ dediğini, iki halkın dostluğunu çok önemsediğini hep duyardım. 

Abhazya’daki ilk yıl bu zor günlerin çabucak geçeceği, her şeyin iyi olacağı, güzel olacağı, bolluk ve bereketin kolaylıkla önümüze geleceği umuduyla geçmişti. Gürcülerin terk ettiği boş evleri geziyor kendi yaşadığımız evlere o evlerden el arabalarıyla eşya getiriyorduk. Bazılarımız pazarda ya da sınırda mandalina satarak geçinmeye çalışıyordu. Rusya’nın uygulamaya koyduğu ekonomik ambargo ile birlikte tek geçim kaynağı mandalina da son buldu. Umutlar yerini işsizlik ve yoksullukla gelen umutsuzluğa bıraktı. Karamsarlığa ve ekonomik çıkmaza düşen insanlar dağılmaya başladı..Çoğu kişi bulabildikleri yük gemileriyle Türkiye’ye döndü.

Biz de Adıge ülkesine geldik.

O zaman bu zamandır Adıge ülkesinden Abhazya’ya bir kez daha gittim. Sınır yine bize kapalıydı. Onlar bırakmıyorlar ya ille de Abhazya’ya gireceğiz Önümüze düşen bir Ermeninin aklına uyup yanımdaki arkadaşımla Psou nehrinden yürüyerek Abhazya’ya geçmiştik. Ermeni, suyun yüksekliğinin dizlerimi geçmeyeceğini vadetmişti “ korkma buradan araba bile geçiriyoruz “ demişti ama kimi yerde su belime yaklaşıyordu.. 

Abhazya ile ilgili anılarım hemen hemen hepsi zorlu anılardır benim.  Ardzınba da benim için o zor yılların kahramanı ve sembollerinin en büyüğüdür. Oraya dair anılar zamanla bende bağımsız birer birey gibi oldular. O kadar bağımsız oldular ki  pılı pırtılarını bir bavula toplayıp birden gidiyorlar..Hatırlamaya çalışıyorum unuttuklarımı.Öyle uzakta oluyorlar ki yolun hangi dönemecinde benden ayrıldıklarını hatırlayamıyorum ya da hiç bilemiyorum. Sonra Ardzınba’nın ardından bugünlerde yaşadığım gibi tam gözlerim birden dalıp gittiği tek bir anda çekip gitmiş anılar tüm kokularıyla, giysileriyle, kendine ait tabiatıyla seriliveriyorlar gözümün önüne.

Bir bütün olarak geliyorlar tek tek çökmüyorlar üzerime. Birdenbire geliveren bir eski dost gibiler. Kapıyı açıyorum bir tanrı misafirini içeri almaz mısın diyorlar. Bir bakıyorum Nihat Amca, bir bakıyorum Nezahat ve Mehmet, bir bakıyorum Agırba kardeşler, bir bakıyorum İmdat Abi, bir bakıyorum Cezmi Abi ve Alina, bir bakıyorum Ömer Abi giriyor içeri ve başlıyorlar söze O eski güzelliklerin hatırına alıyorum hepsini bir bir içeri. Sonra da içeri alındıkları andan itibaren kıtır kıtır kesmeye kalkıyorlar kör bıçakla. O nedenle içeri alınmadan önce teğet geçmek ve sessizce kapının öbür tarafında bekletmek en iyisidir diyorum. Zira kapıyı kırabilirler.

Benim gibi anılarına bağlı olanlar çok duygusal insanlar da değillerdir aslında. Hafızanın tuzaklarına karşı kendilerini, yaşantılarını, sevdiklerini güvenceye almak isterler sadece. Yılların nasıl usul ve çaktırmadan geçip gittiğini, aynı dalganın, aynı kıyıya bir kez daha vurmasının imkânsız olduğunu, hayatın tamamının uzun bir unutuş olduğunu bilirler. Bu uzun unutuştan bazı hatıraları çalmaları, eski sayfalardaki sözlere özlem duymaları, çekilen fotoğrafları, ilk evin kendilerinde kalan son parçası olan bazı küçük eşyaları ömürlerince saklamaları, hüzünden ziyade tekrar evsiz, yurtsuz kalma korkusu ile açıklanmalıdır belki de. Unutuluştan, kendi zayıf hikâyeleri de payına düşeni aldığında, kimsesiz kalmasınlar diye biriktirmişlerdir anıları. 

Bir nevi bağımlılık çeşididir böyle hatıraları biriktirmek aslında. Kimileri günlük tutar, kimileri sevdikleriyle  beraber sabahlara kadar yapılan sohbetleri, birlikte içilen kurtlu çorbaları, akut-abısta yenilen bir lokantanın peçetesini, bir konser biletini,  şarap şişesi mantarını,  kenarı senelerce ordan oraya  taşınmaktan emprimiş bir mektubu, üzerinde APSNI yazan sigara paketini, pazardan on rubleye alınmış bir fincanı saklarlar. Kimilerinin kutulara dolaplara sığmayacak biriktirilmiş anıları olur böylece.

İnsanın en büyük düşmanı hafızasıdır anılar karşısında. Hiç unutmam dediklerini gri bulutların ardına kolayca saklarken hatırlamaktan en nefret ettiklerini apansız çıkartabilir karşılarına hafıza mereti. Eee tabi biz de biliriz ki yaşanan anın temsili küçük ve manasız objeleri, hafızanın bu oyunları karşısında çaresizdir. Kutularda tozlanırlar bazen yıllarca. Öfke nöbetleri ile tarumar edilir, en gözden uzak köşelere saklanır bazen de yakılırlar.  Marquez` in "Kolera Günlerinde Aşk" kitabında Fernanda, elli yıldır aşkla bağlı olduğu kocası öldüğünde ondan kalan ne varsa bahçede kocaman bir ateşe atıp yakar. "anılar insanı kemirir" der sonra da.

Belki benim de Abhazya’ya bir daha bir türlü gidemeyişim bundandır.

Bugünlerde Ardzınba’nın erken gidişiyle yüreğim acının sonsuzluğunda deliler gibi çırpındı. Üzüntü yüklü dalgalar acıyla ve kahırla yıllardır bir köşede duran anılarımı durmadan dövüyor.

Ardzınba yalnızca bizim anlayacağımız, yalnızca bizim anımsayacağımız; yolu Abaza halkının haklı özgürlük kavgasından geçen ve bu kavgaya insanlık adına omuz veren herkesin anlayacağı ve anımsayacağı bir biçimde yaşadı ve hayata veda etti. Kişiliğine ve siyasi felsefesine yaraşır bir şekilde; köyünün orta yerinde, ayakta ve alkışlar arasında gömülüyor. Abhazya’yı, korunup sahiplenilecek görkemli bir miras olarak kendi halkına ve dost –kardeş Kafkasya halklarına bıraktı. Onu kaybetmenin acısıyla başa çıkmak zor olsa da şimdi yaşadığımız ve gelecekte de yaşayacağımız muhtemel acıları ancak onun mirasına sahip çıkarak anlamlandırabiliriz.

Abhazya yurttaşları ve dostları olarak ancak bu şekilde özgür ve onurlu bir hayatın sahibi olabiliriz.

Bir zaman Abhazya’da yaşamış, eşi Abaza bir Adıge olarak diyorum ki güle güle git halkına seslenirken “Size kurban olayım” diyen karizmatik lider, büyük komutan Vladislav Ardzınba. Toprağın bol, ruhun şad olsun.

Halkın senden aldığı güçle kendini koruma  kavgasını coşkuyla sürdürecek ve var olacaktır..Toplumlar da insanlar gibi dönem dönem varoluşsal problemler yaşar. Bugünün anlamlandırılması ve gelecekte ne tarafa yol alınacağı konusunda yaşanan toplumsal çatışmalar ve belirsizlikler, geçmişin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılar. Senin halkın da olası böyle dönemlerde tarihinde ve hafızasında önemli yer işgal eden tarihî olaylar ve figürleri dolayısıyla seni yeniden ele alacak,  unutmayacaktır.

Onlar sana inançla, sevgiyle bağlandılar. Labirentin içinde kayboldukları anlarda hemen sarılıp yollarını bulacaklardır.


Bu yazı toplam 3043 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net